Yurdumuzdan Efsaneler

1

Muhabbetler sırasında genel kültürünü konuşturuveren insanlara ayrı bir hayranlığım vardır. Konuşulan konu üzerine küçük bir kıssa anlatıp hisse aldıran, güzel bir şiirden dörtlük okuyuveren ya da uzunca efsaneleri anlatan, gönlü güzel insanlar vardır ya, işte onlarla sohbete, muhabbete doyum olmaz. Hele bir de gecenin sessizliğinde, anlatılırken yaşanan efsaneler vardır. Böyle efsaneleri dinlemenin keyfi bir başkadır.
Efsanenin tanımına baktıktan sonra, yurdumuzda yüzyıllardır söylenegelen efsaneleri anlatalım dilerseniz…

nedir ?
Halk edebiyatı türlerinden biri olan efsaneler, geçmişle günümüz arasında kültürel aktarımı sağlayan, kişileri yaşamış ancak olayları doğaüstü olaylar olan anlatımlardır. Gerçek ve hayali varlıklara yer verilen, nesilden nesile geçmiş, ders verici niteliği de bulunan olayları içine alan söylentilerdir.
Bizim kültürümüzde efsanelerin yeri önemlidir ve hala nesilden nesile aktarılıyor olması sevindiricidir.
Şimdi bir masalın içinde olduğunuzu hayal edin ve huzurlu bir ortamda bu efsaneleri dinlediğinizi düşünün.


Sarıkız Efsanesi 

Çok eski zamanlarda Güre köyünde Sarıkız adında güzeller güzeli bir kız yaşarmış. Babası onu gözünden bile sakınır, kimselere göstermek istemezmiş. Köyün bütün delikanlıları onunla evlenmek ister ama bir türlü babasını ikna edemezlermiş. Babasının hacca gittiği bir zaman Sarıkız komşularında emanet kalmış. Bunu fırsat bilen köydeki delikanlılar kıza bir iftira atıp öfkelerini göstermek istemişler.
Babası döndükten sonra yanına gidip “Senin kızın artık kötü yolda, gözümüzle gördük, ya kızını öldürürsün ya da kızınla beraber çeker gidersin“ demişler. Söylenen sözlere çok üzülen baba, kızını öldürmeye kıyamamış.
Binbir zahmetle büyüttüğü güzel kızına atılan iftira yüzünden köylülerin yüzüne bakamıyormuş, bu yüzden kızını köyden uzaklaştırmaya karar vermiş.
Güttüğü kazları da alarak kızıyla beraber Kaz dağının zirvesine varmış. Kurda kuşa yem olursa gözüm görmez, yaşarsa da burada gizlice yaşasın diyerek kızını dağ başında kazlarla bırakıp gitmiş.
Sarıkız dağda kazlarını gütmeye devam ederek yaşayıp gitmiş.. Hatta yolunu kaybedenlere de yol gösterip rehberlik edermiş. Bu durum kısa zamanda duyulmuş ve babasının kulağına gitmiş. Kızına bir şey olmadığını anlayan baba hemen onu görmeye, Kaz dağının zirvesine varmış.
Sarıkız babasını görünce hasretle kucaklayıp, yemekler ikram etmiş. Yemekten sonra Sarıkız’dan su isteyen babası, Sarıkız’ın elini, kilometrelerce uzaktaki kaynak suya uzattığını görünce, kızının ermiş olduğunu anlamış. İşte o anda buz gibi su yerine bir acı doldurmuş içini ve köylüye intizar etmiş.
O gün bu gün Kaz Dağı’ndaki bu kaynak suyu, şifalı sayılmış. Ayrıca baba kız öldükleri yerleri de kutsal saymışlar.

Kazdağı’nın zirvesinde bulunan Sarıkız’ın kabri bugün de yöre halkı tarafından ziyaret ediliyor. Her sene 14-16 Temmuz günleri arasında Akçay’da yapılan Zeytin Festivali’nde Sarıkız da temsil ediliyor ve ayrıca Sarıkız’ın kabri başında herkesin dileğini yazabildiği büyük bir dilek defteri bulunuyor.


Kaya Efsanesi

Yarı Tanrı Tantalos’un kızı Niobe Manisa’da doğmuş, tanrıça Hera ile birlikte çocuklukları bu bölgede geçmiş. Daha sonra Niobe’nin yedisi kız, yedisi erkek 14 çocuğu olmuş. Çocukluk arkadaşı ve Zeus’un eşi Hera’nın ise Apollon ve Artemis olmak üzere iki çocuğu olmuş. Her fırsatta çocuklarının sayısı ile gururlanan Niobe, topu topu iki çocuğu olduğunu söyleyerek küçümsediği Hera’yı öfkelendirir olmuş.
Bir gün yine bu duruma çok kızdığı bir anda, çocuklarından, Niobe’yi cezalandırmalarını istemiş. Apollon ve Artemis de oklarıyla Niobe’nin bütün çocuklarını öldürmüş.. Niobe, çocuklarının cesetleri başında günlerce ağlamış. Sonunda Tanrı Zeus, Niobe’nin haline acımış ve ıstırabına son vermek için onu ağladığı yerde haline getirmiş.
Spil yamacındaki kadın başı şeklindeki bu kayanın, göz çukurunu andıran girintilerinden sızan (daha doğrusu, yakın zamanda kuruduğu için artık sızmayan) su, Niobe’nin gözyaşları olarak yorumlanıyor. Halk buraya ‘Ağlayan Kaya’ demiş. Yakından bakıldığında sıradan doğal bir kaya olan, batı yönünde biraz uzaklaşılarak bakıldığında ise kadın başı şeklinde görünen bu kaya, hala çok ziyaret edilen bir yer. Manisa’nın sarı üzümlerinin ilk olarak Niobe’nin gözyaşlarıyla sulanan bağlarda yetiştiği söyleniyor.


Şahmeran Efsanesi 

Efsaneye göre çok eski zamanlarda Tarsus yakınlarında bir yerde, vücudunun üst kısmı kadın, alt kısmı yılan olan bir yaratık yaşarmış.. Yılanların şahı, Şahmeranmış adı. İyiliksever bir canlı olan Şahmeran, yeraltında yılanlarla birlikte yaşarmış. Bütün yılanlar ona itaat edermiş.
Oralarda yaşayan Cemşab adında bir genç varmış. Bir gün Cemşab arkadaşlarıyla aralarında çıkan anlaşmazlıkta, kendisini bir kuyunun dibinde bulmuş. Arkadaşları kızgınlıkla onu oraya bırakıp gitmişler.  Cemşab bir çıkış yolu ararken ufak bir delikten sızan ışığı görmüş. Hemen o deliği büyüterek içeriye bakmış. İçeride güzeller güzeli Şahmeran’ı görmüş. Şahmeran da Cemşabı görünce tanışmışlar ve birlikte yaşamaya başlamışlar.  Şahmeran Cemşabı o kadar sevmiş ki, ona kimsenin bilmediği tıp ilmini öğretmiş. Hatta bir rivayete göre Cemşab, Lokman Hekim imiş.
Aradan geçen zaman içinde Cemşab artık evine dönmek istemiş… Şahmeran bunu çok istemese de kabul etmekten başka çaresi yokmuş. Sıkı sıkı kendisini gördüğünü kimseye söylememesi gerektiğini tembihlemiş Cemşaba.

O sırada hükümdar rahatsızlanmış. Hastalığına şifanın Şehmeranın etinde olduğu söylenince Şehmeranı bulmak üzere herkes harekete geçmiş. Vezir Şehmeranı gören ve yerini bilen kişilerin vücutlarında pullar çıktığını biliyormuş. Bu doğrultuda kimin vücudunda pul varsa anlamak için herkesi hamamda yıkanırken takip etmeye başlamış. Bu arama sırasında Cemşabın vücudunda oluşan pulları görünce onun yerini bildiğini anlamış.
Hemen yerini söylemesini istemiş, önce bunu istemeyen Cemşab sonradan Şahmeranın yerini göstermiş …
Bu duruma çok üzülen Şahmeran, onun istemeden yaptığına inanıyormuş.. Cemşaba; “Beni öldürdükten sonra kaynayan etimi hükümdara, suyumu da vezire verip içir “ demiş.
Cemşab suyu vezire vermiş, vezir ölmüş, etini hükümdara vermiş, hükümdar iyileşmiş.
Efsaneye göre Şahmeran’ın öldüğünü hala yılanlar bilmezmiş, bilseler bütün şehirleri istila edip, Şahmeran’ın intikamını alırlarmış.


Kızkulesi Efsanesi 

Kızkulesi Adası, Kubadabad Saltanat Kentinin haremliğiymiş. Ada da çevresi sularla çevrili bir kale ile, birbirinden güzel köşklerin ortasında yüksek bir kule varmış.
İşte bu kulede cariyeleri ile birlikte Selçuklu Sultanının güzeller güzeli biricik kızı yaşarmış.
Sultan, rüyasında (başka bir rivayete göre falında) sevgili kızının yılan sokması sonucu öleceğini görmüş… Uykuları kaçan Sultanın, kızını koruması gerekiyormuş. Bu nedenle yaptırdığı kale içerisindeki kuleye kızını kapatmış. Öyle ki, kuleye yılan girmesin diye beton borularla Anasmaslar’dan Adaya su ve süt akıtılmış.
Böylece yıllar yılları kovalamış ve günlerden bir gün güzel Sultan ateşler içine düşüp hastalanmış. Ülkenin en ünlü hekimleri zor iyileştirmişler Sultan’ın kızını. Sultanın kızı yeniden sağlığına, mutluluğuna kavuşmuş. İyileşmesini kutlamak için armağanlar yağmaya başlamış kuleye. Yaşlı bir köylü kadında bir sepet üzüm getirmiş. Üzümlerle birlikte kuleye giren yılanı kimseler fark etmemiş.
Yılan o gece uykuya dalan güzel Sultanı sokup öldürmüş.


Karacaoğlan Efsanesi 

Vaktin birinde Karacaoğlan diye bir genç yaşarmış. Bir ağanın kuzu çobanlığını yaparmış. Ağası günün birinde hacca gitmiş. Yolda giderken canı helva istemiş,”Bizim hanımın helvası olsaydı da yeseydim” diye düşünmüş. Ağa bunları hac yolunda düşünürken, Karacaoğlan ağanın evine gelip ağanın karısına; ”Ağam helva istedi, yap da götüreyim” demiş. Ağanın karısı içinden ”ağa hacda, çobanın canı helva çekti, bana da söylemeye yanaşamadı, böyle bir yalan söyledi.” diye geçirmiş. Helvayı yapmış bir tasın içine koyup çobana vermiş..
Ağa yolda giderken bir bakıyor ki,kendisine bir tasın içinde helva uzatılıyor. Ağa tası almış, bakmış ki bu tas evindeki tasmış. olup bitenlere bir anlam veremeyip bir güzel helvayı yemiş.
Helvayı yedikten sonra tası çantasına koyup yoluna devam etmiş. Ağa hacca gidip, görevini yapmış ve köyüne geri dönmüş. Evine geldiğinde hanımına yolda kendisine gelen tası sormuş. Hanım da Karacaoğlan ile arasında geçen konuşmayı anlamış. ”Tası ona vermiştim, daha getirmedi”demiş. Bunun üzerine ağa kendisini ziyarete gelenlere dönüp, “Keramet Karacaoğlan’dadır. Gidin onun elini öpün. “ diye söylemiş. Böylece Karacaoğlan yörede ”keramet sahibi” olarak tanınmış.

Karacaoğlan bir gün yine kuzuları otlatmak üzere dağlara doğru gitmiş. Ancak ecel, Karacaoğlanı bir tepenin üstünde yakalamış.
Karacaoğlan öldüğü tepede defnedilmiş. Karacaoğlan tepesi ve ziyareti bundan sonra halk arasında kutsal kabul edilmiş.
Karacaoğlan ile birlikte ”Sari Baba” ve ”Horasan Baba” ziyaretleri de halk arasında adakların adandığı yerlerdir. Hatta bu üç şahsın birbirleriyle kardeş oldukları söyleniyor. Bunların bulunduğu bölgeye ”Üç ziyaretler” denir ve kutsallığına inanılıyor.


Kütahya Kalesi Efsanesi 

Çok eski zamanlarda Kütahya’da dev gibi iri ve güçlü adamlar yaşarmış. Boyları o kadar uzunmuş ki, bazıları susadığında eğilip kente üç kilometre uzaklıktaki Felent çayından su içerlermiş. Bu dev adamların ömürleri de çok uzunmuş.
Bir gün bu adamlara liderleri yan yana dizilmelerini emretmiş, dizinin bir ucu Yoncalıya, diğer ucu Nemrut kayasına ulaşmış. Liderleri Nemrut kayasından parçalar kestirerek oda büyüklüğünde kaya parçaları elden ele geçirilerek Gulam köyü diye bir köyün yanında işlenerek kentin yanındaki şimdiki Hisar tepeye taşıtmış. Burada bir kale yapılmasını istemiş. Kalenin yapımı uzun sürmüş. Bedenler örülmüş, saralar kurulmuş, su mahzenleri kazılmış ve yer altı yolları yapılarak, görkemli bir kale yükseltmişler. Bu sırada bin yaşına yaklaşmış olan liderlerinin oğlu, henüz 300 yaşındayken delikanlı çağında vefat etmiş. O güne kadar ölümle ilk kez karşılaşan babanın beli bükülmüş, canı yanmış. Daha bıyıkları yeni çıkan oğlunun ardından, günümüze dek gelen şu sözleri söylemiş.
“Üç yüz yaşında oğlum öldü hamı traş,
Bu diyarda ölüm olduğunu bileydim,
Koymazdım taş üstüne taş.”


Çayda Çıra Efsanesi 

Yurdumuz halkoyunlarının gözdesi olan çayda çıra oyunu elde tabaklara konan mumlarla karanlık bir mekanda başlanarak oynanır. Elazığ’a ait bu oyunun doğuşuyla ilgili pek çok efsane söylenir ama en yaygını şöyledir;

Uluovayı ortadan ayıran Haringit çayının kıyısında kurulu bir köyde düğün varmış. Bu köyün ileri gelenlerinden birinin oğlu evlenmekteymiş. Günlerce süren düğünde yenmiş, içilmiş ve düğünün son gecesine gelinmiş. Eğlence olanca coşkusu ve güzelliği ile devam ederken, aniden Ay tutulmuş. O zamanlar da bu olay pek hayıra yorumlanmazmış.
Düğüne katılanlar bunu uğursuzluk olarak yorumlamışlar. Davetliler tedirgin olmuş,düğünün neşesi kaçmış coşkusu donmuş.  Damadın annesi Pembe hatun bu duruma çok üzülmüş. Ne kadar mum varsa köyde toplatmış, tabaklara dizmiş ve orada bulunanların ellerine tutuşturmuş. Kendisi de başa geçerek mumların ışığında oynamaya başlamış. Çalgıcılar hemen bu oyuna uygun müzik bulmuşlar ve çalmaya devam etmişler. Davetliler coşmuş, eğlence devam etmiş.


Cudi Dağı Efsanesi 

Siirt’in güneyinde Hakkari sınırlarındaki Cudi Dağı, Nuh Peygamber’in gemisinin tufandan sonra karaya çıktığı yermiş. Şırnak şehrinin güneyindeki dağdan inen Nuh Peygamber ve oğulları, büyük tufandan sonra yaşamı yeniden burada başlatmışlardır. Nuh Peygamber’in Cudi Dağı’nı aşıp Şırnak’ı da kurduğu söyleniyor.
Bir zamanlar şehrin Şehr-i Nuh adıyla anılması bundandır. Günümüzde Haziran ve temmuz aylarında Cudi Dağları’na çıkılıyor. Geminin oturduğuna inanılan tepe ziyaret ediliyor. Efsaneye göre Hz. Nuh’un karaya ayak bastığı vakit kurban kestiği yer de burasıdır.

Yurdumuzda söylenegelen efsaneler pek çoktur.
Masal tadında ama bazen mekanları gerçek, bazen kişileri gerçek olan bu efsaneleri dinlemek kadar anlatabilmek de önemlidir.

Özge Güneş

Özge Güneş

Yazmak zamanı durdurmaktır ....
Özge Güneş

En Son 3 Yazısı Aşağıdadır . . . (Tüm Yazılarını Görüntüle)

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here