Yola Çıkışının Yıl Dönümünde: Titanik

0

 

Devrinin en büyük icatlarından olan, asla batmasına ihtimal verilmeyen, öyle ki buz dağına çarptığında kayıklarla canlarını kurtarmak gereği dahi duyulmayan, sağlamlığına o denli güvenilen hüsran hikayesi . Süregelen zaman içerisinde bu devasa geminin batışı ile ortaya pek çok teori atıldı. Bu şaibeli yok oluşun detaylarını birde birlikte inceleyelim istedim..


Bundan çok uzun zaman evvel Nisan 14 sene 1912.. Buz dağına çarparak can veren 1513 kişinin acı hikayesi saklı bu şaibe de. Neden bu kadar şüpheci olduğum merak unsuru ise sizin için gelin birlikte bakalım bu karanlık noktalara..

1) Sene 1898 Morgan Robertson adlı yazar batmadan tam 14 yıl önce bir kitap kaleme alır. Tuhaftır ki Robertson’un “Futility (Boş yere)” veya “Titan Batığı” adlı kitabında yazanlarla, RMS Titanik gemisinin başına gelen olaylar birçok benzerlik göstermektedir. Robertson’un kitabında anlatılan Titan adlı gemi 248 metre uzunluğundadır ve Southampton limanından yola çıkmaktadır. Titanik de aynı limandan yola çıkmıştır ve boyu 252 metre uzunluğundadır. Sadece bu kadar değil devamını da dinleyin isterim.

Romandaki gemi de aynı Titanik gibi 3 pervanelidir. Robertson’un romanındaki Titan, sancak tarafından bir buz dağına çarpar ve 1500 kişi yaşamını kaybeder. Titanik de aynı noktadan buz dağına çarpar ve 1514 kişi hayatını kaybeder. Bugün baktığımızda Robertson’un kitabı ile Titanik gemisinin benzerliklerini görerek hayrete düşüyoruz. Fakat o devirlerde Robertson’un kitabı pek ilgi görmemişti. Geçen zamanla birlikte bu benzerlikler ortaya çıktı fakat o zamanda iş işten zaten geçmişti. Peki sadece bu mu bizim tereddütümüz?

Asla! Yine Robertson’dan çok evvel 1892 yılında William Thomas Stead, Titanik’in kaderini birebir anlatan bir öykü kaleme almıştı. Stead, From the Old World to the New” adlı öyküsünde tıpkı Titanik gibi buz dağına çarparak batan bir gemiyi anlatmaktaydı. Bu hikayenin ve Robertson’un kitabının yayınlandığı yıllarda ise daha Titanik gemisinin inşasına bile başlanmamıştı. Titanik’in inşasına yıllar sonra, 1909 yılında başlanmış ve çalışmalar 1912 yılında sona ermişti. Durum böyle olunca hepimizin aklında aynı soru yankı buluyor. “Acaba?” diyoruz, her şey planlanmış mıydı, günümüzde de gördüğümüz pek çok örnek gibi 1513 can bir komploya mı kurban gitmişti? Peşin hükümlü davranmamak adına diğer ihtimalleri de inceleyim derim.


2) Döneminin en büyük mevzu kaynaklarından olan Titanik gemisi toplamda 3.547 kişiyi taşıyabilecek kapasitedeydi. Buna rağmen gemi, toplamda sadece 1.178 kişiyi taşıyabilecek sayıda filikaya sahipti. Titanik devasa büyüklükte bir gemiydi. Bu denli devasa bir gemiyi hareket ettirmek için de çok fazla güç gerekiyordu. Geminin motorları 159 adet kömür fırınından beslenen 29 kazan sayesinde çalıştırılıyordu. Peki Titanik yola çıkmadan evvel yeterli miktarda kömür almış mıydı? Bunun yanı sıra Titanik gemisinin yapımında genel olarak çelik kullanılmıştı. Eski zamanlarda kılıç yapımında da kullanılan çelik sağlam bir maddeydi ve kılıçları gayet keskin hale getiriyordu. Fakat aynı zamanda çelik fazlaca kırılgandı. Peki buna rağmen Titanik’de çeliğin kullanılması ne kadar isabetli bir karardı? Hal böyle olunca peş peşe gelen bu kadar ihtilaf sadece tesadüf mü yoksa olayın arka perdesinde bizleri hayrete düşürecek başka gerçeklerde tabii mi?


3) Geminin batmasının ardından insanlar kayıklara binip kaçmak yerine o devasa büyüklükte ki gemide beklediler, peki bunun nedeni neydi? Tabi ki hala daha batmayacak oluşuna verilen ihtimal. Kazadan sonra hayatta kalan 700 yolcudan 200’ü hem ’de hem İngiltere’de detaylı bir sorguya alındı. Geminin battığı akşam yolcuların birçoğu daha önce şahit olmadıkları 2 şeye şahit olmuşlardı. Birincisi, tam gece 11:30 civarında gemideki hava sıcaklığı birden bire düşmüş, ikincisi bu sırada yıldızlar o güne kadar hiç olmadığı kadar parlakmış ve çok net bir şekilde görülebiliyormuş. Şimdi bu iki şeye şu şekilde cevap verilebilir:

1. Buz dağının olduğu bölgeye yaklaşınca havanın soğuması normal.

2. Işık kirliliğinin olmadığı 1912 tarihinde gökyüzünde, özellikle okyanusun ortasında çok sayıda görülmesi gayet normal.

Peki, bu durumun asli gerçekten öyle mi gelin birlikte inceleyelim.


5) Titanik’in batması sonucu oluşan can kaybının fazla olmasının sebebi de aslında çok garip. Daha evvelde ifade ettiğim gibi geminin batmaya başladığı ilk anlarda birçok insan kayıklara binmeyi reddetmiş. Nedeni ise geminin batacak olmasına halen inanamıyor olmaları imiş. Birçok insan okyanusun ortasında ufacık bir kayığa binmektense, gemide kalmayı daha güvenli olarak görmüş. Sonuçta okyanusun ortasındalar, gökyüzünde milyonlarca yıldız var ve küçük bir kayığa binmeyi reddediyorlar. Onları kimse suçlayamaz sanırım.. Bu nedenle birçok kayık ancak yarısına kadar dolmuş ve okyanusun ortasına doğru yol almış..

Ve ilginçtir ki.. Normal bir kaza sırasında herkes canının derdinde düşerken kayıklarla binmek için izdiham yaşanırken Titanik’de öyle bir izdiham asla gerçekleşmemiş. Kadınlar ve çocuklar gemiye bindirilerek gönderilmiş, arada bir kaç tane kadın kılığına girip canını kurtarmak isteyen erkek tabi ki olmuş fakat bu asla yargılanabilir bir şey değil. Canını kurtarmak pahasına insanların her şeyi göze aldığı bir süreçten bahsediyoruz çünkü. Kullanımını her ne kadar yanlış bulsam da bunu da sizinle paylaşmak istiyorum, peki ölenler alt sınıf insanlar mıydı? Yani dönemin başka bir tabirine göre can veren 1513 kişinin içerisinde soylu diye adlandırabileceğimiz ne kadar insan vardı? Gelin birlikte bakalım.


6) Gemiden suya indirilen kayıklara çoğunlukla birinci ve ikinci sınıf yolcuların alındığı, üçüncü sınıf yolcuların bilerek bu kayıklara alınmadığı söylenir. Zaten en fazla ölen üçüncü sınıf yolculardan olmuştu ama bunun sebebi özelikle bu kişilerin kayıklara alınmaması değildi. Genelde birinci ve ikinci sınıf yolcular üst katlarda kalıyordu ve güverteye yakındılar. Üçüncü sınıf yolcular güverteye uzak olduklarından güverteye çıktıklarında birinci ve ikinci sınıfların arkasında kaldılar. O kargaşa ortamında kimse sınıf ayrımı yapacak halde değildi ama genelde arkalarda kalan üçüncü sınıf yolcular kendilerine kayıklarda fazla boş yer bulamadılar. İstatistiklere göre birinci sınıf bileti olan kadınların %97’si kurtuldu, ikinci sınıftaki kadınların %86’si kurtuldu ve üçüncü sınıftaki kadınların %49’u kurtuldu. Birinci sınıftaki çocukların %86’si kurtuldu (sadece 7 çocuk vardı), ikinci sınıftaki çocukların tamamı kurtuldu ve üçüncü sınıftaki çocukların %31’i kurtuldu. Birinci sınıftaki yetişkin erkeklerin %17’si kurtulurken ikinci sınıfta bu rakam %8, üçüncü sınıfta %13’tu. Toplamda birinci sınıftaki yolcuların %62’si, ikinci sınıftaki yolcuların %43’ü ve üçüncü sınıftaki yolcuların %25’i kurtulurken toplamda gemiye ayak basanların %37’si kurtuldu. Gemideki 9 Türk’ten 3 tanesi kurtuldu ve 6 tanesi hayatını kaybetti. Bu Türklerin biri 1. sınıfta, diğer 8 tanesi 3. sınıfta yolculuk yapıyordu.

O gece toplamda 1513 kişi hayatını kaybetti..


 7) Olayı diğer gemilerin seyir defterinden dinleyecek olursak kazadan bir kaç gün sonra aynı bölgeden geçen bir gemi seyir notlarında denizin yüzeyine çıkan onlarca cesetten bahsediliyordu. Hatta bu cesetlerden biri bebeğine sıkı sıkıya sarılmış bir anneye aitti. O sırada geminin kaptanı Titanic kazası hakkında pek bilgi sahibi olmadığı için bu cesetlerin nereden geldiğini merak etmekteydi ve bu da notlara geçilmişti.


8) O yılların getirdiği teknolojik yetersizlikler nedeniyle yapılan birçok enkaz bulma çalışması başarısızlıkla sonuçlanmıştı. 1 Eylül 1985’e kadar yeri keşfedilemeyen enkaz, bu tarihte Dr. Robert Ballard liderliğindeki bir ekipçe bulundu ve tüm dünya Titanic faciasını bir kez daha hatırladı.

Araştırmacılar, sonar sistem ve robotlar kullanarak Titanic batığının ilk kez kapsamlı bir haritasını çıkardı. Deniz tabanında 5 kilometreye 8 kilometrelik bir alanda yayılmış gemi parçalarının ve yüzlerce eşyanın yerini gösteren harita, aynı zamanda asla batmayacağı düşünülen Titanic’in 100 yıl önce ilk yolculuğunda bir buz kitlesine çarparak parçalandığı gece neler olduğuna dair de yeni veriler sundu.

Bu araştırma boyunca Ballard ve ekibi 3 bin 657 metre derinde yatan Titanic’in ilk fotoğraflarını çekmeyi başardılar. Bu fotoğraflar 1997’de çekilen 11 Oscarlı film için kaynak oluşturmuşlardı.


9) Titanik’ten kurtulan değerli bir Türk’ten bahsederken sözlerimi tamamlamak istiyorum. Türk tıbbının öncülerinden olan Doktor Besim Ömer, 1912 yılında Washington’da düzenlenen bir konferansa katılacaktı. Besim Ömer, Washington’a gitmek için Titanik’ten bilet almıştı. Geminin ilk durağı olan Fransa-Cherbourg’a trenle giderek, buradan gemiye binecekti. Ne var ki Besim Ömer, o gün otelinde erkenden uyanamadığı için trenini kaçırdı. Böylece şehre vaktinde ulaşamayarak, Titanik’e binemedi. Birkaç gün sonra felaket haberini okuyan Besim Ömer, bir aksilik sonucu o gemiyi kaçırmasını ”yeryüzünün en şanslı insanıyım” diyerek yorumladı.

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here