“Yine dene, yine yenil, daha iyi yenil!”

0
6
“Yine dene, yine yenil, daha iyi yenil!”
“Yine dene, yine yenil, daha iyi yenil!”

“Çağdaş olan, aydınlığını değil, karanlığını algılamak için bakışını kendi zamanına sıkıca odaklayan kişidir. Çağdaş olan, kendi zamanın karanlığını kendisini ilgilendiren bir şey olarak, kendisini angaje etmeyi asla bırakmayan bir şey olarak algılayan kişidir” diyen İtalyan siyaset felsefesi düşünürü ve eğitimcisi (1942) Giorgio Agamben (Monokl Yayınları’nın bastığı “İçeriksiz Adam” kitabında ise) şöyle devam ediyor: “İnsana şimdiye dek yük olan şey, ruhunun tembelliğinden ibarettir yalnızca. Her şey dışarıdan bize doğru akıyormuş gibi görünüyor, çünkü biz dışarıya doğru akmıyoruz.”

5da5cd4217aca923e4f3d85f

Agamben’i bugünkü yazının girişine iliştirense; Alman felsefeci Marcus Steinweg’in (İthaki Yayınları’ndan çıkan) “Tutarsızlıklar” kitabında karşıma çıkması. ‘Çağdaş’ olanın ne olup olmadığına karar verecek algıya ulaştık mı, yoksa bu da ‘çağdaş’ dünyanın birer oyunu mu bilmiyorum ama (Oğuz Atay’a selam olsun) “Tutunamayanlar” ve “Tutarsızlıklar” çemberinde üç ileri, iki geri adımlarla talim yaptığımız şu evrende, coğrafyanın ve dünyanın akışına, kendi akışını ve rengini ekleyenler de var, hatta o eklemeye derinden çizik attıranlar da var. İşte bunlardan bir tanesi de (1981 doğumlu) Nisan Ceren Göçen…

Gösteri sanatlarında adını duyduğumuz ama bir türlü kendisiyle hemhal olamadığımız ‘emekçiler’ vardır, Göçen de o emekçilerden biri. Zira son 15 yıldır emek verdiği oyunlar, yaklaşık 300 binin üzerinde bilet satmış. Her bir bilet bir hikaye taşımış sahibine, seyrine yatanlar bilecektir. Son yıllarda “Alice Müzikali”, “Dünyada Karşılaşmış Gibi”, “Kürk Mantolu Madonna”, “Terk” ve “Arzu Tramvayı” gibi geniş kitlelere ulaşan birçok büyük prodüksiyonun arkasındaki yapımcı kendisi. Hatta “tiyatro yapımcılığı” tanımı da kendisiyle dilimize pelesenk olmuştur dersek yanlış olmaz!

Ankara’dan İstanbul’a geldikten sonra reklam, sinema, belgesel mevzularında çalışmaya başlamış ve sonrasında yolları, tiyatro yazarı ve sinema – tiyatro yönetmeni (şahsına münhasır kalemi ve kelamıyla belleklerde yer edinen) Berkun Oya ile kesişmiş. Ve bu tanışmayla birlikte de tiyatro yapımcılığına yönelmiş. Bir yandan ortağı ve yapımcısı olduğu Krek’te, Berkun Oya ile tiyatroseverlere algıda seçicilik yaptıran işler sunarken, diğer yandan da farklı oyunları bağımsız bir yapımcı olarak hayata geçirerek sanatseverlerin ilgisine mazhar olamaya devam ediyor Göçen, hem de hafızalardan silinmeyecek bir izle…

 “Özgür, bağımsız ve sansürsüz”

“Sanatı siyasetten, felsefeden, ideolojiden ayırmak çok tehlikeli… Sanat diğerlerinden arındırılmış, saf ve temiz kalabilir mi? Sanat kirlidir, bozuktur. Saf ve temiz sanat olamaz, çünkü sanat yaşama kuvvetli bağlarla bağlıdır” diyor Dairo Fo… Hatta Michael Patterson da; “Tiyatro tamamıyla siyasidir. Aslında bütün sanat dalları içerisinde en fazla politik olanıdır” diyor. Bugüne kadar yarattığınız projelere bakınca, aslında bu sorunun cevabı da ortaya çıkmış oluyor ama bir cümle ile ifade etseniz, ortaya nasıl bir fotoğraf çıkar?

Tiyatronun özgür, bağımsız, sansürsüz, hayatın içinden birebir çıkmış, gerçek zamanlı bir sanat dalı oluşu; insana ait tüm duygu, düşünce ve davranışları yansıtmaktaki zenginliği, onu diğer sanat dallarından biraz daha farklı bir yere koyuyor.

Krek ile başlayan mesaide ve sonrasında pek çok sahnede yarattığınız işler var; aslında bu söyleşiyi okuyacak kişilere ön tanıtım olsun minvalinde, kimdir bu işlerin arkasındaki ekip?

 Kendi tiyatro topluluğum olan Krek’te ve diğer ürettiğim bağımsız işlerde kemik bir kadroyla çalışıyorum. Bu yapımların arkasında; sahne sanatları dallarıyla okul veya okul dışında haşır neşir olan, dünyayı takip eden, metin okuyan, kafası açık, çalışkan, yetenekli bir ekip var. Gün geçtikçe de bu ekip büyüyor.

“Boşluk doldurma gibi bir amacı yok”

Picasso, bir sözünde insanların uyanması gerektiğinden bahseder; “İnsanları uyandırmak gerek. Şeyleri algılama biçimlerini altüst etmek. İnsanları kızdıracak, kabul edilmez imgeler yaratmak lazım. Pek güvenilir olmayan, tuhaf bir dünyada yaşadıklarını, sandıkları gibi bir dünyada bulunmadıklarını anlamalarını sağlamak…” Krek’in yaptığı çalışmaları baz aldığımızda seyircideki etkisi nedir? Nasıl bir boşluk görüyorsunuz da bu hikayelere karar veriyorsunuz, motivasyonunuz nedir?

Krek, Berkun Oya’nın yazıp, yönettiği oyunları gerçekleştiren bir repertuvar tiyatrosu olarak, oyunun etkisini olabilecek en anlamlı şekilde ortaya çıkartmayı hedefliyor. Seyircinin gerçeklik algısını eğmek, bükmek de adeta doğal bir refleks gibi oyunlarının bünyesine sinmiştir diyebiliriz. Açıkçası tiyatroda ürettiğimiz işlerin bir boşluk doldurma gibi bir amacı yok. İlgi duyduğumuz, bizi heyecanlandıran metinlerle, oyuncularla çalışma motivasyonuyla başlıyor her şey. Bizden önce ve bizle birlikte neler yapılıyor konusunu takip etmenin çok değerli olduğunu ve bizi çok beslediğini düşünüyorum.

Dünyadaki mevzular ortada, siyasi, ekonomik ve aslında kafalarımızın algısı bakımından da otokrat sorunlar yaşıyoruz; tüm bunlara rağmen yapılan ve yapılmakta olan tiyatroyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle tiyatronun bu çağı yakalayan işler yaptığını düşünüyor musunuz?

Tiyatronun özgür, bağımsız, sansürsüz, berrak bir alan olduğunu ve kaldığını düşünüyorum. Klasik ya da modern fark etmiyor, o oyun zamanın ruhunu yakalıyorsa seyircinin nezdinde karşılığını buluyor.

5da5cd5217aca923e4f3d863

Bugüne kadar sahnelediğiniz işlere bakınca hem anlatılış hem de mevzuyu güzergaha alış biçimi  olarak dikkat çekici; bir oyun için “tamamdır, bunu sahneleyeceğiz” dediğiniz kısım nasıl gelişiyor ve sonraki süreçte ne biçim bir yol izliyorsunuz?

Projeye göre değişiyor. Örneğin, Krek’te Berkun’un yazdığı, yönettiği ve kreatif olarak başında olduğu işler gerçekleştiriyoruz. Diğer taraftan bağımsız ya da farklı partnerlerle gerçekleştirdiğim projelerde; süreç bazen bir fikir, bazen bir metin ya da bir oyuncuyla çalışma motivasyonuyla başlayabiliyor. Kimi zaman da bir yönetmen ile yaratıcı yapımcı olarak çalışarak sıfırdan bütün kurguyu yaratıyoruz.

“Bu oyunu neden yapmışlar?”

Sizin için tiyatrodaki en önemli şey ve en korkutucu olan nedir?

Tiyatrodaki en önemli şey etki. Benim için en korkutucusu ise; “Bu oyunu neden yapmışlar” demeleri. Nefret etseler bile o bir etkidir. Bir oyunun yapılmasının bir anlamı, amacı olmalı.

Geçtiğimiz sezonu nasıl kapattınız, bir “Z Raporu” almak gerekirse ortaya çıkan ne olur?

Geçtiğimiz sezonun tiyatro adına iyi bir sezon olduğunu düşünüyorum. Yapımcılığını yaptığım oyunlar seyirci açısından büyük ölçüde karşılığını buldu. Genel olarak da geçtiğimiz sezonun oyunları hem nitelik hem nicelik açısından oldukça zengindi.

5da5cd6117aca923e4f3d86a

Bu yıl neler seyredeceğiz?

“Dünyada Karşılaşmış Gibi”, “Alice ve Arzu Tramvayı” oyunları devam ediyor. Yeni başlayan ve başlayacak oyunlardan; Florian Zeller’in yazdığı, İbrahim Çiçek’in yönettiği, Onur Saylak, Sezin Akbaşoğulları ve Şükran Ovalı gibi isimlerin oynadığı “Evlat” ve Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, Hira Tekindor’un yönettiği ve Zerrin Tekindor’un oynadığı tek kişilik oyun “Toz” var. Diğer taraftan da yazım aşamasında olan büyük prodüksiyonlu iki iş üzerine çalışıyoruz.

Son olarak ‘Hepimiz deli doğuyoruz. Bazılarımız böyle kalıyor’ diyen Beckett’e istinaden, siz  bir cümle söylerseniz, ne olurdu?

Yine Beckett’in bir sözü olurdu: “Ever tried. Ever failed. No matter. Try again. Fail again. Fail better. Hep denedin, hep yenildin, olsun… Yine dene, yine yenil, daha iyi yenil…”

Teknoloji firmasında güvenlik açığıGalatasaray’da Falcao krizi!Türkiye’ye özel pozlar

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here