Yıl 1942 Ellerde Karne.. Akıllarda Soru.. Kalpte korku….

0

Bir Savaşa Katılmasanız Bile Ekmeği Karneyle Alacak Duruma Getirir Sizi..

Bazı durumlarda zor karalar verilir ve hayat bizleri istemediğimiz durumlara sürükleyebilir.

Bunu ister kendiniz olarak yorumlayın ister bir aile, ister bi devlet. Hesap edilemeyen durumlar, yeterli alınamayan önlemler, ne derseniz artık .

Dış etkiler maalesef ki her zaman iyi olmuyor.

Zaten savaş yorgunluğunu ve yıkımlarını üstünden atamayan bir ülke olarak savaşa girmek istememize rağmen etkilerinden ve zor şartlarından kurtulamadık.

1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’ya saldırısı sonrasında İkinci Dünya Savaşının çıkması Türkiye için de yeni bir dönem anlamına gelmekteydi. Bu savaşa katılamayacaktık fakat ”silahlı tarafsızlık ” kararı alan ordumuzu kuvvetlendirmek zorundaydık ve 18 milyon civarı olan nüfusun 900.000’i silah altına alındı. Tabi ki bunu yanında taşıma araçları yetersiz olduğundan yük hayvanlarına da Hükumet tarafından el konuldu. Ordumuz’un kuvvetlenmesi iyiydi ama birde madalyonun diğer tarafı vardı. Silah altına alınan bu askerlerin çoğu zirai bölgelerden geldiği için üretim yapacak insan sayısı ciddi oranda kayba uğradı üstelik devlet bu askerleri beslemek ve barındırmak zorundaydı. Yani üretim azalırken tüketim iki katına çıktı.

18 ocak 1940 yılında Milli Koruma Kanunu çıkartılarak devletin bir takım önlemler alması sağlandı.

Ancak alına kısıtlı kullanım kuralları ve el koymalar işe yaramadı. Bunun üzerine 26 ekim 1940 tarihinde tek tip ekmek yapımına geçildi. 18 Şubat 1941 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla Ankara, İstanbul ve İzmir şehirleri Belediye sınırları dahilinde tek tip ekmek çıkarılması kararlaştırıldı. Buna göre 100 kilo buğdaydan 84-86 kilo un alınacak ve bu una % 15’i geçmeyecek şekilde çavdar katılabilecekti. Zamanla %15 lik oran %20 leri  gördü, ayrıca %30 arpa karıştırılabilecekti. 1941 yılında ise %60 buğday ,%40 arpadan oluşacaktı. Ekmekteki buğday oranı Toprak Mahsulleri Ofisinin temin ettiği buğday miktarına göre sürekli değişkenlik göstermiştir. Alınmaya çalışılan tüm önlemlere rağmen un ihtiyacının karşılanamaması üzerine hükumet yeni kararlar almak zorunda kalmıştır. Piyasada unların stoklanması, yaşanan ekmek buhranı ve fiyatların yükselmesi basında çok sayıda  habere konu olmuştu. İstanbul’da 1939’da 9 kuruş olan ekmek, 1941’de 13 kuruşa yükselmişti. Toprak Mahsulleri Ofisi, 28 Kasım’dan itibaren börekçi, pastacı ve tatlıcılara verilen unu kesmiştir.

1941 tarihinden itibaren  evde bulunanların yaşı, cinsiyeti ve mesleği hakkında bilgi toplanacağı ve gıda ürünlerine özellikle ekmeğe sınırlama getirileceği söylentisi her yerdeydi. Hükumetin karne uygulamasını 1941 yılı Eylül ayı sonundan itibaren gündemine aldığını söylemek mümkündür. Kasım  ayı ortalarında evlere dağıtılan fişler, yaş miktarına göre ayrılarak, bölgelere göre listeler hazırlanmıştır. Bütün büyük şehirler için tek tip kuponlu karne hazırlatıldığı basında yer almıştı.

Ocak 1942 başlarında karne meselesinin kamuoyunda sık sık gündeme gelmesiyle fırınların önünde  şırı bir izdiham oluşmuştur. Bir haftalık ekmek alıp saklayanlar vardı. Bu panik görüntüsünü  atıştırmak için Belediye Başkanı Yardımcısı Lütfi Aksoy, karne usulünün 1-2 ay sonra başlayacağı  eklinde açıklama yapmak zorunda kalmıştı.

11 Ocak 1942’den itibaren İstanbul’da karneler evlere dağıtılmaya başlanmıştır.

İstanbul’da 14 Ocak 1942’de karne dönemi başladı.

Ekmek karnesi ve ilk anda yaşanan sıkıntılarla ilgili Eser Tutel makalesinde şu ifadelere yer  ermiştir:

“Ekmek karneleri bir aylıktı. Karnenin alt tarafında makasla kesilecek kuponlar sıralanmaktaydı: O  ay 30 çekiyorsa, 30 kupon; 31 çekiyorsa, 31 kupon. Sabah oldu mu bu kuponlar makasla itina ile kesilecek, sonra fırına gidilerek ekmekler alınacaktı. Alınacaktı da, fırınların önündeki kalabalığa girip itiş kakış sıra beklemek her babayiğidin becerebileceği şey değildi!. Başlangıçta kişi başına tahsis edilen ekmek miktarı 375 gramdı. 7 yaşına kadar olan çocuklara bunun yarısı (187,5gram), ağır işçiler için de bir misli ekmek verilecekti (750gram). O zamanlar fırınlar genellikle somun denen yuvarlak ekmek çıkartmaktaydılar. Fırıncı elindeki bıçakla ekmeği ortasından keserek ikiye ayırırken, hak geçmesin diye nasıl da dikkat ederdi. Çünkü, bir lokma ekmeğin bile sırasında büyük önemi vardı; tam ortasından kesmediği için sık sık fırıncıya çıkışanlar olur, vur tut derken kavgalar bile çıkardı…”

Ekmekler yeni fiyatlarla İstanbul’da 15 Kasım 1942’den 127, Ankara’da
16 Kasım’dan itibaren memur ve halk karneleriyle alınmaya
başlanmıştır. Tespit edilen fiyatlar şu şekildeydi :
Memur karneleri:                                                       Halk karneleri:
Ağır işçiler için 600 gram ekmek 17 kuruş            Ağır işçiler için 600 gram ekmek 27,5 kuruş
Büyükler için 300 gram ekmek 8,5 kuruş             Büyükler için 300 gram ekmek 13,75 kuruş
Çocuklar için 150 gram ekmek 4,25 kuruş            Çocuklar için 150 gram ekmek 7 kuruş
Ekmeğin iki ayrı karneyle ve fiyatla satılması toplumda huzursuzluğa neden olmuş ve bu uygulama memurlara ayrıcalık tanınması şeklinde algılanmıştı.

Eylül 1943’te, Ordu için tatbik edilmekte olan gündelik ekmek miktarı 600 gramdan 900 grama çıkarılmıştır. Yine, 7 yaşından küçük çocukların istihkakı olan 150 gram 300 grama çıkarılmıştır. Böylece küçükler de büyüklerle aynı miktarda ekmek alacak ve yeni uygulama 1 Ekim 1943’te başlayacaktı.

1 Kasım 1944’ten itibaren undan yapılmış pasta, börek, simit ve baklava yapılmasına ve ayrıca makarna, bisküvi,peksimet, şehriye ve nişasta imaline izin verildi. 7 Mayıs 1945’te Almanya’nın kayıtsız şartsız teslim olmasıyla Avrupa’daki savaşın bitmesine rağmen Türkiye savaş psikolojisi ve tehdidinden kurtulamamıştır. Dolayısıyla 1945 ilkbaharında bazı gazetelerde yer alan karnenin kalkabileceği haberleri kısa zamanda gerçeğe dönüşmemiştir.

Bakanlar Kurulunun 28 Mayıs 1946 tarihinde aldığı bir kararla uygulanmasında zaruret görmediği yerlerde kart ile ekmek dağıtımını kaldırma hususunda Ticaret Bakanlığı’na yetki verilmişti.

Ticaret Bakanlığı, Bakanlar Kurulunun kendisine verdiği yetkiyi Temmuz ayında kullanmış ve İstanbul, Ankara ve İzmir şehirleri haricinde diğer şehirlerde ekmek satışının kartsız olarak serbestçe yapılmasını kararlaştırmıştır. Bununla beraber bu intikal devresinde bir sıkıntıya yer vermemek için valiler ve kaymakamlar bu kararın uygulanmasını mahalli şartlar müsait oluncaya kadar geciktirebilecekler ve 3 büyük şehir dışında karnesiz dönem 19 Temmuz 1946’dan itibaren başlayacaktı. 

Nihayet,9 Eylül 1946 tarihli gazetelerde yer alan haberler bir dönemin son bulduğunu göstermekteydi. Ticaret Bakanlığının tebliğinde şu ifadeler yer almaktaydı :

“Ankara, İstanbul ve İzmir şehirlerinde karne ile ekmek satışı usulü 9 Eylül Pazartesi sabahından itibaren kaldırılmıştır. Bu üç şehirde de diğer yerlerde olduğu gibi ekmek satışı miktar tahdidi olmaksızın karnesiz ve serbestçe yapılacaktır”

Tüm bu talihsiz sıralamalar arsında adaletsizlikler çokça oldu. Kara borsa satılan unlardan tutunda sahte ekmek karnelerine,ekmeğin kalitesinin bilerek düşürülmesi,içeriğin tercih edilmeyecek ürünlerle değiştirilmesi,bozulmuş ürün kullanımı ve tam pişmeden insanlara sunulması. İnsanların telaştan çıkardıkları karmaşa,yeterli beslenememekten dolayı çıkan hastalıklar. Saymakla bitmeyen üzüntüler.

Dilerim ki güzel Türkiye’m bu talihsiz olayları bir daha yaşamak zorunda kalmasın.

 

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here