Yeniçeriler ve Yeniçeri Ocağı

0

I. OSMANLI İMPARATORLUĞU ÖNCESİ TÜRKLERDE ORDU

Osmanlı ’nden önceki Türk–Müslüman devletlerin askeri teşkilatlanmasında Yeniçeri Ocağı teşkilatının benzeri teşkilatlar bulunmaktadır. Fakat tam olarak teşkilatlanmış şekliyle bir Yeniçeri Ocağı bulunmamaktadır. Osmanlı ’nin devlet organizasyonlarında Devleti, Anadolu Selçukluları, Memlükler, Abbasiler ve Bizans gibi devletlerin idari ve askeri müesseselerinden yararlandığını bilmekteyiz. Ancak bu devletlerde Yeniçeri Ocağı gibi bir organizasyona tarihi kayıtlarda rastlayamayız. Osmanlı tarihçisi olan Hammer, ortaya koyduğumuz bu görüşü destekleyecek şekilde şu düşüncesini yazmıştır; “Yeniçeri teşkilatının kuruluşu nizami orduların Ortaçağ tarihinde kurucusu sayılan Fransa Kralı VII. Charles’dan 100 yıl öncedir. Yani hiç şüphe yoktur ki dünya üzerindeki ilk nizami orduyu Türkler kurmuştur”[1] demiştir. Osmanlı öncesi Türk–Müslüman devletlerde Yeniçeri Ocağı gibi askeri organizasyonlara yakın organizasyonların olduğu ise bilinmektedir. Örneğin;Selçuklu Devleti’nde “gulam”lardan[2] oluşan bir Hassa Ordusu vardır. Ancak bu teşkilatlanma Yeniçeri Ocağı teşkilatlanması ile çok farklıdır. Yeniçeri Ocağı kurulduğu zamana dek kurulmuş olan en iyi askeri teşkilatlanmadır.

II. İLK OSMANLI ORDUSU ve YENİÇERİ OCAĞI’NIN TEŞKİLİ

İlk Osmanlı Ordusu

Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinde Osman Gazi döneminde, kendisine tabii atlı kuvvetler vardır. Ayrıca devletin toprak oranının artmasıyla birlikte ikta ile yönetilen aşiret kuvvetleri ve akıncılar Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemindeki askeri güçleridir.[3] Orhan Beyin ilk zamanlarında da aşiretlerden yararlanılmış fakat savaşlarda yetersiz kalınmasından dolayı bu kuvvet yerine muntazam bir yaya kuvveti kurulmasına karar verilmişti. Devletin ilk yıllarında yaya kuvveti ve atlı askerlerden başka içlerinde “gaza”[4] aşkı olan Gaziyan-ı Rum, Bacıyan-ı Rum, Abdalan-ı Rum gibi Ahilerle Babailer gibi zümreler de kuruluş devri Osmanlısına yardımcı olmuşlardır.[5] I.Murad devrinde ise, babası Orhan Gazi’nin kurduğu Yaya ve Müsellem denilen piyade ve süvari teşkilatı geri plana atılarak Yeniçeri, Cebeci ve Sipahi denilen, Hristiyan çocuklarından oluşturulan Kapıkulu Ocakları kurulmuştur.

Yeniçeri Ocağı’nın Teşkili

Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşuna dair tarihçiler arasında pek çok görüş ayrılığı vardır. Örneğin; İsmail Hakkı Uzunçarşılı ocağın kuruluşunu 1362 yılı[6] olarak yazarken, Halil İnalcık 1362 veya 1363 yılı[7], Abdullah Saydam 1362 yılı[8] olarak kaydetmiştir. Fakat tüm bu görüşlere karşılık Aşıkpaşazade Tarihi’nde ve Oruç Bey’in eserinde 1332–1338 yılları arasında bu ocağın varlığından söz edilmektedir.

Örneğin; Aşıkpaşazade eserinde; “Orhan Bey’in kardeşi Alaeddin Bey ‘Beylerin hep kırmızı börk takar.Askerlerin ve sen beyaz börk[9] giy’ diyerek Bilecik’te ilk Yeniçeri teşkilatlanmasını başlattı İlk askerler Anadolu’dan toplanan paralı yaya askerlerdi…” diye kaydetmiştir.[10]

Aynı şekilde Oruç Bey ise; “Orhan’ın derviş olan kardeşi Ali (Alaeddin) paşa Orhan’a tavsiyede bulundu, ‘artık devlete ordu kurmak vakti gelmiştir. Devletin ileri gelenleri kırmızı börk takarlar. Sen ve askerlerin beyaz takın’ dedi ve Amasya’daki Horasanlı Hacı Bektaş’tan izin alınarak ilk yaya bölüğü oluşturuldu…” diye nakletmiştir.[11]

Bu yorumlara göre Yeniçeri Ocağı’nın ilk temelinin Orhan Gazi zamanında atıldığını görmekteyiz. Ancak Yeniçeri Ocağı’nın asıl teşkilatlanmasının Sultan I.Murad döneminde (1362–1389) gerçekleştiğini görmekteyiz. Bu kayıtlara göre ocağın ilk askerlerinin Anadolu’dan yani sonradan olacağı gibi Hristiyan devşirme çocuklarından değil Anadolu halkından paralı olarak oluştuğunu görmekteyiz. Tarihçiler bu yüzden Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşunu Sultan Murad devrine kadar getirmişlerdir.

Katip Çelebi’ye göre Yeniçeri Ocağı’nın kurulması hadisesini ortaya atan kişi vezirliğe gelir gelmez böyle bir teşkilatlanmayı kurma fikri aklında olan Alaeddin Paşa’dır.[12] Hammer, Yeniçeri Ocağı’nın devşirme yoluyla kurulması fikrinin vezir Kara Halil Hayreddin Paşa’dan geldiğini yazmaktadır.[13] Fakat Osmanlı tarihçileri ocağın açılış döneminde vezir Kara Halil Hayreddin Paşa’nın ocağa yalnızca Türk çocuklarının alınmasından yana olduğunu belirtirler. Bu görüşler sonucunda kurulan devlet divanında devletin ileri gelenlerinin görüşleriyle ocağa yalnızca devşirme sistemiyle alınacak Hristiyan çocuklarının kaydolunması kararlaştırılmıştır. Hammer ise, devşirme usulünü eserinde çok kez eleştirmiştir.[14]

Yeniçeriler, diğer Osmanlı askeri kuvvetlerinden farklı olup sadece padişaha bağlı idiler. Kendileri maaşlı olup ocağa gelmeden belli eğitimlerden geçmişlerdir. Yeniçerilerin sayısı ilk zamanlarda 1000 kadar olup Sultan II. Mehmed (1451 – 1481) dönemine kadar artarak gelmiş ve Sultan II. Mehmed döneminde sayıları 5.000’den 10.000’e çıkarılmıştır.[15]  Yeniçerilerin ilk maaşları günde 2–3 akçe olup özellikle Fatih Sultan Mehmed döneminde maaşlarında artışlar olmuştur.Yeniçerilerin en yetkili kişisi Yeniçeri Ağası olup kendisi ikinci vezir konumundadır. Yeniçeri Ağası’nın da ilk maaşı 300 akçe olup yine Fatih Sultan Mehmed zamanında belli bir seviyede artışa gidilmiştir. Ayrıca padişahın kendisi de Yeniçeri Ocağına sembolik olsa da bağlı durumda idi. Yeniçeri Ağası hakkında daha fazla bilgiyi yazının devamında vereceğiz…

Yeniçeriler padişahın özel koruması görevini yapmaktaydılar. Ocağın bozulmasına dek Osmanlı Devleti’nin en büyük askeri gücü ve dayanağı halini almışlardır. Yeniçerilerin isyanları, tatmin olmamaları, cülus bahşişleri, kazan kaldırmaları gibi problemler Osmanlı padişahları için her zaman büyük bir problem teşkil etmiştir. Yeniçeriler, eğer padişah sefere giderse savaşta onun otağının etrafında bulunarak onu koruma görevi yapmaktaydılar. Eğer padişah sefere gitmemişse özel bir durum da olmadıkça başkentte kalıp yine padişahın ve sarayın güvenliğinden sorumlu idiler.[16] Yeniçeri Ocağı’nın ilk kışlası Edirne’de kurulmuştur.[17] Fakat daha sonra İstanbul’un fethiyle birlikte İstanbul başkent yapılmış ve Yeniçeri Ocağı İstanbul’a taşınmıştır.[18] Yeniçeri Ocağı, Kapıkulu Ocakları’nın en önemli ocağı konumundaydı. Diğer ocaklar adeta Yeniçeri Ocağına yardımcı ocaklar olarak hareket etmekteydi. Yeniçerilerin maaşlarından biraz evvel bahsettik. Yeniçeriler maaşlarını 3 ayda bir Topkapı Sarayı’nda düzenlenen bir törenle alırlardı.[19] Ayrıca ocak üyelerine her cülus[20] döneminde de yeni padişah tarafından cülus bahşişi dağıtılırdı.

III. PENÇİK SİSTEMİ ve YENİÇERİ OCAĞI’NA ASKER ALIMI

Pençik Sistemi

Penç kelimesi, Farsça’da 5 rakamını ifade etmektedir. Pençik ise, 5’te 1’i manasına geliyordu. Pençik sistemi, fethedilen yeni topraklarda esir edilen kişilerden 1/5 oranında Osmanlı Sarayı’na alınması işlemidir.[21] Bu sistem ile alınan çocuklar Türk–Müslüman adetlerini öğrenmeleri için ya bir Tımarlı Sipahi’ye ya da bir Türk aileye verilerek ocağa girecek devşirmenin Türk–Müslüman kültürünü tanıyarak padişaha ve devlete bağlı olması amaçlanmıştır. Tımarlı Sipahi’ye ya da bir Türk aileye verilen Hristiyan çocuklar önce Müslüman olarak bir Türk–Müslüman adı almaktaydılar.[22] Yeniçeri Ocağı’nın devşirme sistemiyle kurulup, varlığını idame ettirmesine karşı olan tarihçiler de vardır. Fakat şu bilinmelidir ki Hristiyan ailelerden bir çoğu çocuğunu bu ocağa vermek için can atmaktaydı. Ocağın önemini böylelikle daha iyi anlayabiliriz. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin ocağı devşirmelerden oluşturmasının bir başka amacı da; daha sonra merkezi idare sarsacak olan “Ayan Sınıfı”nın[23] ortaya çıkmasını engellemekti.

Yeniçeri Ocağı’na Asker Alımı, Yöntemleri ve Şartları

Az önce de bahsettiğimiz gibi Yeniçeri Ocağı devşirmelerden oluşmaktaydı. Pençik usulü ile alınan bu devşirmelerin seçilmesinde ise belli şartlar da bulunmaktaydı. Ocağa alınacak devşirme oğlanlar ise çok detaylı bir şekilde seçilirdi. Devşirme usulünün uygulanmasıyla bizzat Yeniçeri Ağası ilgilenirdi. Ocağa alınacak çocukların özellikle Hristiyan ailelerden alınması uygun görülmüştü. Yahudiler genelde ticaretle ilgilendikleri için onlardan devşirme kabul edilemezdi. İstisna olarak sadece sonradan Müslüman olan Boşnak çocuklarının da devşirilmesi ve sarayda görevlendirilmesi için devşirildiği ve saraya alındığı görülmektedir. Devşirmeler özenle seçilirdi. Ailenin iki çocuğu varsa en sıhhatlisi ve güzeli seçilirdi. Tek çocuklu aileden devşirme alınmazdı. Anne ve babası olmayan çocuklar aile terbiyesinden noksan ve aç gözlü olabileceğinden devşirme olarak alınmazdı. Devşirmelerin orta boylu olmasına ve yüz olarak hoş bir yüze sahip olmalarına bakılırdı. Ayrıca yaş olarak devşirmeler 8 – 15 yaşlarından alınıyorken bu sayının 20’ye kadar ilerlediği bilinmektedir.  Devşirme kanunundan sonra 8 yaş altındaki çocuklar ve 20 yaş üzerindeki oğlanlar devşirme edilemezdi.[24] XV. yüzyılın ilk yarısında yürürlüğe sokulan “Devşirme Kanunu”nun önemli maddeleri şunlardır;

1.8 yaş altı ve 20 yaş üstü çocuklar devşirilemez.

2.Devşirilecek oğlanlar güzel, akıllı, iyi huylu ve fiziksel açıdan sağlıklı olmalıdır.

3.Padişah ve yeniçeri ağasının ihtiyaç belirtmesi halinde padişahın fermanı ile devşirme yapılabilir; fermanda hangi bölgeden kaç devşirme alınacağı kesin olarak belirtilir, 4.devşirilen çocukların seçildikleri saat ve bölge not alınır. Ferman turnacıbaşı ağaya verilir, devşirme toplama işini sürücü ağa ile beraber yaparlar.

5.Bölgenin papazlarından vaftiz defterleri toplanır, tellallar ilan edilen saatte belirtilen yere devşirme adaylarını getirir.

6.Bir bölgede en fazla 40 haneden birinden bir devşirme alınır; ailenin tek oğlu veya dul kadınının oğulları alınamaz.

7.Evliler veya Müslüman çocuklar devşirilemez.

8.Seçilen adaylar soyulur, vücutları kontrolden geçirilir. Seçme yetkisi nihai olarak turnacıbaşı ağaya aittir.

9.Devşirme günlerinde tımarlı sipahiler ve bölgenin yöneticisi bulunmak zorundadır.

10.Seçilmiş devşirmelerin kayıtları yapılır, isimlendirilerek sürücülere teslim edilirler. Her defterin bir kopyası çıkarılır ve turnacıbaşı ağaya verilir.

11.Turnacıbaşı ağa bölgenin en büyük idare emiri (vali, sancak beyi, kadı vb.) ile temasa geçmeden yola çıkamaz.

12.Oğlan gizlenmesi ağır suç kabul edilir.[25]

Yeniçeri adayları önceleri aileler veya tımarlı sipahilerin yanına verilirken daha sonraları çıkarılan “Devşirme Kanunu” ile önce Acemi Ocağına sonra da yeterli görülürse Yeniçeri Ocağına alınırlardı. Yeniçerilerin uymak zorunda olduğu belli kurallar vardır. Bunlar; Ulü’l emre itaat, birlik, ibadet, kıdeme göre terfi, kendi subaylarından başka birinden emir almayıp ödüllendirilmemek, emekli olmadan sakal bırakmamak, kışla dışında yatmamak, askerlik dışında başka bir iş yapmamak ve mutlaka devşirmeden olmak gibi zorunlulukları vardır.[26] Saydığımız bu zorunluluklar da Yeniçeri Ocağı’nın ne kadar iyi bir teşkilatlanma sonucu ortaya çıktığını göstermektedir. Devletin en önemli kurumlarından biri olan Yeniçeri Ocağı nizami bir şekilde işlediğinde devlet güçlenip, toprak kazanmış, ocak bozulduğunda ise, devlet zayıflamış ve Yeniçeriler merkezi yönetim için bir sorun olmaya başlamıştır.

IV. YENİÇERİ OCAĞI’NIN BEKTAŞİLİK İLE ALAKASI

Osmanlı Devleti’nin kuruluş aşamasında belli tarikatların ve zümrelerin etkisi olduğunu bilmekteyiz. Bunlardan “Ahi Teşkilatı” değerini kaybetmeye başlayınca ortaya Hacı Bektaş-ı Veli’nin kurucusu olduğu Bektaşilik tarikatı çıkmıştır.[27] Osmanlı Devleti’nin gücünün bir bölümünü oluşturan bu tarikatlara karşı belli imtiyazlar verdiğini görüyoruz. Namık Kemal eserinde, Orhan Gazi’nin Hacı Bektaş-ı Veli’ye gidip yeni kurduğu ordusu için dua almak istediğini ve onunda elini bir erin başına koyarak “yüzleri ak, kılıçları keskin olsun” şeklinde sözler ile Yeniçerilere dua ettiğini yazmaktadır. Hatta, “Hacı Bektaş-ı Veli’nin elini erin başına koyduğu vakit cübbesinin ucunun aşağıya sarkmasından dolayı Yeniçerilerin kavuklarından arkalarına doğru bir keçe sarkıtılmak adet olmuştur”[28] demiştir. J.Von Hammer’de bu konuda eserinde Namık Kemal’e katılmış ve şunları yazmıştır; “Bir gün Orhan,yanında bu yeni İslam’a dönmüş olanlardan birkaç kişiyle Amasya dolaylarında Suluca Kenaryum köyünde oturmakta olan Hacı Bektaş’ın yanına giderek yeni asker için dua etmesini etmesini ve ve vir sancak ile bir de ad vermesini istedi. Şeyh, abasının kolunu askerlerden birinin başına öyle bir şekilde koydu ki, kolun ucu askerin sırtına kadar sarktı; sonra ilhamlı bir sesle şu kerametli sözleri söyledi: ‘Bu kurduğunuz askere “Yeniçeri” denilecektir, yüzü ak ve parlak, bileği güçlü, kılıcı keskin,oku hızlı ve etkili olacaktır. Bütün savaşlarda üstün gelecek ve her zaman zaferle dönecektir.”[29]

Bu görüşe karşıt olarak Abdullah Saydam ise, bu görüşü kabul etmeyip, Hacı Bektaş-i Veli’nin 1271li yıllarda öldüğünü söyleyerek, böyle bir merasimin olmasının imkansız olacağını[30] belirtmiştir. Kendisinin muhtemelen 1271 yılında veya birkaç sene sonra öldüğünü düşünecek olursak bu görüş şahsımız adına da daha doğru görülmektedir.

Tüm bu görüşlere rağmen Yeniçeri Ocağı’nın Bektaşilik’ten etkilenip onlara tabii oldukları sorgulanamaz bir durumdur. Bu yüzden Yeniçeri Ocağı’na Taife-i Bektaşiyye, Güruh-ı Bektaşiyye veya Bektaşi Ocağı da denilmiştir.[31] Tarikat ile Yeniçeri Ocağının arasındaki bağ XV. yüzyılda daha da artarak yıkılmasına kadar devam etmiştir. Hatta Yeniçeri Ocağı’nın Sultan II.Mahmud zamanında (1808 – 1839) kaldırılmasıyla (1826 senesi,Vak’a-i Hayriyye olayı)[32] Bektaşi tarikatlarına da belirli kısıtlamalar ve tarikat yasaklamaları da gerçekleşmiştir.

 V. OCAĞIN GENİŞLEMESİ VE OCAK SİSTEMİ

Osmanlı Devleti’nin askeri teşkilatını yazan tarihçiler Yeniçeri Ocağı’nı Sekban, Cemaat Yaya Beyler) ve Ağa Bölükleri (Bölüklüler) olarak 3 kısım diye göstermişlerdir. Fakat hangi tarihlerde ve nasıl oluşturulduklarını yazmamaktadırlar. Halbuki ocağın gelişimini takip etmek, teşkilat ve yeniçeri kuvvetleri hakkında fikir sunmak için bunların bilinmesine lüzum vardır.

Sekban ve Ağa Bölükleri 1451 yılına kadar Yeniçeri Ocağı’ndan bağımsız bir şekilde idirler. Sekbanlar, önceleri müstakil bir ocak iken XV. asrın ortasında Yeniçeri Ocağı’na katılmışlardır. Fatih Sultan (II.) Mehmed’in ilk seferinde Karamanoğlu İbrahim Bey’in üstüne sefer açtığı sırada Yeniçerilerin itaatsizliği sonrasında Yeniçeri Ağası azledilmiş ve Sekbanlar Yeniçeri Ocağına alınmışlardır. Sekbanların en büyük kumandanı ise Sekbanbaşı ondan sonra gelen isim ise, Sekbanlar Kethüdası’dır.[33] Ağa Bölükleri ise, Sultan II.Bayezid döneminde yine bir Yeniçeri sıkıntısı sonrası Sekbanların’da Yeniçerilerden yana olmasıyla II.Bayezid’in kararı doğrultusunda Yeniçeri Ocağına kaydettirilerek bu ocağın disiplini sağlanmaya çalışılmıştır. [34]

Fatih dönemine kadar sayıları en fazla 5.000’i bulan Yeniçeri Ocağı bu olaylardan sonra zamanla artış göstermiş ve yıkılış dönemine kadar 200.000 kişilik bir gücü kapsamıştır.[35] Yeniçeri Ocağı’nın ilk kışlası Edirne’de bulunup Şehzade ’nin yanında kurulan “Eski Odalar”dır. Kanuni Devrinde ise Aksaray’da “Yeni Odalar” olarak adlandırılan daha büyük bir kışla yapılmıştır. XVIII. Yüzyılda ise İstanbul’daki kışlada 40.000 askeri barındıracak 60 oda mevcuttu.[36] Yeniçeri Ocağı Fatih Dönemine gelene kadar yavaş bir şekilde teşkilatlanmış, Kanuni Devrinde ise, asıl gelişmesini yaşayarak muntazam bir ordu şeklini almıştır.

Yeniçeri kültüründe mutfağın ve yemeğin kutsal bir yeri vardır. Bu nedenle ocak içerisinde bulunan orta başına “çorbacı” denirdi.[37] Bundan ötürü kışla bünyesinde ocak işlerini konuşacak zabitler kazanlar etrafında toplanırdı. Ocağın kurulduğu günden kalan ve kutsal bir nitelik atfedilen kazana “kazanı şerif” denirdi.[38] Yeniçerilerin istekleri yerine getirilinceye kadar ocakta yemek pişmezdi. Padişahın kulları olduklarını kabul eden Yeniçeriler için “kazan devirme” de denilen bu olay bir bakıma padişaha isyan ve padişahın ekmeğini kabul etmemek anlamını taşırdı.[39] Kışla içerisinde ve dışında kavgacılık, küfür, yoklamadan kaçmak, namazdan kaçmak ağır suç sayılırdı. Cezalar “Odabaşı” tarafından belirlenirdi. Cezalar arasında bulaşıkçılık,falaka ve nadiren de olsa idam cezaları vardı.[40] Suçlar “Ağa Divanı”nda görüşülüp cezalar da burada verilirdi. Ağa Divanı’na Yeniçeri Ağası başkanlık ederdi.Yeniçeri ocağında terfilerden de söz edebiliriz örneğin başarılı olan Yeniçeriler ocaktan ayrılma hakkına sahip olup gayri-askeri işlerle uğraşabilirlerdi.[41] Yeniçeriler zamanın teknolojisi ve savaş aletlerini en iyi şekilde kullanırlardı. Silahları arasında ok,yay,gürz,kılıç vb. askeri tecrizatları ustaca kullanabilme yeteneğine sahip olup her gün ocakta talim yapmaktaydılar. Barutlu savaş aletlerinin ortaya çıkmasıyla Yeniçeriler tüfek, silah gibi savaş aletleri ile talim yapmışlardır.[42]

VI. YENİÇERİ AĞASI

Kanunname-i Al-i Osman’da merkez teşkilatındaki ağaların en büyüğünün Yeniçeri Ağası olduğu bildirilmiştir.[43] Yeniçeri Ağası en büyük zabit olduğundan padişahın bizzat kendisinin atamalarıyla görevlendirilirdi. Yeniçeri ağası bir nevi ikinci vezir konumundadır. Yeniçeri ağası divanlara gerektiğince ve sadece Yeniçeri Ocağı’nın durumundan haberdar etmek için katılırdı. Yeniçeri Ağası XVI. asra kadar ocaktan seçilmiş fakat daha sonra ocağın sisteminin bozulması ve Yeniçerilerin devlet otoritesine verdiği zararlardan dolayı padişahın itimat ettiği ocak dışındaki kimselerden seçilmiştir.[44] Fatih Kanunnamesi’nde Yeniçeri Ağası’nın maaşı 500 akçe olarak belirtilmiştir.[45] Yeniçeri Ağası Fatih Dönemine kadar Yeniçeri grubundan seçilirken Fatih döneminde yapılan saygısızlık ve ihmalsizlik durumundan Fatih Yeniçeri Ağası’nı sonradan ocağa kattığı Sekbanlardan seçmiştir. XVI. asırda ise ağalara duyulan güvenin azalması sebebiyle bu göreve padişahın güvendiği ve itimat ettiği kişilerden ağa seçilmiştir.[46]

Yeniçeri Ağası, İstanbul’da “Ağa Kapısı” denilen yerde otururdu.[47] Her salı sabahı sarayda Divan-ı Hümayun toplandığında padişah sarayda ise bir kısım Yeniçeri ile saraya gider fakat Divan-ı Hümayun’a katılamaz, divandan önce veya divandan sonra padişah kabul edilerek ocak işleri hakkında padişaha bilgi verirdi.[48] Yeniçeri Ağası, saray ve padişah haricinde İstanbul’un güvenliğinden de sorumludur. Bazı zamanlar dışarı çıkarak reayanın durumunu, esnafın durumunu kontrol eder ve asayişi sağlardı. Ayrıca Yeniçeriler bir zamandan sonra İstanbul’da çıkan yangın olayları sonucunda da kurulan itfaiye teşkilatından sorumludur. Bu sebeptendir ki, Yeniçeri Ağası aynı zamanda İstanbul’un en büyük zabiti durumundaydı.[49] Aynı zamanda Yeniçeri Ağası, cülus ve aylık maaşın dışında yılda bir kere olmak üzere “saman” parası diye 81 akçe gibi bir miktarda maaş alırdı.[50]

Yeniçeri Ağası görevinde başarılı olunca terfi etme şansı da vardı. Yeniçeri Ağası, terfi edildiğinde genelde “Beylerbeyi” veya “Kapudan Paşa” konumuna gelirdi.Belli bir dönemden sonra vezir olan yeniçeri ağaları da görülmektedir. Bunlara da “Ağa Paşa” unvanı verilirdi.[51] Yeniçeri Ağası’nın azil ve tayinleri padişahlar tarafından yapılırken istisna olarak “Vezir-i Azam” tarafından yapılan birkaç değişiklikte olmuştur. Ayrıca XVI. ve XVII. Yüzyıllarda Yeniçeri Ağalarının büyük bir bölümü sonradan Vezir-i Azam olmuştur.[52]

VII. YENİÇERİLERİN KIYAFET DÜZENİ

Yeniçeriler başlarına Ahilere mahsus olan beyaz keçeden yapılmış “Börk” takarlardı.[53] Bu börke “Yeniçeri Kesesi” ismi verilmiştir. Bu beyaz börkü Yeniçerilerden ve kul kardeşlerden başka kimse takamazdı. Yeniçeri kesesinin kafaya takılan kısmı yaklaşık 45 santimetre civarındaydı. Uzantısı olan ve arkaya yatık olan kısma ise, “Yatırtma” denilirdi.[54] Bu ilavenin Hacı Bektaş-ı Veli’ye atfen yapıldığı rivayet edilmektedir. Yatırtma kısmı geniş olup omuzlara kadar iner ve Yeniçeri yürürken omuzlarına vururdu. Keçenin arka kısmı enseyi örter, yağmur,kar ve soğuktan enseyi muhafaza ederdi.[55] Yeniçerilerin mavi veya lacivert çuhadan[56] bol astarlı kaputları[57] ve altında önü açık ve topuklara kadar inen “Dolama” ismi verilen cübbemsi elbiseleri vardı. Bu dolamanın ayaklarına bağ olmaması için sıkı çamaşır giyerler ve icabında dolamanın eteğini bellerine sardıkları ipek veya iplikten yapılmış sırma çubuklu kuşaklara sokarlardı. Dolamanın kolları Yeniçerinin koluna göre biçilmiş olup ne çok uzun ne de çok boldu. Ön tarafı da düğmeli idi.[58]

Ayrı I.Murad Hüdavendigar zamanında Yeniçerilere bu dolamanın üstüne giymeleri için “Barani”[59] verilirdi. Bu baranilerin daha sonradan II.Murad döneminde Selanik’teki Yahudilere dokutulması adet olmuştu. Yeniçeriler bellerine sardıkları ipek veya iplikten kuşaklarda daima bıçak taşırlardı. Harpten hariç zamanlarda da bu bıçağın orada olması gerekliydi.[60] Yeniçeri Ağası ise yeniçerilere göre biraz daha süslü bir şekilde giyinir ve ayaklarında sarı çizme giyerlerdi. Yeniçerilerden farklı olarak Yeniçeri Ağası’nın kafasındaki börkte “tüylük” denilen ve rütbelere göre şekli ve düzeni değişen bir kısım bulunmaktadır.[61]

VIII. YENİÇERİ OCAĞI’NIN BOZULMASI ve VAKA-İ HAYRİYYE

Yeniçeri Fatih Sultan Mehmed zamanına kadar düzenli bir şekilde gelişmiş ve Kanuni Sultan Süleyman devirlerinde de gelişimini hızlandırarak Osmanlı İmparatorluğu için çok önemli bir güç olmuştur. Fakat ocak, Kanuni Sultan Süleyman devrinden sonra ki dönemlerde gerek padişahları, gerek sadrazamları, gerekse halkı rahatsız etmeye başlamışlardır. Askeri ıslahatlara karşı olan Yeniçeriler bu isyanlarına sebep olarak cülus bahşişlerinin gecikmeli verilmesi ve daha sonra kaldırılmasını göstermişlerdir. Osmanlı tarihinde çok önemli bir vak’a olan “Kazan Kaldırma” işlemi ile isyanlarını gün yüzüne vurmaktan da çekinmemişlerdir. Yeniçeri Ocağı’nın düzeni XVI.yüzyıl sonlarından itibaren bozulmaya başlamıştır. Bu bozulmanın sebepleri devletin diğer kurumlarındaki bozulmadan ayrı tutulmamakla beraber genel olarak şu şekilde sıralanabilir: 1.III.Murad zamanından itibaren devşirme sistemi dışından gelen insanların ocağa alınmaları, 2.Kanuni’den sonra çoğunlukla padişahların sefere bizzat gitmeyerek ocak üzerindeki nüfuzlarını yitirmeleri, 3.evlenen yeniçerilerin kışla yerine evlerinde yatıp kalkmaları ve böylece ocakla ilgili görevlerini aksatmaları, 4.XVI. yüzyılın sonlarından itibaren ticaretle meşgul olarak asıl görevlerini ihmal etmeleri, 5.Devletin ekonomik durumunun   bozulması ile   birlikte maaşlarının düşük ayarlı akçelerle ödenmesi, buna karşı isyanlar meydana gelmesi ile ocak mensuplarının gittikçe küçük bahanelerle dahi bu yola başvurmaları, 6.Yeniçeri subaylarının ehliyet ve liyakate göre belirlenmesi yerine rüşvet ve iltimasın etkili olması, 7.Bazı devlet adamlarının kendi şahsi çıkarları için ocağı kullanmaları sonucunda iç politikaya bulaşmaları, 8.Zaman zaman başvurulan ıslahat teşebbüslerini kendi çıkarlarını korumak için engellemeleri yüzünden bozulmanın her defasında daha da artması, 9.Çağın değişmesine karşılık eskiyen bu başarılı modelin artık ihtiyaçları karşılayamaması, 10.Halka karşı yaptıkları zorbalıklar ve zulümler yüzünden nefretle anılmaları ve tepki görmeleri[62] gibi nedenler ocağın bozulma sebeplerinden başlıcalarıdır.

Ayrıca, yeniçerilerin sürekli harp ve ganimet istemesi de devlet merkezi için sürekli olarak bir sıkıntı ortaya çıkarmıştır. Kanuni Sultan Süleyman bile bu güç karşısında bazen çaresiz kalmış ve agresif bir politika izleyerek 46 yıllık saltanatı süresinde birçok kez sefer yapmak mecburiyetinde kalmış ve bu seferlerden biri olan Zigetvar’da vefat etmiştir.[63] Yeniçerilerin II.Bayezid’in baştan inmesi için Sultan Selim’e yardım etmeleri, Vezir–i Azam Karamani Mehmed Paşa’yı öldürmeleri daha sonra başa gelen padişahlar için bu ocakta ve askeri zümrelerde ıslahat yapma gerekliliğinin görülmesine neden olmuştur. Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmak ve belli başlı ıslahatlar yapmak isteyen ilk Osmanlı Padişahı Sultan II. Osman (Genç)’dır. Fakat Yeniçerilerin bunu haber alıp onu tahttan indirerek bir baskın sonucu öldürmesi de ıslahatlara engel olmuştur (Haile-i Osmaniye Vak’ası).[64]

Daha sonraki padişahlar da Yeniçeri Ocağının disiplinini sağlamak için belli başlı çalışmalar yapsa da bunu başaracak kişi Sultan II. Mahmud olacaktır. Askeri konularda ıslahatlar yaparak Yeniçerilerin öfkesini kazanan Sultan Mahmud, Yeniçerilerin tüfek talimini kabul etmemesini e disipline girmek istememelerini bahane ederek, Yeniçeri Ocağı’nın üzerine yeni kurduğu “Eşkinci Ocağı”[65] nı ve halktan belli zümreleri göndererek onların katledilmesini ve ocağın ortadan kaldırılmasını sağladı (15 Haziran 1826). Bu olaya Osmanlı tarihinde Vak’a-i Hayriyye yani hayırlı vaka denilmiştir.[66] II. Mahmud Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması üzerine 1827 yılında “Asakir-i Mansure-i Muhammediye” ordusunu Yeniçeri Ocağı’nın yerine kurmuştur. Bu ordu günümüz askeri sisteminin temelini oluşturmaktadır.[67]

[1] Namık Kemal, Osmanlı Tarihi-I,Bilge Kültür Sanat Yay., I.bs., İstanbul 2005, s.155.

[2] Devşirme olarak alınan iç oğlan.

[3] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devlet Teşkilatında Kapukulu Ocakları I, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 1988, s.147.

[4] İslam dinini yaymak için Gayri Müslim topraklara yapılan sefer.

[5] Uzunçarşılı, a.g.e, s.148.

[6] Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.I, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 2011, s.510.

[7] Halil İnalcık, Kuruluş ve İmparatorluk Sürecinde Osmanlı, Timaş Yay., İstanbul 2011, s.112.

[8] Abdullah Saydam, Osmanlı Medeniyeti Tarihi, Kitabevi Yay., I.bs., İstanbul 2014, s.327.

[9] Yeniçerilerin kafalarına taktıkları keçeden yapılmış şapka.

[10] Sinan Can Göksel, Osmanlı Askeri Düzeni ve Yeniçeriler, Ankara 2009, s.9.

[11] Göksel, a.g.e. s.10.

[12] Kemal, a.g.e. s.155.

[13] a.g.e. s.156.

[14] a.g.e. s.156.

[15] Halil İnalcık, Kuruluş ve…, s.114.

[16] Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, s.513.

[17] Abdullah Saydam, a.g.e., s.329.

[18] Uzunçarşılı, Osmanlı Devlet Teşkilatında…, s.238.

[19] Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, s.511.

[20] Tahta yeni bir padişahın çıkma olayı.

[21] Uzunçarşılı, Osmanlı Devlet Teşkilatında.., s.151.

[22] Türkler, Türk Tarih Kurumu Yay., C.I, s.134.

[23] Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflama evresinde ortaya çıkan zengin sınıf.

[24] Göksel, a.g.e. s.17.

[25] Göksel, a.g.e. s.18.

[26] Osmanlı Ansiklopedisi, C.4, Ağaç Yay., İstanbul 1993, s.84.

[27] Uzunçarşılı, Osmanlı Devlet Teşkilatında.., s.148-149.

[28] Kemal, a.g.e. s.157.

[29] J.Von Hammer, Osmanlı Tarihi, Yay. Haz. Hüseyin Tekinoğlu, Kamer Yay., İstanbul 2013,s.30.

[30] Saydam, a.g.e. s.327.

[31] Osmanlı Teşkilat Tarihi El Kitabı, ed. Tufan Gündüz, Ankara 2012, s.129.

[32] Saydam, a.g.e. s.333.

[33] Osmanlı Teşkilat Tarihi.. s.130.

[34] Uzunçarşılı, Osmanlı Devlet Teşkilatında.., s.167.

[35] Göksel, a.g.e. s.39.

[36] a.g.e. s.43.

[37] a.g.e. s.45.

[38]a .g.e.s.45.

[39] Saydam, a.g.e. s.330.

[40] Osmanlı Teşkilat Tarihi.. s.141.

[41] Saydam, a.g.e. s.329.

[42] Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, s.512.

[43] Uzunçarşılı, Osmanlı Devlet Teşkilatında.., s.177.

[44] Göksel, a.g.e. s.42.

[45] Uzunçarşılı, a.g.e. s.179.

[46] Uzunçarşılı, a.g.e.,s.180.

[47] Osmanlı Teşkilat Tarihi.., s.132.

[48] Yalın İstenç Kökütürk, Osman Gazi’den Atatürk’e Beylikten Cumhuriyet’e,Toplumsal Dönüşüm Yay., C.I, İstanbul 1999, s.44.

[49] Saydam, a.g.e. s.329.

[50] Kökütürk, a.g.e. s.44.

[51] a.g.e. s.44.

[52] Yılmaz Öztuna, Osmanlı Devleti Tarihi-Medeniyet Tarihi, C.II, Ötüken Yay., İstanbul 2004, s.93

[53] Uzunçarşılı, Osmanlı Devlet Teşkilatında.., s.263.

[54] a.g.e. s.263.

[55] a.g.e. s.263.

[56] Tüysüz kumaş.

[57] Asker paltosu .

[58] Uzunçarşılı, Osmanlı Devlet Teşkilatında.., s.268.

[59]  Yeniçerilere verilen yağmurluk.

[60] Uzunçarşılı, a.g.e. s.269.

[61] a.g.e. s.271.

[62] Saydam, a.g.e. s.331.

[63] Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar I, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Mayıs 2009, s.155.

[64] İnalcık, Kuruluş ve İmp.., s.119.

[65] Saydam, a.g.e. s.332.

[66] a.g.e,s.333.

[67] Veysel Dinler, “Osmanlı Devletinin İdari Yapısı”, s.31.

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here