Victor Hugo’nun “Mahomet” Şiiri

0

Sefiller, Notre Dame’ın Kamburu gibi dev eserler veren, Romantik (Romantizm) akımın lideri, 19. yy Fransız Edebiyatı’nın en büyük düşünürü, yazar ve şair Victor Marie Hugo 26 Şubat 1802’de Fransa Besançon’da doğmuş, 22 Mayıs 1885’te Fransa Paris’de hayata gözlerini yummuştur.

Hukuk Fakültesi’ndeki eğitimini maddi sıkıntılardan dolayı yarım bıraktıktan sonraki dönemde edebiyata ağırlık vererek ilk şiirlerini yazmaya başladı. Yirmi yaşında olan Hugo’nun Kraliyet yanlısı şiirleri dikkat çekmiş ve XVIII Lois tarafından aylık bin (1000) frang aylığa bağlanmıştır.

Bir dönem Cumhurbaşkanlığına aday olduysa da seçilemeyen Hugo, 1851 yılındaki hükümet darbesinden sonra gönüllü olarak sürgüne gitti. Fransız Edebiyatı’nın en çok eser veren kalemi Hugo, büyük eserlerinden Sefiller’i de bu sürgün yıllarında yazmıştır ve 1862 yılında yayımlamıştır.

 

Victor Hugo’nun “Yüzyıllar Efsanesi” Eseri

Hugo, yine sürgün yıllarında yazmaya başladığı Yüzyılların Efsanesi (La Légende des Siècles) adlı kitabının İslam namı altındaki üç manzumesinin birinde; Peygamber Efendimiz’in (sav) büyüklüğü, karakteri, vasıfları, vefatından evvelki vak’alar, veda hutbesi, ümmetinden helallik talebi, nihayet Azrail’in (as) müsaade isteyerek içeri girmesi ve Allah’ın onu istediğini tebliğ etmesini müteakiben de ruhunu alışını heyecanlı ve tesirli bir lisanla anlatmıştır.

Eserde ayrıca Allah (cc), İslam, Kur’an ayetleri ve Hz. Muhammed (sav) ile ilgili çok sayıda şiir bulunmaktadır. 1859 yılında Brüksel’de basılan eserin ilk baskısında bulunan Mahomet adlı şiiri sonraki baskılarda kaldırılmış, ancak Hugo’nun ölümünden tam yüz yıl sonra (Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi tarafından) tekrar yayımlanmıştır (1985).

 

Victor Hugo Müslüman mıydı?

Hıristiyan dünyasında büyük yazar/şair ve düşünürlerin, daha doğrusu toplumun büyük kesiminin ilgi ve alaka gösterdiği kişilerin İslam’la, Allah’la ve Hz Muhammed (sav) ile ilgili olumlu yazı ve görüşleri, gerek Avrupa’da gerekse diğer güçlü Hıristiyan inancının toplumu şekillendirdiği diğer milletlerde gizlenmiş, engellenmiş, hatta yasaklanmıştır. Yukarıda bahsedildiği üzere Victor Hugo’nun Mahomet şiiri de bu yasaklardan nasibini almıştır.

İki oğlu ve erkek torunu vaftiz edilmeyen, Hıristiyanlık adetlerine göre defnedilmeyen ve sürekli evinde gizlice ibadet eden Hugo,

“Ben bile kendimi tanıyamıyorum, kendi kendime yabancıyım. Kim olduğumu ve adımın ne olduğunu yalnızca Allah bilir.” diyerek aslında Allah inancını belirtse de şahadet ederek “Ben Müslüman oldum” dememiştir, demişse de kimse tarafından sonraki yıllarda bu durum belirtilmemiştir.

Victor Hugo’nun vasiyetindeki şu sözlerinin yorumunu ise siz değerli okurlara bırakıyorum:

“Fakirlere 50 bin frank bırakıyorum. Mezarlığa, yoksullara ayrılmış araba ile götürülmemi istiyorum. Herkesin benim için dua etmesini istiyorum. Hangi mezhebin kilisesi olursa olsun, hiçbir dini merasim yapılmasını istemiyorum, Allah’a inanıyorum!”

Hugo’nun müslüman olup olmadığı her ne kadar net olarak bilinmese de, Mahomet mersiyesinde Peygamber Efendimiz’i o kadar güzel anlatmış ki, bize yalnızca ruhuna rahmet okumak düşer. Allah Rahmet Eylesin!

Victor Hugo’nun “Mahomet” Şiirinin Fransızcadan Türkçeye Çevirisi

Şiiri orijinal metninden (Le Centre National De La Recherche Scientifique) Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Dil Eğitim Merkezi Fransızca Bölümü Öğretim Görevlisi Yakup Yaşa, uzun bir çalışma sonucu Türkçeye çevirmiştir:

 

Mahomet

Vazifesinin yakın olduğu içine doğmuştu

Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu

Yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu

Her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu

Oysa sadece yirmi ak vardı siyah sakalında

Durup su içen develeri izliyordu arada sırada

Böylece, deve güttüğü zamanları hatırlıyordu

Sanki Cenneti görmüş, İlahi Aşkı bulmuştu

Sanki kâinatın yaratılışına şahit olmuştu

Alnı dik, yanakları kusursuz, benzersizdi

Kaşları ince, bakışları anlamlı ve keskindi

Boynu, gümüş bir testinin boğazıydı sanki

Tufanın sırlarını bilen Nuh’un havası vardı

Ona danışmaya gelenlere, adil davranırdı

Kimi itiraf eder, kimi güler ve inkâr ederdi

Sessizce dinler, en son konuşurdu kendisi

Ağzından dua ve zikir hiç eksik olmazdı

Çok az yer, karnının üzerine taş koyardı

Boş durmaz, koyunlarını sağıp oyalanırdı

Oturur yere, elbiselerini kendi yapardı

Artık genç değildi, eski gücü de kalmamıştı

Yine de, herkesten daha fazla oruç tutardı

Altmış üç yaşında, bir ateş sardı vücudunu

Kutsal Kitap Kur’an’ı bir kez daha okudu

Sonra, sancağı, Said’in oğluna teslim etti

Onlara: “Artık aranızdan ayrılma vakti geldi

Allah birdir, hep onun yolunda savaş” dedi.

Mahzundu, bakışlarında, yurdundan zoraki

Sürülen yaşlı bir kartalın hüznü vardı sanki

Yine, her günkü vaktinde mescide geldi

Ali’ye tabi olanlar da arkasından geliyordu

Ve kutsal sancak rüzgârda dalgalanıyordu

Benzi soluktu, döndü ve kalabalığa seslendi:

“Ey insanlar, ömür bitiyor, hayat gelip geçici

Biz, karanlıkta birer zerreyiz, yüce olan O’dur

Ey insanlar, O’ndan başka rehberim yoktur

Onsuz bir değerim olmazdı.”

Bir zat ona : “Ey müminlerin gerçek Sultanı!

Seni dinler dinlemez, herkes inandı sözüne

Sen doğduğunda bir yıldız doğdu gökyüzüne

Kisra Sarayı’nın üç kulesi birden devrildi.” dedi.

O da: “Melekler ölümümü müzakere etti

Vakit tamam, dinleyin! Eğer herhangi birinize

Bir kötülük yaptıysam, çıksın herkesin önünde

Ben ölmeden, gelsin intikamını alsın şimdi

Kime vurmuşsam, o da bana vursun.” dedi.

Ve uzattı usulca asasını oradan geçenlere

Yaşlı bir kadın, bir koyunu kırpıyordu eşikte

Ona: “Tanrı yardımcın olsun!” diye seslendi.

Bakışlarında bir hüzün vardı, oldukça bitkindi

Dalgındı, birden, şöyle dedi: “Herkes duysun!

Allah benim adımı andı! Bundan emin olun!

Topraktan insan, nurdan bir peygamberim

İsa’nın getirdiği dini tamamlamaya geldim

Ashabım, ben sabır taşıyım, İsa tatlı dilliydi

Zira her şafak, doğacak güneşin müjdecisi

İsa benden önce, ama ne Tanrıdır ne de oğlu

O, gülü koklayan Bakire Meryem’den doğdu

Unutmayın, ben de etten kemikten bir faniyim

Kuruyan bir balçıktan başka bir şey değilim

Şu dünyada başıma gelmeyen şey kalmadı

Çektiğim çilelere, yol olsa, dayanmazdı

Baskı ve işkenceden, şu bedenim çok çekti

Ve eğer işlediğimiz her bir günahın bedeli

Korkunç bir haşere olsaydı, o karanlık mezarı

Bize dar eder, cehenneme çevirirdi orayı

Tekrar tekrar bedenlenir cehennem ehli

Ve kurtlar yeniden kemirir tüm bedenlerini

Böylece, defalarca tükenir ve yeniden dirilir

Cezalarını çekince de yeniden huzura erişir

Ben, kutsal savaşların mütevazı meydanıyım

Bazen bir efendi bazen de bir köle gibiyim

Kelamım, tıpkı çöldeki kum ve kuyular gibidir

Bir sözüm korkutuyorsa, bir diğeri müjdecidir

Ey inananlar! Çektiklerimi görüyorsunuz işte!

Karşıma alıp, insanı aldatıp yeniden delalete

Sürüklemek isteyen o dehşet saçan iblisleri

Engellemeye çalıştım, bağladım o pis ellerini

Çoğu zaman, Yakup gibi, karanlıklar içinde

Çarpıştım durdum, görmediğim kimselerle

Fakat insanlar beni özellikle öldürmek istedi

Bana karşı sürekli kin ve kıskançlık besledi

Ben ise asla Hak davamdan vazgeçmedim

Onlarla savaştım, ama kimseden incinmedim

Savaş boyunca: “Bırakın yapsınlar!” diyordum

Kanlar içinde tek yaralı ben olayım istiyordum

Varsın hepsi vursun bana, zaten durmazlar ki

Zira sağ ellerine Ayı, sol ellerine Güneşi

Versem de düşmanlarım vazgeçmezdi asla

Yine de saldırırlardı bana şu çileli yolculukta

Fakat ne olursa olsun geri adım atmadım

Zira bu kutsal dava uğruna tam kırk yıl savaştım

İşte, böyle geçen bir ömrü nihayet tamamladım

Şimdi Allah’a gidiyorum, dünyayı geride bıraktım

Greklerin Hermès’i, Yahudilerin de Lévi’ yi

Desteklediği gibi siz de hiç bırakmadınız beni

Çektiğiniz bu sıkıntılar, mutlaka son bulacak

Bu soğuk, ıssız geceye elbet güneş doğacak

Müminler, asla ümidinizi kesmeyin O’ndan!

Zira Kronnega dağlarını aslan yuvası yapan

Denizleri incilerle, karanlıkları da yıldızlarla

Donatan Allah, elbet sizleri de koymaz darda

Sonra: “O’na inanıp teslim olun” diye ekledi.

İnanmayan, ancak, inkâr da etmeyenlerin yeri

Cennet ile cehennemi ayıran duvarın üzeri

Kararmıştır kalpleri, günah işlemek tek işleri

Hiç kimse tamamen günahsız değildir belki

Ama çabalayın ki, Allah cezalandırmasın sizi

Namaz kılın, bütün azalarınız değsin yere

Zira o dayanılmaz cehennem ateşi, sadece

O’nun için yere kapanmayan bedenleri yakar

O, kapkaranlık dünyayı, masmavi gökle açar

Misafiri sevin, dürüst olun, adaletle hükmedin

Yüce katında türlü türlü nimetler var sizin için

Yedi göğü geçmek için altın eğerli atlar

Ve yıldırımları geride bırakan hızlı arabalar

Huriler, tertemiz, hep ter ü taze ve neşeli

İncilerden yapılmış köşklerde oturur her biri

Cehennem ateş ehlini bekler, vay hallerine!

Ateşten ayakkabıları olacak ve giydiklerinde

Sıcaklıkları kazan gibi beyinlerini kaynatacak

Cennet ehli ise, pek neşeli ve gururlu olacak.”

Biraz durdu, hep ümitli olmalarını öğütledi

Sonra, ağır adımlarla yürümeye devam etti

Ardından : “Ey insanlar! Size sesleniyorum

Vakit saat doldu, ebedi bir âleme gidiyorum

Belki bu sizinle son görüşmemiz, acele edin

Beni tanıyan herkes gelip son kez dinlesin

Bir hatam olduysa, yüzüme söylesin.” dedi.

Kalabalık sessizce sağa sola açılıp yol verdi

Gitti ve Ebufleya Kuyusunda sakalını yıkadı

Biri ondan üç drahmi istedi, çıkardı verdi

“Şimdi, mezara bırakmaktan daha iyi” dedi.

Herkesin, bir güvercininki gibi ışıl ışıldı gözleri

Bakıp kendilerini hep kollayan o yüce insana

Ağlıyordu halk, evine kadar eşlik ettiler ona

Birçoğu gözünü bile kırpmadan orada bekledi

Bütün geceyi dışarıda taşların üzerinde geçirdi

Ve ertesi sabah, günün ağardığını fark edince

“Ben artık kalkamıyorum” dedi Ebubekir’e

Kitap’ı alıp yanına, sen kıldıracaksın namazı.”

Eşi Aişe de o sırada cemaatin arkasındaydı

Ebubekir okuyor, Muhammed ise dinliyordu

Nihayet, okuduğu ayetleri usulca bitiriyordu

O, dua ve zikrini yaparken herkes ağlıyordu

Ve Ölüm Meleği çıka geldi akşama doğru

“İçeri girebilir miyim” diye müsaade istedi

“Gelsin” dedi. Dünyaya açtığı o ilk günkü gibi

Yine ışıl ışıl parlıyor ve gülümsüyordu gözleri

Ve, Melek ona: “Allah seni bekliyor” dedi.

“Memnuniyetle” dedi. Şakakları şöyle bir titredi

Bir an aralandı dudakları ve ruhunu teslim etti

Ayvaz Altun
En Son 3 Yazısı Aşağıdadır . . . (Tüm Yazılarını Görüntüle)
Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here