Varoluşun Felsefecisi: Martin Heidegger

0

”Her soruşturma bir ‘arayış’tır, Her arayışa önceden arananın kendisi yol gösterir.”

26 Eylül 1889 yılında Baden eyaletinde dünyaya Martin Heidegger adında bir filozof gözlerini açtı. Bu filozof, ileride insanlık tarihine çok büyük aforizmalar katmış olacaktı. İleride varoluşun en büyük düşünürlerinden birisi olacak olan Martin Heidegger‘ın yaşam öyküsü böylece başlamış oldu.

”Varlık – bir sorun, fakat bir varolan değil.
Zaman – bir sorun, fakat zamansal birşey değil.”

 Martin Heidegger çocukluğunu felsefeye ve dine eğilimli bir insan olarak geçirmiş ve tartışmaktan asla kaçınmayan bir birey olarak daha küçük yaşta bile dikkatleri üzerine toplamıştır. 

Felsefe üzerine yapmış olduğu çalışmalar sayesinde dikkat topladığı kadar, politik alanda da dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır. 

Hepimizin de hayatlarında bir çok kez deneyimleyerek öğrendiği üzere biliyoruz ki insanların çoğu farklı düşünceleri sevmezler ve herkesin kendisi gibi düşünmesini isterler. Düşünce özgürlüğünün olduğunu söylerler ama sorun da bu değil midir zaten? Sadece söylerler ancak düşüncelerinize asla saygı duymazlar. 

Martin Heidegger’ın da farklı düşünceleri yüzünden neler yaşamış olabileceğini tahmin edebiliyorsunuzdur. 

Hayatının çoğu bölümünde sorunlu bir kişiliğe sahipmiş gibi göründü ve bu izlenim insanlarla ilişkilerinin sorunlu ve pürüzlü olmasına neden oldu. 

Ayrıca insanlarla ilişkilerinin sorunlu ve pürüzlü bir şekilde ilerliyor olması bir çok çalışmasının hak ettiği başarıyı elde etmesini ve hak ettiği şekilde değerlendirilmesine engel oldu. 

Martin Heidegger‘ın sorunlu kişilik izlenimini en çok kalıplaştıran şey politik alandaki düşünceleridir. Bilirsiniz, zaten çoğu insan bildiği için; felsefi alandaki bir çok insan farklı düşüncelere açık olduğu için oradadır zaten, ancak politik alanda işlerin tam tersi olduğunu ve bireysellikten çok topluluklar halinde düşünce savunuculuğunun ön planda olduğunu söylemeye gerek bile yoktur. Politika da düşünceleriniz, büyük topluluklar oluşturmuyorsa sorunlu izlenimi bırakırsınız ve ilişkileriniz de kötüye gider. Ancak felsefede durum tam tersidir. 

”Şu düşündürücü çağımızda, daha da düşündürücü olan, bizim hala düşünmüyor olduğumuzdur.”

Dine olan yatkınlığının etkisinin de katkısıyla Martin Heidegger, Freiburg Üniversitesinde Katolik hayatı ve hristiyan felsefesi okumuştur. 

1914 yılında ”Psikolojide yargı kuramı’‘   adında ilk çalışmasıyla dikkat çekmeye başlamıştır ve bu ilk çalışması onun aslında doktora tezidir. 

1923 yılında ise Marburg Üniversitesinde profesörlüğe başlamıştır. 

Profesörlük yaptığı yıllarda felsefi yatkınlığını bir kenara bırakmamış ve varoluş hakkında çalışmalar yapmıştır. Birkaç yıl boyunca varlık ve zaman üzerinde çalışıp 1927 yılında çalışmalarını ”Varlık ve zaman” adlı yayınında sunmuştur. 

Martin Heiddeger bu yayından kısa süre sonra Varoluşçu felsefenin yanı sıra aynı zamanda 20. yüzyıldaki bütün felsefe dallarında da tartışma söz konusu yaratmıştır. 

Martin Heiddegger bu arada Batı Felsefesi Geleneğini metafizik olmakla eleştirmiştir. Ancak bu eleştiriyi daha sonraları yeniden değerlendirmeden geçirecektir. 

1933 yılında Naziler iktidara gelmiştir ve Heidegger Nazi partisine katılmıştır. Partiye katıldığı dönemde  Freiburg Üniversitesinde rektör olmuştur. Heidegger’ın çalışmalarına en çok gölge düşüren dönem bu zamandır ve bu dönemde izlediği politika yolu daima tartışma söz konusu olmuştur. 

1945 yılında Nazilere katıldığı için üniversiteden uzaklaştırılmıştır ancak 1952 yılında üniversiteye yeniden dönmeyi başarabilmiştir. Daha sonra, yanlış yaptığını düşündüğünü açıklamıştır ancak açıklaması üstüne düşen gölgeleri kaldırmak için yeterli gelmemiştir. Ancak yaşanan her şeye rağmen çalışmaları ve düşünceleri kendisini korumayı başarabilmiş ve felsefede daima önemli olarak yerini muhafaza etmiştir. 

”Niçin hep birşey var da, hiçlik değil bu?”

Heidegger’ın varoluş konulu düşüncelerinin merkezi tam olarak şöyledir; 

”insan bu dünyaya öylece bırakılmıştır. Bu bırakılmışlık fikri birkaç yönden varoluşçu felsefenin temel argümanlarını sürdürür ve derinleştirir. Varoluşa bırakılmışlığı ile insan kendi varlığını oluşturma özgürlüğüne zorunlu olarak bırakılmıştır aslında. Ama başlangıçta, bırakılışın kendisi bir özgürlük yokluğudur -sondaki ölümün kaçınılamazlığı gibi.”

”İnsan, varoluşun ortasına öylece, orada bir varlık olarak (Dasein) atılmıştır. Bu bir tercih ya da seçimin sonucu değildir. Ve insan, bu bırakılmışlık içinde tercihler ve seçimleriyle kendi yaşamını ileriye dogru kurar. Burada zorunlu bir özgürlük deneyimi söz konusudur. İnsan kendi varlığını gerçekleştirmek üzere sürekli seçimler ve tercihler yapmak durumundadır, yani özgürlüğünü gerçekleştirmek zorundadır. Ölüme kadar. İnsan, bırakılmışlığında ölüme yazgılıdır ve varoluşunu buna göre gerçekleştirmelidir.”

Varlığın ne olduğu ya da ne olmadığı, kısacası varlığa dair her soru Martin Heidegger’ın çalışmalarının özetidir. 

Martin Heidegger, 26 mayıs 1976 yılında aramızdan ayrılmıştır. 

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here