Uyan Sunam

0
20

Sevdanın, aşkın ayıp sanıldığı zamanlardı. Bugunkü gibi aşklar şarkılarda harcanmıyor ya da bir mesaja sığmıyordu. Mehmet, Suna‘yı çeşme başında gördüğü ilk günden “Seviyorum,” diyebildi. Suna‘nın abisi sövdü, sonra dövdü, araya kimleri soktu da kar etmedi. Mehmet “Seviyorum,” dedi başka bir şey demedi.

Mehmet’in dediğim dedikçiliği çocukluğundan gelir. Parmakla gösterilen, girdiği yerde dikkatleri üzerine çekmeyi başaran bir çocuktu. Annesi bir gün bile yakasından mendilini eksik etmedi. Herkes yürürken o atın tepesinde giderdi okula, aklı erdiği gün de ailesine isyan etti. “Ben de Necdet’le yürüyeceğim,” dediğinde Necdet annesinin arkasına saklandı. Avluda Necdet’in babası yerin dibine girmişti. Babası Mehmet’e anlatmaya çalıştı, “Onlar hizmetçi sen değilsin”, “O da ata binsin madem,” bile dedi de Mehmet nuh dedi peygamber demedi. O günden sonra Mehmet’e alınan ayakkabıdan Necdet’e de alındı, Necdet de misafir çocuklarıyla sofraya oturdu, oyunları beraber oynadılar.

Necdet’i erken evlendirdiler. Yolları o zaman ayrıldı Mehmet’le. Necdet’in yüzü bir daha gülmedi. Mehmet’in Suna‘ya türkü çığırdığı gecelerde Necdet de sofrada yerini almaya başladı. Evde bekleyen çoluk çocuk umrunda değildi.

Mehmet ağzı kulaklarında geziyordu. Suna‘nın kardeşi eline notu tutuşturduğunda kalbi yerinden çıkacak sandı. Eski değirmene gelmeyeli yıllar olmuştu. Çocukların girmeleri yasaktı, büyüyünce de yolları düşmemişti hiç. Kapı aralandığında Suna‘nın güzelliği kendinden önce girdi içeriye. Mehmet yerinden fırladı kapının arkasına saklandı. Suna içeri adımını attığında, arkadan sarıldı. Anasından yemediği tokadı Suna‘dan yedi. Tek bir cümle söyledi:

“Dünyaya duyurdun beni istediğini de artık ne beklersin? Gel de iste beni.”

Mehmet şaşırmıştı, Suna‘yla ilk kez baş başa kalabilmişti onda da tokadı yemişti, eğilip öpmek istedi, bakışları eğildi Suna‘nın. “Tamam” diyebildi sadece… Suna çekip gittiğinde kendini samanların ortasına attı, deli gibi gülmeye başladı. Soluğu Necdet’in yanında aldı. Necdet bir şey demedi. Düğün üç gün sürdü, destan böyle yazılır dedi bütün ozanlar.

Mehmet’in evinden yükselen meşk herkesin dilindeydi. Dev nazar boncuğu taksan kimse sebebini sormazdı. Suna güzelliğiyle, mutluluğuyla tüm kadınların dudağını ısırtıyordu. Hamama girdiğinde yaşlılar iç çekiyor, bekar kızlar yemeklerini yiyemez oluyordu. Herkesin tek avuntusu sırtındaki bebe eli büyüklüğündeki bendi. O siyah beni, Suna‘nın nazarlığıydı. Mehmet’in bakmaya doyamadığı.

O ben ki kadınların gündüzleri bile dilindeydi. Necdet eve erken geldiği günlerden birinde duymuş da şaşırmıştı. Genç yaşlı tüm kadınlar avluda toplanmış Suna’nın benini konuşuyorlardı. Aralarında en iştahlısı kendi karısıydı, en sevdiği halasından emanet olmasa daha da döverdi herhalde.

Evde durulmayacak gündü Necdet için. Soluğu köyün çıkışındaki eski çeşmede aldı. O domates salatalığını getirmişti, diğerleri mangalı, peyniri; Mehmet de rakıyı getirdi. Her perşembe yapılırdı bu. Mehmet türkü söyler, Necdet kafasını kaldırmaz, diğerleri sızar kalırdı. Necdet yine hızlı içti, yine erken sızdı. Mehmet’in neşesi tüm muhabbeti götürürken, Necdet dişini sıkıyordu. Mehmet kızının kolundaki izden bahsederken, yerinden fırladı Necdet, “Suna’nın sırtındaki gibi mi?” dedi…

Ormanda ne kadar hayvan varsa Mehmet’in önüne durdu, jandarma yolu çevirdi, köylüler kapıda durdu, kızı kapıda karşıladı. Mehmet hiçbir şey demeden Suna‘ya baktı. Yine güzeldi, yine sevecendi. Bunu Suna yapmazdı da, Necdet başka nasıl bilebilirdi Suna‘nın bedenini. Suna ne oldu diye soramadan tek el silah duyuldu. Kanı bile güzel aktı Suna‘nın.

Necdet vardığında iş işten geçmişti. Mehmet, Suna‘nın üstünde ağlıyordu, Necdet’in yüzüne bakmadı bile. Herkesi dışarı çıkardı. Hiçbir ses bu kadar yanık olmamıştı:

Şafak söktü gine sunam uyanmaz

Hasret çeken gönül derde dayanmaz

Çağırırım sunam sesim duyulmaz

Uyan sunam uyan derin uykudan*

*Hikayede Sunan türküsüne konu olan kişilerin ismi uydurmadır. Zira türkünün kime ait olduğu net değildir. Yaygın bilgi Fahri Kayahan‘ın karısını kıskançlık sonucu öldürdüğü ve ardından bu türküyü yazdığı olsa da net olan türkünün Anadolu’da bir kıskançlık hikayesi üzerine yazıldığıdır. Türkü, TRT arşivinde 3163 no’su ile Erzurum türküsü olarak kayıtlı. Kaynak kişi Haydar Telhüner, derleyen de Ali Canlı olarak kayda geçmiş. En güzel de Efkan Şeşen söyler…

Bavul Dergisi,2017 Temmuz 22. Sayı, Syf; 35

 

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here