Ünlü Aşk Şarkıları ve Hikayeleri

0

NEŞET ERTAŞ- ZAHİDEM

“Zahidem” türküsünün şairi Aşık Arap Mustafa’dır. 1091 yılında dünyaya gelen Aşık Arap Mustafa Çiçek dağına bağlı Orta Hacı Ahmetli köyündendir. Annesini ve babasını küçük yaşta kaybeden Mustafa akrabaların yanında büyümüştür. Arap ismi ise onun takma adıdır. Babası toplulukta oynadığı Arap rolünü üstlendiği için Mustafa ya da Arap lakabını takmışlar.

Çalışkan, üstüne başına önem veren Mustafa Ağasının kızı Zahide ye gönlünü kaptırır. Lakin kimsesiz ve fakir olduğundan gönlünü açamaz. 20 yaşında askere giden Mustafa’nın aklı Zahide’de kalır. Köydeki arkadaşlarına mektup yazarak Zahide nin durumunu soran Mustafa aldığı cevapla kahrolur. Zahide’nin başka birisiyle evlendirilmek üzere oluğunu ve haftaya düğünlerinin oluğunu duyunca üzüntüsünden “ZAHİDEM” adlı türküyü yazmıştır.

Zahide Kurbanım n’olacak Halim,
Gene bir laf duydum kırıldı belim,
Gelenden gidenden haber sorarım,
Zahidem bu hafta oluyor gelin,
Hezeli de deli gönül hezeli,
Çiçekdağı döktü m’ola gazeli,
Dolaştım alemi gurbet gezeli,
Bulamadım Zahidem’den güzeli,
Ay ile doğar da gün ile aşar,
Zahidemi görenin tebdili şaşar
İyinin kaderi kötüye düşer,
Diken arasında kalmış gül gibi.
Zahide’m kurbanım kurtar bu dardan,
Baban anlamadı bizim bu haldan,
Kekiline sürmüş kokulu yağdan,
Derdin beni del’ediyor Zahide’m.
Ziyaret’ten çıktım Cender’in özü,
Kum gibi kaynıyor Zahide’m gözü,
Aslını sorarsan esalet yerden,
Hacı Bürolardan Mehmet’in kızı.
Gurbet ellerinde esinim esir,
Zahide’m kurbanım hep bende kusur,
Eğer baban seni bana verirse,
Nemize yetmiyor el kadar hasır.
Çiçekdağı’nda da hiç gitmez duman,
Zahide’m kurbanım hallarım yaman,
Yapamadım şu babayın gönlünü,
Fakir diye bana vermedi baban.
Anamdan doğalı çok çektim cefa,
Şu yalan dünyada sürmedim sefa,
Adımı namımı soran olursa,
Orta Hacı Ahmetli Arap Mustafa.


FUAT EDİP BAKSI- BİR BAHAR AKŞAMI RASTLADIM SİZE

Fuat Edip 19-20 yaşlarındayken bir gün rüyasında çok güzel bir kız görür. Fuat rüyasında gördüğü kıza gönlünü kaptırır ve kızı bulma hayaliyle yaşayıp durur. Gözü de hiç kimseyi görmez olur. Yıllar hızlıca akıp giderken aile baskısına katlanamayıp istemeye istemeye bir kızla evlendirilir. Fuat bir bahar akşamı yolda yürürken yolu Acıbadem’deki Çamlıca Kız Lisesi’nin önünden geçer. Tam bu sırada okul zili çalar ve öğrenciler evin yolunu tutar. Fuat’ın gözüne bir kız ilişti. Bu kız yıllar önce rüyasında gördüğü arayıp da bulamadığı kızdı. Adeta donakalan Fuat kızın dikkatlice gözlerine bakar.  Onun bu halini gören kız mahcup bir edayla boynunu eğer ve yoluna devam eder. Fuat artık yaşlı haliyle kıza bakakalır ve arkasında şu mısraları mırıldanır:

Bir bahar akşamı rastladım size,
Sevinçli bir telaş içindeydiniz.
Derinden bakınca gözlerinize,
Neden başınızı öne eğdiniz ?

İçimde uyanan eski bir arzu,
Dedi ki yıllardır aradığın bu,
Şimdi soruyorum büküp boynumu ah,
Daha önceleri neredeydiniz ?


OĞUZ YILMAZ-  MİSKET

Misket ağacı ufak tefek bir elma ağacı türüdür. Ufak tefek, şirin bir kızdır Huriyede. Huriye’nin gönlü yakışıklı efelerden Osman Efe’ye gönlünü kaptırır. Osman Efe de kendi gönlünü Huriye’ye kaptırır. Osman Efe evin önünden geçtiği her zaman Huriye de misket ağacına çıkar. Osman Efe de Huriyeyi “Misket” diye çağırır. Bir gün Huriye çeşmeye su doldurmaya gider. Çeşme başında onu gören yörenin ünlü ağası Kır Ağa da Huriyeyi babasından ister. Babası Kır Ağanın malı mülkü iyi diyerekten Huriyeyi verir. Huriye de anasına ölsem de o Kır Ağaya gitmem der dururmuş. Akşamı bekleyen Huriye misket ağacına çıkıp Osmanı bekler. Osman Efe gelir ve olan biteni anlatan Huriye üzgün şekilde Osmanın vereceği cevaba odaklanır. Osman Efe ise böyle bir şeyin mümkün olamayacağını belirtir. Ardından Kır Ağa ya haber göndertir. “Seni sever ve sayarım. Yiğit oluğunu da bilirim lakin benim misketim benimdir. Yolumdan çekil, haberin ola”. Haberi Osmandan Kır Ağa ya iletenler haberi abartarak Kır Ağa ya ulaştırırlar. “Osman dedi ki Kır Ağa kim olur da benim yavuklumu benden alacak. O kim ki? Onun leşini soyarım.” diye iletirler. Bunu duyan Kır Ağa “Demek dünkü velet bize meydan okuyo, cesareti varsa karşıma çıksın” der. Haberciler yine aynı şekilde olayı abartarak Osman’a iletirler. Osman Efe ve Kır Ağa arasında kin gittikçe büyür. En sonunda kıran kırana kavga edecekler kim kazanırsa misket onun olacak derler ve buluşma yeri belirlenir.

Belirlenen gün de karşı karşıya gelirler, bıçaklar çekilir. Uzaktan merakla bakan Huriye elma ağacına çıkar ve uzaktan izlemeye koyulur ama çok kalabalık olduğundan fazla bişey göremez. Osman’a dua edip durur. Osman Efe ve Kır Ağa aslanlar gibi dövüşür. Kır Ağa durur ve ” Benimle böyle mertçe savaşan, boy ölçüşen yiğit ne cesaretlidir. Ben ona kıyamam. Vur bıçağını bağrıma Misket senin olsun” der. Osman şaşkınlıkla yerinde durur ve bıçağını atarak Kır Ağa ya sarılır. Olayları göremeyen Misket dalda meraklı bir şekilde gelen kalabalığa bakar. Kalabalık yaklaşır ve önde Kır Ağa arkada kalabalığı görür. Osman’ı arar ama bulamaz. Birden başı döner, gözleri kararır ve tepe üstü ağaçdan düşerek cansız  şekilde yere yığılır. Kalabalık elma ağacına yaklaşınca yerde cansız yatan Huriye’yi görürler ve bir feryat kopar. Osman Efe sığamaz buralara. Perişan olur. Misket kızın yani Huriye’nin hikayesi dilden dile dolaşıp türkü oluyor.

Güvercin uçuverdi,
Kanadın açıverdi,
Elin oğlu değil mi,
Sevdi de kaçıverdi,
A benim aslan yarim,
Duvara yaslan yarim,
Duvar cefa götürmez.
Sineme yaslan yarim,
Güvercinim uyur mu ?
Çağırsam uyanır mı ?
Yar orada ben burada,
Buna can dayanır mı?
A benim hacı yarim,
Başımın tacı yarim,
Eller bana acımaz,
Sen bari acı yarim.
Caminin müezzini yok,
İçinin düzeni yok,
Çok memleketler gezdim,
Misket’ten güzeli yok.
Daracık daracık sokaklar,
Misket şeker topaklar,
Pul pul olsun dökülsün,
Seni öpen dudaklar.
Caminin ezan vakti,
İçinin düzen vakti,
Ben Misket’i yitirdim,
Sonbahar gazel vakti.
Gökte yıldız sayılmaz,
Çiğ yumurta soyulmaz,
Üçer avrat almayan,
Hiç erkekten sayılmaz.


CEM KARACA- CEVİZ AĞACI

Nazım’ın yasaların dışında olan düşünceleri yüzünden kaçak yaşadığı dönemdir. Polislerden kaçak yaşayan Nazım sevdiceğine ” Gülhane Parkında ceviz ağacının altında buluşalım” demek için arkadaşıyla beraber haber salıyor. Arkadaşı da hiç güvenilir biri olmayınca koşarak polise gidip haberi onlara söyler. Nazım buluşma noktasına varıyor, ceviz ağacının altında beklemeye koyuluyor. Beklerken polisler onun tarafına geldiğini görüyor ve ceviz ağacına tırmanıyor.  Ceviz ağacının tepesinde duran nazım manzaraya bakıyor. Ardından da aşağıdaki olaylara bakıyor. Sevdiceği gelmiş ağlamaklı ama haberi yok ki kafasını bir kaldırsa Nazım’ı görecek bunun üzerine Nazım bir şiir yazıyor zihnine:

 

Başım köpük köpük bulut içim dışım deniz,
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
Budak budak serham serham ihtiyar bir ceviz,
Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında,
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl,
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
Koparıver gözlerinin gülüm yaşını sil.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında,
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var,
Yüz bin elle dokunurum sana İstanbul’a.
Yapraklarım gözlerimdir şaşarak bakarım,
Yüz bin gözle seyrederim seni İstanbul’u,
Yüz bin yürek gibi çarpar çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here