Uhud Savaşı

0

UHUD SAVAŞI NEDEN YAPILDI?

Kin, intikam, ihtiras… İnsanı ipe götüren duygular… Nitekim sonucu koca bir savaşa sebep olmuş, çok ağır kayıplar vermemize yol açmıştır. 13 Mart 624 yılında gerçekleşen, Mekkeli müşriklerle Müslümanlar arasında vuku bulan, ilk savaş olma özelliğine sahip Bedir Savaşı, Müslümanlar tarafından kazanılmış, müşrikler büyük hezeyana uğratılmıştı. Aynı zamanda müşriklerin çok önemli liderlerinden biri olan Amr Bin Hisham, nam-ı diğer Ebu Cehille beraber Ukbe, Utbe, Şeybe, Ümeyye, As bin Hişâm gibi Mekke’nin ileri gelenleriyle beraber 70 müşriğin bu savaşta öldürülmesi, Mekkeli müşriklerin Müslümanlara daha çok bileğilenmelerine sebep olmuştu.

Durum böyle olunca içlerini intikam hırsı bürüyen Mekkeli müşrikler, Bedir yenilgisini kendilerine yedirememiş Müslümanların Kureyş kervanlarına karşı hareketlerinin devam etmesini görünür sebep şeklinde ortaya sunarak 625 yılında Uhud Savaşı’nın gerçekleşmesine neden olmuşlardır.

MEKKE’DEN SAVAŞ KARARI ÇIKTI

Bedir Savaşında babalarını, kardeşlerini, oğullarını ya da diğer akrabalarını kaybeden Mekkeliler, o dönemde Mekke reisi olan Ebu Süfyana bir ziyaret gerçekleştirirler. Elbette ki hâl hatır sormak amaçlı bir ziyaret değildir bu ziyaret. İstedikleri, intikamlarını almak için bir yol gösterilmesiydi. Bu amaçla, Kureyş ile ilgili siyasi, askeri, sosyal bütün meselelerin Kureyş’in ileri gelenleri tarafından görüşüldüğü Darun Nedve ’de toplandılar. Şam kervanının kazancıyla bir ordu toplayıp Medine’ye, Müslümanlara, saldırarak onlardan öç almaya karar verdiler.

Halkı heyecana getirebilmek için, Mekke dışındaki Arap kabilelerine şairler, hatipler göndererek Bedir’de öldürülenlerin anısına şiirler, mersiyeler söylettiler. Şam kervanının elli bin altın olan kazancının yarısı ile Mekke dışındaki müşrik kabilelerden 2000 asker topladılar. Bu kadarla kalmayan Mekkeli müşrikler, Mekke’den 700’ü zırhlı, 200’ü atlı olmak üzere Ebu Süfyan komutasında 3000 kişilik muntazam bir ordu oluşturdular. Medine üzerine yürümeye başlayan orduda ayrıca 300 deve, şarap tulumları, şarkıcı ve rakkase kadınlar da vardı. Bu kadarla da yetinememiş olacaklar ki, başta Ebu Süfyan’ın eşi Hind olmak üzere diğer Kureyş ileri gelenlerinden 14 tane daha evli kadın, eşleriyle beraber ordu da yer alıyorlardı.

HZ. ABBAS’IN MEKTUBU
Peygamberimizin (s.a.v.) amcası olan Hz. Abbas, Bedir Savaşı’nda esir düştükten sonra Müslüman olmuş fakat Müslümanlığını gizli bir biçimde yaşamak zorunda kalmıştı. Bedir’de çok fazla zarar gördüğünü bahane ederek Ebu Süfyan’ın kurduğu bu orduya katılmamıştı. Peygamber Efendimizi (s.a.v.) haberdar edebilmek amacıyla Medine’ye özel bir haberciyle gizli bir mektup yolladı. Bununla birlikte Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından etrafa gönderilen keşif kolları da, Ebu Süfyan’ın ordusunun Medine’ye yaklaştığını Medine’dekilere haber verdiler.

MEDİNEDE SAVAŞ HAZIRLIKLARI

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vahiy gelmeyen konularda, karar vermeden önce ashabıyla istişare ederdi. Amcası Hz. Abbas’ın mektubu ve kolluk kuvvetlerinin de getirdiği haberle müşriklerin Medine’ye doğru yola çıkmış olduğunu öğrenince; Mekke’den hicret eden muhacirlerle, Medine’de muhacirlere evlerini açıp onlarla kardeş olan ensarları konu hakkında istişare yapmak amacıyla bir araya topladı.

“Düşmanı Medine dışında mı karşılayalım, yoksa şehir içinde savunma tedbirleri mi alalım?” diye sorar.

İstişareden bir gece önce Peygamber Efendimiz (s.a.v.) rüyasında; kılıcında bir gedik açıldığını, yanında bir sığırın boğazlandığını ve elini zırhının içinde muhafaza ettiğini görür. Gördüğü bu rüyada kılıcında açılan gediği ehl-i beytinden birinin şehit olacağı; sığırın boğazlanmasını ashabından bazılarının şehit düşeceği ve elini zırhının içinde korumasını da Medine olarak tabir eder. Bu yüzden Medine dışına çıkmayarak, şehirde savunma yapılmasını uygun görür. Peygamber Efendimizle (s.a.v.) beraber Hz. Ebu Bekir, Sa’d bin Muaz gibi ashabın büyükleriyle münafıkların başında olan Abdullah bin Ubeyy de bu görüşteydiler. Fakat geri kalan ashabın büyük çoğunluğu, özellikle Bedir Savaş’ında yer alamayan genç Müslümanlarla Peygamberimizin (s.a.v.) amcası Hz Hamza tam tersi bir fikir beyan ederek “ Biz nicedir böyle bir günü beklemekteydik, düşmanla Medine dışında savaşalım” diyerek ısrarda bulundular. Peygamber Efendimiz de (s.a.v.) çoğunluğun isteği üzerine onları geri çevirmeyerek, üst üste iki zırh giyindi ve miğferini de takarak evinden çıktı.

Medine dışında savaşmak isteyenler, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) isteğine karşı çıkarak hata ettiklerini anlarlar ve fikirlerinden cayarlar. Fikirlerinden geri döndüklerini ve Peygamberimizin (s.a.v.) dediğini yapmanın daha uygun olacağını Peygamber Efendimize (s.a.v.) iletirler. Ancak Peygamberimiz:

“BİR PEYGAMBER ZIRHINI GİYDİKTEN SONRA, SAVAŞMADAN ONU ÇIKARMAZ. Eğer sabreder, görevinizi tam yaparsanız, Allah’ın yardımıyla zafer bizimdir.” deyip ilk aldıkları karardan geri dönmez.

Bu arada Kureyş ordusu, Medine’nin yaklaşık 5 km kadar kuzeyinde yer alan Uhud Dağının eteklerine karargahlarını kurmuşlardır. Rasulullah (s.a.v.) Abdullah bin Ümmi Mektûm’u Medine’de kendi yerine vekil bırakarak 1000 kişiden oluşan bir kuvvetle Cuma namazını kıldıktan sonra Medine’den çıkarak 5000 kişilik bir ordusu olan Mekkeli müşriklerin üzerine yürür. Geceye kadar yol alan ordu o gün Uhud’a kadar ilerlemeyip ‘Şeyheyn’ denilen mevkide geceler. Ertesi gün Şafak vakti Uhud’a varan Müslümanlar, savaş için en elverişli yeri seçtiler.

İhanetin yine iş başında olduğu bir dönemde, Uhud Savaş’ına giderken Abdullah bin Ubeyy: “Muhammed (s.a.v.) bizim gibi yaşlı ve tecrübelileri dinlemedi, çocukların sözüne uydu. Ben meydan Savaşı’nı uygun görmemiştim…” diyerek kendisine bağlı olan 300 kişilik münafık grubuyla ordudan ayrıldı. Bu olaydan sonra Müslümanlar 700 kişi kaldı. 5000 kişiye 700 kişi…

SAVAŞ DÜZENİ

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ordusunun arkasını Uhud Dağına verdi. Solundaki, diğer adıyla okçular tepesi olan ‘Ayneyn Tepesine’ Abdullah bin Cübeyr komutasında 50 okçu yerleştirdi ve onlara şu şekilde emir verdi: “ Galip de gelsek mağlup da olsak, benden emir gelmedikçe yerinizden ayrılmayacaksınız. Şu vadiden, düşman atlıları arkamıza dolaşıp bizi kuşatabilirler. Oklarınızla onları buradan geçirmeyin. Çünkü at, oku yiyince ilerleyemez.”

Müşriklerin 700 zırhlısı ve 200 atlısına karşı Müslümanların 100 zırhlı ve sadece 2 atlı olan ordusunun sağ koluna Ukaşe, sol koluna ise Ebu Mesleme komutan tayin edilmişti. Ortadaki birliğin başında ise Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bizzat bulunarak komutanlık ediyordu.

Ebu Süfyan’ın 3000 kişilik ordusunun sağ kanadında Halid bin Velid, sol kanadında intikam ateşiyle yanıp kavrulan Ebu Cehil’in oğlu İkrime yer alırken süvarilere Safvan bin Umeyye, okçulara ise Abdullah bin Rabia komuta ediyordu. Bununla birlikte Kureyşli kadınlar, Bedir Savaşı’nda ölenler için mersiyeler okuyorlar, şarkı söylerken bir yandan tef çalıp bir yandan da askerler arasında dolaşarak askerleri savaşa teşvik ediyorlardı.

SAVAŞ SIRASINDA

O dönemdeki adetlere göre savaşlar, meydanda teke tek çarpışılarak başlardı. Nitekim öyle de oldu. Adetlere uygun başlayan savaşta Kureyş bayrağı ile meydana çıkan 9 kişi Müslümanlar tarafından birer birer öldürüldüler.
Bu esnada Peygamber Efendimiz (s.a.v.) elindeki kılıcı göstererek:

-Hakkını ödemek şartıyla bu kılıcı kim ister? , diye sorar.

Ensarlardan olan Ebu Dücane:

-Bunun hakkı nedir, Ya Resulallah? Diye sorar.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) :

-Eğilip bükülünceye kadar düşmanla savaşmak, şeklinde cevaplar Ebu Dücane’yi.

Bu şartı kabul ederek aldığı kılıçla düşman saflarının arasına dalan Ebu Dücane’nin peşi sıra Hz. Hamza, Hz. Ali, Sa’d bin Ebi Vakkas da düşman saflarının arasına girerek ilk hücumda yirmiden fazla Kureyşliyi öldürerek, müşrikleri bozguna uğratmışlardır. Uğradıkları bu bozgunla sağ ve sol kanat geri çekilmiş bununla birlikte Kureyşli askerler arasında tef çalarak dolaşan kadınlar, feryatlar kopararak yüksek tepelere doğru kaçışmışlardı. Müslümanların iman kuvveti karşısında, sayıları Müslümanların sayılarının dört katından fazla olmasına rağmen Mekkeli müşrikler muvaffak olamamışlardı.

OKÇULARIN YERLERİNİ TERK ETMESİ

Müşriklerin kaçmasıyla ilk safhada savaşı kazanan Müslümanlar, ganimet sevdasına düşerek düşmanı sonuna kadar takip etmeden savaş meydanında düşmandan geriye kalan malları toplamaya başladılar. Okçular tepesinde bulunan ve bu olayları gözlemleyen okçular da bunun üzerlerine birbirlerine:

-Burada ne duruyoruz? Savaş bitti, zafer kazanıldı. Biz de gidip ganimet toplayalım, dediler.

Buna karşı çıkan Abdullah bin Cübeyr:

-Arkadaşlar, Rasulallah (s.a.v.)in emrini unuttunuz mu? O’ndan emir almadıkça yerimizden ayrılmayacağız, dese de diğer okçulara kendini dinletememiş gitmelerine engel olamamıştır. Abdullah bin Cübeyr yanında sadece sekiz okçu ile Ayneyn tepesinde kalmıştır.

Müşriklerin önemli komutanlarından olan Halid bin Velid, Ayneyn Vadisinden geçerken Müslümanları arkadan kuşatmayı denemiş lakin okçuların tepeyi koruduğu için emeline ulaşamamıştı. Okçuların tepeyi terk ettiğini görünce de emrinde bulunan süvarilerle beraber hücuma geçti. Ayneyn tepesinde, Peygamber Efendimizin emrine uyarak bekleyen Abdullah bin Cübeyr ve onunla kalan diğer sekiz Müslümanı şehit ederek, savaş meydanında ganimet toplamakla meşgul olan Müslümanları arkadan kuşattılar. Bu arada kaçan tüm müşrikler de geri dönerek tekrardan hücuma geçtiler. Bozguna uğramaları sonucu tepeye kaçan kadınlar da tef çalarak tekrardan savaş meydanına döndüler.

Müslümanlar önden ve arkadan iki ateş hattı arasında sıkışıp kalarak ne yapacaklarını şaşırdılar. Galip durumundayken bir anda savaşı kaybetmeye başladılar. Birbirlerinden ayrılmış ve dağılmış bir durumda bulundukları için de herkes can sevdasına düştü.

UHUD ASLANI HZ. HAMZA’NIN ŞEHİT EDİLMESİ

Bedir Savaş’ında babası Utbe’yi, kardeşi Velid’i ve amcası Şeybe’yi kaybetmiş olan Ebu Süfyan’ın karısı Hind’in vücudunu intikam ateşi sarmış onu yakıp kavuruyordu. Babasını öldüren Hz. Hamza’dan öç almak için yanıp tutuşan Hind, Uhud’un aslanının karşısında kimse durmaya cesaret edemediğinden Cübeyr bin Mut’im’in kölesi ve iyi bir nişancı olan Habeşli Vahşi’ye Hz. Hamza’yı öldürdüğü takdirde büyük tekliflerde bulunmuş ayrıca azad edileceği sözünü vermişti.

Vahşi, Hz. Hamza’nın karşısına çıkmaya cesaret edemediğinden büyükçe bir kayanın arkasına saklanarak Hz. Hamza’nın önüne gelmesini bekliyordu. Hz. Hamza ise savaş alanında bir sağa bir sola koşturarak durmadan düşman tepeliyordu. O gün tam sekiz müşrik öldürmüştü. Bunlardan Sibah bin Abdu’l Uzza’yı öldürdüğü sırada tam da Vahşinin saklandığı kayanın önünde bulunuyordu. Vahşi elbette ki bu fırsatı kaçırmak gibi bir hata da bulunmadı. Habeşlilerin çok iyi kullandığı, adı harbe olan kısa mızrağını gizlendiği yerden Hz. Hamza’ya fırlattı. Kasığından vurulan Hz. Hamza çok bir zaman geçmeden şehit düştü. Hz. Hamza’nın şehit olduğunu öğrenen Hind büyük bir sevinçle ve gözünü kin bürümüş bir şekilde koştura koştura Hz. Hamza’nın naşının başına geldi. Hz. Hamza’nın karnını yararak ciğerini çıkardı ve dişledi. Fakat yutamadı. Vahşiyi kölelikten kurtararak büyük ödüllerle mükafatlandırdı.

PEYGAMBERİN (S.A.V.) ÖLDÜĞÜ SÖYLENTİLERİ

İbni Kamie El-Leysi isimli bir müşrik, Peygamber Efendimize (s.a.v.) benzeterek, İslam ordusunun sancaktarı olan Mus’ab bin Umeyri şehit eder ve Muhammed’i (s.a.v.) öldürdüm diye savaş meydanında ilan eder. Bu söylenti dalga dalga İslam ordusu arasında yayılır ve orduda bir panik haline sebep olur. Bunun üzerine Rasulallah (s.a.v.) :

-Ey Allah’ın kulları, bana geliniz. Etrafımda toplanınız, diye seslenir fakat panik halinde olan İslam ordusu Peygamberimizi (s.a.v.) duymaz.

Bu hadise üzere Müslümanlar üç farklı düşünceye ayrılarak üç gruba parçalanmışlardı.

1.GRUP

– Rasulallah (s.a.v.) şehit olduysa, Allah bakidir. O’nun yolunda biz de şehit oluruz, diyerek savaşa devam edenler. Enes bin Nadr bu grubun önde gelenlerindendi. Vücuduna yetmişten fazla yara aldıktan sonra hakkın rahmetine kavuşarak şahadet şerbeti içenlerden olmuştur.

2.GRUP

-Resulallah’ın (s.a.v.) etrafını çevirerek vücutlarıyla O’na siper olan, düşman saldırılarına karşı koruyanlardan oluşanlar. 14 kişiden oluşan bu grup Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali, Abdurrahman bin Avf, Talha, Zübeyr, Sa’d bin Ebi Vakkas ve Ebu Dücane’den oluşuyordu.

3. GRUP

-Resulallah şehit olduktan sonra, burada durmanın bir anlamı yok, diyerek savaş meydanından ayrılanlar. Bu kişilerin bir kısmı Medine’ye geri döndü diğer bir kısmı ise dağlara çekilmişlerdir.

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (S.A.V.) YARALANMASI

Müslümanların bu dağınık hallerinde istifade eden müşrikler, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yanına kadar sokuldular. Atılan bir taşla Peygamberimizin (s.a.v.) dudağı yarıldı, dişi kırıldı ve İbni Kamie’nin kılıç darbesiyle yere yıkıldı. Zırhından kopan bir halka yanağına batarak yüzünde de yaralanmaların olmasına sebep oldu.

Ashab-ı Kiram savaş alanında bir türlü Peygamber Efendimizi (s.a.v.) bulamıyorlardı. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.) en başından beri olduğu yerden hiç ayrılmamış, ashabın onu görmesini istemişti. En sonunda Ka’b bin Malik Peygamberimizi (s.a.v.) gördü:

-Ey müminler, Resulallah (s.a.s) burada, diye bağırarak Müslümanların toparlanmasını sağladı.

EBU SÜFYANLA HZ. ÖMER’İN ARASINDA GEÇEN KONUŞMA

Müşriklerin saldırıları hızını biraz olsun azaltınca, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), etrafında toplanmış Müslümanlarla birlikte bir dağa çekildiler. Bunu gören Ebu Süfyan da onların karşısında bulunan başka bir tepeyi işgal etti. Fakat Ebu Süfyan Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sağ olup olmadığını tam olarak öğrenemediğinden meraktan yerinde duramayarak bir sağa bir sola gidip gidip geliyordu. Daha fazla dayanamayarak yüksek sesle üç defa:

-İçinizde Muhammed (s.a.v.) var mı? Ebu Bekir var mı? Ömer var mı? , diye bağırdı. Peygamberimiz (s.a.v) cevap verilmemesini emrettiğinden hiç kimseden ses çıkmadı.

Bunun üzerine Ebu Süfyan sevinçle müşriklere dönerek:

-Görüyorsunuz, hepsi de ölmüş. Artık iş bitmiştir, diye söylendi. Ebu Süfya’nın bu sözlerine daha fazla dayanamayan Hz. Ömer:

-Yalan söylüyorsun ey Allah düşmanı, sorduklarının hepsi sağ, hepsi de burada, diye cevap verdi. Bunun üzerine Ebu Süfyan:

-Savaşta üstünlük nöbetledir, bugün biz Bedir’in öcünü aldık, üstünlük bizde, diyerek gururlandı. Hz. Ömer:

-Bizden ölenler cennette, sizinkiler ise cehennemde, diye cevap verdi.

-Ya Ömer, Allah aşkına gerçeği söyle. Biz Muhammed’i (s.a.v.) öldürdük mü?

-Rasulallah sağ ve senin bu sözlerini de işitiyor.

-Ya Ömer ben senin sözlerine İbni Kamie’nin sözlerinden daha çok inanırım. Ölülerinize yapılan fenalıkları ben emretmedim, fakat çirkin de görmedim. Gelecek yıl Bedir’de buluşalım.

-İnşallah, Hz. Ömer’in bu cevabından sonra Ebu Süfyan ordusuyla birlikte Uhud’dan ayrıldı.

Onlar Mekke’den Hz. Muhammed’i (s.a.v.) öldürmek, Medine’yi basarak Müslümanları imha etmek, Müslümanlığı ortadan kaldırmak için gelmişlerdi fakat muvaffak olamadılar. Kalplerine korku gark edince üstünlük kendilerinde olsa da ve Hz. Muhammed’i (s.a.v.) öldürememişler de olsa savaşa devam etme cesareti gösteremeden Uhud’dan ayrılmışlardır.

Müşriklerin Uhud’dan ayrılmasından sonra, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şehitlerin yıkanmadan, kanlı elbiseleriyle ikişer üçer defnettirdi. Cenaze namazları ise, savaştan sekiz sene sonra kılındı.

“ GEVŞEMEYİN, ÜZÜLMEYİN, EĞER İNANMIŞSANIZ ÜSTÜN GELECEK SİZSİNİZ.”
( ÂL-İ İMRAN, 139)

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here