Türkler’i Efsane Kılan 10 Neden

0
Türkler'i Efsane Kılan 10 Neden
Türkler'i Efsane Kılan 10 Neden

Türkler’i Efsane Kılan 10 Neden :

Kültür: Kültür bir milletin geleneği , göreneği , yemekleri, müziği , giyinisi ile ilgili her şeydir. Türklerde çok eski zamanlardan beri bu dünyada vardırlar ve bu da çok özel bir Türk kültürünün oluşmasını sağlamıştır. İslamiyet öncesinden başlayan vefat eden kişilerin ardından sagu söyleme İslamiyet sonrasıyla yerini ağıtlara bırakmıştır. Bunun gibi bir çok adetimiz İslamiyet’in etkisi ile değişiklik göstermiştir. Zamanla gelişen toplumumuz Osmanlı devleti ile kültür alanında zirveye çıkmıştır. O hat sanatını düşündüğümüzde bu bile yeterli olur diye düşünüyorum efsane olmaya.

1.Savaşçı Olma: İlk olarak bu özellik ile başlamak istedim. Çünkü sadece bu bile Türkler’i efsane yapmaya yeter. Biliyoruz ki Türkler İslamiyet’i kabul etmeden önce yaylak ve kışlak hayatı yaşıyorlardı ve bu da yazın başka kışın başka bir yere göç etme demekti. Yerleşik bir hayatları olmadığı için kendilerini , kendilerine zarar veren insanlardan ve hayvanlardan korumak zorundaydılar. Bu yüzden kadın erkek fark etmeksizin hepsi de ok atmayı, kılıç kullanmayı biliyordu.

 

2. Kahvaltı ve Yemek Kültürü: Biraz karnınız acıktı değil mi o muhteşem yemeklerimizi düşündüğünüzde ? Gerçekten Osmanlı ile birlikte iyice gelişen yemek kültürümüz her zaman başka ülkelerin dikkatini çekmeyi başarmıştır. Zeytinyağlılarından başlayıp et yemekleri ile devam eden, dolmalar, fasulyeler ile gönlümüze taht kuran ve – o güzel hamur işlerini unutur muyum hiç – gözlemeler, makarnalar ve en iştah açıcı olan tatlılar. Başında baklavanın geldiğini düşünüyorum ama bir şekerpareyi de kenara atmak olmaz. Kahvaltılarımızdaki yumurtalar, menemenler, kızartmalar, reçeller ile aslında ne kadar da hamarat bir millet olduğumuzu da gösteriyoruz.

 

3. Babaanne , Anneanne Nasihatleri: Belli bir yaştan sonra genellikle çocuklarında kalan büyüklerimiz her zaman biz torunları çok sevmiş ve hep nasihatlerde bulunmuşlardır. Çünkü onlar bu hayatın büyük bir bölümünü yaşamışlardı ve tecrübe kazanmışlardı. Gelin hep birlikte o örneklere bakalım (Bu arada onlar bizim canlarımız , iyi ki varlar) :
-Kırığına güvenen ersiz kalır.
-Kaplumbağa çıktığı kabuğu beğenmezmiş.
-Okuyun yavrum memur olun.
-En önemlisi belini korumak. Her zaman saracaksın böyle, bak.
-Taşa oturma yavrum.
-Yaptığın banaysa beklediğin kendine.
-Su küçüğün sofra büyüğün.
– Aman oğlum/kızım üniversitede karşına ipsiz sapsız bir sürü insan çıkar sen onlara uyma emi ?

 

4. Maniler ve Türkülerimiz: Tabi ki büyükanne ve büyükbabalarımız sadece nasihat vermiyorlar bizlere. Bildikleri türkü , mani, atasözlerini sözlü gelenek ile geleceğe taşıyorlar. Ta İslamiyet öncesine dayanan zamanlarda başlayan halk edebiyatında Yunus Emre ile devam eden bir gelenek. Bir kültür ve eğlenme sanatı. Birbirine aşık iki gencin mani atışması, aşıkların atışması, gelin ve kaynana atışmaları, ramazan manileri gibi kollara ayrılmıştır. E haydi bir kaç örnek verelim:
— Yeleği basma yarim
Sarılıp küsme yarım
El ağzına bakıp da
Selamı kesme yarim

–Fasulyeyi haşladım
Toprak tenceresinde
Gel yarim konuşalım
Mutfak penceresinde

–Davulumun ipi kaytan
Kalmadı sırtımda mintan
Virin ağalar bahşişim
Alayım sırtıma mintan

–Göz aydın hepimize
Mübarek günler bize
On bir ayın sultanı
Hoş geldin evimize.

 

Türkülere gelecek olursak hemen sizin de aklınıza Aşık Veysel ve Neşet Ertaş geldi değil mi ? Çok değerli iki ustadır bunlar. Duygusal olan ancak duygularını açığa vuramayan bizlere tercüman olan iki üstad. Neşet Ertaş, Aşık Veysel. Gözleri kapalı ama gönlü bir o kadar açık bir Aşık Veysel var mı başka bu dünyada ? Yazdığı şiirlerden bir örnek verecek olursak;

Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sâdık yârim kara topraktır
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sâdık yârim kara topraktır

Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü isteğim topraktan aldım
Benim sâdık yârim kara topraktır

Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile döğmeyince kıt verdi
Benim sâdık yârim kara topraktır

Âdem’den bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyva yedirdi
Her gün beni tepesinde götürdü
Benim sâdık yârim kara topraktır

Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sâdık yârim kara topraktır

İşkence yaptıkça bana gülerdi
Bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
Benim sadık yârim kara topraktır

Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sâdık yârim kara topraktır

Dileğin varsa iste Allah’tan
Almak için uzak gitme topraktan
Cömertlik toprağa verilmiş Hak’tan
Benim sâdık yârim kara topraktır

Hakikat ararsan açık bir nokta
Allah kula yakın kul da Allah’a
Hakkın gizli hazinesi toprakta
Benim sâdık yârim kara topraktır

Bütün kusurumuzu toprak gizliyor
Merhem çalıp yaralarımı düzlüyor
Kolun açmış yollarımı gözlüyor
Benim sâdık yârim kara topraktır

Her kim ki olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel’i bağrına basar
Benim sâdık yârim kara topraktır.

Aşık Veysel Şatıroğlu

5. Bölgelerdeki Ağız Farklılıkları: Şu an 7 tane bölgesi bulunan ülkemizde her bölgenin ağız özellikleri farklıdır. Tabi cennet olan ülkemizde Karadeniz’e gittiğimizde o yeşillik, çaylar; Akdeniz’e gittiğimizde muhteşem portakal bahçeleri; İç Anadolu’da ise buğday başaklarının rüzgârın etkisiyle nasıl dalgalandığını görürüz. Bununla birlikte kendi içlerinde kaynaşmış olan bu bölgelerin her birinde bir kelimenin söylenişi farklılık göstermektedir. Trakya taraflarına gittiğimizde h sesinin pek fazla kullanılmadığını, bea ünlemini çok fazlaca kullanıldığını görürüz. Karadeniz’in muhteşem yeşil ve maviliğine kendinizi bıraktığımızda ise uşağım, ha, cenderme, çeltük gibi kelimeleri, İç Anadolu’da ise Üsüün, İrbeğem, ırbık, ilegen gibi kelimeleri duyarız. Ne kadar farklı değil mi ? Aslında bu ne kadar zengin bir dilimiz olduğunu göstermektedir. Türk dili gerçekten de en çok kelimeyi içerisinde barındıran dillerden biridir. Eski zamanlarda kullanılan kelimeler hâlâ ağızlarda yaşamaya devam etmektedir.

 

6. Şoförlük: Türk dizilerine de konu olan dolmuş şoförlüğü mesleği ülkemizi efsane kılan nedenler arasına girer diye düşünüyorum. Kalabalık bir ülke olan Türkiye’de dolmuş , metro fazlası ile kullanılmaktadır. Ücretinin artması ile sürekli tansiyonun bir artık bir azalması , dolmuşçuların kendine has esprileri , dolmuşa binen insanlar ile diyaloglar, dolmuşun süsleri yabancıların dikkatini fazlası ile çekmektedir. Bir de dolmuşçuların kendilerine has sözleri vardır ki bunları dinlemekten ,duymaktan fazlası ile keyif alırız. Bizi çok mutlu eden , izlerken çok fazla güldüğümüz Çiçek Abbas filminden birkaç örnek: -Aşıksan baz gaza, şoförsen baz gaza.

-Sevene can feda , sevmeyene elveda.
-Sen batan bir güneş, ben yollarda çilekeş.
– Şoförün bahtı kara, muavinin gönlü yara.

 

 

 

7. Kamyon Arkası Sözleri: Şoförlükten bahsettikten sonra kamyoncuların kamyon arkası sözlerinden bahsetmezsek olmaz. Uzun yollara giden ve ailelerini özleyen kamyon ve tır şoförlerimiz bu özlemlerini bir nebze giderebilmek için ailelerinin fotoğraflarını kamyon ve ya tırın içine yapıştırmışlardır. E tabi uzun yol tek başına gitmeyeceği için şarkılar onlara yoldaş olmuştur. Bu özlem ve şarkılar birleşince de kamyon arkası sözleri yüreklerinden dökülmüştür. Bu da Türkleri yine efsane yapan sebeplerden biridir. Yine örnekler vermek istiyorum:

–Selvi boylum, al yazmalım.
–Kamyoncuyum diye hor görme , yükümüz sevgi yüküdür.
–Ölüme gidelim dedin de mazot mu yok dedik?

 

8. Düğün ve Bayramlarımız: Eski zamanlardan beri Türkler’in en güzel özelliklerinden birisi daha nedir diye düşünürsek misafirperverliğinden bahsediliriz. Hiçbir ülkede görülmemiştir bu kadar sevecenlik. O gelen misafir her zaman baş tacı olur. Eğer evde bir şey yoksa bile hemen bulunulmaya, en iyi şekilde ağırlamaya çalışırız. Bu en çok bayram ve düğün zamanlarında olmaktadır. Yemekler pişer, dolmalar sarılır, tatlılar açılır. Çünkü o gelenler misafirdir ve en iyi şekilde ağırlanmalıdır. Bir de düğün adetlerimiz vardır ki bunlar hiçbir zaman eskimez. Türkler İslamiyeti kabul etmeden önce Gök Tanrı inancına inanıyorlardı. İslamiyet öncesinde başlayan bu adetler İslamiyet sonrası bazı değişikliklere uğramıştır. Bu adetlerden testi kırma, kapı eşiğine bal sürme, gelin alma alayı, davul ve zurna, kınada gelinin elini açmaması, gelinin sandığını alabilmek için bahşiş verme gelenekleri değişimlere uğramakla beraber kültürümüzde yerini hâlâ önemle korumaktadır.

 

9. Halk Takvimi ve Hava Olayları: Eski zamanlarda insanlar okuma yazma bilmediği Ocak, Şubat, Marttan haberleri olmadığı için günlük yaşamlarındaki olaylardan hangi ayda olduklarını bulmaya çalışmışlardır. İslamiyet öncesi yaylak kışlak hayatıyla yaşayan Türkler ile bağlayan bu gelenek hâlen devamlılığını korumaktadır. Halk takvimi adı verilen bu aylarda her şey bir olaya bağlanmıştır. Ekin biçileceği zaman, elma toplama vakti gibi. Hangi ayın hangi ismi olduğunu merak ediyor musunuz ? Haydi birlikte bakalım.

Kış mevsimindeki çok soğuk olan hava hamsin ve zemheri olarak ikiye ayrılmış olmakla birlikte Ocak ayının adı Zemheridir. Şubat ayının adı Gücük, mart ayı yine Marttır. Nisan ayı Abrul, mayıs ayı Mayıs, haziran adı Kirazdır. Gerçekten de düşündüğümüzde kirazlar Mayıs sonu haziran başı gibi olmaktadır. Temmuz Orak ayı, ağustos Ağustos, eylül ise Hac ayıdır. Ekim Avara, kasım koç ayıdır. Bu şekilde insanlar tarım, din, tarihi bir çok olayı aylar ile bağdaşlaştırmışlardır.

 

 

10. Vatan Sevgisi: İslamiyet öncesinden başlayan , Karahanlılar, Osmanlılar ile devam eden ve yapılan savaşlarda Türk milleti hiç çekinmeden bu vatan için canını bile vereceğini en güzel şekilde göstermiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında elindeki son yiyecek giyeceği bile savaşan yavrularına gönderen ana babalar, yeni doğmuş bebeğinden ayrılıp vatanı için savaşmaya giden yiğit erkekler ve soğuk kış günlerinde cepheye mermi taşırken çocuğunun üzerindeki battaniyeyi alıp mermilerin üzerine koyan cesur yürekli analar. Evet bunlar bizim tarihimiz, evet bunlar yaşandı. Başka hiçbir ülke var mıdır bu kadar cesur , bu kadar yürekli ? Türkleri asıl efsane yapan budur işte. Biz öyle bir milletiz ki yabancıların hakkımızda söyledikleri ile bir kere daha kendimiz, tarihimiz ile gurur duymalıdır.
—” Türkler ölmeyi biliyorlar, hem de iyi biliyorlar.
Ben de ölmeyi bilen bir milletin yenilmeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim. Burada hiç yoktan ordular kurmak ve bu orduları ölüme sürüklemek mümkün. Bu imkanlardan bol bol faydalanıyorum. Fakat, meydana getirdiğim orduları sendeleten bir engel var: Türklerin yaşayan hatıraları! Üç-dört yüzyıl önce her kudreti ve her milleti yenen Türkler, şimdi de silinmez hatıralarıyla her teşebbüsü sendeletiyorlar. Hemen her yürekte bu korkuyu seziyorum.
Demek ki yalnız Türkleri değil, onların tarihini de yenmek lazım. Bu durumda ben, Türklerin düzinelerle milleti idare etmelerindeki sırrı da anlıyorum.
Onlar milletleri bir kere yeniyor fakat kazandıkları zaferleri ruhlara ve nesillere nakşedebiliyorlar.” 

Fransız Tarihçi Albert Sorel

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here