Türk Edebiyatının En Güzel Romanları

0

Tanzimat edebiyatı ile batıya yönelen şairlerimiz hikaye ve romanda ilk denemelerini bu dönemde yapmaya çalışmışlardır. Tabi ilk kez roman ve hikaye ile karşılaşan şairlerimiz daha önce hikaye tarzı örnekleri halk hikayelerinde ve manzum olarak yazılan mesnevilerde görmüşlerdir. Namık Kemal’in İntibah ve Cezmi, Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası, Şemsettin Sami’nin Taaşşuk-u Talat ve Fitnat biraz halk hikayesi biraz batı tarzı roman karışımıdır. Servet-i Fünun edebiyatı ile iyice gelişen ve yenileşen roman ve hikayelerden Aşk-ı Memnu dönemin toplum hayatını yansıtan ve okumamız gereken eserlerden biridir.
1. Aşk-ı Memnu:

Servet-i Fünun döneminin en iyi romancılarından biri olan Halit Ziya Uşaklıgil‘in romanıdır. Yukarıda dediğimiz gibi sanatçı o zamanın İstanbul yaşantısını ve aile hayatını en iyi şekilde yansıtmıştır. Adnan Bey iki çocuğuyla yaşayan ve eşini kaybetmiş zengin bir beydir. Tabi o zamanki İstanbul’u düşündüğümüzde zengin aileler sık sık eğlence mekanlarına gitmektedirler ve Adnan Bey’de bu yerlerden birisinde Firdevs Hanım ile sık sık karşılaşmaktadır.

Firdevs Hanım Bihter ve Peyker adında iki kızı olan bir hanımefendidir. İşte aile yapımıza ters düşen durum buradan sonra başlamaktadır. Aydın Bey kendisinden yaşça küçük olan Bihter Hanım ile evlenir. Adnan’ın yeğeni Behlül de amcası ile yaşamaktadır. Adnan Bey Bihter’e , Adnan’ın kızı Behlül’e , evin yardımcısı Beşir Nihan’a, Behlül ise Bihter’e aşıktır. Yasak aşkı ve toplum yapısını anlatan eser okunması gereken romanlardan biridir.

2. Çalıkuşu:

Reşat Nuri Güntekin tarafından 1922 yılında yazılan bir aşk romanıdır. Edebiyatımız için çok değerlidir. Severek okuyacağınızı düşündüğüm için ikinci sıraya almak istedim. Evet, Çalıkuşu Feride ve teyze oğlu Kamran’ın aşk hikayesinin anlatıldığı eserde mekanlar İstanbul, Tekirdağ ve Anadolu’daki bir köydür. Feride’nin teyzesine ve Anadolu’da bir köye öğretmen olarak gittiği yerlerde İstanbul dışında çıkılmıştır. Servet-i Fünun yazarları genellikle İstanbul’un mekan olarak seçildiği romanlar yazmışlardır. Feride’nin küçük yaşta annesini kaybetmesi ve babasının subay olması dolayısıyla Fransız yatılı mektebine giden Feride çok neşeli, hareketli bir kızdır. Ona bu yüzden Çalıkuşu mahlası takılmıştır. Okulunun bitmesi ile İstanbul’daki teyzesinin yanına gelen Feride , Kamran’a aşıktır. Tabi Kamran’da Feride’ye. Tam evlenecekleri sırada bir kadın çıkagelir ve Kamran’ın Avrupa’da bir kız ile aşk yaşadığını söyler. Bunun üzerine Feride dayanamaz ve evden uzaklaşır. Bir Anadolu köyünde öğretmenlik yapmaya başlar. Deli dolu , enerjik Feride artık büyümeye başlar ve öğrencilerini çok sever. Munise adlı öğrencisinin annesi kötü yola düşen bir kadındır. Bu yüzden Munise’yi kimse sevmemektedir. Çalıkuşu onu evlatlık alır. Munise genç kız olduğunda hastalanır ve vefat eder. Bunun üzerine Feride’de yataklara düşer. Sonunda bir şekilde Kamran ile barışırlar. Aşkın , merhametin , sevginin anlatıldığı bu eser okunduğunda insanı kendisine hayran bırakmaktadır.

 

3. Yaban:

Milli edebiyat dönemi şairlerinden Yakup Kadri Karaosmanoğlu tarafından yazılan roman Türk edebiyatında halk ve Aydın arasındaki uçurumun büyüklüğünü en kaygısız şekilde ele alan romanlardan birisidir. Kurtuluş Savaşı sırasında kolunu kaybeden Ahmet Celal , evine dönmek istediği sırada İstanbul İngilizler tarafından işgal edilir ve evine dönemeyen askerimiz emir eri Mehmet Ali’nin Eskişehir Porsuk Çayı yakınındaki köye yerleşir. Bağımsızlık mücadelesini halka anlatmaya çalışan Ahmet Celal’e kimse inanmaz. Bu duruma Ahmet Celal çok üzülür. Mehmet Ali’nin kendisine inandığını düşünen Ahmet Celal’e Mehmet Ali “İnşallah tekrar askere çağırmazlar.” der ve Ahmet Celal bin kat daha üzülür. Elinden geldiği kadar bağımsızlık davasını anlatır. Köyü düşmanlar basmıştır ve Ahmet Celal Türk askerinin geleceği günü beklemektedir. Bu arada Mehmet Ali’nin kardeşinin eşini sevmektedir. Bu hüzne dayanamayan Ahmet Celal Emine ile Emine ile kaçar. Daha sonra Emine’yi bırakan Ahmet Celal bilmediği yollara doğru gider.

 

4. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu:

Peyami Safa‘nın kendi otobiyografisini anlattığı 1930 yılında yazılmış küçük bir romandır. Hastane psikolojisini ,yoksulluğu ve yasadığı aşkın hikâyesini anlatan Peyami Safa’nın bu romanı çok sevilmiştir. Sizin de seveceğinizi düşündüğüm için yazıma koymayı uygun buldum. Bilinmeyen bir nedenden dolayı bacağından hasta olan çocuk ekonomik sıkıntılar ve hastalıktan kurtulmak için bir Paşa’nın evine yerleşir. Burada Paşa’nın kızına aşık olur. 35 yaşındaki Dr.Ragıp da Nükhet’i istemektedir. Daha sonra hastalığı iyice artan çocuk Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’na yatırılır. Kemik veremi hastalığını atlatan ve bacağı kesilmekten kurtulan çocuk iyi olup hastaneden çıktığında Nükhet’in Doktor ile evlendiğini öğrenir.

 

5. Kuyucaklı Yusuf:

Sabahattin Ali’nin 1937 yılında yayımlanan ilk romanıdır. Kitabın baş kahramanı olan Yusuf Türk edebiyatının en romantik karakterlerinden birisidir. Yusuf 1903 yılında hem öksüz hem yetim kalmış ve bütün ailesini kaybetmiştir. Ailesinden sadece Yusuf sağ kalmıştır. Daha sonra Kaymakam Salahattin Bey’in evine evlatlık olarak gelmiştir. Olaylar cereyani buradan sonra başlamaktadır. Kaymakamın Muazzez adında bir kızı vardır. Karısı Şahande Hanımdır. Yusuf Muazzez ile birlikte büyümüştür ve ona karşı bir şeyler hissetmektedir. Yusuf Şahande Hanım’a hiç güvenmemekte kızına bile zarar vereceğini düşünmektedir. Bir de romanda Şakir adında bir külhanbeyi vardır. Bu külhanbeyi bir bayram günü Muazzez’e sarkıntılık etmiş , Yusuf da Şakir’i dövmüştür. Yusuf’un attığı tokadın öcünü almak isteyen Şakir kaymakamı kandırır kumar masasında onu yener. Bu şekilde gelişen romanın sonunda kaymakam vefat eder. Yusuf ile de Muazzez evlenir. Şahende Hanım ile Şakir bir plan yapıp Yusuf’un tayinini başka bir yere çıkartırlar. Muazzez annesinin yanında kalmak zorunda kalır. Artık evde her gün eğlence meclisi düzenlenmektedir. Bir gün Yusuf eve geldiğinde karısına sarkıntılık eden adamı görünce kırbacını çıkartıp her yeri dağıtır. Muazzez’i alıp oradan uzaklaşırlar. Romanın sonunda Muazzez ölür.

 

 

6. Od:

Günümüz şairlerinden İskender Pala‘nın romanı olan Od, 2011 yılında yayınlanmıştır. Kitapta anlatılan kişi mutasavvıf bir halk şairi olan Yunus Emre’dir. Kitabın girişi çok ilgi çekicidir. Moğol baskınları sırasında İbrahim ve Sitare’sini kaybeden Yunus Emre, İsmail’ini Satı Nine’ye emanet ederek yollara düşer. Geri geldiğinde oğlu İsmail’in esir düştüğünü öğrenir ve yaşamı Tapduk Sultan’a hizmet etmekle ve oğlunu aramakla geçer.

 

7. İstanbul Hatırası: 

Ahmet Ümit‘in 2010 yılında yayınlanan İstanbul ile ilgili tarihi bilgilerin verildiği bir polisiye romanıdır. Nevzat Başkomiser romanın ana karakteridir. İki tane yardımcısı vardır. Ali ve Zeynep. Birbirleri ile hep didişen iki aşık. Bu romanda kendini çok iyi saklayan iki seri katil öldürdükleri insanlara İstanbul’un tarihi olayları ile ilgili bir şeyler bırakırlar. O kadar iyi saklanırlar ki az kalsın bu cinayet olaylarının dosyasının kapağı kapanmak üzeredir. Nereden bilebiliriz ki bu romanın sonuna kadar hep tarihi olarak devam eden cinayetin sebebinin aşk olduğunu.

 

Peki öyleyse hâlâ ne duruyoruz ? Haydi  yazdığımız eserlerden en hoşunuza gideni alın elinize ve okuyun. Pişman olmayacaksınız.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here