Tıp Fakültelerinin Ortaya Çıkışı

0

Tıp Fakülteleri Nasıl Ortaya Çıktı?

Bugünün tıp fakültelerinin nasıl ortaya çıktığı konusunda bir çok görüş ortaya atılmaktadır. Bazıları bunu Anadolu Selçuklularına kadar dayandırır, bazıları ise daha geniş kapsamını  Osmanlı Devleti ile buldu der.

Çok daha ayrıntılı bir şekilde bakacak olursak eğer, her iki görüşte aslında kısmen doğrudur. Anadolu Selçukluda örneklerini gördüğümüz döneminin tıp fakülteleri sonrasında Osmanlı Devleti tarafından bugünkü konumunu almıştır.

Genelde işlevi bugün tıp fakülteleri gibi işlemekte olan bu mekanlar yanında yada çok uzak olmayan bir köşesinde medrese birimini barındırır.

Bazen medrese ve tıp fakültesi avluları ortak kullanılır. Genellikle bir külliye bütünlüğü içinde bulunan bu yapılar bir tarafta eğitim verilirken diğer tarafta bu alınan eğitimin uygulamalı bir aşaması yapılır.Hatta bu yerler o kadar geliştirilmiştir ki medrese odalarından bir tanesi eczane odası olarak kullanılır.

Bilinmeyen Özellikleri Nelerdir?

Bu gibi yerlerde genelde bedesten adı verilen bir koridor üzerine dizilmiş odalarda bulunur. Bu odalar akıl hastalarının tedavisi için kullanılır.Diğer odalara göre daha dar ve karanlık odalardır. Akıl hastaları bu odalarda tıp medresesinin ortasında bulunan havuzun çıkarmış olduğu su sesi ile tedavi edilir. Ayrıca genelde bu tıp medreselerinde su ile tedavisinin yanı sıra müzik ile tedavinin de bulunduğu bilinmektedir. Her hasta için farklı müziklerin çalındığı, her gün için farklı bir koreografi ve enstrüman seçimininde belirlendiği bilinmektedir.

 

 

Geç Tarihli Önemli Örneklerden Biri Hangisidir?

Bu türün önemli ve gelişmiş örneklerinden birine bakacak olursak eğer Kayseri de bulunan ve bir çok isim ile anılan Gevher Nesibe Sultan Çifte Medresesi‘dir. Bu yapı Selçuklu hükümdarlarından II. Kılıçarslan’ın kızı, Gevher Nesibe Sultan’ın vasiyeti üzerine, kardeşi I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından 1205-1206 yıllarında yaptırılmıştır.

Rivayetlere göre Gevher Nesibe Sultan saray baş sipahisine gönül vermiştir. Evlenmelerine Sultan’ın ağabeyi I.Gıyaseddin Keyhüsrev karşı çıkar. Komutanı savaşa gönderir ve baş sipahi orada şehit olur.

Bu olay sonrası Gevher Nesibe Sultan üzüntüden hasta olur ve vereme yakalanır. Kız kardeşinin durumunu öğrenen Gıyaseddin Keyhüsrev onu ölüm döşeğinde ziyaret eder. Özür dileyerek son dileğini sorar. Gevher Nesibe Sultan, Gıyaseddin Keyhüsrev’den “Ben devasız bir derde düştüm, kurtulmama imkan yok, hiçbir hekim derdime çare bulamadı, ben artık ahiret yolcusuyum, eğer dilersen benim mal varlığımla adıma bir şifahane yaptır! Bu şifahane, ünlü hekim ve cerrahlar yetiştirsin. Burada kimseden bir kuruş para alınmasın. Burası benim adıma bir vakıf olsun” diye buyurur.

Keyhüsrev kız kardeşinin hastalığına kendisinin sebep olmasından dolayı büyük üzüntü duyar. Onun son isteğini yerine getirir ve 1204’de şifahanenin yapımını başlatır. Şifahane iki yılda tamamlanarak, 1206’da hizmete açılır. Daha sonra şifahanenin doğusuna Gevher Nesibe Sultan’ın ikinci kardeşi İzzettin Keykavus tarafından 1210-1214 yılları arasında (Tıp medresesi) yapılmıştır.

Bu külliye  2 birimden oluşmaktadır. Yan yana, üstü açık avlulu, dörder eyvanlı, iki blok halindedir. Batı taraftaki blok şifahane, doğudaki ise medresedir. Şifahanenin batı kenarında akıl hastalıkları bölümü, medresenin kuzeydoğu köşesinde de Gevher Nesibe’nin kümbeti (türbesi) yer alır.

Peki Osmanlı Devletin’de Bu Türün Gelişmiş Örnekleri Hangisidir?

Başta söylediğimiz gibi iki görüş ortaya atılmaktadır. Her iki görüşünde kısmen doğruluğu vardır. Anadolu Selçuklu devletinde bu yapılar ile karşılıyor olmamız şimdiki tıp fakültelerinin oradan gelmiş olduğuna işarettir fakat Osmanlı‘nın yapmış olduğu katkıları da kesinlikle  bir kenara atamayız.

Osmanlı Devleti’nin erken dönemlerinde yapmış olduğu Edirne’de  bulunan Bayezid Külliyesi içinde yer alan medrese ve tıp medresesi de bu türün bir başka  önemli örneklerindendir.

 

Burada da aynı şekilde eğitim verilirken bir yandan da uygulamalı olarak bu eğitim tekrar edilir. Su sesi ile tedavide aynı oranda devam etmektedir.Burada farklı olarak gök ile uğraşın fazlalaşması sonucu yıldız hareketlerinden burçların netleşmesi ve müziklerin hastaların burçlarına göre ayarlanır ve ona göre çalınır olmasıdır.

Sonrasında daha bir çok örneği ile karşılaştığımız bu yapıların doruk noktası,resmen tıp fakültesi ismi ile anılan İstanbul’da Mimar Sinan tarafından Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile yapılmış  Süleymaniye Külliyesidir.

Farklı kategorilere eğitim veren bu kurumda aynı zamanda tıp eğitimi iyi bir şekilde verilip uygulanmaktadır.Dönemin zeki çocukları burada küçük yaşta yetiştirilir ve sonrasında tıp fakültesine giderek burada eğitim görür. Eğitim alan öğrenciler aynı zamanda ilaç üretip devası olmayan hastalıklara tedavi yöntemi araştırır.

Bu olayların sonucunda ise  Anadolu Selçukludan,Osmanlı Devleti’ne kadar izlenen bu yolda yapılmış olan tüm gelişmeler, günümüzde daha modern olarak acil servislerin de içinde  bulunduğu ve genelde eğitim alan öğrencilerin araştırma yapıp aynı zamanda uygulamalı olarak buralarda  çalıştığı tıp fakültelerini ortaya çıkarmıştır.

Vahide Köseoğlu

Her insanın hayal dünyası vardır elbette...
Kimi akşam yapacağı şeyler hakkında kısa hayaller kurar,kimi uzun vadeli hayat serüveni hakkında...
İşte ben de o hayalperest kişilerden biriyim
Hayal kurmayı seven ama yazmayı pek bilmeyen biri☺️
Vahide Köseoğlu
Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here