Tezer Özlü Kimdir ?

0

Tezer Özlü

10 Eylül 1943 yılında Kütahya’nın Simav ilçesinde dünyaya geldi. 17 Şubat 1986 yılında da 43 yaşında iken İsviçre’nin Zürih kentinde hayata gözlerini kapadı. Bir Türk yazardır. Abisi yazar Demir Özlü ile yazar ve çevirmen ablası Sezer Duru’nun kardeşidir. Tezer Özlü, en basit şeylerin tanımını, en basit şekilde yapar. Ama verdiği o basit cevaplar bile insanı etkiler. Tezer Özlü ömrü boyunca kimliği, burjuvalığı, kadınlığı ile hesaplaşmıştır. Hiçbir yerli olmadı, hiçbir şeyi, hiç kimseyi sahiplenmedi ve kimsenin de olmadı. Yaşarken  yayımladığı üç “farklı” kitabıyla edebiyatımızda çok büyük bir yer edindi ve edebiyatımızın çok erken yaşta yitirdiği en özgün kalemlerden biri oldu. Tezer Özlü, Türk edebiyatının, kendini yaşam karşısında duyarlı bir üslûpla savunan önemli yazarlarından birisi oldu. Eserlerinde kendisini odağa alarak bireyin topluma yabancılaşmasını ele aldı.
Anadolu’da doğmuş olmasına rağmen kendisini hiçbir yere ait hissetmemektedir. Bunu şu sözlerle ifade edebiliriz; “hiçbir yerli”dir, kendisini ait hissettiği bir memleketi yoktur.

 

Yaşamı

Özlü, çocukluğunu anne babasının görev yaptığı Simav, Ödemiş ve Gerede’de geçirdi. Anne ve babası akrabadır. İstanbul’a on yaşındayken geldi. Avusturya Kız Lisesi’ne gitti fakat buradan mezun olmadı. 1961’de yurt dışına çıktı. 1962 – 1963 yıllarında otostopla Avrupa’yı gezdi. Ve burada yaptığı gözlemleri eserlerine döktü. 1964 yılında Paris’te tanıştığı tiyatrocu ve yazar Güner Sümer’le evlendi. Birlikte Ankara’ya yerleştiler. Özlü, Sümer’in AST’ta çalıştığı bu dönemde Almanca çevirmenlik yaptı ve 1963-64 sezonunda Sümer’in yönettiği Brendan Behan’ın Gizli Ordu oyununda oynadı. Aralarındaki ilişkiyi yürütmeyi başaramadıklarından dolayı Sümer’den ayrılarak İstanbul’a yerleşti. Bir rahatsızlığı vardı ve bu rahatsızlığı nedeniyle kesintili olarak 1967 – 1972 yılları arasında İstanbul’da farklı hastanelerin psikiyatri kliniklerinde kaldı. Çocukluğundan başlayarak yaşadıklarını ve klinikte kaldığı bu dönemleri de Çocukluğun Soğuk Geceleri adlı kitabında topladı. Kitabın konusu yaşadıklarını oluşturdu. Özlü, soyadını üç kez değiştirir:
Tezer Sümer,
Tezer Kıral,
Tezer Marti.
1968 yılında yönetmen Erden Kıral’la evlendi. Bu evlilikten 1973 yılında bir kız çocuğu dünyaya geldi. Kızının ismini Deniz koydu. Adını Deniz Gezmiş’e olan sevgisi sebebiyle Deniz koydu. Daha sonra Kıral’dan sevse de ayrılır ve 1981’de Berlin’e gider. Kanada’da yaşayan İsviçre asıllı sanatçı Hans Peter Marti ile tanışır ve 1984’te Marti’yle evlenerek Zürih’e yerleşir. Göğüs kanseri nedeniyle 1986’nın 18 Şubat’ında burada öldü. Mezarı ise Aşiyan Mezarlığı‘nda bulunuyor. Özlü’nün eski eşi Erden Kıral ve Yılmaz Güney’in Yol filminin çekimi döneminde yaşananları anlattığı Yolda filmi Yelda Reynaud tarafından canlandırıldı.

Eserleri Hakkında

İlk kitabı 1963’te yayımlanan Eski Bahçe’dir. Dergilerde yayımlanan öykülerinden oluşan Eski Bahçe ilk kez 1978’de basıldı. 1980’de ilk romanı olan Çocukluğun Soğuk Geceleri yayımlandı. Kendisini derinden etkilemiş üç yazar vardı: Svevo, Kafka ve Pavese. Bu yazarların izinden giderek yazdığı ikinci romanını da 1983’te yayımladı. Auf den Spuren eines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde) adıyla piyasaya sürdü. 1983 Marburg Yazın Ödülü’nü kazanan kitap, yazar tarfından Yaşamın Ucuna Yolculuk adıyla Türkçe olarak bir anlamda yeniden yazılan bu kitap 1984’te basıldı. İlk öykü kitabı olan Eski Bahçe ölümünün ardından, daha sonra yazdığı öykülerle birlikte Eski Bahçe – Eski Sevgi olarak 1987’de okurlarıyla buluştu. Gergedan Dergisi 13. sayısında yazar anısına bir “fotobiyografi” yayımladı. Günce ve anlatılarından bazı parçalar ise Kalanlar adlı küçük bir kitapçıkta bir araya getirildi. Bu kitapta yer alan çoğu Almanca yazılmış metinler bulunuyordu. Bu metinler Sezer Duru tarafından Türkçeye çevrildi. Özlü’nün yayımlanmamış senaryosu Zaman Dışı Yaşam 1993’ten itibaren yazarın tüm yapıtlarını yayımlayan YKY tarafından basılmıştır. Bu seride, yazarın dostu Leyla Erbil’e yazdığı mektuplardan oluşan Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar da bulunmaktadır.

Özlü, genellikle edebiyatımızda Oğuz Atay’ın dişisi yakıştırması yapılan bir yazarımızdır. Anlattığı konu, biçim ve ruh hali bakımından benzerlik gösterirler. Anlatım tarzları, üslupları, değindikleri bakımından benzerler. Asıl konumuz olan Tezer Özlü’nün edebi şahsiyetinden kısaca bahsetmemiz gerekirse; tüm eserlerinde kitapta ki en önemli ögeyi işliyor ve gerçekten okuyanları düşünmenin üzerine düşündürüyor. Kitaplarındaki buhranlı havanın içine sokuveriyor okurlarını. İşte gerçek yazarlık budur. Sadece geniş kitlelere hitap etmek için saçma bir kitap yazmaktansa; zor kitaplar yazıp gerçek okuyuculara rehberlik etmek en güzelidir. Ve Özlü’de işini en iyi yapan yazarlarımızdan biridir. İşte bu gerçek bir yazarlıktır.
Çocukluğun Soğuk Geceleri ve Yaşamın Ucuna Yolculuk olmak üzere az sayıda kitabıyla tanınan bir yazar olmuştur. Fakat az ve öz bir iş yapmıştır diyebiliriz. Çok yazıp kitlelere ulaşmak gibi bir amaçlı olmadığından az yazıp kalıcılığa ulaşmayı başarmış bir yazarımızdır.

Eserleri

1978 – Eski Bahçe – öykü
1980 – Çocukluğun Soğuk Geceleri – roman
1983 – Auf den Spuren eines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde) – roman
1984 – Yaşamın Ucuna Yolculuk – roman
1987 – Eski Bahçe – Eski Sevgi – öykü
1995 – Kalanlar – deneme
2000 – Zaman Dışı Yaşam – senaryo

Eserlerinde İşlediği Konular

Tezer Özlü’ nün kitaplarında kurduğu cümleler çoğunlukla melankolik, karamsar bir anlam içermektedir. Bu geçirdiği rahatsızlıktan kaynaklanıyor. Bu yönünü insanı daraltır fakat o cümleleri kurarken öyle kelimeler seçer ki insanın ruhunu bedeninden çekip alıverir. Yazılarından etkilenmemek mümkün değildir.
Eserleri Kafka ve Pavese’in izlerini taşımaktadır. Bu eserler genellikle varoluş ve yabancılaşma temalarını işlemektedir. Özlü, Türkiye ve yurt dışındaki yaşamında çeşitli defalar intiharı denemiştir ve psikiyatrik tedavi görmüştür. Göğüs kanseri nedeniyle yaşama veda eden Özlü, intiharın kıyısında dolaşan ruh hali ile biliniyor. Özlü, bu özeliğini kitaplarında da taşıdığını görmek mümkündür.

“Yaşamın Ucuna Yolculuk” adlı romanında şöyle der: “Bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yüksekliğin en ucundayım. İnemiyorum. Yaşayamıyorum. Ölemiyorum…

Eserlerinde; günlük yaşamın mecburiyetleri ve aksaklıkları üzerinden keskin bir dille sistem ve eleştiri yapar. Kendi hayatını doğrudan yansıtması dışında kurgusal durumlar da görmek mümkündür.

Yazın dünyasına bıraktığı eserlerin içinde en samimi anlatımlar, yaptığı anlan mektuptur. Mektup dili samimiyeti sebebiyle “Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar” isimli kitap da bu samimiyet görülmektedir. Bu kitabında son evliliğiyle ilgili Hans Peter için söylediği şöyle bir ifadesi yer alıyor; “Hiçbir şeye tamamlanmış gözüyle bakmıyor. Açık her şeye, ne iyi değil mi?”
Yazışını “Yeryüzüne dayanabilmek için” ifadesiyle anlatan Tezer’in, Çocukluğun Soğuk Geceleri, Yaşamın Ucuna Yolculuk(Bir İntiharın İzinde) ve hayatını kaybedişinden sonra Leylâ Erbil’in düzenleyip bizlere sunmuştur. Leylâ Erbil’e Mektuplar en bilinen yazın miraslarıdır.
Eserlerinin üçü Tezer hayatta iken yayımlanabilmiştir. Bu eserler:
Eski Bahçe,
Çocukluğun Soğuk Geceleri, Yaşamın Ucuna Yolculuk.

Tezer Özlü’den Seçme Sözler

‪İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir. O denli doyumsuzdur. (Yaşamın Ucuna Yolculuk)‬

Ve bana geceler yetmiyor. Günler yetmiyor. İnsan olmak yetmiyor. Sözcükler, diller yetmiyor. (Yaşamın Ucuna Yolculuk)

Kendimi kavrayamazsam, tüm varoluşumu yitirmişim demektir. (Yaşamın Ucuna Yolculuk)

Her şeyi biliyorum ve hiçbir şeyi bilmiyorum. (Her Şeyin Sonundayım)

Her şey geçiyor, hiçbir şey geçmese de. (Yaşamın Ucuna Yolculuk)

Bir şeyin değişeceği beni ürkütüyor,bir şeyin değişmeyeceği de. (Kalanlar)

Yaşam Yalnızca Sokaklarda. (Çocukluğun Soğuk Geceleri)

İnsanlar mutlu günlerin önüne geçiyorlar. (Eski Bahçe, Eski Sevgi)

Bazı kitaplar, gerçek yaşamdan daha duyarlı, daha büyük boyutlara götürüyor beni. (Çocukluğun Soğuk Geceleri)

Biz akıl almaz zamanların akıl almaz kişileriyiz. (Zaman Dışı Yaşam)

Yeryüzünün gözyaşları sonsuzdur. Yeryüzünün öyküleri sonsuzdur. Yeryüzünün intiharları sonsuzdur. (Yaşamın Ucuna Yolculuk)

Önemli olan insandı. İnsanın sömürülmeden insanca yaşaması, herkesin akıl ve yeteneklerinin yerini bulmasıydı. (Yeryüzüne Dayanabilmek İçin)

 

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here