Televizyonun İcadı ve Bağımlılığı

0

Peki Zeki Müren de bizi görebilecek mi? Yılmaz Erdoğan’ın yönetmenliğini ve senaryosunu üstlendiği Vizyontele adlı yapımda Cem Yılmaz’ın o efsanevi repliği dün gibi hala aklımızda desek yalan olmaz herhalde. O zamanın insanlarını bir düşünsenize, radyolardan takip ettikleri, duydukları sesleri artık evlerinin bir köşesinde canlı canlı göz kontağı ile görebilme  fırsatını yakalamış insanlar. Kulağa ne kadar masumca geliyor öyle değil mi? Eminim bazı kesimlere böylesine bir değişim o zamanlarda korkutucu bile gelmiştir. Böylesine bir değişime maruz kalmış bazı kesimler  şuan için bize absürt gelebilecek soruları halk içinde dillendirmemeleri hiç uzak bir tercih olamaz. İnsanoğlu anlamadıkları, bilmedikleri  şeylerden her daim çekinmiş korkmuşlardır.

O zamanın insanları şu anki teknolojinin geldiği noktayı tahmin edebilmişler midir diye bazen iç geçirdiğim oluyor. Artık “Smart” özelliğinde olmayan teknolojik bir alet bulmak güç. Akıllı telefonlar, akıllı televizyonlar, robotlar vb. Teknolojik aletleri geçtim artık evler bile akıllı donanımlara sahip. Bu akımın son zamanlarda silah sanayisinde artış gösterdiğini görmekteyiz. İnsansız tanklar, insansız denizaltılar söylemleri havada uçuşuyor. Şahsen ben bu söylemlerin absürt bir söylem olmadığını gerçekleşebilecek şeyler hatta ötesine bile geçilebilir tezini savunan taraftayım. Teknoloji o kadar hızlı gelişiyor ki ayak uydurmak mümkün değil.

Televizyonun İcadı

Televizyon 1923 yılında, “John Logie Baird” tarafından Birleşik Krallık’ın Hastings kasabasında icat edilmiştir. İlk televizyon görüntüsü ise yine Baird tarafından 1926 yılında yayınlanmıştır. Başlangıçta noktalar halinde ve titrek olan görüntülerin kalitesi Baird tarafından geliştirilmiştir. Baird’in televizyon sisteminde mekanik olarak döndürülen diskler kullanmasına karşın aynı dönemde Marconi – Emi sistemi gibi elektronik olarak işleyen rakip sistemler de üretildi. 1930’ların başında televizyon elektronik eşya olarak satılmaya ve geniş kitlelere hitap etmeye başladı. 

 

Televizyonun Parçaları

Televizyonun temel parçaları şunlardır:

  • Resim Kaynağı: Canlı görüntüler için profesyonel bir video kamera ya da banttan görüntüler için bir video cihazı.
  • Ses Kaynağı: Bir mikrofondan alınan elektrik sinyalini herhangi ses çıkışından iletilmesiyle oluşturulur.
  • Verici: Radyo sinyalleriyle ses ve görüntünün taşındığı sistem.
  • Verici Anten: Vericinin radyo dalgalarını televizyon alıcısının antenine taşıma işini görmektedir.
  • Alıcı Anten: Vericiden gelen radyo dalgalarını Televizyon alıcısına taşıma işini görmektedir.
  • Televizyon Alıcısı: Vericiden gelen radyo dalgalarını elektrik yardımıyla tekrar ses ve görüntü formuna çeviren aletidir.
  • Ekran: Görüntüyü izleyebildiğimiz düz platformun adıdır.
  • Hoparlör: Sesi duymamıza imkan veren parçadır.
  • Tuşlar: Kanalı değiştirmeye,ses açıp kapamaya yarar.

 

Televizyon Bağımlılığı

Televizyon hiç şüphesiz çağımızın en etkili kitle iletişim araçlarından biridir. Televizyonlar sayesinde propaganda  yapmak, toplumlar üstünde hakimiyet kurmak eskisinden çok daha kolay. Bu yönüyle televizyon siyasi çıkarlar içinde yoğun olarak kullanılmaktadır. Televizyon bağımlılığına değinmeden önce kısaca faydalarından bahsetmek istiyorum. Televizyon sayesinde insanoğlu haber alma ve bilgi edinme ihtiyaçlarını her an kolayca giderebilmektedir. Bu sayede insanlar meydana gelen her türlü olaya kendince yorumlayıp fikirlerini çevresindekiler ile paylaşabiliyor.

Bir babanın akşam bültenleri başladığı vakit pür dikkat televizyona dalması boşuna değil. Bunlar güzel şeyler. Daha iyi anlaşılması için bir örnek vermek gerekirse son zamanlarda Afrin harekatında verdiğimiz her şehit için ülkenin dört bir yanındaki insanın yüreğine ateş düşmesi anında haber alması ve tek yumruk olması. Bu yönden televizyon milleti olaylar hakkında fikir yapabilme fırsatı vermektedir, gün gelir insanları tek çatı altında birlik olmaya çağırır tıpkı 15 Temmuzda olduğumuz gibi.

Bu gibi olumlu yanlarının yanı sıra olumsuz yanları da vardır televizyonun. Mesela akşamları tüm aile fertleri elde çekirdek 3 saat boyunca televizyondaki  yarışma programlarını veya dizilerini göz kırpmaksızın izleyebiliyor. Bu aktivite tüm hafta boyunca tekrarlanabiliyor. Şimdi bu pasif aktiviteye neresinden bakarsanız bakın hiçbir yerinden tutamazsınız. Bu kısır döngünün hiçbir sağlıklı yanı yoktur insanlar üzerinde. Ben işin sağlık boyutuna pek değinmeyeceğim radyasyon vs. ben daha çok televizyonun insanlar üzerindeki toplumsal sorununa değinmek istiyorum. Hani eskiler hep derya nerede o eski günler, eski muhabbetler işte televizyon nitekim bu samimi eski muhabbetlerin yok olması yolunda en ağır darbeleri vuran bir teknolojik icattır. Sofra başlarında ailecek oturulup yemek yemenin yanında samimi sohbetler edilip herkesin gülümsediği günlerden, yemek yerken bile televizyondan gözünü alamayan bir nesle dönüştük. Takdiri size bırakıyorum.

Bu sistemde tabi ki tüm suç televizyon başındaki izleyicilerde değil onlar kendilerine ne sunuluyorsa onları izliyor ve bir süre sonra bunu alışkanlık haline getiriyorlar. Örneğin yeni başlayan bir televizyon dizisi gibi. Burada hatanın büyük bir kısmı yayıncılara, kanal patronlarına ve yapımcılara düşüyor. 1.5 – 2 saat’lik bir dizi veya yarışma programı üstüne 1 – 1.5 saat reklam koyup 3 – 3.5 saate tamamlıyorlar. Haber kuşaklarından sonra bir diziye göz atayım diyen bir aile ise kafasına ancak gece 12 sularında kaldırabiliyor maalesef ki Türkiye şartlarında. İşte herkes kendi cebini düşündüğü için insanlar televizyon başlarında asalaklaştırılmaya muhtaç bırakılıyor. Yaparsın 1 saatlik dizi en fazlada 15-20 dakikalık reklam koyarsın olur biter doğrusu budur. Sonrada kanala örnek veriyorum bir belgesel koyarsın insanlar farklı konularda fikir sahibi olur.

Şahsen ben ülkede çok nadir güzel yapımlar ve filmlerin çekildiğini düşünüyorum. Çoğu yapım hep birbirini taklit eder durumda. Özgün içerik yok denilecek kadar az. Böyle düşünen tek insan olmadığımıda biliyorum. Fakat değişim için bizlerden ziyade kanal patronların, yapımcıların bu zihniyette olması gerekiyor. Bununda ancak devlet eliyle değişebileceğini sanıyorum yakın zamanda bir atılım yapılacaksa tabi. Duymuşsunuzdur son zamanlarda “Börü” adlı bir yapım yayınlanmaya başladı televizyonlarda. Ben bu yapımın diğer programlara ön ayak olacağının inancındayım. Dizi tam ideal şartlarda, reklamları saymazsak ortalama 1 saat gibi bir sürede başlıyor ve bitiyor. Dizinin içeriğinden, kalitesinden ziyade süresi ve kısa bir proje olması çok hoşuma gitti. Umarım bundan sonra tüm programlar kendine bir çeki düzen verir bir şeyler değişir. Öteki türlü insanların vaktini öldürmekten başka bir şey olmuyor. Çıkar uğruna bu sistemin devam ettirilmesi insanlık adına üzücü olur. Dizilerin ve programların kalitesi noktasında ise yapımcılara görev düşüyor. Onlarında aynı hikayeyi değiştirip, değiştirip ortaya sunmamaları değişik konular bulmaları gerekiyor bu noktada çağ atlamamız gerekiyor. Program veya dizi adı verip burada kara propaganda yapmak istemiyorum. Anlayan anlamıştır diye ümit ediyorum.

Şuan bu tür başarılı içeriklerin sayısı oldukça az. Dünyaya dizi, film pazarlayan ülkelerde başları çekmemize rağmen yapımlarımızı izleyen ülkeler gelişmişlik açısından bizden geri ülkeler. Hindistan, Bollywood neyi doğru yapıyor da  Hollywood’tan sonra dünyada söz sahibi bir ülke olabiliyor. Bizim Hindistan’dan neyimiz eksik. Türk yapımları ne zaman ki Avrupa da ve Amerika da belli bir fan sayısına ulaşır o zaman işte yapımcılar dönüp kendileri ile gurur duyabilir. Öteki türlü Arap ülkelerine dizi sattım mı başarılı olmuyorsun, kendini başarılı görüyorsan kendini kandırmış oluyorsun sadece cebin para görüyor eğer ki para kazanmayı başarı kriteri olarak görüyorsan, bu bana yeter diyorsan yerimizde saymamıza şaşırmamak gerek.

Yazımın başında da söylediğim gibi televizyon günümüzün en etkili propaganda araçlarından biri. Amerika yıllardır bu sayede dünya üzerinde etkin bir rol oynadı hala da oynamaya devam ediyor. Dünyanın pek çok yerinde Amerikan hayranı, Amerikan kültürüne hayran insanlar var. İşte bu oyunu Amerikan rüyası diye yutturuyorlar ne yazık ki tüm dünyaya.  Ülkece batının hep bizlere karşı ön yargılı davranıldığını düşünürüz. Haksız da sayılmayız, çoğu yabancının Türkiye’de belli bir süre geçirdikten sonra aslında ne kadar yanlış düşündüğünü tarzı söylemleri ile medyaya verdikleri beyanlardan anlıyoruz. Bu da ülkemizin batıda ne denli çarptılırdığına, karşıt propaganda yapıldığına, insanların zihinlerini bulandırıldığına şahit oluyoruz. Eğer ki bizde dünyaca ünlü sinema filmleri, dizi projeleri yapabilirsek, ülkemizin ismini batıda olumlu başarılı projeler içerisinde lanse ettirebilirsek o zaman işte başarılı oluruz, yapımcılarda yaptım oldu diyerek göğüs gerebilir. Emin olun bizim Hindistan’dan hiçbir altta kalacak bir tarafımız yok. Nüfus hariç tabi ki.  🙂

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here