Teknoloji ve İnsan

0

Teknolojinin İnsan Yaşamına Etkileri

Teknoloji Hakkında

Teknoloji hayatımıza çok uzun yıllar önce girmiştir ve etkisini de her geçen gün daha da artırarak devam ettirmektedir. Teknoloji için, neredeyse insanın dünyada var olmasından itibaren vardır diyebilmekteyiz. Hayatımıza birçok kolaylık ve yenilik kazandıran teknolojiyi artık her alanda ve çokça kullanmaktayız. Yapacağımız herhangi bir işi, teknoloji sayesinde daha kısa zamanda ve çok daha pratik bir şekilde yapabilmekteyiz. Teknolojinin olmadığı bir alan artık yok denecek kadar azdır. Mutfakta kullandığımız araç ve gereçlerin çoğu, çamaşır ve bulaşık makineleri, bir evin salonunda olmamasını yadırgadığımız televizyonlar, , iş yerinde kullanılan birçok makine ve daha aklımıza gelmeyen birçok ürün, araç ve gereçler teknolojinin ürünüdür. Bunların birçoğu aslında insan hayatını hem kolaylaştırmakta, zamandan tasarruf etmemizi sağlamakta; hem de ne yazık ki insanları tembelliğe alıştırmaktadır.

Mesela otomobiller sayesinde gideceğimiz bir yere çok hızlı, kolay ve kapıdan kapıya ulaşım sağlamaktayız ya da alacağımız bir yiyeceği veya kıyafeti bir tıkla kapımıza kadar getirebilmekteyiz. İnternet sayesinde pek çok bilgiye kolaylıkla ulaşabilmekte, zamandan tasarruf etmekteyiz. Ülkemizde ve dünya da olup bitenleri teknoloji harikaları olan televizyonlar, akıllı telefonlar ve internet sayesinde takip edebilmekte ve haberdar olmaktayız. Teknolojinin getirmiş olduğu tüm bu nimetleri göz ardı etmek doğru olmayacaktır. Ancak sağladığı tüm bu kolaylıklara rağmen teknoloji doğru ve yerinde kullanılmadığı takdirde, insanları etkisi altına alıp kontrolsüz bir şekilde sürüklemektedir. Tabiri caizse, teknoloji insanları kendine köle yapmaktadır. Aile bağlarını zayıflatmakta, iletişimi azaltmakta, insanları yalnızlaştırıp kendine ve çevresine yabancılaştırmaktadır. Şöyle ki, artık tüm aile bireylerinin elinde akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar bulunmaktadır. Tüm bireyler kendi sanal ortamına çekilip aynı odanın içinde iletişim kurmadan saatlerce zaman geçirmekte, birbirleriyle konuşup sohbet etmek yerine sosyal medyanın esiri olmaktadırlar. Bu bizim değerlerimize de zarar vermektedir.

İnsanları değerlerinden uzaklaştırmakta ve kendine bağımlı hale getirip toplumdan uzaklaştırarak soyutlamaktadır. Bunun insan ilişkilerine verdiği zararı da görmezden gelmemiz mümkün olmayacaktır. Önceden insanlar birbiriyle bir şeyler konuşabilmek için bir yerlerde buluşur, yüz yüze sohbet ederlerdi. Şimdi ise, cep telefonu aracılığıyla veya bilgisayara girip Facebook, WhatsApp üzerinden kamera açıp birbirlerini görebiliyor ve yazışabiliyorlar. Böylelikle insanlar artık daha kolay iletişim kurabilmektedir. Ancak bir bakıma da iyi değildir. Çünkü insanlar sosyal medya aracılığıyla veya telefonla sıkıntılarını karşı tarafa iletebildiği için yüz yüze konuşmalar azalmakta, yan yana olabilmenin verdiği samimiyet azalmaktadır. Teknolojinin ortaya çıkardığı pek çok hastalıkta vardır. En başta teknoloji bağımlılığı gelmektedir. Telefon bağımlılığı, internet bağımlılığı, şarj bağımlılığı… Artık pek çoğumuz ne kadar kabullenmek istemesek de birer bağımlıyız ya da bağımlı olmaya adayıyız. Teknoloji insanları kendine bağlayarak onlara zarar vermektedir. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte hayatımıza giren internet faydalı olduğu kadar zararlı da olabiliyor. Pek çok kişi sosyal medyada siber zorbalığa maruz kalabiliyor. Siber zorbalık, bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanarak bir birey ya da gruba yapılan teknik ya da ilişkisel tarzda zarar verme davranışlarıdır. Örneğin; İnternet üzerinden oynanan bir bilgisayar oyunu, geçtiğimiz 6 ay içinde gerçekleşen 130 gencin intiharıyla ilişkisi olabileceği sebebiyle soruşturuluyor. ‘Blue Whale’, yani ‘Mavi Balina’ adlı oyunda, oyuncular 50 talimatı yerine getirmek zorundadır ve bunlardan bazıları ölümcül olabilmektedir. Teknolojinin karşımıza çıkardığı diğer bir sorun ise çevreye verdiği zararlar olacaktır. Çevre teknolojinin yanlış ve kötüye kullanımıyla birlikte acımasızca tahrip etmekte ve tüm canlılara zarar vermektedir. Teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı çevre sorunlarına bakacak olursak; su kirliliği, toprak kirliliği, hava kirliliği, radyoaktif kirlenme, besin kirlenmesi, ses kirliliği gibi sorunlar karşımıza çıkacaktır. Görüldüğü gibi teknolojinin ortaya çıkardığı pek çok sorun bulunmaktadır. Bütün bu sorunlardan kurtulabilmek için önce teknolojiyi kullanan kafalara yatırım yapılmalıdır. Bunun en iyi yolu ise eğitimden geçmektedir. Teknolojiyi yapanda kullanan da insandır. Teknoloji ancak vahyin egemen olduğu bir uygarlığın elinde insana ve tabiata düşman bir yapıya bürünmeyebilir. Çünkü böyle bir uygarlıkta belirleyicilik teknolojiden değerlere kolaylıkla kayabilir.

Teknolojinin Hayatımıza Girişi

Teknoloji, neredeyse insanın dünyada var olmasıyla birlikte vardır. Mağaralarda yer alan çizimlerden, doğal ve insan yapımı süs eşyaları ve yiyecek saklama kaplarına (çanak, küp, kupa vb.) kadar ilk çağlarda insanlığın maddi kültürünü oluşturan her yöntem ve ürün denli manevi kültürün sahip olduğu nitelik de günümüzde ulaşılan teknoloji birikiminin köklerinde yer alır. Toplumsal kültür ve teknoloji arasında çatışma ve farklılık olduğu denli birbirini etkileyen ve yönlendiren bir ilişki bulunmaktadır.

Bilindiği gibi teknoloji ile birlikte insanların hayatında da değişiklikler meydana gelmiştir. Son zamanlarda teknolojinin de ilerlemesiyle birlikte insanların üzerinde bıraktığı etki bariz bir şekilde görülmektedir. Ele alacağım konuda bu etkilerden, etkilerin ortaya çıkardığı sorunlardan ve bu sorunların nasıl çözümlenmesi gerektiğinden bahsedeceğim. Teknoloji insanlık tarihi kadar eskidir. Aslında bu ifade ile ortaya konan teknoloji günümüzde anlaşılan teknoloji kavramıyla pek de örtüşmemektedir. Çünkü duvarlara iletişim amaçlı çizilen karanlık çağlardaki mağara resimlerini de teknoloji sayan bu anlayış aslında günümüzde teknoloji denildiğinde sadece bilgisayar ve ekli araçları kastetmektedir. İşte bu yüzden yanlı bir teknoloji kavramından ancak 18. yy sanayi devrimine kadar söz edilebilirken, bu dönemden sonra teknoloji egemen grupların elinde toplumsal alandan etkilenen ve doğal olarak toplumsal alanı etkileyen bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Teknoloji çoğu kez, bilimsel ya da derlenmiş düzenli bilgilerin pratiğe uygulanması olarak tanımlanmaktadır. Teknolojiyi insanın çevresini değiştirme yolunda kullandığı bilgilerin bütünü olarak görmekte mümkündür. Bu yüzden her dönemin kendine özgü bir teknolojisi vardır. Teknoloji insanla birlikte ortaya çıkmaktadır.

Teknoloji, aslında insanın zihinsel gücünün toplumsal hayata bir yansıması olmaktadır. Dolayısıyla, teknolojinin tarihi insanla başlamaktadır. İnsan var olduğu günden bu yana çevresini değiştirmeye, diğer canlıları egemenliği altına almaya çalışmış ve çalışmaktadır. Oswald Spengler’in deyişiyle, insan bu yanıyla yırtıcı bir hayvana benzemektedir. Yeryüzünü tahrip ederek, diğer canlıları öldürerek, yeraltı kaynaklarını sorumsuzca tüketerek, egemenliğinin sınırlarını genişletmek istemektedir.

Teknoloji, insanın topluluktan toplum haline gelmesinde başrolü oynayan temel faktördür. İnsanı diğer canlılardan ayıran, toplumları farklılaştıran, aynı toplum içerisinde de farklılaşmanın temel esası olan bir kavramdır. Bu kavramı genel bakışla; insanı ve toplumu sosyal, ekonomik, siyasal, kültürel yapısını değiştirme ve dönüştürme etkisine sahip insan zekâsının sıçrama yapma yeteneğiyle kendini yeni ortamlara taşıyan bir kavram olarak tanımlayabiliriz. İnsana kimlik kazandırma, birey olma, kendini tanıma ve tanıtma, farklılaştırma ve yabancılaştırma, uygarlaştırma ve ilkelleştirme, ayrıştırma ve birleştirme, egemenlik kazandırma ve uydulaştırma vb. özellikleriyle birbirinin karşıtı olguları aynı zaman ve mekân diliminde oluşturma özelliğine sahip olan bu kavram, günümüzde çok önemli bir alt yapı kavramı olarak karşımıza çıkmıştır. Örneğin, finans alanında özellikle banka hizmetlerinde devrim yapan şey bilgisayar teknolojisidir. Günümüzde zaman, emek, verimlilik, tasarruf, yatırım, istihdam, üretim, tüketim, maliyet, finans vb. kavramların çağdaş anlamlarından bahsedeceksek teknoloji ayrılmaz bir koşuldur. Toplumsal yaşamımızın bugününü ve yarınını doğrudan ya da dolaylı olarak her an etkileyen teknolojiyi ve türevi olan teknolojik olayların ne hızını kesebiliyoruz ne de engelleyebiliyoruz. Önlenmesi imkânsız bir fırtına gibi sürükleyici ve çekiciliğiyle önüne kapıp başkalaştırıyor ve yeniden şekillendiriyor.

Peki Bu Sorunlar Nasıl Çözülür? 

Bu çalışmanın amacı, insanların teknolojiye neden bu denli bağlı oldukları, karşı koyamadıkları, topluma ve en önemlisi de kendilerine yabancılaştıklarını, yalnızlaşıp soyutlaştıklarını saptamak ve bu doğrultu da yapılabilecek çözüm önerileri sunmaktır. Teknolojiyi hayatımızdan çıkaramayacağımız bir gerçektir ki, zaten çıkarmamızda çok mantıklı olmayacaktır. Hayatımıza sağladığı onca kolaylığı göz ardı edemeyeceğim. Burada amaçladığım şey, teknolojiyi en doğru ve yararlı nasıl kullanabileceğimiz olacaktır. Öncelikle bunu idrak etmemiz, kabullenmemiz ve bu doğrultuda hareket etmemiz gerekecektir. İlk akla gelen soru: Sorumlu kim? Sorumlu elbette insandır. Önemli olan makinalar değil, makinaları kullanış biçimi ve kullanıştaki hedeftir. Ölüm yağdıran, silahlar değil, silahı kullanan insandır. Ancak belirli bir sınırdan sonra hedef tayin eden, insanlar değil, makinalar, başka bir değişle teknoloji olmaktadır.
Yalnızca aklın egemen olduğu, aklın dışında ölçü tanımayan bir uygarlığın elinde makinaların çevreye ve insana dost olması çok güç! Teknoloji ancak vahyin egemen olduğu bir uygarlığın elinde insana ve tabiata düşman bir yapıya bürünmeyebilir. Çünkü böyle bir uygarlıkta belirleyicilik teknolojiden değerlere kolaylıkla kayabilir.
Hz. Ali’ nin bir sözü üzerinden anlatacağım: “Derman sende, senin haberin yok; derdin senden, sen görmüyorsun.” Buradan varmak isteğim şey, her şeyin insanda başlayıp insanda son bulduğudur. Teknolojiye engel olacak, onu nerede, ne zaman, nasıl ve hangi amaçla kullanacağımıza karar verecek olan bizleriz. Ve yine, bunları hiç düşünmeyip irademize yenilerek, gerekli gereksiz sınırsız bir şekilde amaçsızca tüketenlerde bizleriz. Bunun bilincinde mi değiliz, görmek mi istemiyoruz, bağlandık mı yoksa böyle yaşamak hoşumuza mı gidiyor? Temel amacım, bu soruların cevabına odaklanmak ve onları çözüme kavuşturmaktır.

Ortaya Çıkardığı Sorunlar

Teknoloji ile ilgili pek çok sorun ortaya koyulmuş ve bununla ilgili araştırmalar yapılıp öneriler sunulmuştur. Giderek ilerleyen teknoloji ile birlikte insanlarında bu hengâmeye kapılıp gitmeleri teknoloji konusunun daha çok üzerine düşülmesini gerektirmektedir. Kendimden ve çevremden yola çıkarak teknoloji ile çok fazla haşır neşir olduğumuzun farkına vararak, teknolojinin üzerimizde yarattığı bu etkiyi bu baskıyı bir nebze olsun azaltmak gerektiğini düşünüyorum.
İnsan ve makine yarış halindedir. İnsan makineleşmekte, duygusallığından uzaklaşmaktadır. Duygusal, dünyanın değerlerini, yani insanî değerleri doyasıya yaşayamayan insan, yerini robotlaşmış bir nesneye bırakmaktadır. Endüstriyel üretim monoton bir düzende olup, disiplinsizlik ve sistemsizliği kabul etmemektedir. İşlerin otomatik olarak yapılması, kişileri monoton bir yaşamın içine itmektedir. Endüstrileşmenin dayattığı robotlaşmış yaşam insanların bireyselleşmesine de neden olmuştur. Bu yaşam insanların duygusal iç yaşamlarını da etkilemiş, onları kullandıkları makinelere benzeterek, günden güne yetkinleşmesine, ancak aynı oranda da sosyal yaşamdan uzaklaşmasına neden olmuştur. Toplumsal ve bireysel değişimler hızlı iletişim ile geniş kitlelere anında ulaşmaktadır.

Toplumun değer verdiği çoğu şey önemini yitirmeye başlamıştır. İdealizm yavaş, yavaş misyonunu tamamlamakta, rasyonalizm hızla ön plâna çıkmaktadır. Günümüz endüstri toplumu insanı, içinde yaşadığı bilimsel ve teknolojik yaşam düzenini tüm başkaldırmalarına karşın benimsemek zorunda kalmıştır.
Literatüre bakıldığında her bilim dalının kendi yapısına uygun bir tanımlama yaptığı görülmektedir. Ancak yapılmış olan tüm tanımlardan anlaşılıyor ki teknoloji; beşerî, insan odaklı ve onun zekâsını yansıtan, hayatın her alanında, insanoğlunun yaşam serüveninin başından beri ve bu andan sonraki zamanlarda da kendinden söz ettirecek kavramdır. Günümüzde birey ve toplum açısından yaşamsal temel ihtiyaç olarak varlığını hissettiren kavram teknolojidir. Teknoloji sayesinde yaşam koşulları iyileşebiliyor olmadığında da akıl almaz bir dizi zorluklar bizleri bekliyor. Teknolojik yenilikler insanoğlunun önünü açıyor ve gündelik sıkıntıları atlatarak kendini daha rahat bir yaşamın planlarını yapmaya yöneliyor. Sınırsız bir zenginlik birikimi sağlayarak sürekli artan insan istek ve ihtiyacının karşılanmasını olanaklı hale getiriyor.

Teknolojinin kullanımı, teknolojinin ortaya çıkmasından itibaren gelişmesi ve yaygınlaşması ile birlikte her geçen gün biraz daha fazlalaşmaktadır. Bu durum gerek bilim gerekse , sağlık vb. pek çok alanlarda karşımıza olumlu bir yönüyle çıkmaktadır. Gelişen ve yaygınlaşan teknoloji alanında çok çeşitli uygulamalar, araç ve gereçlerle insanlara büyük bir avantaj sağlamaktadır. Okullarda akıllı tahtalar, tabletler, projeksiyon gibi pek çok aracın kullanımı yaygınlaşmaktadır. Yine sağlık alanında teknolojinin kullanımıyla birlikte çok çeşitli hastalıklara çözümler bulunmaktadır. Teknolojinin bütün bu kullanışlı, olumlu yanlarının yanında olumuz ve insan hayatına zarar verecek özellikleri de bulunmaktadır. Teknolojinin aşırı kullanımı ile birlikte gelen bağımlılık ve bununla birlikte bazı patolojik hastalıklar bulunmaktadır. Bunlardan bazıları: anksiyete bozukluğu, psikotik bozukluk, depresyon, duygu durum bozukluğu, dikkat eksikliği, hiperaktive bozukluğu, sanal fobi, hafif depresyon, madde bağımlılığıdır. Bu yüzden teknoloji gerektiğinde ve dikkatli bir kullanım gerektirmektedir.

Ülkelerin gelişmişliği, artık kişi başına tüketilen enerji, kişi başına üretilen çelik ve çimento ile kaç kişiye bir otomobil, televizyon, çamaşır makinesi ve buzdolabı düştüğüyle ölçülüyor. Bunların para birimine dönüştürülmesi olan milli gelir de gelişmişliğin şaşamaz ölçüsü haline geldi.
Bir toplumun gelişmişliğini ölçmeye, kültürünü, insanlarını ve zihinsel gücünü değerlendirmeye yeter mi, bunlar? İnsanların birbirlerini sevmesine, birbirlerine yardımcı olmalarına yol açabilir mi, bu nesneler? İnanlar birlikte yaşadıkları kimselerin dertleriyle ilgilenmiyorsa, neye yarar bunca eşya, insanı bencilleştirmekten öte? İnsanla arası haset ve kıskançlığı çoğaltmaktan başka, üretimin böylesine artırılmasının sonucu nedir?
Soruna değişik açıklardan bakarak, çok yönlü değerlendirmeler yapılabilir. Ancak, son çözümlemede ulaşılan nokta: İnsanın, özgürlüğünü bütünüyle yitirdiği ve nesneleştirdiğidir.
İnsanı üretim tutsaklığından kurtarmak için, değer ölçüsü, eşyadan ve paradan erdeme kaydırılmalıdır. İnsanın ve toplumların değerlendirilmesinde ana ölçü, üretimden, üretimin para olarak ifadesi olan milli gelirden önce, erdem olmalıdır.

Üretimi kitle halinde artırabilmek için Batı, olanca gücüyle teknolojiye yüklenmektedir. Ancak üretim artışı bir yanıyla tüketime bağlı olduğundan, tüketimi durmadan artırmak için, değişik ikna yöntemleriyle ardı arkası kesilmeyen yapay ihtiyaçlar üretmek zorunda kalınıyor. Bu yolda, başta insan olmak üzere üretim ve tüketim sürecine giren her unsur, üretimdeki payına ve işlevine göre, toplumda ve çevrede doğuracağı etkilere bakılmadan alabildiğine sorumsuzca harcanıyor. Tek amaç haline gelmiş üretim yolunda insan ve tabiat, biri fizik diğeri ruhsal olmak üzere, acımasızca tüketilmektedir.

Kitle üretimi sonucu ortaya çıkan ürünler gibi istekler, arzular, özlemler, değerler ve kişilikler bir örnekleşmektedir. Belirli ellerde toplanan sermaye, oluşturduğu dev ortaklıklarla küçükleri ezmekte, onlara yaşama hakkı tanımamaktadır. En basit bir tüketim ürününden, en karmaşık yatırım mallarına kadar üretim büyük ortaklıkların eline geçmektedir. Yöneticiler yalnızca işletmelerini büyütmeyi, karlarını artırmayı amaçlamaktadırlar.
Yenilik yapmak bahanesiyle araçlar sık sık değiştirilerek, durmadan kamçılanan eşya aracılığıyla, insanın kalıcı ve değişmez olanı algılaması ortadan kaldırılmaktadır. Sorun: Uygulanan Batı ekonomik politikasının ve bunun temelinde yatan varsayımların değiştirilmesidir. İnsanı mutlu kılan, eşya, para ve tüketim değil; tabiat ve evrenle uyum içinde yaşamak ve erdeme ayarlanmaktır. Ekonomi; sonsuza dönük, sonsuza ayarlı insanın, tabiattan gerçek ihtiyaçları doğrultusunda yararlanmasına ilişkin bir faaliyet olmalıdır.

Teknoloji ve Yabancılaşma 

Teknolojiyi insanın çevresini değiştirme yolunda kullandığı bilgilerin bütünü olarak görmek mümkündür. Bu yüzden, her dönemin kendine özgü bir teknolojisi vardır. Teknoloji insanla birlikte ortaya çıkmaktadır.
Teknoloji, aslında insanının zihinsel gücünün toplumsal hayata bir yansımasıdır. Dolayısıyla, teknolojinin tarihi insanla başlamaktadır.

Birinci Sanayi Devriminin ürünü buhar makinesinin bulunmasına kadar, teknoloji uzun bir dönemde çok yavaş bir gelişme göstermişti. İnsan ve gücünün yerine makinelerin kullanılmasıyla başlayan sanayi devrimi, kısa dönemde hızla gelişerek her alanda üretimi büyük ölçüde artıran makineleşmeye yol açmıştı.

Kitle haberleşme araçları ve bilgisayarlar İkinci Sanayi Devrimine geçiş olarak kabul edilir. Birinci Sanayi Devrimi, üretimi makineleştirmişti; ikincisi ise haberleşmeyi, bilgilerin saklanmasını, analizini ve değerlendirilmesini makineleştirmiştir.
Birinci Sanayi Devriminde bedensel gücün yerini makineler almıştı; ikincisinde zihinsel gücün yerini de kısmen makineler almaktadır. Teknolojik gelişmenin en göze çarpan yanı olan makineler, emeğin, duyu organlarının yerine geçen çok yönlü bir işlev yüklenmişlerdir. Birinci Sanayi Devrimi, insanın bedensel yanını inceleyen ve makinelerin hızına uyması için başta iş ve hareket etüdü olmak üzere bir yığın teknik geliştirerek, bedensel gücü denetim altına alma bilimi olan Endüstri Mühendisliğini doğurmuştur. İkinci Sanayi Devrimi ise, insanın zihnini, zihinsel yanını, denetim altına almak için, Haberleşme Kuramı, Yöneylem Araştırması, Bilgi İşlem Ve Sibernetik gibi bilim dallarının ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Yeni bilimler, daha çok verimlilik, daha çok kar amacıyla teknolojiyi sınır ve ölçü tanımaz bir biçimde büyütürken, başta insan olmak üzere, büyük küçük bütün işletmeleri kendi gelişme hızlarına uymaya zorlamaktadırlar. İşletmeler, yeni gelişmelere, yok olmamak için ayak uydurmak zorundalar. İşletmeler, yeni gelişmelere, yok olmamak için ayak uydurmak zorundalar. İşletmeler dolayısıyla insanlar varlıklarını korumak için, çılgınca bir yarışa sürüklenmektedirler.
İkinci Sanayi Devriminin ürünleri olan kitle haberleşme araçları, radyo, televizyon ve basın bir yandan yönetime el koymuş güçlerin gücüne güç katarken, diğer yandan da kitleleri adeta sürüleştiriyor.
Buna bir örnek üzerinden bakalım;
McDonald’s restoranlarının isim hakkı satma usulüyle kiraya verilmesinin ardındaki dâhi Ray Kroc, büyük fikirleri ve büyük hırsları olan bir adamdı. Ama Kroc bile yarattığı şeyin şaşırtıcı etkisini tahmin etmiş olamaz. McDonald’s, yirminci yüzyıl Amerika’sındaki en etkili gelişmelerden biridir. Yankıları ABD sı¬nırlarının ve fast-food işinin çok ötesine geçmiştir. Dünyanın hatırı sayılır bir parçasında geniş bir yelpazede günlük işleri, aslında yaşam biçimini etkilemiştir. Ve bu etki, artan bir hızla yayılmaktadır.
Burada McDonald’s, McDonaldlaştırma dediğim yaygın bir sürecin temel bir örneği, “paradigma”sı olarak hizmet edecektir. Bu sürecin tanımı şöyledir: fast-food restoranlarının temelindeki ilkelerin, Amerikan toplumunun ve dünyanın geri kalan kısmının gitgide daha fazla kısmına egemen olma sürecidir.
McDonaldlaştırma yalnızca restoran sanayisini değil, eğitim, iş, sağlık, seyahat, zevk, rejim, politika, aile ve toplumun tüm diğer özelliklerini de etkilemektedir. McDonaldlaştırma, dünyanın etkilere kapalı görünen kurum ve kı¬sımlarına yayılarak değiştirilemez bir süreç olmanın her tür belirtisini göstermiştir.
McDonald’s dünyanın her yerine ulaşmaktadır. 1991’de McDonald’s ilk kez yurtdışında ABD’dekinden daha fazla restoran açmıştır.

Diğer ülkeler bu Amerikan kurumunun çeşitlemelerini geliştirmiştir.
McDonald’s ve çok sayıda taklidi tüm ABD’de ve dünyanın geri kalan kısmında her yerde hazır ve nazır olan, hemen tanınabilir bir sembol haline gelmiştir. McDonald’s popüler kültürde merkezi bir yer tutmaya başlamıştır. Küçük bir kasabada yeni bir McDonald’s açılması büyük bir olay olabiliyor. Maryland’li bir lise öğrencisi yeni bir restoran açılması karşısında, “Dale City’de bu kadar heyecan verici bir şey daha olmadı,” demişti. Gazeteler fast-food sanayisindeki gelişmeleri istekle yazıyor. Fast-food restoranları televizyon programlarında ve filmlerde de sembolik roller oynuyor.

Birçok insan kendini güçlü biçimde McDonald’s ile özdeşleştiriyor; aslında bu özdeşleşmenin bir kısmı kutsal bir kurum haline gelmiş durumda. McDonald’s restoranının Moskova’daki açılışında bir işçi onun “Chartres’daki Katedral gibi… ‘kutsal bir eğ¬lence’ yaşanacak bir yer” olduğunu söyledi. Kowinski, içlerinde her zaman fast-food restoranları bulunan alışveriş merkezlerinin, insanların modern “tüketim dinleri”nin ibadetini yerine getirmek için gittikleri modern “tüketim katedralleri” olduğunu ileri sürer.
Tüm Amerikalılar ve öbür birçok insanın McDonald’s’ın altın renkli kemerinin altından sayısız kez geç¬tiği için, McDonald’s’ın konumu bu denli yükselmiştir. Üstelik çoğumuz McDonald’s restoranının yararlarını sıralayan reklamlarla, farklı izleyicilere göre yapılan reklamlarla bombardımana tutuluyoruz. Bazı reklamlar Cumartesi sabahı çizgi film izleyen çocuklar içindir. Bazıları prime-time programlarını izleyen yetişkinleri hedef alır. Bazıları da büyükanne ve babalara, torunlarını McDonald’s restoranlarına götürmelerini tavsiye eder. Bunlara ek olarak yeni yiyecekler (yeni kahvaltı menüsü gibi) çıkardığı, yeni yarışmalar yaptığı ve yeni bir filmle ilgili ürün çıkardığı zaman bu reklamlar da değişir. Her zaman var olan bu reklamlar, insanların bir McDonald’s görmeden fazla uzağa gidemediği gerçeğiyle birleşerek McDonald’s imgesinin popüler bilincin derinlerine işlemesine hizmet eder.
Gün geçtikçe McDonald’s insanlara pek çok yönden daha çekici gelmektedir. McDonald’s yıllar boyu insanlara birçok farklı yolla hitap etti. Restoranların tertemiz olduğu, yiyeceklerin taze ve besleyici olduğu, çalışanların genç ve istekli göründüğü, yöneticilerin nazik ve İlgili olduğu ve yemek yemenin başlı başına bir eğlence olduğu Söylendi. Hatta insanlar, hasta çocuklar için Ronald McDonald Evleri gibi hayırsever girişimlere hiç değilse dolaylı olarak katkıda bulunduklarına inanmaya yönlendirildi.

Bazı McDonaldlaştırılmış kurumlar hem zaman, hem de paraya vurgu yapar.
Bu örnekte gördüğümüz üzere, medyanın etkisiyle marka haline gelen büyük şirketler, hemen tanınabilir bir sembol haline gelmiş ve popüler kültürde merkezi bir yer tutmaya başlamıştır. Tüketimi körüklemek adına farklı izleyicilere göre yapılan reklamlardan, insanlar ister istemez etkilenmektedirler.. Bilinç altına işlenen bu reklamlardan etkilenerek, insanlar daha çağdaş daha modern görünmek adına bu markalaşmış sembolleri giyiyorlar, marka olmuş mekanlarda bulunuyorlar. Büyük şirketler ürünlerini “kutsal bir şey” gibi sunarak bu ürünleri kullanan insanlar kendilerini daha özel hisseder şeklinde aksettirerek tüketimi artırmayı hedeflemektedirler. Bunun içinde kullandığımız akıllı telefonlarda, tabletlerde, televizyonlarda, gittiğimiz sinemalarda ister isteyelim, ister istemeyelim sürekli reklamlarla karşılaşmaktayız ve bundan uzak kalmamız çağımız itibariyle pekte mümkün değil. Ve sonuç olarak büyük şirketler amacına ulaşmaktadırlar. Tüketim toplumunu şekillendiren insanlar, gerçek kimliğini, gönüllü olarak tüketici kimliğine dönüştürler. İnternetin katkısıyla alışveriş tutkunu olan, kendi kararlarını kendi veren, tüketimi eğlenceli bir oyun olarak gören bireyler, kendisini de sembolleştirerek bir tüketim nesnesi haline getirmiş, bunun sonucunda hem kendisine hem de topluma yabancılaşmıştır. Farkındalık geliştirerek bu durumdan kurtulmak ve insani değerlere yeniden dönmek isteyen tüketiciler, kişisel ve kurumsal yapılarda etik ve sorumluluk kavramlarını vurgulamakta, tüketimin bir sınırı olması gerektiği ve pazarlamacıların da bu sınırlar içerisinde hareket etmesi gerektiğini ifade etmektedirler.

Teknolojinin Kapsadığı Alan

Teknoloji, toplum, bilim, insan, değerler, bağımlılık, yabancılaşma, çevre sorunları gibi teknolojinin neden olduğu konular işlenecektir. Teknoloji ile bütünleşmiş bilimin yeryüzündeki yaşama giderek egemenlik kurduğu bir çağdayız. Çağdaş yaşamı, onu birçok yönden etkileyen teknoloji ve bilimi anlamadan anlayamayız. Teknoloji bilim odağında gelişen insan yaşamı, yine de sorunlarından, sıkıntılarından arınmış değil. Savaşlar bitmek bilmiyor, terör dünyayı ayağa kaldırıyor. Açlık, yoksulluk milyonlarca insanı acıya boğuyor. Doğa afetlerine karşı, sele, fırtınaya, yangına, depreme, çevre kirliliğine karşı yetersizliğimiz sürüyor. Mutsuzluk, haksızlık yeryüzünden kaldırılmış değil. Bilim ve teknolojinin nimetlerinden yararlanan ülkelerin insanı bir anlam bunalımına düşmüş durumda; yaşamın anlamını, neden yaşadığını sorguluyor. Manevi açıdan kendini yoksul hissediyor.

Oysa, belki de tarihin hiçbir döneminde bilimle teknoloji bu denli iç içe, bu denli işbirliği içinde olmamıştı. Bilim artık deyim yerindeyse “bilim-tek” olmuş durumda (Sözcüğü bitişik yazmayı seçeceğim yazının devamında). Bilgisayarlar, geliştirilmiş teknolojik gereçler, deney aygıtları olmaksızın, salt kâğıt kalemle ya da düşüncelerimize dayalı bilimsel araştırmalar yapmak, neredeyse olanaksız hale gelmiş bulunuyor.
Teknolojinin tarihine baktığımızda, üretilen teknoloji ürünü araç gerecin, bilimin yardımı olmaksızın, sınama yanılmalarla, usta çırak ilişkileriyle kotarıldığını görüyoruz. Modern bilimin, matematiksel dil yardımıyla geliştirdiği kuramların teknolojiye uygulamasının tarihi eski değildir. Sanayi devrimiyle birlikte, mühendislik mesleğinin giderek gelişmesiyle sahnesine “mühendis” denen ilginç bir insan “tipi” çıktı. “Makina yapan”, üreten, çözen, çözümleyen, hesaplayan, onaran, denetleyen, tasarlayan, planlayan, verim arttıran mühendis, bilimin bilimteke dönüşümünün işaretini veriyordu.

Bilim ve teknoloji günlük hayatı karmaşıklaştıran, tüketimi körükleyen, yaşantıyı makinalara bağımlı hale getiren, çevresel ve ruhsal kirlenmeye yol açan, aileyi parçalayan, zamanla birlikte insanı da tutsak eden yanları bulunmaktadır.
Teknoloji ve bilim döngüsel bir hareket içindedirler. Bilim teknolojinin gelişmesine etki ederken, teknoloji de bilimin gelişmesini etkilemekte ve bili hızlandırmaktadır.
Modernleşme, teknolojik gelişme ve bilimsel bilginin gelişmesiyle ortaya çıkmış, aynı olgular aydınlanmanın da temelini oluşturmuştur. Schmookler’e göre, yaratıcı etkinliği yönlendiren güç bilimsel ve teknolojik bilgidir. Bilimsel bilginin kendine özgü metot ve teknikleri vardır. Onun için, bilime ulaşabilmek öncelikle bilimsel bilgi kaynaklarına ulaşma yöntem ve tekniklerinin kullanılması gerektirir. Bu teknikler deney, gözlem, analiz, sentez ve yanlışlama yöntemleridir. Bu yöntem ve tekniklerle elde edilen bilim ancak 18. yüzyılın son yarısı ve 19. yy boyunca endüstri üzerinde köklü etkiye sahip olmaya başladı. Belirtilen yöntem ve tekniklerin teknolojinin gelişmesine etkisinin olup olmadığına dair kesin bir kanıt sunulamaz çünkü modern bilimin ortaya çıkışı, temelde teknolojik olan çabalara son vermedi; insanlar, kuramsal bilgiye bağlı olmayan teknolojik zaferlere ulaşmayı sürdürdüler. Ancak şurası kesin; bilim ve teknoloji modern endüstride birbirine eşdeğer etkinliktedir.
Modernleşme teorisi endüstrileşme, bilimin ve teknolojinin boy atması, modern ulus devlet, kapitalist dünya piyasası, kentleşme ve öbür altyapısal öğelere dayanan toplumsal gelişme aşamalarında söz etmek amacıyla kullanılır. Bu olgunun temel faktörü sanayileşme olarak görülmekte, bunun ötesinde şehirlerin büyümesi ve yaygınlaşması ile bilimin ve teknolojinin gelişmesi sonucunda teknik personelin ortaya çıkması buna eşlik etmektedir. Bilim ve teknolojinin yanında eğitimli teknik personelin tüm sanayi dallarında ön plâna geçtiği gözlemlenmektedir.

Teknolojinin Alanlara Göre Etkisi

Teknolojinin hangi alanda ve ne derece etkili olabildikleri ele alınacaktır. Türkiye’de ve dünyada teknolojinin gelmiş olduğu durum değerlendirilecek, bazı alanlarla ilişkilendirilerek anlatılacaktır.
Teknolojinin artıları ve eksileri, maliyet ve faydalarının analizine geçmeden önce şu sorulara cevap bulmak gerekmektedir: Ekonominin gelişmesi teknolojiye mi bağlı? Gerçekten gelişmiş ekonomiler teknoloji sayesinde mi geliştiler? Ekonominin gelişmesi ile teknolojik gelişme doğru orantılı mıdır? Teknoloji ve Ekonomi ikilisi birbirini çağrıştırmalı mıdır? Bu bölümde benzer sorulara yanıtlar aranmaya çalışılacaktır.
Son iki yüzyılın en önemli kavramlarından biri olan «iş bölümü», teknoloji kullanımı ve sanayileşmenin ön koşuludur. Artan işbölümüyle üretim sürecinde verimlilik sürekli sıçramalar göstermiştir. Yeni teknolojilerin üretimde kullanılması, insanlığın o güne kadar görmediği üretim artışlarına neden oluyor, yığın üretim başarılıyor, bu ise sermayeyi harekete geçirerek yatırım yapma sürecini başlatıyor… Yeni üretim tarzı ile büyümenin gerektirdiği hammadde, pazar alanı, dışa açılma ve rekabet gibi kavramların ana kaynağı «teknoloji» kavramın sonuçlarıdır denebilir. Karmaşık makineler ve fabrikalar kullanılmaya başlayınca, doğası gereği kendi yasalarına göre işleyen piyasa fikri oluşması kaçınılmazdır Kendi kurallarına göre işleyen bir piyasa kurumuna dayanan toplumun düzenleyici ilkesi ekonomik liberalizm ilkesidir. Piyasaların en önemli sonucu kentleşme ve kent uygarlığının doğuşudur. Piyasa sisteminin kurulması için makineyle üretim gerekmektedir. Makineler da işgücüne teknolojik bir “düzen” ya da “rasyonalite” dayatarak, Liberalizm ve onun ileri bir pratiği ve aşaması, diğer merkezi sistemlere göre verimliliği yüksek olan Kapitalist sistemdir. Dünyada en çok inceleme konusu olan olgulardan biri de sanayileşmedir. Ne pahasına olursa olsun sanayileşme gerçekleştirilmelidir, diye bir yol tutturmak, tartışma götürür hale gelmiştir. Yaşamamız için zorunlu olup olmadığına bakmadan, sanayileşme adına üretimin sürekli artırılmasına çalışmak bir noktadan sonra önlenmesi oldukça güç sorunları da birlikte getirmektedir.

Sanayileşmede ana ilke, ülke kaynaklarını israfın ağına düşmeden toplumun gerçek ihtiyaçları doğrultusunda en verimli bir biçimde kullanmak olmalıdır. Toplumun ve ülkenin gerçek ihtiyaçlarını belirlemeden yola koyulmak, ilk adımda, bizi, gerekli olup olmadığına bakmadan üretimin artırılmasına götürür. Oysa üretimin bilinçsiz ve ölçüsüz olarak artırılmasının sonucu toplumun ödediği faturanın değeri giderek kabarmaktadır. Kıt ve sınırlı kaynaklarla, bitip tükenme bilmeyen sınırsız ihtiyaçların karşılaması demek olan Batı ekonomi bilimi, temelinde üretimi artırmaya amaç edinmiştir. Bu yüzden, söz konusu ekonomi için önemli olan; insan ve onun mutluluğu değil, üretimin artırılmasıdır.

Batı ekonomi politikasının göze görünen bir özelliği dünyada pek çok ülkeden daha güçlü çok uluslu şirketler ve dev kentler üretmesidir. Sosyal statüler ne olursa olsun bu kentlerde ve ortaklıklarda insan büyük bir yalnızlığa itilerek özgürlüğünü yitirmekte. Ve kurulu düzenle olan bağları koparılmayacak biçimde güçlenmektedir.
Teknoloji kullanımı eğitimi nitelikli hale getirir. Nitelikli eğitim için teknoloji olmazsa olmazdır. Öncelikle bu varsayımın yanlışlığını ortaya koyan argüman teknoloji karşısında insanın nesneleşmesidir. Sayıca sahipliğin çok önemli görüldüğü teknoloji rekabetinin had safhada yaşandığı günümüzde teknolojiye ulaşan insan sayısı ve kullanım düzey ve amaçları değil, teknolojinin miktarı karşısında insan bir figür olmaktan öte gidemez. Bunun tam tersi olarak insanın teknoloji kullanımının öznesi olma gereksinimi ve kullanımın niteliğinin tartışılması gerekliliği teknolojinin sadece varlığının eğitsel nitelik ölçütü olarak kullanılmasının yetersiz olduğunu kanıtlar.
Teknoloji kullanımı eğitimde eşitlik sağlanmasına yardımcı olacaktır. Çünkü aynı içeriğe sahip program her öğrenciye kusursuz bir biçimde aktarılabilecektir. Ancak bu varsayımda özellikle ülkemizde var olan teknolojik eşitsizlik göz ardı edilmektedir. Teknolojik imkanları yetersiz olan bir okula göre bu imkanlara sahip okulun eğitim olanakları farklı olacaktır. Bu da eşitlik sağlaması bir yana başlı başına eşitsizlik üreten bir konuma denk getirecektir, teknoloji kullanımını. Varlıklı ve yoksul okulların da teknolojiye ulaşma şansları birbirinden farklı olacağına göre bu durum eğitimde bir ikici yapıya neden olacaktır. Bu durum yoksul okuldaki birçok öğrencinin daha temel ihtiyaçları karşılanamamışken, sahip olma hırsıyla teknoloji ile donatılan varlıklı okulda bir kaynak israfına neden olacaktır.

Teknoloji kullanımının artırılması eğitim sisteminin amaçlarını gerçekleştirecek davranışlar üretecektir. Bu varsayımda belirtilen davranışlardan bir kısmının üretilmesi söz konusu olacaktır. Ancak teknoloji kullanımının artırılması bu davranışlar dışında sonuçlar da üretecektir. Bunlardan ilki zaten yıllardır sıkıntı yaşanan eğitimde tesis ve donanımlar için kaynak arayışında olacaktır. Okullar bu süreçte mecbur kalarak kamu finansmanı dışı yollara(veli, öğrenci, zengin iş adamları) başvurup kaynak arayacaktır. Bunlarla beraber eğitimin ticarileşmesi ve gelir farklılıklarının oluşturacağı donanım dengesizliği de karşımıza çıkacaktır. Eğitimde teknoloji kullanımı öğretmen ve öğrencilerin işini çok kolaylaştırmaktadır.

Öncelikle öğretmen boyutundan bakıldığında bu bakış açısı şu soruyu gerektirmektedir: “Öğretmen mi teknolojiyi kullanıyor yoksa teknoloji mi öğretmeni?”. Aslında günümüz eğitim ortamlarında teknolojinin tüm sistemi yönlendirdiği bir gerçektir. Bundan, daha önce böyle bir iletişim türüne alışkın olmayan öğretmen de çok yoğun etkilenmektedir. Bunların sonucunda öğretmen işine yabancılaşmakta, aslında faydalı olması beklenen teknoloji eğitime zarar vermeye başlamaktadır. Öğretmen çok fazla ön plana getirilen teknolojiler karşısında kendini niteliksiz hissetmeye başlamaktadır. Bunların yanı sıra teknoloji öğretmen ve öğrencilerin arasında yeni bir iletişim türünün oluşmasına neden olmaktadır. Ancak burada özellikle ülkemizde, yeterli teknoloji kültürünün olmaması ve farklı kelimelerin kullanılmasının zararlı etkileri söz konusudur. Bu da eğitimde başlı başına bir iletişim sorununa neden olacaktır.

Toparlamak Gerekirse:

Teknoloji özellikle 21. yy da çok büyük bir ilerleme kaydetmiştir. Şöyle ki; teknoloji artık hayatımızın her alanında mutfakta, salonda, sokakta, okulda, iş yerlerinde kısacası hayatımızın her alanında kendini göstermektedir.
Teknoloji geliştikçe de hayatımız daha çok kolaylaşıyor. Artık eskiden zor diye kabul edilen birçok iş makineler yardımı ile yapılabiliyor. Örneğin tarlalar traktörlerle sürülüyor, ekinler biçerdöverlerle biçiliyor, elbiseler çamaşır makinesi ile yıkanıyor ve eskiden elle yapılması gereken daha birçok şey teknolojik aletler sayesinde şimdi çok daha kolay bir şekilde yapılabiliyor.
Teknolojinin hayatımıza getirdiği yeniliklerin yanı sıra, bizden götürdüğü şeyler yani zararları da var. Öncelikle teknoloji sayesinde insanlar artık hemen hemen her yerden internete girebilmekte ve tüm dünyada yaşanan gelişmelerden anında haberdar olabilmektedirler. Bunun yanında, önceden bir araştırma yaparken kütüphanelerde saatler harcarken, internette çok daha kısa sürede çok daha fazla bilgi elde edinebiliyoruz. Bunu internetin bir yararı olarak görebileceğimiz gibi, zararı olarak da görebiliriz. Evet! Kısa sürede istediğimiz bilgiyi elde edebilmek güzel; fakat bir yandan da bir tıkla bilginin önümüze gelmesi bizim araştırmacı yönümüzün körelmesine yol açmaktadır. Örneğin eskiden motorlu taşıtlar yoktu. İnsanlar sadece yayan veya hayvanlar sayesinde yolculuk yapabiliyordu. durum böyle olunca gidilmesi gereken uzak bir yere varmak için bazen aylarca yolculuk yapmak gerekiyordu. İşte bin yıl önce aylar süren bir yolculuk günümüzde dakikalar içinde bitirilebiliyor. Uzaktaki bir yakınımızla eskiden belki yıllarca görüşemiyor ve birbirimizden haber dahi alamıyorduk. Oysa şimdi en uzaktaki yakınımızla bile görüntülü ve sesli olarak görüşebiliyoruz. İnsanlarda bulunan azim ve çalışma isteği, teknolojinin sürekli gelişmesini sağlıyor. Teknolojinin insanlara hizmet etmesi gerekirken insanlar teknolojiye köle olmaktadırlar. Hayatımızı kolaylaştıralım derken, hayatımızı kaybetme riski ile karşı karşıya gelmekteyiz.

Sonuç Olarak:

Bugün inkâr edilmeyecek gerçeklerden biri de teknolojidir. Bu noktada dikkat edilmesi gerekli bir konu vardır ki o da teknolojinin doğasında hata aramanın yanlış olacağı konusudur. Bunun yerine bilim felsefemizden, tüketim anlayışımıza uzanan geniş bir yelpazede özeleştiriye ihtiyacımız vardır. Teknolojiyi yapan da kullanan da insandır. Onun için önce teknolojiyi ortaya koyan ve kullanan ellere, kafalara yatırım yapılmalıdır. Veya bunun mantığı, felsefesi geliştirilmelidir. Bugün, çevre sorunlarının birçoğunun temelinde tüketim toplumu anlayışı yatmaktadır. Bu yapılabildiğinde birçok sorun kendiliğinden çözülebilecektir ve bunun en önemli aracı ve yolu eğitimdir. Bütün bunların yanında alternatif ve temiz teknolojilere yönelmekte artık günümüzde bir zorunluluk haline gelmiştir. İçinden çıkılmaz, karmaşık bir görünüm sergileyen sorunlar yumağı bir an önce bir yerinden başlanarak ele alınmalıdır. Teknoloji ancak vahyin egemen olduğu bir uygarlığın elinde insana ve tabiata düşman bir yapıya bürünmeyebilir. Çünkü böyle bir uygarlıkta belirleyicilik teknolojiden değerlere kolaylıkla kayabilir.

Bugün gelmiş olduğumuz son durum ise yaptığımız her şeyi gözler önüne sermektir. Her yaptığımız şeyin fotoğrafını çeker, her ortamada teknoloji sayeside girer olduk. Amacımız ise fotoğraf çekip paylaşmak, kendimizi olduğumuzdan farklı göstermek oldu. Her anımızı sosyal medayada paylaşıp tabiri caizse gösteriş yapmaktır. Ve tek gaye çok “LİKE” almaktır. Ayrıca sosyal medya psikolojik rahatsızlığa da sebep olabilmektir. Çünkü insanların birbirlerini takip etmesi bazı kıskançlık, özentilik, çekmemezlik  gibi duyguların depreşmesini sağlar. Bunun sonucunda da onun gibi olamamaktan yakınıp çeşitli sıkıntı, bunalım gibi hallere girer. İşte teknoloji çok farklı alanlarda ilerleme gösterse de insanları en çok etki altına aldığı alan internet, sosyal mecralar ve akıllı telefonlarındır.

Sizlere tavsiyem; teknoloji gibi bir nimeti doğru yerde ve doğru zamanda  kullanmasını bilin. Teknoloji gerçekten çok önemlidir. Hayatımızı büyük oranda kolaylaştırır. Aynı zamanda esiri de yapar. Bu ince çizgiyi sizler ayarlayın. İpleri sizlerin elindedir. Bağımlı olma, özgür ol!

Var olun, sevgiyle kalın, hoşçakalın! 🌸

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here