Tarihin Yaşlı Bekçileri Kaleler

1
Tarihin Yaşlı Bekçileri Kaleler
Tarihin Yaşlı Bekçileri Kaleler

Şehre ilk adım attığımızda gözümüze çarpan bizi kendine hayranlıkla baktıran düşmanların korkulu rüyası kaleler. Sayısız milletlere ve sayısız kavimlere ev sahipliği yapan bu kalelerin her biri küçük şehirler. Denizlerin şehirlerin yaşlı bekçileri kaleler. Kaleler hakkında neler biliyoruz?

Genellikle kente  hakim bir konumda bulunan bu kaleler Orta Çağın sembolü olmuştur. Daha çok düşman saldırılarının olabileceği yollar üzerinde, geçit ve dar boğazlara inşa edilen kaleler kalın duvarlı, burçlu ve mazgallıdır. Bu yapılar ekonomik sebeplerle dış surların bir kısmını da oluşturacak şekilde inşa edilebilir. Düşmanın diğer savunma hatlarını geçmesi durumunda son savunma hattını oluşturması için yapılır. Bazı kalelerde bedenlerin etekleri düşmanın kaleye yaklaşmasını önlemek için meyilli olarak şekillendirilmiştir ki bu tür duvarlarda şiv, şev denmektedir. Kale duvarlarında da top ve tüfek yerleştirmek  kullanılan ‘mazgal’ dediğimiz bölmeler bulunur.

KALE GİBİ 

Kalelerin en önemli kısımlarından biri, kule de denilen burçlardır. Bu bölümler, askeri koğuş, ambar ve cephane olarak kullandıkları gibi bazı kalelerde zindan vazifesi’de görmüşlerdir. Kalelerin bir diğer önemli bölümü ise kale kapılarıdır. Çok eski çağlardan beri kale kapılarının iki burç arasında yapılmasına önem verilmiştir. Kale kapıları ekseriyetle kalın ve kuvvetli ağaçlardan yapılır, üzerleri demir veya bakır levhalarla kaplanırdı. Bazı kalelerin kapılarında hendek üzerinde makaralarla indirilip kaldırılan  köprülerde kullanılmıştır. Bu tür köprüler daha çok Orta Çağ kalelerinde görülür. Kale kapıları, mevkilerine, cihetlerine ve yaptıkları işe göre isim alırdı. Mesela Atina Kalesin’de İskele Kapısı, Yalı Kapısı ve İstanbul Kapısı; Cidde Kalesinde Mekke Kapısı gibi. Bazı kalelerde bulunan ve ‘poterna’ denilen küçük kapılar tehlike başlarken örülerek kullanılamaz hale getirilirdi. Düşmanı arkadan çevirebilmek veya dışarıya haberci gönderebilmek amacıyla yapılan küçük kapıları  ise ‘uğrun’ veya ‘huruç’ kapıları denirdi. Kale kapılarını veya köprüyü korumak için bunların önüne siperli bir kule veya koruyucu alçak bir duvar yapılırdı. Bu yapılara ise ‘kaleönü’ veya ‘hisarpeçe’ denilirdi. Bazı kalelerde dış duvar veya yine hisarpeçe adı verilen koruyucu alçak bir duvar daha vardır. Arada kalan toprak şerit ‘şarambol, şaranpo’ olarak adlandırılmıştır. Bazı kaleler, iç kale ve dış kale dediğimiz iç içe yapılmış iki bölümden oluşur. Anapa, Bar, Erzurum, Magosa, Niğbolu, Sinop ve Üsküp kaleleri, bu tür kalelere örnektir. İç kalede kale dizdarının ikamet ettiği konak, cephane ve anbar; dış kalede ise sivil halkın ve kale muhafızlarının ikameti için ev ve koğuşlar,fırın, cami, sarnıç, gibi yapılar bulunmaktadır. Bazı kalabalık şehirlerde dış  kaleyi çevreleyen surların dışında da mahalleler bulunmaktaydı. Bu tür yerleşimlere ise ‘varoş’ denmektedir.

Bazı merkezlerde şehri koruyan dış surlar ortadan kalktığından iç kale müstakil bir yapı olarak kalmıştır. Liman, boğaz veya geçit yerlerini korumak amacıyla yapılan kaleler ise çoğunlukla sadece i. kaleden oluşmaktadır. Deniz ve nehir kenarında veya düz alanlarda kurulmuş bazı şehirlerde dış kaleyi çeviren surların etrafında hendekler bulunurdu. Özellikle, Osmanlı döneminde Rus tehdidine maruz ve nehir kenarında düz alanda kurulmuş olan Adakale, Belgrad, İbrail, İsmail, Maçin ve Özi kalelerinin etrafı muntazam hendeklerle çevriliydi. Bunun dışında, deniz kenarında yer alan Rodos, Magosa, Sinop gibi kalelerin etrafında da hendekler vardı. Dağlık bölgelerde yapılan kalelerde ise hendek bulunmamaktadır. Kanine Palermo, Limni ve Guiam kaleleri gibi bazı kaleler gemilerin sığınabilecekleri tabii koyların ve limanların hâkim yerlerine kurularak limanları muhafaza etmek deniz ticaretini kontrol altında tutmak amacıyla yapılmıştır. Bu tür kaleler de aynı şekilde sadece iç kaleden oluşur ve hendekleri yoktur.

HER BİRİ KÜÇÜK ŞEHİR

Osmanlılar zamanında her kalede cephane, mühimmat, harp aletlerinin yanı sıra bir dizdar, kethüda ve kale neferleri bulunuyordu. Kalenin ve şehrin güvenliğinden mesul idareci olan dizdarlar, görevleri gereği beylerbeyi, sancakbeyi ve kadıya karşı sorumlu ve onların denetimi altındadır. Dizdarlar aynı zamanda civardaki derbentlerin de idaresine memurdu. Yaptıkları görev karşılığında tımar sahibi olan dizdarlar, askeri olarak addedilmektedirler ve sefere çağrıldıklarında orduya katılmaya mecburdurlar. Dizdarların tımar gelirleri, kalenin stratejik konumuna ve sahip olduğu askeri gücün fazlalığına göre değişirdi. Kale kethüdası, dizdarın yardımcısıdır.Kale erlerinin dirlik ve düzeninin sağlanması ve diğer hizmetlerin görülmesinde dizdar ile birlikte çalışırdı. Dizdarın emrinde kethüdanın yanı sıra bölükbaşılar, kale imamı, katip, müezzin, kapıcı, topçu, cebeci, ambarcı, cerrah, suyolcu, nöbetçi, terzi, demirci, marangoz gibi özel görevliler ve kale erleri de bulunmaktaydı.

Taştan yapılmış muhkem kalelerle birlikte sınır boylarında, güvenliği sağlamak maksadıyla ağaç kaleler de yapılmıştır. ‘Palanka’ adı verilen bu müstehkem yapılar aynı zamanda Osmanlı sınır savunma sisteminin temel unsuru hâline gelmiştir. Palanka, çevresi derin ve genelde içi su dolu bir hendek ile çevrili, girişte köprüsü ve girişi gözetleyen kulesi olan, dikdörtgen şeklinde, arkası toprak ile desteklenmiş tahta çit duvarlara sahip, içinde yerleşim ve garnizon barındıran kale tipidir. Palanka’nın dört köşesi yarım daire biçimindeki tahta kuleler, yani tabyalar ile korunur ve bu kulelerde genellikle toplar bulunurdu.

19. yüzyıldan itibaren savaş teknolijilerinin gelişmesiyle birlikte kalelerin etrafına ve stratejik yerlere ‘tabya’ denilen istihkâmlar yapılmaya başlamıştır. Tabya kelimesi kalelerde top siperi ve metris manalarına geldiği gibi müstakil olarak yapılmış ve silahlarla güçlendirilmiş istihkâm manalarına da gelir. Tabyalar; askeri, stratejik veya taktik yönden önemli bir yerin savunulması için toprak yığınları ardına gizlenmiş, kale benzeri, bağımsız tahkimli savunma yapılarıdır. Mimari olarak da diğer askerî  yapılardan farklılık gösteren tabyalar, kısmen toprağa gömülü olup uzaktan fark edilmeleri zordur. Tabya türü yapılardan özellikle Çanakkale Boğazı’nın savunmasında çokca faydalanılmıştır. Tabyalar yeni askeri teknolojik gelişmelere paralel olarak Birinci Dünya Savaşı sonrasında önemini yitirmiştir.

Osmanlılar, hâkimiyet tesis ettikleri memleketlerde pek çok yeni kaleler inşa etmiş, stratejik bakımdan önemli olan yerlerdeki bazı eski kaleleri tamir ederek veya yeni ilaveler yaparak yahut bir çok durumda tamamıyla yeniden inşa ederek mevcut kaleleri birer ‘Osmanlı Kalesi’ haline getirmişlerdir. Üç kıtaya yayılmış Osmanlı coğrafyasında yukarıda bahsettiğim türde kale ve tabyalardan oldukça fazla bulunmaktaydı. Bu kalelerden bir kısmı Osmanlılardan önce inşa edilmiş olup bilâhere çeşitli dönemlerde tamir edilerek kullanılmıştır. Bir kısım kaleler ise Osmanlı devrinde inşa edilmiştir.Bu kalelerden bazıları günümüzde hâlâ ayaktadır.

Not: Devlet Arşiv Genel müdürlüğünce hazırlanmış, Osmanlı Arşivi’nde yer alan çeşitli Kalelere ait plan ve resimlerin kullanıldığı ‘Arşiv Belgelerine göre Osmanlı Kaleleri ‘ isimli eserden özetlenmiştir.

Ali Osman Kun
Share

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here