Takva

0


günahlardan kaçınma, sakınma manalarına gelmektedir. Yani Cenab-ı Hâkkın emirlerini yerine getirip nehiylerinden kaçınmaktır. Menhiyattan tamamen kendini çekmektir. sadece bir yönlü olarak düşünülmemelidir. Aslında her şeyde vardır; yemek yemek, konuşmak, tesettür… vb hususlarında dahil takvalı olunabilir. Çoğu zaman insanlara abartı olarak gelir. Sanki, sadece namaz kılmak, oruç tutmak, vazifelerini yapmak yeterli gibi bir algı vardır. Fakat bu yanlış bir algıdır. Onlari bizlerin üzerine has kılınan ibadetlerdir. ise çok daha farklıdır. İnsanın Cenab-ı Hâkkın katındaki mertebesini belirler. Biz en başta şunu düşünmeliyiz: bizim için ne ifade ediyor? Hayatımızdaki yeri nedir? Dediğimiz gibi Cenab-ı Hâkkın katında kulun mertebesini belirler. Cenab-ı Hâk ayeti Kerimesinde şöyle buyurmuştur: “Sizin üstünlüğünüz ancak iledir.” Bu Ayeti Kerime çok açık ve vazih bir surette beyan eder ki ne mal ve mülk ne de rütbe ve mertebede Cenab-ı Hâkkın katında bir değeri yoktur. Ahir zamanda Takvayı muhafaza etmek öyle zordur ki adeta günah okları pencereden başını çıkardığın andan itibaren o Müminin kalbine hücum eder, Hevesatlarını tahrik eder. Gerçekten düşman çok güçlü hücum etmekte ve dört bir yanımızı sarmış durumda Menhiyatlar cazibeli biri olarak başa bürünmüş durumda İblis tetikte ve ayakta fakat onların silahları ve orduları varsa bizimde Kalâmız var ve siperimiz var. Şu Fani dünyanın çekici cazibesi ve Hevesatı sizleri sakın aldatmasın onlar Fani ve boştur. Adeta zehirli bir bal hükmündedir. Bu hissiyatları tadarken lezzet verici fakat tattıktan sonra elemli, dehşetli ve müthiş sancıları doğurmaktadır. Bu durumda Müminin Feraset sahibi olması lazım gelir. İblisin dessasane çalışarak çalmak istediği imanımızı en mükemmel bir şekilde Kâlasına sığınarak muhafaza etmek lazım gelir. Unutmayalım ki onlar şer ve dalalet yolundalar fakat Nur bizim elimizde, Kadiri Zül Celal bizim yanımızda, ona sığınalım, ona dayanalım, ondan yardım dileyelim. Kâlasına yapışalım. Kovulmuş olan iblis, insanın aklına ve hissiyatlarına menhiyyâtı güzel ve çekici göstererek fısıldar fakat o menhiyattan ve hevesattan kaçıp kâlasına sığınıp ya da sığınmamak bizlere kalmıştır. O menhiyattan kendimi geri çekebiliyor muyuz? Muhaza edip kâlasına sığınabiliyor muyuz? Yoksa nefsimizin esiri olup o ne derse onu mu yapıyoruz? Nefsimizin bizim sırtımıza çıkıp bize yön vermesine izinmi veriyoruz? Yoksa biz mi onun sırtına çıkıp yön veriyoruz? Şimdi nefsimize seslenelim: “Ey Bedbaht ve kendini bilmez hodgam nefsim! Ben seni dinlemiyorum, benim Rabbim bu menhiyyât ve pis hevesatı bana yasakladı ve ben de kendimi muhafaza edeceğim sen de buna mâni olamayacaksın” diyip susturalım.

Ey Benim bedbaht kendini bilmez nefsim ve heveslerim! Neden hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamayı tercih edersin? Yoksa bu sana daha mı kolay gelir? Yoksa vicdanını mı rahatlatmak istersin? Sen istediğin kadar kaç ve saklan, süfli ve dalalette giderek ömrünü sarf et ama şunu sakın unutma: Ölüm var seni bulacak ve sen bundan kaçamayacaksın. Herkesin gittiği ve asıl hayatın olduğu bir diyar var oraya gideceksin ve oraya sevk edileceksin ve orada hesaba çekileceksin bunu sen de bilirsin haydi gel, gaflet bataklığından başını çıkart ve önüne bak. Bir dârı mükafat ve bir dârı mücazat var. Ömrünü, seni mahlukatın en şereflisi olarak yaratan ve sana hadsiz nimetler bahşeden bir Zâta sarfet. Elbet huzur ondadır. Mal, mülk, makam kâbir kapısına kadardır, oradan içeri giremez. İşte bu yüzden gençliğini ve hevesini ona feda sarf etmelisin ki ebedî bir Cennet’in müjdesine nâil olasın. Haydi! bırak bu yalancı ve süfli olan fani dünyayı bekaya koş, Rabbine koş, orada seni ebedî mutluluk ferah ve sürrur bekliyor. Bırak artık dünyevi menhiyyâtları, kulum bana adım atsa ona on adım atarım diyen nihayet derecede hadsiz olan merhametine sığın. Unutma ki dünyaya lezzet ve zevk için gelmedik sen bir kalpte iki sevgi bulunamaz, ya Rabbini tercih edeceksin ya da mecâzi mahbublari ki bu en çok acı verendir. Allah der ki, kimi benden daha çok seversen, senden onu alırım. Onsuz yaşayamam dersen onsuz da yaşatırım. Peki bu acıyı yaşamaya değer mi? Elbette ki değmez. Haydi! hala ne duruyorsun şimdi Seccadeni ser ve Rabbine yönel ona istiğfarda bulun nitekim o bağışlayacıların en bağışlayıcısıdır. Dediğimiz gibi, hakikat ve nur bizim elimizde, her türlü menhiyyâtran ve hevesattan kendimizi geri çekmek bizim elimizde şimdi ise bunu düşünüp uygulama zamanı değil mi? Acaba bizler Cenab-ı Hâk için nefsimizi pis ve çirkin olan menhiyat ve hislerimizi Allah yolunda feda edebiliyor muyuz?

Vesselam

En Son 3 Yazısı Aşağıdadır . . . (Tüm Yazılarını Görüntüle)

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here