Sömestr Tatili Kitap Önerileri

0

  SÖMESTR TATİLİ KİTAP ÖNERİLERİ

Öğrencilerin dört gözle beklediği sömestr tatili geldi çattı. Sabah erken kalkmalardan, sınav streslerinden, hocaların isteklerinden, zil sesinden uzak 2 hafta...  Her öğrenci'nin iple çektiği yarıyıl tatili...

 

Sömestr Tatili Geldi…

Öğrencilerin dört gözle beklediği sömestr tatili geldi çattı. Sabah erken kalkmalardan, sınav streslerinden, hocaların isteklerinden, zil sesinden uzak 2 hafta… 

Her öğrenci’nin iple çektiği yarıyıl tatili…

 

 

 

 

➡ Her öğrenci’nin yarıyıl tatilinden beklentisi farklıdır.

 

 

 

 

 

 

➡ Kimi öğrenci 15 günlük tatilini, eksikliklerini gidermek için ders çalışarak değerlendirir. 

 

 

 

 

 

 

 

 

➡ Kimi öğrenci de gününün çoğunu televizyon, bilgisayar başında geçirmeyi tercih etmektedir.

 

 

 

 

 

 

Çoğu öğrenci bu 15 günlük tatil fırsatını: kitap ve defter kapağı açmadan, okullar açılana kadar televizyon seyrederek, gece geç saatlere kadar film izleyerek ya da odasına kapanıp bilgisayar başında veyahut cep telefonları ile sosyal medya da saatlerini harcayarak sabahı sabah eder. 

 

 

 

 

 

Bir gün ebeveynlerimiz’in bu noktaya gelmesinden korkar oldum. Yapabilecek kapasitede aileler vardır eminim. Fazla da abartmamak gerek bilgisayar oyunları olsun, sosyal medya da takılma olsun. Nerede patlayacakları hiç belli olmaz. 

 

 

 

 

Ama bu 15 günlük tatil kitap severler için farklı bir süreçtir.

Kitap severler;

➡ Yaşadığını hissetmek için kitap okurlar. 

➡ Kitapları kendi dünyalarından sıyrılıp başka bir dünya’ya açılan bir pencere gibi görürler.

➡ Kitap okurken huzur bulurlar. 

➡ Kitaplara en iyi arkadaş gözüyle bakarlar. 

➡ Canları sıkkın olduğun da, kafasına takılan sorunlar karşısın da biraz da olsa düşüncelerinden uzaklaşmak için kitap okurlar.

 

 

 

Sizler de kitaplarla aranızda özel bir bağ olduğunu düşünüyorsanız ve bu 15 gün tatili yatarak değil de hiç değilse zamanınızı kitap okuyarak değerlendirmek istiyorsanız sizlere sömestr tatili için hazırladığımız kitap önerilerine bir bakın derim. Bakmaktan zarar gelmez.

 

 

 

 

 

Sömestr Tatili Kitap Önerileri;

 

 

 

Kitabın Adı: Bülbülü Öldürmek 

Orjinal Adı: To Kill a Mockingbird

Kitabın Yazarı: Harper Lee

Basım Tarihi: 1960

Kitabın Sayfa Sayısı: 281

 

 

 

 

BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK

Harper Lee’nin kaleme aldığı Bülbülü öldürmek kitabı gerçek olaylardan esinlenilerek yazılmış Pulitzer ödüllü (Pulitzer Ödülü New York şehrinde, Columbia Üniversitesi tarafından gazetecilik, edebiyat ve müzik gibi alanlarda verilen prestijli bir ödüldür) bir romandır.

1984 yılın da Türkçeye çevrilen bu kitap yayımlandığı tarihten bu yana bütün edebiyat severler’in gönüllerinde taht kurduran bir yapıt. PulitzeR ödüllü bu kitap Amerika’nın güneyin’de yaşayan, haksız yere suçlanan bir zenciyi savunan avukat’ın hikayesini konu almıştır. 

Roman’ın temelin de Scout adlı anlatıcı karekterimiz, onun kendisinden birkaç yaş büyük ağabeyi Jem, yakın arkadaşları Dill ve avukat olan babaları Atticus’un hikayesini içermektedir. Kitap bu dört ana karakter içerisinde dönmektedir. 

Bülbülü Öldürmek kitabı Harper Lee tarafı’ndan 1960 yılın da yazılmıştır. 1930’ların Alabama’sında geçen bu eser’in için de hayata dair pek çok yaşanmışlık bulmak mümkündür. 

Kitapta yazar.: ırkçılık, adalet, özgürlük, eşitlik, cinsiyet, ayrımcılık, büyümek ve ergenlik gibi önemli konuları sade, anlaşılır ve etkileyici bir dilde ele almaktadır. 

Kitap iki bölümden oluşmaktadır.

Birinci bölümde: Scout ve Jem’in Dill ile tanışması daha sonrasında Dill ile geçirdikleri yaz tatilini geçirmeleri sonrasın da okulların açılmasıyla başlayan süreçleri yaşadıkları anlatılmaktadır.

İkinci bölümde: Scout’un gözünden, haksız yere suçlanan bir zenciyi savunan babası Atticus’un yaşadıklarını, bunun da çocuklarına, ailesine nasıl yansıdığını ve Jem’in ergenliğe girişi anlatılmaktadır. Kısacası kitap ikinci bölüm de ilginçleşiyor. 

Kitapta beni etkileyen karakter Atticus oldu. Atticus bizlere “iyi bir insan nasıl olmalıdır?”, “nasıl iyi bir baba olunur?” gibi pek çok soruların cevaplarını veriyor bizlere. Ülkemizde iyiliği ve iyi bir baba kavramanı yanlış anlayan o kadar çok insan var ki, bir nebze de olsa dünya’da herkesin böyle olduğu düşüncesi bile büyük bir huzur veriyor insana. 

Atticus kitapta Scout’a şöyle bir söz söylemişti:

“…Bir insanı anlayabilmek için o insanı baktığı açıdan bakmayı becerebilmelisin. Kendini onun yerine koyup her şeyi onun gördüğü gibi görmelisin.” ifadelerini kullanmıştı.

Bu söz aslında hepimizin bildiği ama uygulanmadığı basit bir ifadedir. Aslında empati kavramını algılayabilsek hiçbir sorun kalmayacak ama insanlar günümüz de her olaya benmerkezci yaklaştığı için bu gibi durumlar sık sık yaşanmaktadır. 

Bu kitap aynı isimle filme de uyarlanmıştır. Kitabın ve filmin ana karakteri olan avukat Atticus Finch bu anlamda bir süper kahraman olmasa da Amerikan Film Enstitüsü’nün yaptığı seçime göre 20. yüzyılın en büyük film kahramanı seçilmiştir. 

İnsanlığın özüne dair bir şeyler görmek istiyorsanız, bir zamanlar bu dünya da ırkçılığın hüküm sürdüğü Dünya’yı bir nebze de tanımak istiyorsanız okumanız gereken bir baş yapıt. Tabi renkler ve zevkler tartışılmaz ama okumadan karar vermeyin derim.

 


 

 

Kitabın Adı: Kuyucaklı Yusuf

Kitabın Yazarı: Sabahattin Ali

Kitabın Basım Tarihi: 1937

Kitabın Sayfa Sayısı: 216

 

 

 

 

KUYUCAKLI YUSUF

1937 de yayımlanan Sabahattin Ali’nin bu romanı, Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Roman da, Türkiye’nin o döneme kadar ifade edilememiş problemlerini ele almıştır. 

Roman şöyle başlamaktadır: “1903 senesi sonbaharın da ve yağmurlu bir gece de, Aydın’ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyünü eşkıyalar bastılar ve bir karı kocayı öldürdüler.”

Kaymakam Selâhattin Bey’in, bir cinayet davasına bakmak için Kuyucak köyü’ne gitmesi ile başlar her şey. Cinayet’in işlendiği evi soruşturmak için  girer. Maktuller’in yataklarında yatarken öldürüldüğünü ve odada küçük bir çocuğun ağladığını görür. Erkek çocuğu olmayan Selâhattin Bey, dokuz yaşında yetim kalan Yusuf’u evlatlık alır, Nazilli’ye götürür. Ancak karısı Şahinde Yusuf’u hiç istemez. Fakat üç yaşındaki kızı Muazzez annesi gibi değildir, Yusuf’u çok sever ve sahiplenir. Aynı şekilde Yusuf’ta Muazzez’i sever. Selâhattin Bey’in eşi Şahinde ise her gün kocası ile kavga etmeye başlar bu çocuğu başlarına getirdiği için. Sırf karısının dırdırını duymamak için bir nebze de olsa kafasını dinleyebilmek için eve geç saatler de gelmeye başlar. 

Az bir zaman sonra Selâhattin Bey’in Erdemit’e tayini çıkar. Yusuf Erdemit’te okula gitmeye başlar. Ama okuldan ayrılmak ve okumamak için elinden gelen her şeyi yapar ve okuma yazma öğrenince okulu bırakır. Selâhattin Bey karısının basitliği, şirretliği yüzünden büsbütün kendini içkiye ve kumara verir. 

Muazzez 13, Yusuf’ta 19 yaşına gelir. Bir gün bayram yerin de Fabrikatör Hilmi Bey’in oğlu, kasaba kabadayısı Şakir salıncağa binmekte olan Muazzez’e sataşınca Yusuf’tan dayak yer: o hırsla da Muazzez’i almaya ant içer, babasına gider durumu anlatır ve birlikte plan kurarlar. Yine bir gün Selahâttin Bey sarhoş olur ve fabrikatöre 320 altın borçlanır, senet vermek zorunda kalır. Bu senet yüzünden Muazzez’in o ahlak düşkünü aileye gelin gideceğini anlayan Yusuf, bakkal Şerif Efendi’nin oğlu Ali’ye koşar. Ali’nin, Muazzez de gönlü olduğunu bilmektedir. Ali, gereken parayı annesinden sağlar ve borcu öder. Şakir’deki senette bu şekilde yırtılır. İçten içe Muazzez’i sevmekte olan Yusuf, arkadaşını dolandırmış durumuna düşmemek için, geç kızdan kaçmaya, uzaklaşmaya başlar.

Bir süre sonra bir düğün de havaya silahlar sıkılır, Şakir’in tabancasından çıkan kurşun ile Ali ölür. Rüşvet ve hile ile, yandaşları Şakir’i kurtarır. Kaymakam Selâhattin Bey’in de kalp rahatsızlığı başlar. Onuruna düşkün Yusuf, Ali’nin ölümü ile Muazzez’den daha da uzaklaşmaya başlar. Bayram yerindeki öcünü almak ve yeminini yerine getirmek için fırsat kollayan Şakir, Şahinde hanımı kandırır.(hepinizin burada sinsi, zaten kanmaya yer arıyordu çıkarcı dediğinizi duyar gibiyim)  Annesi tarafından zorlanan Muazzez de tamamen Yusuf’tan ümidini keser, Şakir’e gitmeye karar verir. Bağda Muazzez’in Şakirle buluşacağını öğrenen Yusuf bir yaylıya atlar, bağa gider ve Muazzez’e seslenir. Muazzez Yusuf’un sesi üzerine karşısına geçer, baş örtüsüz ve çarşafsızdır Muazzez. Yusuf da Muazzez’i kaçırır. Kaymakam Selâhattin Bey Muazzez’le Yusuf’u Erdemit’te evlendirir. Yusuf’u tahrirat katibi yapar  ve az bir zaman sonra vefat eder.

Selâhattin Bey’in ölümünden sonra yeni kaymakam atanır. Yeni kaymakam İzzet Bey: otuzunu aşkın, bekar ve bir o kadar çapkındır. Şakir, Şakir’in babası ve kasabanın ileri gelen zenginleri ile sıkı fıkılardır. İzzet Bey Yusuf’u tahrirat katipliğinden alır, süvari tahsildarı ve köy dolaşacağı yapar. Bu iş yüzünden Yusuf eve çok nadir gelmeye başlar. Annesi bu durumu fırsat bilerek kendisi gibi kızına da gezmelere götürmeye başlar. Bu misafirlikler içkili ziyafetlere dönüşmeye başlar. Hilmi Bey, Şakir ve Kaymakam İzzet Bey bile bu ziyafetlerin baş konukları olmaya başlar. Yusuf’un evde olmadığı zamanlar Muazzez bu üç adamın malı haline gelir. Zamanla masadaki erkeklerin eğlence kaynağı haline dönüşür. Şakir ise içten içe intikamını evlenerek alamasa da karısını kötü yola düşürdüğü için zevkten dört köşe olmuştur. Yusuf uzun bir süre bu durumu anlayamaz. İzzet Bey Yusuf’un olayı çakozlamaması için sürekli göreve yollar.

Yusuf bir zaman sonra olayı anlar. Ama ne yapması gerektiğini tam olarak kestiremediği için bir süre sessiz kalmak zorunda kalır. Bir gün işten eve döndüğü vakit yine kendi evin de eğlence olduğunu görür. En sonun da artık dayanamayarak içeri girer ve elindeki kırbaçla herkese vurmaya başlar. Kırbaç lambaya denk gelir ve ortalık bir anda kararır. Lamba kırılmadan önce içerideki birkaç adamın silahlarına uzandığını fark etmiştir. Bunun için Yusuf atik davranmaya çalışarak tabancasını alır ve içeridekilere rast gele ateş açar. Kurşunlar bitince sonun da durur ve karısının iniltilerini duyar. Karısını Muazzez yaralıdır, omuzlayarak evden çıkarır atına biner  ve Balıkesir taraflarına atını ilerletir. Fakat Muazzez ortalık ağarırken daha fazla dayanamaz ve ölür. Yusuf Muazzez’i elleri ile açtığa çukura gömer ve atını dağlara sürer. 

 


 

 

 

Kitabın adı: Huzursuzluk 

Kitabın Yazarı: Zülfü Livaneli

Basım Tarihi: 2017

Kitabın Sayfa Sayısı: 160

 

 

 

HUZURSUZLUK

Zülfi Livaneli’nin müthiş kaleminden çıkma bir eser daha. Huzursuzluk Zülfi Livaneli’nin anlatımı ile kısa sürede çok okunanlar listesine ismini yazdırmayı başarmıştır. 

Zülfi Livaneli bu romanın da karmakarışık ve acı dolu bir hikayeyi ele almıştır. Hikaye de hem aşk hem de acı vardır. Aşk ve acı her zaman ayrılmaz ikilidir zaten. Aşık olmaya gör acı da peşin sıra seni takip eder zaten.

Huzursuzluk kitabın da Mardin’le ilgili yazılmış şu satırlar sizi hemen yakalayacaktır zaten.

“Akşamüstü, otelden çıkıp bu antik şehrin taş yapıları arasındaki dar sokaklardan yürüyerek, Süryani ustalarının gümüş telkari yaptıkları ilişkilerin önünden geçiyor, epeyce yürüyüp şehri arkamda bırakıyorum ve çocukluğumdaki gibi Kasımiye Medresesi’nin tepesine çıkıyorum.”

Yanlış anlaşılmasın bu roman sadece Mardin hakkında değil. Mardin’li Hüseyin’in hikayesidir. 

Hikaye şöyle başlar: İbrahim İstanbul da bir gazete de çalışmaktadır. Sabah toplantı sırasın da baş komiser diye takıldıkları arkadaşı Mardin’li Hüseyin Yılmaz adında bir adamın Amerika da öldüğünden bahseder. Bunun üzerine İbrahim olaya kulak kabartır ve ölenin çocukluk arkadaşı Hüseyin olduğunu anlar. Hüseyin’in ölüm haberi üzerine doğduğu Mardin’e gider. Ama bir türlü sessiz sakin arkadaşının ne sebepten ötürü öldürüldüğünü anlayamaz. İbrahim çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölümünü merak ettiği için Mardin de birçok kişiye Hüseyin’in ölümü hakkında sorular sorar, burada da devreye gazeteci kişiliği girer. İlk annesi ve kız kardeşi ile konuşur. Ertesi gün Hüseyin’in Amerika’dan cenazesi getirilir ve toprağa verilir. Cenaze de bir diğer çocukluk arkadaşı Mehmet’i görür ve yanına yaklaşır. Cenazeden sonra bir yerde oturarak biraz sohbet ederler. Birkaç bilgi de Mehmet’ten edinir. 

Hüseyin Mardin de sağlık bilimleri okumuştur. Bir gün yezidi kampına gider. Hüseyin yezidi kampında Meleknaz adın da bir kadına tutulur. Fakat Hüseyin nişanlıdır, artık Meleknaz’a nasıl tutulduysa ne nişanlısı Safiye’yi umursar ne de ailesinin bu duruma vereceği tepkiyi umursar. (bir genç kızın ahını almış ondan ölmüştür dediğinizi duyar gibiyim) Meleknaz’ı ve kör bebeğini de alarak evlerine getirir. İlk başlarda annesi ve kardeşi karşı çıkar ama Hüseyin’in ciddiliği karşısında boyun eğmekten başka bir şey yapamazlar. Meleknaz sorulan sorulara tepki vermediğinden dolayı Hüseyin’in Annesi ve kardeşi Arapça ve Kürtçe bilmediğini düşünerek üstüne gitmemeye başlarlar. Tabi bu esnada komşular da Hüseyin’in bir kızı karısı diye eve getirdiklerini öğrenir, bunu duyanlar Hüseyin’in evine akın eder. Hüseyin’in kardeşi misafirlere ikramlıklar hazırlarken Meleknaz da yardım etmeye başlar. Hüseyin kardeşi marul yıkarken Meleknaz bunu görür ve evden koşarak uzaklaşır. Bunu gören komşular kızın Yezidili olduğunu anlar ve Hüseyin’e büyü yaptığını ve bu şekil de kendisine aşık ettiğini düşünmeye başlarlar. Hüseyin’in annesi bu durum üzerine evin her tarafına marul koymaya başlar. 

Mehmet İbrahim’e bu konuda babasının daha bilgili olduğunu söylediği içim Mehmet’in babasına soru sormak amaçlı gider. Mehmet’in babası Hüseyin’i çok uyardığını bu kız için canından olacağını söylediğini İbrahim’e anlatır. Ama artık Hüseyin nasıl bir kara sevdaya düştüyse kimseyi dinlemez.

Meleknaz marulu görüp kaçtıktan sonra Hüseyin her yerde onu arar. Meleknaz’ı aradığını duyan Işid destekçileri Hüseyin’in yolunu keser ve kızı kendilerinin de aradığını ve bulduklarında öldüreceklerini söylerler. Hüseyin’ede kızı aramaktan vazgeçmesini yoksa öldürmekle tehdit ederler. Hüseyin yine de kızdan vazgeçmez arar ve Güneş Tapınağı’nda bulur. 

İbrahim bu öğrendiklerinden sonra Meleknaz hakkında bir iz bulmak adına Güneş Tapınağı’na gider. Meleknaz’a ait olduğunu düşündüğü, köşesinde tavus kuşu işlenmiş bir mendil bulur. İbrahim artık Hüseyin’in ölümünden çok Meleknaz’ın nasıl biri olduğunu, hayatını merak etmeye başlar.

İbrahim bunları araştırırken gazeteden kendisine iş gelir. Angelina Jolie’nin Mardin de kampları gezeceğini ve bunu haber yapması için İbrahim’e görev verilir. Ertesi güm Angelina Jolie kampları gezerken bir kaç görüntü alarak gazeteye yollar. Angelina Jolie gittikten kısa bir süre daha İbrahim Mardin de kalır ve Meleknaz’ı arar. Mardin’in bilgini olan Şeyh Seyda İbrahim’e yardım eder. Meleknaz’ın arkadaşı Zilan’ın izine rastlarlar. Zilan başlarından geçen olayları İbrahim’e anlatır. 

Köylerini Işid’in bastığını erkekleri öldürüp kızları ve kadınları esir aldıklarını anlatır. Zilan, kız kardeşi Nergis, Meleknaz ve diğer genç kızların da tecavüze uğradıklarını öğrenir. Her bir adam 1 paket sigara karşısında kızları diğerine satmaktadır. Bu satma işlemi kızları topladıkları yere kadar sürer. Orada kızları kullanılmışlar tarafına koyarlar. Bir adam gelir ve yine bir pazarlık sonucu Zilan’ı, Nergis’i ve Meleknaz’ı alır. Adam aslında Ezidliymiş ve bu şekilde kızlara yardım ederek oradan kurtarıyormuş. Ama daha fazlasını yapamadığı için kızlara biraz su ve yiyecek azık bırakarak Şengal dağı’nın eteğinde serbest bırakır ve gitmelerini kendilerini kurtarmalarını söyler. Meleknaz tecavüzden dolayı hamile kalır ve doğum yapar ve bir kızı olur. Bu çıktıkları yolda bir çok ölüm görürler. Bir sabah Zilan uyandığın da kardeşi Nergis’i göremez ve ona bakınmaya başlar. Kardeşi Nergis’i bir uçurumun dibinde yaralı olarak görür ve hemen uçurumdan aşağıya iner. Nergis’in Zilan’a son sözü “Ben bir insandım abla.” olur. 

Meleknaz tecavüze uğrayarak olan çocuğunu istemez ama ölmesine de gönlü razı gelmez. Aç susuz yola devam ederler. En sonun da dağı inerler. Oradan da Türkiye kampına sığınırlar. 

İbrahim son kısmı da öğrenir: Hüseyin’in Meleknaz’ı bulduktan sonra onu ve bebeğini İstanbul’a gönderdiğini öğrenir. Kendisi de bir kaç işini halletmek için Mardin de kalır. Ancak işler ters gider ve Işidçiler Hüseyin’i vurur. Hüseyin kurtulur ve bir şekil de abisini de ikna ederek Amarika’ya gider. Ama orada da Hüseyin için işler iyi gitmez. Müslüman karşıtları tarafından Amerika da öldürülür. Hüseyin’in Mardin de başlayan hikayesi Amarika da son bulur… Ah işte ne yaparsın ecel bir kere geldi mi kapına mamleket bile dinlemez yeter ki alnına yazıla dursun.

 


 

 

 

Kitabın Adı: Zamanın Kısa Tarihi

Orjinal Adı: A Brief History of Time

Kitabın Yazarı: Stephen Hawkıng

Basım Tarihi: 2017

Kitabın Sayfa Sayısı: 255

 

 

 

ZAMANIN KISA TARİHİ

Zamanın Kısa Tarihi 1988 yılındaki ilk basımından bu yana geçen yıllar içerisin de bilimsel yazın alanın da bir başyapıt konumu kazandı. Tam tamına 40 dile çevrildi. Dokuz milyon’un üzerinde baskı yaptı.

Kitapta evreni anlamamızı sağlayabilen bilimsel teori ve fikirleri anlatılmaktadır. Stephan Hawkıng kitapta, büyük patlamadan kara deliklere kadar, evrenin geçmişini ve ardındaki karmaşık bilimi anlaşılabilir dille anlatıyor.

“Şu anda evrendeki uzak yerler de ne olduğunu bilemiyoruz: görebildiğimiz uzak yıldız kümelerinden bize gelen ışık onları terk edeli milyonlarca yıl oldu. Görebildiğimiz en uzak nesneden gelen ışık yola çıkalı neredeyse sekiz milyar yıl geçti. Yani evrene baktığımızda onun geçmişteki durumunu görmekteyiz.”

Stephen Hawkıng’in Zamanının Kısa Tarihi adlı kitabın da evreni ve Dünya’yı anlamaya çalışacağız. Büyük patlamadan, kara deliklere kadar uzayla ilgili merak ettiğiniz konular bilimin bugün hangi noktaya geldiğini anlatmaya çalışıyor. Sonuçta teorik fizik kitabı bu anlamak için biraz çaba sarf etmeye çalışabilirsiniz. 

 


 

 

 

 

Kitabın Adı: Dünya Büyülü Bir Yer

Orjinal Adı: Kit’s Wilderness

Kitabın Yazarı: Davıd Almond

Basım Tarihi: 2001

Kitabın Sayfa Sayısı:

 

 

 

DÜNYA BÜYÜLÜ BİR YER

Çağdaş İngiliz Edebiyetı’nın usta kalemi, 2010 Hans Christian Andersen Ödülü sahibi yazar David Almond’dan duygu ve gizem dolu bir başyapıt.

Gençlerin arayışlarına ışık tutan, sevgi dolu, şiirsel bir roman.

Kit, ailesiyle birlikte Kuzey İngiltere’nin eski madenci kasabalarından birinde yaşayan dedesi’nin yanına yerleşmesi kitabın sürüveni başlar.

Bir madenci kasabası, artık eskisi gibi işlevi olmayan terk edilmiş maden ocağı’nın olmasından kaynaklı bu ad verilmiştir. Doğal olarak kapatılan yerler çocukların dikkat odağı olduğu için zamanla bu eski maden ocağı çocukların oyun oynamak için  uğrak mekanı olmuş. Kasabaya yeni taşınan Kit Watson da kasabadaki çocukların bu yer altı oyunlarına dahil olur. Tabi her yerin bir lideri olduğu gibi oyunda da liderlik yapan kasabanın hırçın çocuğu John Askew’dir. Ölüm adı verilen bu oyun zamanla gizeme dönüşür.

Çocuklar zamanla bu oyunu oynarken eski maden ocağı’nın derinliklerinden zamanın gerisinden çıkagelen madenci çocuklarını görmeye başlarlar. 

 


 

 

 

Kitabın Adı: Görme Biçimleri

Orjinal Adı: Ways os seeing

Kitabın Yazarı John Berger

Basım Tarihi: 1972

Kitabın Sayfa Sayısı: 166

 

 

GÖRME BİÇİMLERİ

1972 yılında yayımlanan bu kitap günümüze, yağlı boya resimlerinden, görselliği ve imgelere anlamanın, eleştirel bir görme biçiminin örneği sayılır. John Berger’in BBC için yaptığı bir televizyon dizisinden kitaplaştırılmıştır.

“Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenmiştir. Düşündüklerimiz ya da inandıklarımız nesneleri görüşümüzü etkiler.”

Sanat ve tasarımla ilgili bir kitap okumak ve görme biçiminizi değiştirmek istiyorsanız okumanız gereken kitaplardan biri de budur. Çevirisi çok iyi olmasa da yazarın tam olarak neyi anlatmak istediğini odaklanınca okuduğunu anlamaya başlayacağınıza ve faydalarını da görmeye başlayacağınıza eminim. Ama kitabı 20 sayfa okuyup ben anlamadım deyip bırakırsanız işte o zaman işin rengi değişir ve kitabı aldığınızla kalırsınız. 

Kitapta Rönesans resimlerinden başlayıp günümüzün reklamlarına kadar uzanan bir dünya da farklı görme biçimlerini sunmaktadır. Günümüz diyorum ama siz şimdi diyeceksiniz bu kitap 1972 de basılmış nası yani? Kitabı tamamlamayı John Berger okurlarına bırakmıştır. 

“Reklam, zevk değil mutluluk vaat eder bize: dışarıdan başkalarının gözüyle görülen bir mutluluk. Kıskanılmanın getirdiği bu mutluluk da çekicilik yaratır. Kıskanılmaksa insan da, ancak yalnız başına tadılabilecek bir kendine güven duygusu yaratır. Bu duygu da yaşantınızı, sizi kıskananlarla paylaşmamanızdan gelir…” 

John Berger yukarıda ki kısımda kitapta bahsettiği gibi reklam yerine, görselliğe dayalı sosyal medya mecralarını ele almıştır.


 

 

 

 

Kitabın Adı: İnsan Ne ile Yaşar

Kitabın Yazarı: Tolstoy 

Basım Tarihi: 1900

Kitabın Sayfa Sayısı: 127

 

 

 

İNSAN NE İLE YAŞAR

Bu kitapta Tolstoy insana bir şeyler öğreten, ders veren bazı hikayeler anlatmıştır. Kitabın isminden de anlaşıldığı gibi İnsan Ne ile Yaşar?

Edebiyat’ın en büyük gücüdür insan. Çünkü değişkendir, karmaşıktır, melek ve şeytanla doludur. İnsanlığın tekinsiz hali, her dönemde bilindik ama aynı zaman da yeni olsa da okurlarını şaşırtmaktan vazgeçmez. Bu nedenle insanı eserleri’nin merkezine alan her yazar, ölümsüzlüğün kapısını aralar. Tıpkı Tolstoy gibi.

Tolstoy bu kitabında insanın manevi dünyasına hitap etmektedir. Kitap 4 bölümden oluşmaktadır. Kitaba ismini veren bölüm 3 bölüm 33. sayfa da yer almaktadır. İnsan Ne ile Yaşar bölümün de fakir bir ayakkabı ustacısı Simon tarafından kurtarılan Micheal, şu temel soruların cevabını bulmaya çalışır: insana yön veren şey nedir?, insana ne verilmemiştir?, insan ne ile yaşar?

Kitapta yer alan kısa hikayelerde de Tolstoy, insanın doğası gereği iyilik ve kötülüğü, bencillikle ve paylaşımcılığı inceleyerek okuyucuya ibretlik dersler vermeyi hedef almıştır.

 


 

 

 

Kitabın Adı: Sıddhartha 

Kitabın Yazarı: Herman Hesse

Basım Tarihi: 1992

Kitabın Sayfa Sayısı: 152

 

 

 

SIDDHARTHA 

Hermann Hesse Siddhartha adlı romanında Budizm’in temel felsefesi ve insanın bendini arayışını en güzel biçim de anlatmaktadır. 

Roma’nın başkahramanı olan Siddhartha, arkadaşı Govinda’yla beraber Nirvana’ya ulaşmanın ve hakikati bulmanın gayretiyle yollara düşmüşlerdir. Bir prens olan Siddhartha’nın babasının yanından çekilip, ormanlara çekilmesi ve sürüp giden hayatının anlatıldığı roman Budizm felsefesi ile harmanlanmıştır. 

“İnsanların büyük çoğunluğu, düşen bir yaprak gibidir, kapılıp gider rüzgarın önüne, havada süzülür, dönüp durur, sağa sola yalpalar vurarak iner yere… Pek az kişi de vardır, yıldızlara benzer, belli bir yörüngede ilerler durur, hiçbir rüzgar varamaz yanlarına, kendi yasalarını ve izleyecekleri yolu kendi içlerinde taşırlar.”

Bu sözler Hermann Hesse’ye ait. Hermann Hesse’nin en iyi romanı Siddhartha, gerçek bilginin peşindeki bir gencin yolculuk hikayesi. Bu genç öyle sıradan biri değil. Bir prens. Ama sarayını ve ailesini terk ederek ormanda inzivaya çekilir, Brahman olur. İnişler ve çıkışlarla dolu bu yolculuğunda dilencilik yapar, Buda’yla tanışır onun söylediklerini dinler. Ama gerçeğe ulaşmanın sadece yüzeysel bir bilgi ile olmayacağını anlar. 

“Şaka etmiyorum. Keşfettiğim bir şeyi söylüyorum sana. Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelik ise hayır. Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelikle mucizeler yaratılabilir ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez.”

 


 

 

 

 

Kitabın Adı: Saatleri Ayarlama Enstitisü

Kitabın Yazarı: Ahmet Hamdi Tanpınar

Basım Tarihi: 1961

Kitabın Sayfa Sayısı: 400

 

 

 

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ

Ahmet Hamdi Tanpınar’a ait 1961 basım romanı. Üretimsizliğin toplumları boş hayal, yalan dolan ve çöküntüye getireceği iddiası üzerine kurulu bir kitaptır. Roman Türk toplumunun 1870’lerden bu yana, İstitbat, 2. Meşrutiyet, 1. Dünya Savaşı ve Cumhuriyet devirleri insanlarının zaman içinde şuursuz bir şekilde bocalayışlarını belirtiyor.

Bu kitap Hayri İrdal’ın anılarından yola çıkılarak yazılmıştır.

İstanbul da rint, filozof bir sanatçının yanında çırak olarak yetişen Hayri İrdal, 1. Dünya Savaşında askere alınır, dört yıl sonra da geri döner… Geldiğinde de evlenir… Karısı’nın ölümünden sonra da ruh doktoru Ramiz’in Psikanaliz Cemiyeti’ne İspiritizmacılar Kulübüne üye olur. İkinci evliliğini bu kulüpte tanıştığı Pakize ile yapar… Günün birinde Doktor Ramiz Hayri İrdal’a bir okul arkadaşı Halit Ayarcı ile tanıştırır. Halit Ayarcı’nın da saat düşkünü olması, dükkanı falan olmayan, fakat saatten çok iyi anlayan Hayri İrdal ile Halit Ayarcı arasın da sıkı bir dostluğun gelişmesine ve ikisinin birlikte Saatleri Kurma Enstitüsü’nü kurmalarına yol açar. Hayatını bu Enstitünün müdür muavinliği olarak bütün içtenliğiyle saatlere ve zamana adamış olmak, Hayri İrdal’ın en büyük mutluluğuna dönüşür. Hatta bu mutluluk o kadar gözünü kör etmiştir ki karısının kendisini açıkça Halit Ayarcı ile aldattığını bile fark edememiştir.

 


 

 

 

Kitabın Adı: Yazma Sanatı

Kitabın Yazarı: Stephan King

Orjinal Adı: On Writing

Basım Tarihi: 2007

Kitap Sayfa Sayısı: 291

 

 

YAZMA SANATI

İyi bir okuyucu olmak için yazma sanatını bilmek gerekir. Yazar olmak zorunda değilsiniz illa, ama olsanız da fena olmaz yani. Sonuçta bizlere okur-yazar diye hitap ediyorlar değil mi? Yazmaya heves edenler için okunması gereken ilk kitaplardan biri diyebilirim. 

Her sanat gibi yazmak sanatının da kendine özgü bir yöntemi biçimi illa ki var. Hem öğretici, hem de yazısal nitelikli metinler için bu kural böyledir. Bu alanda bir çok eser ele alınmıştır. Yazmak Sanatı kitabı da bu türde yazılmış diğer kitaplardan biraz daha farklı bilgiler içermektedir. 

Korku, gizem, gerilim türünün en başarılı yazarlarından biri olan Stephan King, bu kitabında kendi kullandığı teknikleri açıklıyor. Ama bunu yaparken akıcı bir üslüpla yazması gerektiğini unutmuyor.

 

 

   BİLEN İLE BİLMEYENİN FARKI KİTAP OKUMAKTIR.

 

Korku, gizem, gerilim türünün en başarılı yazarlarından biri olan Stephan King, bu kitabında kendi kullandığı teknikleri açıklıyor. Ama bunu yaparken akıcı bir üslüpla yazması gerektiğini unutmuyor.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here