Soluk Mavi Noktadan Carl Sagan’a

2

9 Kasım 1934 doğumlu olan Carl Sagan hiç durmamış dinlenmemiş ve ideallerine hep inanıp bir gün gerçeği bulabileceği, uzayın gizemini çözebileceği fikriyle yaşamıştır. Fizik bölümünde yükseklisans derecesini alıp astronomi ve astrofizik üzerine doktora yapmıştır. Cennetin Ejderleri, Kozmoz, Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı, Mesaj gibi eserlerde Carl Sagan’ın bizlere bıraktığı birer armağandır diyebiliriz. Carl Sagan’ın şu meşhur sözleri illaki karşımıza çıkmıştır: “Buradan bakıldığında Dünya, pek de dikkat çekecek gibi değildir. Ancak bizim için, durum farklıdır. O noktayı yeniden inceleyin. O, Burası. O evimiz. Biziz! Üzerinde, sevdiğiniz herkes, bildiğiniz herkes, duyduğunuz herkes yaşıyor. Var olmuş tüm insanlar yaşamlarını orada geçirdiler. Keyif ve acının toplamı. Türümüzün tarihindeki kendinden emin binlerce din, ideoloji, ekonomik doktrin, her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, medeniyetin her yaratıcısı ve yıkıcısı, her kral ve köle, her aşık çift, her anne ve baba, umutlu çocuk, mucit ve kaşif, her ahlaki öğretmen, yozlaşmış her politikacı, her süperstar, her yüce lider, her aziz ve günahkar burada yaşadı. Bir toz parçacığı üzerinde, bir ışık ışınına gömülmüş halde…

 

      Dünya uçsuz bucaksız kozmik arena içerisindeki ufak bir sahnedir. O generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini hatırlayın. Tüm bu kanlar, bu kişiler bir noktanın ufak bir kısmının şan ve zafer içerisindeki anlık efendileri olabilmeleri için aktı. Bu pikselin bir köşesinde yaşayanlar onlardan ayırt dahi edilemeyecek, diğer köşesinde yaşayanlara yaptıkları sonsuz zalimlikleri düşünün. Yanlış anlaşılmaların sıklığını, birbirlerini öldürmeye ne kadar meraklı olduklarını ve öfkeleri’nin ne kadar hararetli olduğunu düşünün. Duruşumuza, hayal ettiğimiz şahsi önemimize, evren içerisindeki ayrıcalıklı bir konumda olduğumuz yanılgısına bu soluk ışık noktası tarafından meydan okunuyor. Gezegenimiz, onu sarmanlayan kozmik karanlık içerisindeki yalnız bir nokta. Sonsuz belirsizliğimiz içerisinde bizi kendimizden kurtarmaya gelecek birilerinin var olduğuna dair hiçbir ipucu bulunmuyor.

 Dünya, bildiğimiz kadarıyla yaşam barındıran tek gezegen. En azından yakın tarihimiz için, türümüzün göç edebileceği başka hiçbir yer yok. Ziyaret edebilir miyiz? Evet. Yerleşebilir miyiz? Henüz değil. Beğenin veya beğenmeyin, şimdilik, Dünya direnebileceğimiz tek yer.

               Astronominin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de, ufak dünyamızın bu uzak görüntüsü, insan kibrinin ne kadar aşağılık olduğunu göstermenin en iyi yoludur. Bu, bana birbirimize daha iyi davranmamız ve gezegenimizi koruyup geliştirmemiz gerektiğinin önemli olduğunu anlatıyor. Bildiğimiz tek evi. Soluk mavi noktayı..”

               İşte bu soluk mavi noktada; hep beraber yaşıyoruz, yaşamak dendiğince. Sonunu bilmediğimiz yaşamlarımızı kendi ellerimizle sonlandırıp, savurganca yok ediyoruz ev dediğimiz nefesimizi. Burada doğuyor binlerce insan, burada ölüyor, buradan sesleniyoruz birbirimize ve yine burada kızıyoruz anlamsız şeylere, koca evrendeki yalnızlığımız yetmiyormuş gibi burada öldürüyoruz, ölüyoruz çokça…

              İşte tüm bu karmaşayı ta içinden gören bir deha Carl Sagan. “İnanmak değil, bilmek istiyorum.” Sözleriyle yıllar öncesinden bize içinde yanan o ışığı  göstermişti aslen. Yaşadığımız toz taneciğinin içinde ne de büyük görüyoruz oysaki kendimizi. Her şeyi yapabileceğimizi sanıp, umarsızca yaşıyor, tükeniyoruz öyle yada böyle. Tüketiyoruz kendimizi, yetmemiş gibi dünyayı ve evreni. Virüs gibi yayılıp çöpe çeviriyor, kendi hırsımızda boğuyoruz hiçbir şeyden haberi olmayanları. İdraki zor olmasa gerek, bu siyah boşlukta bir ses duyana kadar yalnızız. En çokta birbirimize, silahı çevirdiğimiz kendi türümüze muhtacız. Aşağıladığımız, ezdiğimiz, emrimizde çalıştırdığımız yahut altında ezildiklerimize. Nereye bu gidiş diye dönüp sorgulama gayretini dahi göstermekten acizce yaşayıp gidiyoruz, nefes almak yaşamaksa elbet, yaşayıp gidiyoruz. Sonsuzluğa giriyoruz belki, belki toprak oluyoruz, biraz yıldız, biraz toz ama oluyoruz. İllaki bu evrenin bir parçasında var olmaya devam ediyoruz. Her noktasında birden, her haliyle devinimin içinde ruhumuzu barındırmaya devam ediyoruz. Peki ya durum sahiden böyleyse, kainatın parçalarında var olmaya devam ediyorsak, ilk nerede başlıyor bu varoluş? Bu soru başlı başına bir konu, açılması, araştırılması gereken. Siz buna cevap ararken ben konunun başka bir boyutuna değinmek istiyorum. 20 Aralık 1996’ya gitmek… Carl Sagan’ın gözlerini bir daha açmamak üzere yumduğu güne.

                Yok olup gitmek için yaşamış olsa böylesine güzel yaşar mıydı Carl Sagan? Böylesine araştırma ruhu dolu geçip gider miydi aramızdan?

                Toprak olmak, hava olmak yahut su olmak için yaşayıp gittiğine kim inanabilir ki. Size her yerde olduğunu hatta içinizde ondan bir parça taşıdığınızı söylesem bana gülersiniz muhtemelen. Carl Sagan, evrene bıraktığı enerjisinden öte, kiminin suyunda, bahçesindeki toprakta, meyve veren ağacında, kanında, soluduğu havada; kimininse düşünde, aklında, idealinde, kalbinde…

              Soluk mavi noktadan yazıyorum. Kibirlerimizin, hırslarımızın, akıttığımız kanların son bulması dileğiyle. Benimde dahil olduğum bu grupta tanıyan herkesin idolü olan insan, açtığı yolun yolcularından sevgilerle… Ruhu şad olsun.

Share

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here