Sıyırdı Zaman Aldı Tebessümü Yüzümüzden

 

 

 

 

Sıyırdı zaman, aldı tebessümü yüzümüzden. Çocukluğumuzun saf hallerini özletir oldu. Tek derdimizin oyun oynamak olduğu zamanları.

 

 

Eskiden neyi ne zannederdiniz diye sorsalar, insanları iyi zannederdim derim herhalde. Nasıl da masummuşuz oysa, nasıl da her şeyden habersiz… Bütün olan bitenler en saf haliyle karşımızdaymış o sıralar. En büyük acının oyuncağımızın kırılması sanıyormuşuz mesela. En çok canımız yandığı zaman da düştüğümüzde oluşan yaralarmış. Ne büyük nimetmiş şu çocukluk…

Büyüdükçe mi kirlendi dünya yoksa büyümenin getirdiği farkındalıklarla mı karşılaşmaya başladık bilmiyorum. Bu kadar kirli bir dünyada o çocukluk yılları yaşanamazmış gibi sanki. En yalansız, en acısız yıllarımız yaşanmış ve bitmiş. Geriye döndürme şansımız da yok zamanı. gibi. En güzel rüyamızdan uyanmışız sanki.

Büyüdük. Kabullendik bazı şeyleri. Kesin yargılara vardık kimi zaman. Kimi zaman acele davrandık, erken hareket ettik. Kimi zaman geç kaldık, kimi zaman geç kalktık yerimizden. Öğrendik. Öğrendikçe anladık. Anladıkça acı çektik. Pişmanlıklarımız arttı büyüdükçe… İstedik. Hep istedik büyümeyi. Çocuktuk, bilemedik… Bu kadar sorumluluğu alacağımızı, bu kadar büyük pişmanlıklarımız olacağını bilemedik. Bilsek ister miydik hiç?… Ama acı çektikçe olgunlaştık. Hamdık, piştik, yandık… Kimi çok yandı kimi az yandı. Ama herkes hayatında bir kez de olsa fena yandı…

Tecrübe dediğimiz şeyleri edindik. Zorlu yollardan geçtik. Çiçekli yollarla güzel şeylere ulaşılamayacağını öğrendik. Yıprandık, yıpratıldık. Ne mi denildi buna ? BÜYÜMEK.
Çocuktuk, bilemedik… Bilsek büyümek ister miydik?

Duyarsızlaşmaya başladık zaman geçtikçe. Acılarımızın verdiği uyuşturucu etkiyle kendimizi herkesten soyutladık. En büyük acı bizdeymiş gibi davrandık. İhmal ettik sevdiklerimizi. Çünkü bahsettiğim acı fiziki değildi. İç yanmasıydı. Acı tecrübelerdi.

Zaman yüzünü bize gösterdikçe daha çok yorulduk. Her yıkıldığımız da tekrar ayağa kalktık. insan rollerine büründük. Zamanın yıpratıcı yanından uzaklaşmaya çalıştık. İçimize gömdük en güzel duygularımızı, içten kahkahalarımızı. Bu kadar yorucu bir hayata etmeyi çok gördük. Haksızlığı kime yaptık peki ? Hayata mı? kendimize mi? Düşünmedik hiç… Kendimizden esirgedik bir tatlı tebessümü.

Büyüdükçe komikliklere değil acılara gülermiş insan. Öğrendik… Onu da acı tecrübelerimizle öğrendik. Bundandır bu duygusuz ifadelerimiz, hissizleşmelerimiz.

Kimi insan zamanla kendini bulur, kimi insanlar da zamanla kendini kaybeder. Kendini ararken yanlış yollara sapar, daha kolay gelir çünkü yanlışa kaymak. Daha cazip gelir. İyi olmak sorumluluk gerektirir çünkü. Kötü olmak kolaydır. Düşünmeden hareket edersin ve sonu umurunda olmaz. Bu yüzden kötülük bu kadar yaygındır. Kaçar insanlar sorumluluklardan. Büyüdüğünü kabullenememenin ağırlığını taşıyacak karakter yoktur çünkü herkeste.

Zaman akıp geçer. Kötülüklerle boğuşan insanlar yorulur. Güvenini kaybeder tüm insanlığa. Önüne gelen iyilikleri göremez olur. Yaşayan hissizler kervanına katılır. Şikayet etmez. Çünkü hissetmemek demek aslında acı da çekmemek demektir. Korkarız acı çekmekten, yaralanmaktan. Duvarlar örürüz etrafımıza bu yüzden. Kapılarını da sıkıca kapatırız. İsteyen korkaklık desin buna isteyen güvensizlik isteyen duygusuzluk. En hisli insanların en kalın duvarları olduğunu da unutmamak gerekiyor ama… Ne kadar isen o kadar acı çekmişsindir, öyle ya da böyle. O kadar kalındır duvarın. Tekrar aynı hatalara düşmekten korkmuşsundur. Kapatmışsınız içinin kapılarını, kimseleri almamışsındır. Ya da benim gibi kimseleri alamamışsındır hiçbir zaman o kapılardan içeriye. Korkmuşsundur çünkü daha en baştan. Duvarlarını koşulsuz yıkmaktan, yıkıp da tekrar onaramamaktan.

Tamamen güvenene kadar açmamalı insan kapılarını kimseye böyle bir devirde. Her gelen insanın çünkü geçmişinde takılıp düştüğü, düşüp kaldığı noktalar oluyor. Herkes öyle kolay kurtulamaz içinin kuyularından ve biz bilemeyiz kimin hangi derin yaralarının olduğunu. Bazıları da çok iyi gizliyor. Kapılarınızı o kadar zorluyor ki sizi inandırıp yıkmak istiyor duvarları. Kendi acıları dinene kadar… Taburcu olana kadar kalıyor sizinle. Acıları dinene kadar, sizin şefkatinizle iyileşene kadar. Gittikten sonra da size kalan yıkılan belki de uzun zaman onarılamayan duvarlar oluyor.

Acı tatlı tecrübelerle yaşadığımız bu uzun yolculukta kendimizi bu kadar yıpratmamalıyız bence. Ne olacak sonu diye düşünmeden içinde bulunduğumuz zamanı güzelleştirmeyi denemeliyiz. Bizimle yürümek isteyen bir şekilde bizi içinde hissedip dahil oluyor yolumuza. Gerçek sevgi çünkü sözcüklere yansımaz, hissettirilir anca… Hisseden de dahil olur yolculuğunuza…

Beklemediğimiz anlarda gelir en büyük mutluluklar, parlamak için önce yanmak gerekir. Acı çekmeden mutluluğun tadına varmazsın. Yol arkadaşınız umarım kapılarınızı açtığınıza değecek insanlar olur ve hiçbir zaman açılan kapılarınız için pişman olmazsınız.

Bütün güzellikler sizinle olsun.

Sevgi ve hasretle…

Nazmiye

Nazmiye

Çayın da derdi var, dedi adam..
Ateşler içinde yandığına göre,
Unutulduğunda soğuduğuna göre,
Bekleye bekleye acıdığına göre
Var bir derdi.
Nazmiye

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

Nazmiye

Çayın da derdi var, dedi adam.. Ateşler içinde yandığına göre, Unutulduğunda soğuduğuna göre, Bekleye bekleye acıdığına göre Var bir derdi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up