Şiva (Shiva) Ve Sırlı Hikayesi

0
70

Ben farklı kültürlerden insanlar tanımayı severim. Bu yüzden başka milletlerden çok fazla arkadaşım vardır. Bu yazımda Şiva’dan söz etmek istiyorum. Şiva Hindiuzm inancına inananların tanrısı. Daha önce bir kaç arkadaş edinmiştim. Hindistan’da yaşıyorlardı. Hala arkadaşım onlar ve biz çok uzun yıllardır dostluk ediyoruz. Şiva hakkında hiç konuşmamıştık. Sadece bir kez resmini görüp kim olduğunu sormuştum Şiva’nın ve bana bir açıklama yapmıştı. Sonra Hindiuzm’e inanan başka bir arkadaş daha edindim. Kendisi normalde Nepal’de yaşıyor ve böyle bir ailede büyüdü. Onunla Şiva hakkında konuştuk ve bir şeyler öğrenmemi sağladı. Öğrenmek her zaman güzeldir. Yani inansanızda inanmasanızda gerçekten öğrenmek güzeldir. Yeni şeyler öğrenmek insanı mutlu ediyor. Bende öğrendiklerimi sizinle paylaşmak istedim. Şiva, islam dininde olan yaratıcı Allah ile inanış biçimden dolayı bir çok benzerlik içerir. Mesela onlar dünyayı Şiva’nın yarattığına inanıyorlar. Ölümden sonra davranışların bedellerinin ödeneceğine inanıyorlar. Onların inancına göre Şiva sadece dünyayı değil tüm canlıları da yaratmıştır. Şiva onlara göre her şeyin sahibi ve yaratıcısıdır. Bu olay hindiuzm’in dini metinlerine şöyle geçmiştir:

Bir gün tanrı Şiva ve karısı Uma bir dağın tepesinde oturuyorlarmış. Otururken diğer tanrıların eşleriyle bir yerlere gittiğini görmüş. Bunun üzerine kocasına nereye gittiklerini sormuş. Şiva ona ”Dakşa’nın kutlayacağı at kurbanına gidiyorlar.” demiş. Karısı bunun üzerine Şiva’ya ”neden sen gitmiyorsun ki sen tanrıların en büyüğüsün? Seni davet etmediler mi?” demiş. Şiva buna üzgün bir şekilde durmuş ve karısına cevap vermiş: ”Bu çok eski bir hikaye, çok önceden tanrılar aralarında benim hiçbir kurbandan pay alamayacağıma dair bir anlaşma yaptılar.”

Şiva’nın karısı bu cevaba oldukça öfkelenmiş ve Şiva’ya onu dışladıklarını ve bunun adil olmadığını söylemiş. Uma’ya göre bu tanrıların en güçlüsünü dışlayan saçma sapan sinir bozucu bir kuralmış. Uma bunu asla kabul etmemiş. Bu haksızlığa Şiva’nın ses çıkartmıyor olması Uma’nın sinirini daha çok bozmuş ve eğer bu haksızlığa boyun  eğerse Şiva ile bir daha asla konuşmayacağını söyleyip onun kendisine gelmesini sağlamış. Şiva bunun üzerine kendisini toplayıp haksızlığa boyun eğmemeye karar vermiş. Bütün yoga gücünü toplayarak o da kutlamaya gitmiş.

Kutlamaya gulyabani çiçekleriyle katılmış ve gulyabaniler Şiva’nın adına ateşleri kanla söndürmüşler, kurbanlıkları fırlatmışlar, kurbanı kutlayanları yemişler ve tanrıçaları saygısızca itelemişler. O kadar çok şişe kırılmış ki bu kırıkların sonucunda süt ve şeker pekmezi ırmakları akmaya başlamış. Her yiyecek barındıran et ve yemek dağları yayılmaya başlamış. Geyik şeklindeki kurban kaçmaya çalışmış. Şiva kurban kaçtığı için daha çok sinirlenip kurbanın peşine düşmüş. Koşarken kaşında ter damlası oluşmuş ve ter damlasının düştüğü yer alev almış. Bu alev alan ateşten kısa boylu, kan kırmızı gözlü ve yeşil sakallı korkunç bir yaratık oluşmuş. Bu yaratık kurbanı yakalayıp yemiş. Kurbanı yedikten sonra tanrılara dönüp sağ kalıp kaçmakta olanları yemeyi planlar gibi bakmış. Bunu gören Brahma araya girerek Şiva’ya eğer yaratığını çekerse her kurbandan ona mutlaka pay verileceğine dair söz verip yalvarışlarda bulunmuş. Fakat, Şiva’nın öfkesinden oluşan yaratık ile ne yapılacağını bulamamışlar çünkü yaratık öyle güçlüymüş ki her şeyi yok edebilirmiş. Brahma’nın fikrine göre yaratığı parçalara ayırmaları gerekiyormuş böylece gücünü bölebilir ve azaltabilirlermiş. Şiva bunu onaylamış ve yaratığı bir çok parçaya ayırmışlar. Adı ateş olmuş ve insanlar ile hayvanlar arasında yaşamaya başlamış.

Fakat ateş kendisini farklı biçimlerde ve farklı şekillerde gösterebiliyormuş. Doğumda ve ölümde tüm yaratıkların içine girmiş. Koyunlarda olan karaciğer hastalığı, papağanların katlanmak zorunda oldukları hıçkırık, boğaların toynaklarında görünen yara, diğer tüm dert ve hastalıkların sebebi ateş yüzündenmiş. Halbuki ateş aslında Şiva tarafından Dakşa’ya ve diğer tanrılara karşı haksızlık yüzünden duyduğu öfkeden yaratılmış.

Bir süre sonra kutlamalar her zaman Şiva’nın temelinde gelişmiş. Eğer kutlamalarda Şiva olmazsa kurbanın hiçbir değeri olmazmış. Dakşa toplam 11 tane Şiva olduğunu ancak hangisinin en büyüğü olduğunu bilmediğini söylemiş. Ama aynı zamanda tüm Şiva’ları tanıdığını da belirtmiş. Ancak tüm tanrıların efendisi Vişnu’ymuş. Datiça, sadece görünüşte tek başınaymış ve tapınılmaması gerekene taparlarsa ve tapınılması gerekene tapmazlarsa belaların onların üzerine çökeceğini belirtmiş.

Şiva olayın geçtiği yere gelmiş ve Şiva geldiğinde kurbanı yedikten sonra Datiça’nın hafızasında düzelmeler olmuş. Datiça, şiva’ya yalvarmış ve onu affedip bir lutüf bağışlamasını istemiş. Bunun üzerine Datiça, Şiva’nın 1008 ismini tekrar etmiş. Tanrı bu tapınma biçiminden çok hoşlanmış ve kendisine tapan bu kişiye bin atı kurban etmiş kadar vereceğini söylemiş. Bunun üzerine ona Veda, Sankya ve Yoga felsefesinden oluşturduğu bir dini vermiş.

Bu din insanlar üzerinde uygulanmış. Din sırlarla doluymuş ve insanlar o kadar aptalmış ki aptallıkları yüzünden dini eleştirmişler. Onun dininin söylediklerini yapmayı reddetmişler ve dine aykırı bir inanış biçimine bürünüp isyan etmişler. Bunun üzerine ne olduğu bilinmemiş. Çünkü tanrı tam bu olaylardan sonra ortadan kaybolmuş. Ancak bu hikayeyi insanların arasına yayarak bir sır daha oluşturmuş. Eğer bu hikayeyi okuyup Şiva’nın 1008 ismini söylersen Şiva sana çok güzel bir hediye verecekmiş. Ama Şiva’nın isimlerini ezberden söylemen gerekirmiş. Eğer hikayeden sonra ezberlersen ve söylersen, hiçbir zaman ateşin çıkmazmış, tüm yaşamın boyunca en ufak bir kötülük yaşamazmışsın, hastalık ve acılardan arındırılmış olacakmışsın, hiçbir hayalet ve şeytan bulunduğun  yere gelemeyecekmiş, tüm istediklerin gerçekleşecekmiş ve öldüğün zaman cennete gidecekmişsin. Ve en güzeli de hiçbir zaman reenkarnasyon sonucu dört ayaklı hayvan ya da kuş olarak doğmayacakmışsın. Hep cennette kalacakmışsın.

 

Bu yazıyı okurken bir saniyeliğine ön yargılarımızı bırakalım. Dünya üzerinde buna inananlar var ve öğrenmek güzel şey. Bunu öğrenmemiz için inanmamıza gerek yok ki. En azından neye inandıklarını biliyoruz. Hadi ama inanmıyor olsak bile kabul edelim ki eğlenceli ve ilgi çekici bir hikaye. İnanmıyorsanız keyfini çıkarın. 

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here