Sırrı Çözülememiş Olay : Dyatlov Geçidi Vakası

0
82

Ural Teknik Üniversitesinden arkadaş olan 10 genç Ural dağlarına kayak için gitmeye karar vermesiyle başlayan bu gizemli olay Rusya’nın ‘John F. Kennedy’ olayı olarak adlandırılıyor. Ural Dağları’nda tahminen 2 Şubat 1959 gerçekleşmiş olay günümüzde hala gizemini koruyor.

59 yıldır çözülemeyen bu gizemli olayın kahramanları: Igor Dyatlov, Zinaida Kolmogorova, Iyudmila Dubinina, Alexander Kolevatov, Rustem Slobodin, Georgyi Krivonischenko, Yuri Doroshenko, Nicolas Brignollel, Alexander Zolotarev, Yuri Yudin’dir.

Öncülüğünü Igor Dyatlov’un yaptığı, iki kadın sekiz erkekten oluşan 10 kişilik ekip, tırmanışa hazırlanmak için 25 Ocak 1959 tarihinde Ivdel’e varmışlardı. Buradan , otobüs ile Vizhai’ye geçtiler.

 

Yolculukları Kuzey’deki en son yerleşim birimi olan Vizhai’den Otorten Dağı’na kadardı. Vizhai’de Yuri Yudin’in ayağının burkulmasıyla 9 kişi kalan ekip, Yuri ile vedalaşarak kendilerini ölüme götüren bu yolculuğa devam ettiler.

Rotaları dağcılıkta en zor kategori olarak bilinen “Kategori 3” sınıfındaydı ancak başta liderleri Igor Dyatlov olmak üzere ekipteki herkes oldukça tecrübeli dağcılardı. 2 haftadan fazla bir süre dondurucu soğukla mücadele edecek olmaları ve tehlikeli rotaları gözlerini korkutmuyordu. Daha önce bir çok geziye katılan bu dağcılar için kolay bir yolculuktu.

 

En başta herşey güzel gidiyordu. Ekip durup fotoğraflar geçtiriyor eğleniyorlardı.

 

 

Gezi planına göre iki hafta sonunda grup Vizhai kasabasına geri döndükten sonra Dyatlov hemen bağlı oldukları spor kulübüne telgraf çekecekti. 12 Şubat günü kararlaştırıldığı gibi telgraf gelmediğinde kimse bir tepki vermedi. Bu tür zorlu gezilerde gecikmeler neredeyse her zaman olurdu. Birkaç gün sonra bir şeylerin ters gitmiş olabileceği ihtimali düşünülmeye başlandı.

Fakat zaman geçip gruptan hala haber alınamayınca ordu ve helikopter desteğiyle arama kurtarma çalışmaları başlatıldı. Sonunda kamp alanı bulundu. Fakat kamp alanında dağcılar yoktu, olay yerinde sadece parçalanmış bir çadır ve dağcıların eşyaları vardı. Bunun üzerine çadırın etrafında inceleme yapılmasına karar verildi. İncelemelerde dağcıların ayak izleri tespit edildi ve izleri sürülmeye başlandı. Araştırma derinleştikçe araştırmacılarının ve bölge sakinlerinin kanını donduracak detaylar gün yüzüne çıkıyordu.

 

 

Bulunan cesetlerden ikisinin kafatasında; diğer iki tanesinin ise kaburgalarında kırıklar bulunmuş olmasına rağmen yapılan incelemelerde hiçbir darbeye ya da şiddete maruz kalmadıkları tespit edildi. Kayakçılar arasında yer alan Lyudmila Alexandrovna Dubinina’nın ise dilinin, gözlerinin ve dudaklarının olmadığı ortaya çıktı. Ancak olayın bir diğer ilginç yanı ise, olay yerinde kayakçılardan başka kimsenin ayak izine rastlanmamasıydı. Kayakçıların ailelerinin ısrarı üzerine enstitü bir kurtarma ekibi oluşturarak 20 Şubat 1959’da arama çalışmalarına başladı. Polisin ve ordunun da helikopterler ve uçaklarla katıldığı arama 6 gün sonra, grubun varış noktasından 10 km uzaklıktaki Kholat-Syakhl dağında ilk sonucunu verdi; bu aynı zamanda kurtarma ekibinin yaşadığı ilk şoktu. Ekip kamp çadırını oldukça tahrip olmuş halde buldu. Çadırı bulan Mikhail Sharavin, çadırın içten parçalandığını ve karla kaplı olduğunu, fakat grubun eşyalarını ve ayakkabılarını burada bıraktığını belirtti. Sekiz kişiye ait olduğu belirtilen ve sadece çorap (ve tek bir ayakkabı) izleri ormanlık alana yöneliyordu. 500 metre sonra ise izler karla örtülüyordu. Ormanın girişindeki sedir ağacının altında yanarak kül olmuş odunlar ve Yuri Krivonişenko ve Yuri Doroşenko’nun cesetleri bulundu. İkisi de yalnızca iç çamaşırı ve çorap giyiyorlardı. Yanlarında yakılarak kömürleşmiş ağaç parçaları vardı. Çamın dalları ağacın 5 metre kadar üst kısımdan koparılmıştı. Demek ki, adamlar olaydan sonra ağacı tepesine çıkarak etrafa veya bir şeylere bakmışlardı. Bir kısım dal kırıkları kar üzerinde dağınık olarak bulundu.

 

Dyatlov, 22 yaşındaki Zina Kolmogorova ve 23 yaşındaki Rüstem Slobodin’e ait sonraki üç ceset, ağaç ile kamp arasındaki sahada 150 metre ara ile bulundu

 

Cesetler arasındaki mesafeden onları kampa dönmeye çalışırlarken öldükleri sonucuna varıldı. Uzmanlar hemen adlî tahkikata giriştiler. Cesetler üzerinde yapılan otopsi işlemlerinde net bir sonuca ulaşılamadı. Adlî tıp uzmanları, beş cesedin hipothermi (yani soğuk etkisi ile donarak) neticesi öldüğünü açıkladılar. Slobodin’i kafasında fraktür tespit edildi ancak bu kırığın ölümcül olmadığı anlaşıldı.

 

 

Araştırma kapsamında ilk keşifte bulunan günlükler ve amatör video kayıtları incelendiğinde grubun 31 Ocak günü dağlık araziye varmış ve tırmanışa hazırlanmış olduğu anlaşılıyordu. Kayakçılar 2 Şubat günü Otorten’i geçerek Holat Syahl tepesine ulaşmayı başarmışlar, saat 5’de çadırlarını kurarak kamp yeri oluşturmuşlardı. Kayakçıların bu bölgeyi neden tercih ettikleri belli değil… Çünkü grup 1,5 km. ileride dağ eteğindeki ormanlık bölgeye kamp kurmuş olsaydı, böylece iklimin sert etkilerinden de kendini koruyabilecektiler. Böylesi bir noktayı seçmiş olmaları bir şeylerden endişe ettiklerini düşündürmektedir.

Yudin’e göre bunun sebebi, Dyatlov’un orman içindeyken etraflarındaki orman örtüsü nedeniyle tepeyi gözden kaybetme korkusu olmalıydı.

Her ne kadar cesetlerdeki hasarın insan gücüyle yapılmış olamayacağı söylense de Rus polisi bir cinayet olasılığını düşünerek adli araştırmalara başlar. Ural bölgesinde yaşayan Mansi yerlilerinden şüphelenen polis geniş çaplı bir arazi taraması yaptığında çevrede hiç insan izine rastlayamaz. Zaten kamp alanı etrafında sporculardan başkasına ait ayak izi yoktur. Otorten Dağı, Mansi dilinde “Ölüm Dağı” anlamına geliyordu.

Bu arada  zaten soru işaretleriyle dolu olan olaya bir yenisi eklenir: Cesetlerin üzerlerindeki giysilerde radyoaktif kirlenme vardır.

Deliller detaylı incelenince birkaç ilginç nokta daha göze çarpar. Kamp çadırı dışarıdan değil de içeriden yırtılmış gibidir. Ormanlık alanda ateş yakan grup üyeleri çok yakında duran kuru dalları değil de nedense ıslak dalları kullanmışlardır.

Eldeki verileri gözden geçirince, yapılabilecek en kesin varsayım bir şeyin grubun ödünü kopardığı. Üzerlerine giysi giymeden çadırı yırtıp çıkarak ormanın içine koşmuş, sonra ormanın girişinde durup ateş yakmışlar. Aralarından ikisi (ölü ya da canlı) ateşin yanında kalırken üçü kampa geri dönmeye karar vermiş ancak yolda birer birer ölmüşler. Dördü ise ya önceden ya sonradan ormanın içlerine ilerlemiş.

Peki bu sporcuları korkutan şey neydi? Ayı veya başka bir yabani hayvan olsaydı eğer yaralanmaları gerekirdi. Etrafta da ayak izleri, mücadeleye dair izler olurdu. Rus polisi ve KGB bu bilmeceyi çözemiyor (ya da halka öyle söyleniyor). Mayıs 1959’da dosya kapanıyor. Sporcuların hepsinin “bilinmeyen zorlayıcı bir güç” yüzünden öldükleri söyleniyor. Olay dosyası resimleriyle birlikte gizli bir arşive yollanıyor. Resimler ancak 1990’da ortaya çıkıyor – eksik olarak.

1967’de, araştırmalar sırasında görev almış ve fotoğrafçılık yapmış olan gazeteci yazar Yuri Yarovoi olaydan esinlenerek “En yüksek derecede karmaşa” isimli bir roman yazıyor. Ancak Sovyet yönetiminin olayla ilgili bilgileri sır olarak sakladığı bir dönemde yazıldığı için pek çok detayı es geçtiği biliniyor. Tanıdıkları ise yazarın romanın yayınlanmamış detaylı bir kopyası olduğunu söylüyorlar. Yazar 1980’de hayatını kaybettikten sonra yazarın fotoğraflar, günlükler ve el yazılarından oluşan arşivi bulunamıyor.

1990’da yazar Anatoly Guschin olayla ilgili bir araştırma yapıyor. Rus yetkililerin ona tanıdığı ayrıcalıklar sayesinde bazı fotoğrafları ve önceden bilinmeyen detayları gün ışığına çıkarıyor. Pek çok belgenin ortadan kaybolduğunu farkediyor. Araştırmasıyla ilgili “Sırların bedeli dokuz yaşam” isimli bir kitap yazıyor. Yazara göre, Sovyetler’de askerî bir silah denemesi sırasında dokuz kişi ölüyor. Tabii bu bir teori… Hakikat çok daha farklı olabilir fakat Sovyet Rusyasının olayın üstünü  kapatıp dağçıları hemen gömmek istemesi bu teoriyi güçlendiriyor.

Kitabın verdiği cesaretle 1959’da araştırmayı yürütmüş olan emekli polis subayı Lev Ivanov bir makale yazıyor. Makalede araştırma timinin olaya hiçbir açıklama getiremediğini söylüyor. En önemli nokta ise, Ivanov’un iddiasına göre gökyüzünde bazı “uçan küreler” görmüş oldukları. Üstlerine bunu rapor ettikten sonra timin araştırmayı bırakması ve bulguları gizli tutması emri geliyor. Ayrıca olayın olduğu tarihte grubun rotasından 50km güneyde olan bir yürüyüş grubu kuzeyde garip turuncu küreler gördükleri ve o çevrede Şubat ve Mart aylarında meteoroloji yetkilileri ve askerler dahil değişik kişilerden benzer raporlar geldiği biliniyor. Araştırmalarda bu tanıklar gözardı edilmiş.

Günümüzde hala çeşitli teoriler üretiliyor. Fakat hala çözümlenebilmiş değil.

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here