Selçuklular Zamanında Sivas ve Sivas’ta Selçuklu Eserleri

0

Selçuklular Zamanında Sivas ve Sivas’ta Selçuklu Eserleri

ÖZET

Sivas Anadolu da Selçuklu mülküne çok sonradan dâhil olan bir şehirdir. Önceleri Danişmentlinin payitahtı olup, sonradan Selçuklulara tabii olmuştur. Danişmentlilerin üçe ayrılması ve yıkılması sonucunda Selçuklu topraklarına dâhil olmuştur. Özellikle Kılıçaslan ile Yağıbasan arasındaki mücadele bu süreci hızlandırmıştır. Ve akabinde Rükneddin Süleyman Şah Doğu Anadolu da ki bütün beyliklerin sonunu getiren darbeyi vurmuştur. Bu dönemden sonra Sivas önemli bir merkez zira sağlam bir kalesi var. Özellikle Alâeddin Keykubat döneminde bu kale Moğol istilası tehlikesinden dolayı kullanılan çok önemli bir kale olmuştur. Bunların dışında da yine Moğol istilasının girdiği yer de Sivas’tır.  Bugünkü Zara-Suşehri arası mevkiinde bulunan Kösedağı’nda gerçekleştirilen muharebeyi kaybetmişlerdir. Bundan sonra uzun bir süre yine Selçukluların etkisini görmemize rağmen Sivas’ta hem Selçukluların hem de Moğolların yatırımlarını görmemiz mümkündür. Bunların başlıcaları; Sivas Ulu Camii, Divriği Ulu Camii, İzzettin Keykavus Darü’l Şifa’sı gibi eserler gösterilebilir. XII. Yüzyıl sonları ile XIII. Yüzyıl başları arasında Sivas’ın imar faaliyetlerinde ne kadar göz önünde bir şehir olduğunu gösteriyor. 1308 yılında Selçuklu Devleti’nin yıkılışı ile beraber yine Moğol valilerinden olan Emir Çoban ve Timurtaş’ın da merkezleri Sivas olmuştur.

Giriş

Sivas şehrinin Selçuklu Devleti’nin topraklarına ne zaman katıldığı kaynaklarda net olarak belirtilmese de Sivas’ın Selçuklu topraklarına katılmasının 1071 Malazgirt Zaferi’nden kısa bir süre sonra olduğu kesindir.[1] Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucusu Tuğrul Bey’in 1054 yılında Anadolu’ya gelerek Malazgirt’e kadar ilerlemesi sonucunda Türkmenler faaliyetlerini Orta Anadolu’ya çevirmişlerdir. Selçukluların Sivas ile ilk tanışması olayı ise; 1058 yılında Malatya’nın geçici bir süre de olsa ele geçirilmesinden sonra Selçuklu Emirlerinden, Emir Sabuk’un şehre bir sefer düzenlenmesi sonucunda gerçekleşmiştir. Emir Sabuk, Sivas’ta Bizans baskısı dolayısıyla zor durumda bulunan Ermenilerin adeta imdadına yetişmiştir. Tarihçi Urfalı Mateos’a göre;  şehirde pek çok kan dökülmüş, sayısız insan öldürülmüş ve esir edilmiş, çok sayıda ganimet ele geçirilmiştir. Türkler sekiz gün kaldıktan sonra geri çekilmişlerdir.[2]

1059 yılında ise, Çağrı Bey’in oğlu Alp Arslan Selçuklu tahtına oturduğunda eniştesi Erbaskan taht sahibi olarak ortaya atılmış, başarılı olamayınca maiyetiyle birlikte Sivas’a gelip, Doğu Roma İmparatorluğu’nun Anatolia komutanı General Melitenus ile karşılaşmış ve onu ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Sonra onunla anlaşarak imparatorluğun merkezi olan Konstantinopolis’e gitmiştir.[3] Erbaskan, Doğu Roma’ya sığınan ilk Selçuklu hanedan üyesidir. Buna rağmen aldatıldığını anlayan ve esir edilen Erbaskan “düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışını benimsememiştir. Hatta Romanos Diogenes’in Malazgirt Savaşında onu koz olarak kullanamaması da bu görüşe hakim olduğunun çok açık bir delilidir. Selçuklu Devleti’nin Sivas ve Anadolu üzerine seferleri 1067 ve 1068 yıllarında da devam etmiştir.

Malazgirt Savaşı ve Sonrasında Sivas’ta Danişmend Hükümeti

Selçuklu Devleti’nin  sınırlarını aleyhine genişletildiğini gören Romanos Diogenes önemli şehirlerinden biri olan Malatya’nın ele geçirilmemesi için 200.000 kişilik bir ordu ile Türklerin üzerine gelmişti.[4] Selçuklu orduları bu savaştan galip çıkmışlar, Malatya ve çevresini Selçuklu topraklarına katmışlardır.

Alp Arslan ise bu bölgelerin bir kısmını yanında savaşan Türk Beylerine vermiş ve Sivas şehri Danişmend Beyliği’nin merkezi olmuştur.[5] Savaş sırasında Romanos Diogenes’in esir düşmesi Doğu Roma İmparatorluğu’nun imajının zedelenmesine yol açmıştır. İmparator ise bir miktar fidye karşılığında serbest bırakılmış ve ülkesine dönmüştür.

Danişmend Beyliği’nin Yıkılması ve Sivas’ın Selçuklulara Geçişi

1172 yılında Danişmend Beyliğinin tahtına çıkan Zünun ilk iş olarak Nureddin Zengi’nin desteği ile Selçuklu topraklarına saldırmış ve o dönem Selçuklu Hükümdarı olan Sultan II. Kılıç Arslan’ın hedefi olmuştur. Bunun üzerine Danişmend’li topraklarına saldırmaya başlayan Sultan, Danişmend Beyliği’nin merkezi olan Sivas’a saldırmış ve orayı zapt etmiştir. Nureddin Zengi’nin araya girmesiyle bir dönem Nureddin Zengi’nin himayesi altında tahtında kalan Zünun, Nureddin Zengi’nin ölümü ile desteksiz kalmıştır. Bunun üzerine Sultan II.Kılıç Arslan 1175 senesinde Danişmend Beyliği’nin merkezi olan Sivas’ı alarak Danişmend Beyliği’nin Sivas koluna son vermiştir. [6]

Bu dönemden sonra Selçukluların eline geçen Sivas’ı kontrol eden kişi Selçuklu Hükümdarı II. Kılıç Arslan olmuştur. II. Kılıç Arslan 1056 yılından 1092 yılına kadar hükümdarlıkta kalmış ve ölümünden kısa bir süre önce ülkeyi 11 oğlu arasında paylaştırmaya karar vermiştir.[7] Sivas ve Aksaray taraflarını ise, en büyük oğlu Kutbeddin Melik Şah’a vermiştir. Kutbeddin Melik Şah en büyük varis olduğundan bu paylaşımı kabul etmemiş ve babası II.Kılıç Arslan ile mücadeleye tutuşmuştur. Bu mücadelede Kutbeddin’in yanında yer alan Rükneddin Süleyman Şah bu mücadeleler sırasında babasının ve Kutbeddin Melik Şah’ın ölmesinden faydalanarak önce Sivas ve Aksaray’ı sonra ise merkez olan Konya’yı almış daha sonrasında ise tüm kardeşlerini ortadan kaldırarak ülkeyi yeniden tek bir idare altına toplamıştır.[8] Rükneddin Süleyman Şah sonrasında Selçukluların idaresinin I.İzzeddin Keykavus’a geçtiği bilinmektedir. İzzeddin Keykavus’un genellikle Sivas’ta oturduğu ve burada Kılıç Arslan’ın torunu ve Behram Şah’ın kızı ile evlendiği bilinmektedir.[9] I. İzzeddin Keykavus’un Sivas şehrini çok sevdiği ve buraya yapılan imar faaliyetlerine önem verdiği bilinmektedir. Sultanın Sivas’ta inşa ettirdiği en önemli eser ise; tesis ettirmiş olduğu muhteşem hastane (Darü’l Şifa)dir.[10]

  1. İzzeddin Keykavus sonrasında tahta I.Alaeddin Keykubad geçmiştir. Alaeddin Keykubad Sivas’ta çok az bir süre kalıp daha sonra Konya’ya geçse de Sivas için onun dönemi çok parlak bir dönem olarak ortaya çıkmıştır. Sivas şehri onun döneminde askeri, siyasi, idari ve iktisadi açıdan en parlak zamanını yaşamıştır.[11] Sivas’ın kale ve surları Alaeddin Keykubad zamanında onarılmış ve şehir korunaklı bir hale gelmiştir. Alaeddin Keykubad’ın güçlü kişiliğinden dolayı Sivas ve Selçuklu toprakları Moğol saldırılarına da uğramamıştır.

Alaeddin Keykubad dönemi sonrası yerine oğlu II.Gıyaseddin Keyhüsrev geçmiştir. II.Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Selçuklular üzerinde bir Moğol İstilası tehlikesi vardır. Erzurum’a kadar ilerleyen Moğolların bir sonraki durağının Sivas olacağını bilen ve Moğolların Orta Anadolu’ya kadar ilerlemelerini engellemek isteyen Sultan Sivas’ı savunmak adına bugünkü; Zara ve Suşehri aralarında bulunan Kösedağı’nda Moğolları karşılamış ve yapılan savaşta çok ağır bir mağlubiyet alınmıştır. [12] Moğol ordularının Sivas’a doğru ilerlemesinden korkan şehrin kadısı Moğol Hükümdarı Baycu Noyan’a itaatlerini bildirerek şehrin katliam ve tahripten kurtarılmasını sağlamıştır. Moğollar şehri üç gün yağma edip daha sonra Kayseri’ye doğru yola çıkmışlardır.

II.Gıyaseddin Keyhüsrev sonrasında Moğol hakimiyetine giren Selçuklular’da Gıyaseddin’den sonra yerine üç oğlundan İzzeddin Keykavus geçmiştir. Kardeşinin tahta çıkmasını hazmedemeyen Kılıç Arslan ise ona karşı mücadelesini Moğol Kağanı Güyük Kağan’ın yardımlarıyla sürdürerek Selçuklu tahtına oturmuştur. Selçuklu veziri Pervane sayesinde iç karışıklıklar önlenmiş ve ülke iki kardeş arasında paylaştırılmıştır. Sivas merkez olmak üzere ülkenin doğu kısmı Kılıç Arslan’a  verilmiştir. [13] Bir süre barış içinde yaşayan kardeşlerin arası sonradan yeniden bozulmuş ve sonrasında Moğol Hükümdarı bu duruma engel olarak İzzeddin Keykavus’un ülkeden kaçmasına ve Bizans’a sığınmasına neden olmuştur. Bunun üzerine ülkenin tek hakimi olan Kılıç Arslan Moğol hakimiyetinde kalarak bir nevi sembolize olmuştur.

Bu dönemden sonra artık Anadolu’da ve Sivas’ta Selçuklu hakimiyeti yerine Moğol hakimiyeti söz konusu olmuştur ve ülke III.Alaeddin Keykubad dönemini de gördükten sonra İlhanlılar’ın hakimiyeti altına girerek 1308 yılında da yıkılmıştır. Bundan sonra Sivas şehri, İlhanlı Devleti’nin valileri Timurtaş ve sonrasında da Emir Çoban’ın hakimiyeti altına girmiştir. [14]

Bir süre Selçuklular’ın hakimiyetinde kalan Sivas özellikle İzzeddin Keykavus ve Alaeddin Keykubad dönemlerinde dönemin çağına göre çok iyi bir dönem yaşamış ve imar faaliyetleri açısından da birçok gelişme göstermişlerdir. Selçuklular’ın Sivas’taki imar faaliyetlerinden bahsedecek olursak; Selçukluların Sivas’taki bazı yapıtları günümüze kadar gelmiştir. Bunlardan başlıcaları; Divriği ilçesinde bulunan Divriği Ulu Camii, Sivas’ın merkezinde bulunan Ulu Camii, İzzeddin Keykavus’un türbesinin de bulunduğu Darü’l Şifa,Gökmedrese ve çifte minare gibi eserlerdir. Bu eserlerden Divriği Ulu Camii UNESCO tarafından 1985 yılında Dünya mirası listesine alınmıştır. [15] Bu eserler günümüze kadar ulaşmış çok önemli  Selçuklu eserilerdir.

SİVAS’TA SELÇUKLU ZAMANINDAN KALAN TARİHİ ESERLER

[16]Sivas Ulu Camii :

Selçukluların en önemli eserlerinen biridir. Kitabelere göre camii II. Kılıçarslan’ın oğullarından Sivas Meliki Kutbeddin Melikşah zamanında, Kılıçarslan bin İbrahim tarafından inşaa edildiği öğrenilmiştir. Camiiye üç ayrı kapıdan girilir. Danişmendlilere dayalı eski şeklini muhafaza etmektedir. Camii minaresi 1213 senesinde Keykavus bin Keyhüsrev devrinde yapıldı.

Eski planı muhafaza edilen ve Danişmendlilerin eseri olan Ulu Camii özgün şekliyle zamanımıza gelmiştir. Günümüzde de kullanıma açık durumdadır.[17]


[18]Divriği Ulu Camii :

Günümüze kadar tüm özelliklerini koruyabilmiş bu anıt Türk-İslam eserlerinin en değerlilerindendir. Camii Sivas’a 174 Km uzaklıkta bulunan Divriği ilçesindedir. 1228-1229 yılları arasında Mengücek Beyi Ahmet Bey  tarafından yaptırılmılştır. Bu önemli eser 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alınmıştır. Camiye bitişik olarak yapılan Selçuklular tarafından inşaası tamamlanan Darüşşifa 768 metre kare büyüklüğündedir. Camii ise 1280 metre kare olarak hesaplanmıştır. Bu iki yapı birbirinden ayırt edilemediğinden Ulu Camii adı her ikisini de içermektedir. O devrin en başarılı eseri olarak gösterilmektedir.[19] Cami günümüzde hala kullanıma açık halde bulunmaktadır.


[20] Sivas Gökmedrese :

Bu eser 1271 yılında Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev’in  veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılmıştır.

Gökmedrese isminin verilmesi duvarları kaplayan çinilerin mavi oluşundandır. Gökmedrese’de geometrik bir  düzenleme uygulanmıştır. Eserdeki uyum ve bütünlüğü inşaatta malzeme olarak kullanılan sınırlı tuğla, mavi çini, mermer ve diğer malzemeleri görmek mümkündür. Anadolu Selçuklu mimarisinin en gelişmiş yapısıdır.[21]Eser şuanda restorasyon çalışmasında olup daha sonra açılacaktır.

[22] Çifte Minareli Medrese :

Şifahane’nin karşısında bulunan çifte minareler İlhanlı Veziri Şemseddin Cüveyni tarafından yaptırılmıştır. Eserin minareleri zamanımıza kadar gelmiştir. Asıl medrese yıkılmış ve minarelerin batısındaki temel duvarları harap olan yerdir. Sivas’ta bulunan eserlerden en çok tahrip edilenler grubuna girmektedir. Portal ve mimari özellikleriyle Gökmedrese’ye benzer. Medrese hakkında geniş bilgiyi Evliya Çelebi’den öğrenmekteyiz.  Çelebi; medresenin giderlerinin yatılı öğrenciler tarafından verilen ücretlerle karşılandığını söylemiştir. Bu eserin iki katlı olduğu Haluk Karamağralı tarafından yapılan arkeolojik araştırma sonucundan da ortaya çıkarılmıştır.[23]

[24] Buruciye Medresesi :

Bu eser Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev’in emriyle Muzafereddün tarafından yaptırılmıştır. Bu mimar ismine doğum yeri olan “Burucidi” adını ilave etmek suretiyle adı “Müzafereddün Burucidi“olmuştur. Simetrik bir plan dahilinde yapılan eserin giriş yüzünü bir bütün olarak algılamak mümkündür. Bütünlük itibariyle bir şaheserdir. Pozitif ilimler burada okutulmuştur. Medrese Anadolu’da yapılan medreselerin sentezi olarak simgelenir. Önder medreseler arasındadır.[25]

Kale Camii : Bu camii mimarının Meraga’lı üstad Hasan bin  Firuz olduğu bilinmektedir. Dikdörtgen biçimindeki caminin kapısı üzerindeki kitabeye göre Süleyman Şah oğlu Şahinşah tarafından yaptırıldığı görülmektedir. Bu eserde büyük Selçuklu Devleti’nin İran’ daki süslemeciliği ile bağlantılı olduğu görülür.[26]

Sitte Melik Kümbeti : Bu kümbet Divriği ilçesinin Şemsibezikgan Mahallesinde 1195 senesinde yaptırılmıştır. Mengücek Oğullarından Emir Süleyman Bin Seyfeddin Şahinşah için yaptırılmıştır. Sonraki yıllarda Sitte Melik Kümbeti ismini almıştır. Bu  türbe Mengüceklerden Behram Şah’ın kızı ve camiyi yaptıran Ahmet Şah Bey’in karısı olan Turan Melik Hatun tarafından 1228 yılında yaptırılmıştır.Mimarı Ahlatlı Hürrem Şah’tır. Türbenin kapısı üzerindeki kitabede Şehinşah Bey’in ölüm tarihi olan 1195 yılı yazılıdır.[27]

Kamereddin Kümbeti: Garipler mezarlığının ortasında bulunan türbe sekizgen bir plan üzerinde esmer kalker taşından yapılmıştır. Mengücekoğullarının haznedarı olan Emir Kamereddin bu türbenin içinde gömülüdür. Kümbetin içinde süse rastlamak mümkün değildir. Diğer Selçuklu kümbetlerinde olduğu gibi, bunda da merdivenle inilen bir haziresi bulunmaktadır. Taş çerçeve içinde yazılmış iki satırdan ibaret cümlede 592 yılı Şaban ayının 20 günü yazılıdır.[28]

Eğri Köprü : Kızılırmak nehrinin üzerinde bulunan Eğri Köprü, büyük bir ticaret yolu olduğundan Bağdat Yolu adı verilir. Selçuklular tarafından yaptırılmıştır. Sivas’ta tahta çıkan ve Selçuklu Devleti’nin en parlak devrini kuran I.Alaeddin Keykubat, mimar,ressam ve işçileri toplayarak inşaat masraflarının bir kısmını devlet hazinesinden ve arta kalan kısmını da büyük emirlerden temin etmiştir. Emirlerin adına kitabe konmuştur. Sultan III.Murad devrinde onarımı yapılmıştır.[29]

 

[1] Osman TURAN,”Selçuklular Zamanında Sivas Şehri”,s.448

[2] TURAN,”a.g.m”.,s.448

[3] Mustafa KESKİN, Selçuklular Döneminde Sivas,Sivas,2006,s.46

[4] KESKİN,a.g.e.,Sivas,s.46-47

[5] Yaşar Kemal ÖZKAN ve Yavuz Sabri ALTUNTAŞ,Danişmendliler,Konya,2013,s.4

[6] ÖZKAN,a.g.e.,Konya,2013,s.9

[7] Rıdvan NAFİZ ve İsmail HAKKI,Sivas Şehri,Sivas,2005,s.58

[8] NAFİZ ve HAKKI, a.g.e.,Sivas,2005,s.58-59

[9]  Vahdet OLCAYTO,Sivas Tarihi: Milattan Önce-Milattan Sonra,Sivas,2012,s.58

[10] Nermin Şaman DOĞAN,”Ortaçağ’da Anadolu’nun Eğitim Mekanları: Selçuklu Medreseleri –Darüşşifalarından Örnekler”,s.431

[11] Rıdvan NAFİZ ve İsmail HAKKI,Sivas Şehri,Sivas,2005,s.60-61

[12] NAFİZ ve HAKKI,a.g.e.,Sivas,2005,s.61-62

[13] NAFİZ ve HAKKI,a.g.e.,Sivas,2005.s.62-64

[14] Halil ÇETİN,”İlhanlı Hakimiyeti Altında Anadolu’da Siyasetin Temel Dinamiği: Göçebe Moğol-Türkmen Çatışması”,s.1212

[15] OLCAYTO,Sivas Tarihi: Milattan Önce-Milattan Sonra,Sivas,2012,s.202

[16] http://www.fotokritik.com/2525931/sivas-ulu-camii

[17] Vahdet OLCAYTO,Sivas Tarihi: Milattan Önce-Milattan Sonra,Sivas,2012,s.187

[18] http://sivgiad.com/tr-TR/foto-galeri/26/divrigi-ulu-cami/1

[19] Vahdet OLCAYTO,Sivas Tarihi: Milattan Önce-Milattan Sonra,Sivas,2012,s.202

[20] http://www.fotokritik.com/2839641/gokmedrese-medresesi

[21] Vahdet OLCAYTO,Sivas Tarihi: Milattan Önce-Milattan Sonra,Sivas,2012,s.213

[22] www.sivastarihieserleri.blogspot.com

[23] Vahdet OLCAYTO,Sivas Tarihi: Milattan Önce-Milattan Sonra,Sivas,2012,s.223

[24] http://www.milliyet.com.tr/-sultan-sehir-sivas-tatil-galeri-1892944/?PAGE=3

[25] Vahdet OLCAYTO,Sivas Tarihi: Milattan Önce-Milattan Sonra,Sivas,2012,s.219

[26] Vahdet OLCAYTO,Sivas Tarihi: Milattan Önce-Milattan Sonra,Sivas,2012,s.183

[27] OLCAYTO,Sivas Tarihi: Milattan Önce-Milattan Sonra,Sivas,2012,s.190

[28] a.g.e.,Sivas,2012,s.193

[29]a.g.e.,Sivas,2012,s.232

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here