Şehr’î İstanbul’un Esaretten Kurtuluşu

0
18

İstanbul…

İnsanın dünya gözüyle canlı canlı görmesi adeta farz olan şehir hatta şehirden öte bişey bir sembol onlarca savaşın tek sebebi kimine göre kutsal kimine göre ümidin adı kimilerine göre dünyanın merkezi kültürler başkenti kimilerinin amacı kimilerinin hayatı gönüllerin başkenti güzel İstanbul…

Tarihler 13 Kasım 1918 i gösterirken İstanbul tarihindeki en büyük belkide tek esaretine teslim oluyordu elleri kelepçelenmiş etrafı kana susamış ingiliz ve yunan ordularının emperyalist düşleriyle dolmakta ve iliklerine kadar esaretin zulmün ihanetin karşısında yenik düşüyordu. 1. Cihan Harbi bitmiş Osmanlı yenilmiş ve sıra asırlık çınarı kökünden sökmeye gelmişti 5 yıl sürecek ve sonunda 6 ekim 1923 te binlerce kahramanın direnişiyle binlerce masumun ahıyla ve binlerce çaresizin dualarıyla son bulacak olan esaret artık başlamıştı.

Harp bitmiş Mondros antlaşması imzalanmış ve sıra paylaşmaya gelmişti. Huzur şehri İstanbul un artık mevsimi her daim kış kıyamet heryeri sis heryeri ihanet her köşesi düşmanla doluydu. İşte böyle başladı herşey.

Cihan harbi arefesinde Alman sevdalısı olup koca Osmanlıyı maceralarına kurban eden bir avuç ittahat terakki avanesi ve Damat Ferit Hükümeti şimdide İngiliz sevdalısı olmuş ve ikinci ihanetleriyle Türklerin asırlık sancak şehrini koca başkentini İngilizlere peşkeş çekme yarışına çoktan girmişlerdi ve haliyle bu ihanetlerinin karşılığı olarak memleketin sadık insanları gibi işkencelerle ve zulümlerle hiç tanışmamışlardı şüphesiz birgün düşman kovulacaktı çünkü Şehr’î İstanbul esaret sevmez asırlara meydan okuyan nice savaşlar görmüş ama yıkılmamış bir gazi şehirdi. Uğruna şiirler yazılmış savaşlar yapılmış bir gönül yurduydu ve elbette Fatih ten beride bizimdi bizim kalacaktı.

İşgal dönemleri İstanbulda yapılan talanları hukuksuz sebepsiz cinayetleri tutuklamaları ve şımarık ingiliz subaylarının namuslu birsürü kıza tecavüz ettiklerini anlatmaya ne kelimeler yeter ne de anlatacak bir lisan bulunur. Öyle zor öyle çile dolu tam 5 yıl..

İşgal dönemini yaşamış bazı yazar ve tarihçilerin eserlerinde bu esaretin bu işgalin ne kadar kötü yollarla yapıldığına dair binlerce vaka vardır.  İnhilizlerin kendisine selam vermeyen Türk subaylarından bazılarını selam vermediği için öldürmek gibi yoldan geçen kadınlara kızlara sarkıntılık edip sokak ortasında taciz ve tecavüze yeltenmek gibi anadoluda başlamış olan direnişe yardım etmek amacıyla kışlık çorap kıyafet gönderdiği tespit edilen masum insanları güpegündüz kurşuna dizdirmek gibi onlarca yüzlerce kahpelik örneği sergileyen ingilizler şüphesiz canımıza özgürlüğümüze kasteden insanlardı nihayetinde bir işgaldi ancak asıl can yakan bu değildi.

İngilizleri herşeyi yapabilmeye mukterir görenler ingilizlerin mandasında daha iyi hayat yaşayacağını savunan ve söyleyenler yine aynı şekilde işgal güçleriyle perde gerisinde kişisel menfaatler uğrunda anlaşma yapan ittahat terakki kalıntıları ve Damat Ferit  hükümeti, işte asıl can yakan buydu İHANET yada ihanetler. Önce Osmanlıyı hançerleyenler şimdi İngilizlerin adamları olmuştu çoktan ama bu kadarda değil tabiki bazı cahil kızların kadınların İngiliz subaylarına metreslik yapmaları bundan gurur duymaları yani o kadar kahreden detay vardı ki bu işgalde muhakkak ki bitmeli bitirilmeli gerekirse uğruna ölerek bu iş bitmeliydi.

Hızla artarken bu zulümler işkenceler bir taraftanda direniş sesleri yükselmeye başlamıştı artık memleket sevdalısı insanların İstanbulu işgalden kurtarmak için kurdukları çeteler fırsat buldukça ingilizlere saldırıp rahatsız etmeye başlamışlardı bu millet esir olmazdı olamazdı çünkü bazı yüksek rütbeli İngiliz subaylarına suikastler başlamıştı İstanbulda ve düşman işgalinin yanında artık paranoyada başlamıştı İngilizler tedbirlerini artırmış olsada direnişte bir taraftan güçlenerek devam ediyordu. Artık hiçbirşey işgalin ilk 2 yılındaki gibi olmayacaktı sabırlar taşmış intikam duyguları depreşmiş ve gönüllerin başkenti İstanbulu düşmandan temizlemeye and içmişlerdi. 

İstanbulda asırlardır rahat yaşayan eşit haklara sahip olan azınlık yahudiler bir kısım ermenilerde işgale destek vermekte ingilizlere sürekli istihbarat sağlamaktaydılar içlerinde şüphesiz işgalden memnun olmayanlarda vardı ama onlarda karşı koymadılar çünkü tehdit yalnızca Türk halkı için vardı zulüm yalnızca Türk insanına uygulanıyordu. İstanbul da direniş sürerken 9 eylül 1922 de İzmir düşmandan kurtalıyor ve aynı ayın ortasında anadoluda yunan hakimiyeti olan yerlerin tamamı tekrar ele geçiriliyordu. Anadoluda devam eden milli mücadelenin meyveleri alınmaya başlamıştı şüphesiz bunda İstanbuldan milli mücadeleye gönderilmek için binbir zorluklarla ingilizlere rağmen silah depolarının boşaltılıp anadoluya gönderilmeside etkili oluyordu. Cihan Harbinden sonra şüphesiz ingilizlerce el konulan silah İstanbuldaydı.

İzmir kurtulurken diğer bir taraftan anadolunun tamamında hızla hakimiyet sağlanıyor ve işgal kuvvetleri ağır sıkıntılarla tanışmaya başlamışlardı bir başka etkende şüphesiz ingilizlerin hakim olduğu ortadoğu coğrafyasının ve hindistanın bazı bölgelerinde oluşan isyanlar işgalci ingilizi zayıflatmaya başlamıştı nitekim güç kaybederek zayıf düşmeye başlamışlardı iyice.

Tarihler 4 ekim 1923 ü gösterirken artık mücadele edemeyen ve Türklerin milli mücadelesine yenik düşen ingilizler İstanbulu terketmişti ve 2 gün sonra 6 Ekim 1923 te Şükrü Nail Paşa komutasında 3. Kolordu 5 yıl aradan sonra İstanbul a giriyordu şüphesiz bu bir zaferdi insanlar evlerinden çıkıp orduyu selamlamaya çıkmış 5 yılın sonunda adeta İstanbul a bahar gelmişti ağlamaktan gözleri kuruyan o insanlar bu sefer sevinç gözyaşlarıyla özgürlük sloganlarıyla Şükrü Nail Paşayı ve birliğini selamlıyorlardı İŞTE ZAFER İŞTE HÜRRİYET..

3. Kolordu İşgalin sona erdiğini ve bir daha aynı zulümlerin yaşanmayacağını hissettiriyordu insana çiçeklerle sevinç çığlıklarıyla karşılandılar esaret bitmiş çileler son bulmuştu insan ömründe böyle bir heyecanı kaç kez yaşar veya hiç yaşayabilirmi acaba…

Her yılın 6 Ekim günü İstanbul un kurtuluş yıldönümüdür unutmayalım çünkü bu basit birşey değil neredeyse 4 buçuk asır koca bir coğrafyaya başkentlik etmiş İstanbul dan bahsediyoruz dünyadaki en büyük şehirlerden birtanesidir. Ortodoksların kutsal saydığı bir şehirdir Türklerin yıllarca rüyalarını süsleyen ve Fatih in emanetidir İstanbul her köşesi tarihin farklı bir dönemine götürür sizi bir tarafa bakarsınız eski roma imparatorluğuna gidersiniz bir tarafına bakarsınız size Yavuz’u anlatır bir köşesi Kanuni den bahsederken birden Mimar Sinan ı görürsünüz mimarisi etkiler insanı başınız döner tarihte yolculuk etmenin tam karşılığıdır bu şehir.

Sonra Sultan Ahmet sizi selamlar vakarlı heybetli duruşuyla arkadan bir ses duyarsınız işte tam karşınızda tarihin en yaşlı şahitlerinden birisi Ayasofya böyledir İstanbul anlamaya ömür  yetmez

Galata kulesi boğaz ve kız kulesi hangisine bakacağını şaşırırken insan bir bakar Topkapı Sarayına gelir kendine sonra hatırlar M. Akif Ersoy un

Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım

Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım

mısralarını…

6 Ekim İstanbul un Kurtuluş günü ve bizlerin esaret altında yaşayamayacağının onlarca kanıtından birisidir İstanbul….

Hani Necip Fazıl diyor ya

“Ruhumu eritipte kalıpta dondurmuşlar,”

”Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar”

İlham olmuştur birçok şaire ve yazara uğruna savaşlar yapılan bir şehrin gönüldaşıda çok olur şaşmamalı . İnsan kendisini buluyor İstanbulda tıpkı yukardaki dizelerde anlatılan gibi….

 

 

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here