Şehadet Yemini

0

Gözlerimi kısarak etrafı bir kez daha kolaçan ettim. Etrafta ölüm sessizliği vardı. Sessizlik o kadar can alıcıydı ki yanımdaki tüm aslanları benim gibi huzursuz etmişti çünkü  hepimiz biliyorduk ki bu fırtına öncesi sessizlikti. Attığımız her adımı son adımımız gibi atıyor, aldığımız her nefesi son nefesimiz gibi keyfini çıkararak derin derin alıyorduk.

”Komutanım, emriniz nedir?”

İki sıra yanımda büyük bir kayanın arkasından etrafa bakan komutanıma sessizce fısıldadığımda bana göz ucuyla bakmış ve sabır çekerek dişlerini sıkmıştı. Komutanımın sabrını sınadığımı biliyordum fakat her beş dakikada bir bu soruyu sormadan da duramıyordum. Boşuna fişek demiyorlardı ya bana!

”Fişek! Senin münasip bir tarafında kurt mu var? Adam çakacak şimdi sana bir tane, göreceksin o zaman emri!” Hemen yanımda duran Ömer’in homurdanması ile bu kez sırıtmadan edemedim. ”He ya, kurtlar fink atıyor bende! Hadi oğlum parçala şu leşleri diye!”

Ömer bana ”sen adam olmazsın” bakışları atarak silahına daha sıkı sarılırken,  sakin olmaya çalışarak sessizliği dinlemeye başladım. Ensemde Azrail’in nefesini hissederken çatışmanın yakın olduğunu da biliyordum. Askerdik lan biz, Azrail her an ensemizde nefesimizi almak için fırsat kolluyordu.

“Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü” Çaprazımda duran Sarı Ali’nin getirdiği şehadeti duyunca kendimi tutamayarak ona da laf atmıştım.

”Lan sarı! Benim bildiğim şehadeti ölürken getiriyorduk, önden deneme falan mı yapıyorsun oğlum?”

”Senin benden başka uğraşacak kimsen yok mu lan! Tabi diğerlerine saldırmak yemiyor değil mi? He şehadet getiriyorum ne var bunda? Birazdan çatışmaya gireceğiz, bu soysuzların ”ay dur bir şehadet getirsin de ondan sonra öldürelim” diyeceğini mi sanıyorsun! Fırsatın varken sen de getir bence!”

Sarı’dan gözlerimi çekerek içimden şehadet getirdim zira adam çok haklıydı. Bizlerin şehadet getirmeye bile vakti kalmamış olabilirdi. Hiperaktif biri olarak olduğum yerde kıpırdanmaya başladığımda komutanımın sesini duydum.

”Ne o deli fişek? Korkudan titremeye mi başladın?”

”Haşa komutanım! Aksine sıkıldım, ne zaman saldıracağız?”

”Soysuzlar meydanı boş sandıklarında asker!”

Komutanıma başımla onay vererek aşağıdaki köye bir kez daha baktım. Gelen bilgilere göre teröristler bu köye saldırı düzenleyerek gençleri dağa kaldırıp zorla onlar için silahlanmalarını sağlayacaklarmış. Tabi bu arada bizim de elimiz armut falan toplayacakmış!

Hala anlamadılar kanımız son damlasına kadar bu toprağa helaldir! Bizler bu vatanı korumak için aklımız ermeye başladığı ilk zamanlarda yemin ettik! Ben bu vatan için 7 yaşında okulun ilk günü başladım yemin etmeye ve her gün tekrar ettim o yemini.

”Andımızı hatırlayan var mı ihtiyarlar?”

”Unutan varsa çıksın ortaya Fişek de alnının çatına indireyim kurşunu!”

”Başla Sarı!”

”Türküm! Doğruyum! Çalışkanım!”

”İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.”

”Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.”

”Ey büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.” Hep birlikte sıfıldadık.

” Varlığım, Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene!”

Birbirimize bakarak tebessüm ettiğimizde kardeşlerimle bir kez daha gurur duydum. İşte bu millet daha el kadar çocukken varlığını Türk varlığına armağan etmişti. Marifet yeminde değil de o yemini unutmayarak korkmadan bu vatan için ölüme yürümekteydi. Marifet bu vatanın senin aciz canından daha kıymetli olduğunu idrak edebilmekti!

”Ne yapıyor lan o soysuz!” Komutanımın sesi ile düşüncelerimden sıyrıldığımda İt’in birinin elindeki sözde bayrak dedikleri bez parçası ile köyün üstünde dalgalanan al bayrağın olduğu direğe doğru ilerlediğini gördük.

”Fişek!”

”Emredin komutanım!”

”İşte şimdi fırlayabilirsin! Saldırın aslanlarım!” Komutanımın verdiği emirle ayağa fırladım ve silahıma sarılırken son bir kez daha şehadet getirdim. Etraf iki dakikada cehenneme dönmüştü. İki tarafta bir dakika düşünmeden birbirlerine ateş ediyordu. Alışkın olduğum silah sesleri kulağımda ufak bir karıncalanma bırakırken gözüm sol tarafımızda kalan direğe takıldı. Soysuz köpek çatışmayı fırsat bilerek bayrağımızı yarıya kadar indirmişti. İşte o zaman asıl amaçlarını anlamış ve beynimden vurulmuşa dönmüştüm.

En başından beri amaç siviller değildi. Amaçları bu köyün üstünde iki dakika dahi olsa o bayrağı sallandırarak göz dağı vermekti!

”Turgut! Koru beni!” Hızlı ve dikkatli adımlar atarak kayaların arkasında ilerledim ve o karışıklıkta karşımızdaki soysuzlara hissettirmeden çatışma alanından biraz uzaklaştım. Bir kayanın arkasından görüş açımı hesapladım ve hedefime kitlenerek bir saniye bile tereddüt etmeden ateş ettim. Adam elindeki bez parçasıyla yere iki seksen devrilirken gözüm al bayrağıma takıldı ve sıkıntıyla derin bir nefes aldım. Bayrağımız yarıya kadar inmişti ama… Yakışmazdı ki yarıda dalgalanmak ona.

O al bayrak göklerde tüm ihtişamı ile dalgalanmayı hak ediyordu!

Turgut ile göz göze geldiğimizde bana kafası ile selam vererek ayağa kalkmaya hazırlandığı anda lakabıma yakışır şekilde fişek gibi fırladım yerimden. Onun evinde hamile karısı ve 2 yaşındaki çocuğu vardı benim ise gariban anam ve babamdan başka kimim kimsem yoktu. Kıyamazdım, daha fazla görmek istemezdim. Bir şehidin tabutunu öpen avuç kadar çocuğun ağlayışlarını sindiremezdim. O tabutun önünde karnındaki canla gözyaşı dökmemeye çalışan kadının gözlerinin içine bakamazdım. Yürek isterdi bir askerin karısı olmak, her yiğidin harcı değildi her an gelecek olan ölüm haberini beklemek.  Evet  bu vatan için kanımızı son damlamıza kadar veririz, yeri gelir bu vatan için herkesi gözden çıkarırız. Çünkü şöyle bir şey var ki bu savaş can savaşı değil!

Bu savaş vatan savaşı!

Bu savaş toprak savaşı!

Bu savaş bayrak savaşı!

Vatansız bir millet olur muydu? Benim anamla babam şehit olduğumda biliyordum ki tek damla gözyaşı dökmeyeceklerdi. Yine de benim nazarımda önden kaybedecek az şeyi olanlar ilerlese sorun olmazdı. Son hızımla direğe ilerledim ve hızlı olmaya çalışarak yarıya kadar inmiş olan bayrağımızı tekrar yükselttim göklere. Zaferle arkamı döndüğüm anda göğsümde hissettiğim bir yanda ile nefesim kesildi.

Acı tüm damarlarıma hızla yayılırken bir yanma daha hissettim fakat yerini idrak edemedim. Önce dizlerimin üstüne sonra da sırf üstü düşerek toprağım ile buluştuğumda gözüm göklerde dalgalanan bayrağıma takılı kaldı. Ne diyordu Arif Nihat Asya şiirinde!

Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı…
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim.

Vücudumu kaplayan acının içinde öyle bir tebessüm ettim ki sanırım şu 29 yıllık hayatım boyunca hiç bu kadar güzel gülmemiştim. Ciğerlerimi zorlayan kanım hızla soluk borumdan tırmanarak dudağımın yanından sızdığında öksürerek hafifçe yan döndüm. Benden akarak toprağa sızan kanım ile içim gururla doldu. Öksürüğüm geçince tekrar düz yattım ve göklerde tüm ihtişamı ile dalgalanan al bayrağıma baktım.

Bugün o bayrağa, şu altımdaki vatan dediğim toprağa bir yiğidin kanı daha damlamıştı ve o yiğit bendim. Bir kez daha Allah’a şükrettim o soysuzlar gibi bir vatan haini değil de vatanına canından çok değer veren bir şehit olarak öleceğim için.

Ne güzel bir ölümdü bu, kollarımı açarak en güzel gülümsemem ile karşıladığım ne şanlı bir ölümdü bu!

Aklıma bizim köy geldi. Benden sonra ne güzel de saracaktı her evi al bayrağımız. Ardımdan koçlar kesilecek, naaşım omuzlarda taşınıp önünde herkes gururla ”hakkım helal olsun!” diyecekti.

Her şehit haberi geldiğinde haberler ”bir eve daha ateş düştü” diyorlar ya, halt ediyorlar! Şehit olmak ne zamandan beri acı oldu lan! Bu yüce, kutlu makam davullarla zurnalarla karşılanırdı ancak.

Benim anamın, babamın ocağına ateş düşmeyecekti. Biliyordum ki ardımdan ikisi de sadece tebessüm edeceklerdi. Gerçi anam dayanamaz ağlar ama isyan ede ede değil. Şehit oldu benim oğlum diyerek güle güle ağlayacaktı!

Şehit ailesine bu yakışırdı!

Önüme düşen bir gölge ile yavaş yavaş kayan bilincime tutunmaya çalıştım. Biri yere eğilerek omuzlarımı tuttuğunda birilerine bağırdığını zar zor idrak edebildim. Gözlerimi kapatarak tekrar açtığımda başımda dikilen komutanımı idrak ettim.

”Ko….Komutanım.. Hak..Hakkınızı helel e..edin…”

Komutanım başımda bir şeyler söylerken ne dediğini idrak edemesem bile gülmeye devam ettim. Biliyordum ki bana ”Bu toprağın, bu vatanın, bu bayrağın hakkı sana sonuna kadar helal aslanım benim.” demişti. Çevremden olanları takip ederek bayrağıma bir kez daha baktım. Bilincimin yavaş yavaş beni terk ettiğini hissederken son bir kez daha kendimi zorlayarak fısıldadım.

“Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü”

 

***

Ertesi gün tüm haber kanallarında verilen şehidin haberi yankılanırken sabahın erken saatlerinde köy halkı yeni uyanmış ve her gün yaptıkları gibi işlerinin başlarına dönmüşlerdi. Köyün girişinden bir konvoy girdiği anda konvoyu gören herkes işlerini bırakarak yüzlerine keder ve gururun hakim olduğu bir duygu ile takılıyordu konvoyun peşine. Konvoy köyün meydanındaki bir evin önünde durdu, kapı çalındı. Tüm köy halkı evin önüne doluşurken kapı açıldı ve başındaki yemeni ile gelenleri gören yaşlı kadının gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

”Başınız sağ olsun…” Sözler tek bir çıt bile çıkmayan köy meydanında yankılandı hemen ardından gözyaşlarını silen yaşlı kadın çenesini mağrur bir eda ile kaldırarak gururlu gözlerle önündeki askere baktı. Hemen ardından gözlerindeki parlayan yaşlara rağmen gülümseyen yaşlı adam eşinin omzuna kolunu koydu ve köyde dalgalanan al bayrağa bakarak bağırdı.

”Vatan sağ olsun!”

Al bayrak her evin önünde aldı yerini, bir şehidin şehadeti yükseldi arşa.

Yürekler yaşlı olsa da gözler gururla dolu,

Dedik ya işte! Vatan aşkı uğruna ölenler ölü değildir!

***

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal.

Fatmanur Dereköylü

Anlatamıyorsan için dışına çıkana kadar kus bütün duygularını yazılara. Mürekkebin ruhun, yazıların da ruhundan sızan umutlarının kırıntıları olsun.
Fatmanur Dereköylü

En Son 3 Yazısı Aşağıdadır . . . (Tüm Yazılarını Görüntüle)

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here