Satranç ve Hayat

0

Başlamak ya da bitirmek..

İkisi de 8 harf 3 hece…

Ne gariptir ya da şimdikilerin tabiriyle ne tesadüftür. Söylemesi kolay olduğu gibi, gönül ufkundan harmanlanması da o kadar kolay mıdır?

Kimileri vardır; kainatın eşsiz atmosferini ciğerlerinde duyar duymaz aynı nefesle gözlerini ebedi alemde açar. Mecazda bir an duraksayıp, hakikatin ikliminde gözlerini açmak gibi… Kimileri de vardır ki; baştaki iki kelamın arasına aşkı, sevdayı, mutluluğu, elemi, hırsı ve nefreti sığdırır ve ardında yaşananlardan yarım kalan hecelerle dolu mısralar, şiirler, besteler bırakır.

Bunun adı hayat…

Yaşarken hiç bitmeyecekmişçesine hırsla, inatla, ısrarla peşinden koştuğumuz bir satranç oyunu.

Satranç demişken, bir anlık hayallerimizde ve fikri dünyamızda tasavvur edelim. Her insan bir satranç taşıdır aslında; şah olarak ruhu üflenen, şah olarak yaratılan ve oyun tahtasına yerleştirilen..

Derken maharetli usta belirir oyun tahtasının yanı başında. Oyun dedik ya, oyun da bir sınavdı. Şah olarak doğan insan ebediyen şah kalamazdı, yoksa oyunun ehemmiyeti kalır mıydı?

Ustanın çekici ve zımparası karşısında kimi taşlar; çetin, zor, sert ve alabildiğine asidir. Kimi de en küçük darbede dahi yontulmaya, küçülmeye ve ismini kaybetmeye hazırdır. Sonunda maharetli ustanın darbeleri kimi taşları vezir, kimilerini fil, kimilerini kale, kimilerini de piyon haline getirmiştir.

Maharetli usta durmak bilmez, ta ki oyun bitene dek. Acziyet abidesi taşlar ise oyunun rengine o kadar dalmıştır ki çekiç ve zımpara darbeleri karşısında neye uğradıklarından bihaber olup, biçareliğin yolunda meftun olmuşlardır.

En başa dönelim ve tüm faniliğimizle hakikati sembolize eden şu güzel oyunu hayat boyutunda düşünelim;

                 ⇒Satranç tahtası, yaşadığımız dünya,

                ⇒Taşlar insanlar,

                ⇒Usta ise durmadan akan zaman değil mi?

                ⇒Ustanın elindeki çekiç ve zımpara; acı, hüzün, mutluluk, başarı, başarısızlık,                                  zenginlik, fakirlik..

                ⇒Taşların çekiç darbelerine verdiği etki-tepki ölçüsünde şekil alması da; saydığımız                       olumlu ya da olumsuz her durum karşısında benimsediğimiz hayat felsefesi, kişilik                       tercihi ya da tabir-i diğer ile doğru ya da yanlış olandan en doğrusunu, iki                                         yanlıştan ise daha az yanlış olanı seçebilme iradesi değil mi?

                ⇒Oyun tahtasının üzerindeki taşların şah iken şah kalacak, şah iken kale olacak ya                         da şah iken piyon olacak şekilde yontulması yaşadığımız ömür değil mi?

Tüm bunlar bir yana bu taşların tek olağanüstü özelliği, tek en büyük gücü; şah iken piyon olmasının yanında piyonluktan şahlığa giden yolu ve imkanı kendinde bulabilmesidir. Oyunun en büyük güzelliği de budur işte… Zamanın yani o maharetli ustanın size gösterdiği durumlarla, olaylarla, şoklarla yanlış tercihlerde bulunmanız neticesinde aşağılara da düşseniz, tekrar şah olabilmek sizin elinizdedir.

Bakın yaradan ne diyor kainat mucizesinde;Biz insanı en güzel bir biçimde, en güzel duygularla, ilâhî ahlâk ile ahlâklanacak güzellikte, hayat şartlarına katlanabilecek, dünyadaki sorumluluğunu üstlenebilecek mükemmeliyette imkân ve kabiliyetlerle yarattık. Tin/4

Ancak şunu unutmamak gerekir ki kalbinizden ve ruhunuzdan eksilen her güzellik sizi piyon olmaya doğru götürdüğü vakit, geri dönüşü kolay olmayacaktır. Yanlış tercihler öyle bir noktaya gelir ki, karanlığın içindeki siyah nokta misali farkına varmak imkansıza doğru yol alır.

Evet, satranç taşı misali insan şah olarak doğar. Yaşarken gördükleri ve tattıklarıyla vezir de olur, piyon da. Yediğimiz çekiç darbeleri bizi yalana, kötülüğe iterse eğer “dur” deyip şahlanmak ne güzel.

Her esen rüzgarda mum gibi sönüp, dal gibi kırılmak ne büyük hüsran..

Bir de oyunun sonu vardır ki derecesi ne olursa olsun; ister şah, ister vezir, ister piyon.. Hepsi de sırası geldiğinde oyunun tek sahibi tarafından nihayete erdirilecektir. Kimi bir gün, kimi bir asır…

Biz bu oyunun neresindeyiz diye sorduk mu kendimize?

Zaman, karşımıza çıkardıklarıyla ne denli bizi yanlışa sürükledi ya da irademizle ne denli direnebildik, iyi-kötü seçimindeki dengede iyi olabilmenin kötüyle savaşına…

Şah mıydık alabildiğine tertemiz,

Vezir mi ya da piyon muyduk,

Yoksa en acısı yalnız tahta üzerindeki bir toz muyduk…

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here