Reha Oğuz Türkkan

0
1920 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Halid Ziya Bey, annesi Saibe hanımdır. İyi bir eğitim gördü. St. Joseph, Galatasaray ve Kabataş liselerinde okuduktan sonra, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu.

12 Ekim 1920 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Halid Ziya Bey, annesi Saibe
hanımdır. İyi bir eğitim gördü. St. Joseph, Galatasaray ve Kabataş
liselerinde okuduktan sonra, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun
oldu. İstanbul Üniversitesi’nde master yaptı. Tarih ve Türkoloji dallarında
Sorbonne Üniversitesinde, Tecrübî psikoloji dalında ise Columbia Üniversitesinde ihtisas yaptı.
Uzmanlık dalları arasında psikoloji, futuroloji, hukuk, tarih, yazarlık ve
yayıncılık(şeref ve sürekli basın kartı sahibi) sosyo-etnografya yer
almaktadır. , 1947-1972 yılları arasında 25 yıl boyunca
ABD’de Columbia ve CCNY üniversitelerinde, 1975-1976 yıllarında İstanbul Üniversitesi’nde ve daha sonra da 1996 yılında Ahmet Yesevî Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı.

“Sorularla Programlı Öğrenim” metodunun üç kurucusundan biri olarak ve ABD’deki katkılarından dolayı “WHO’S WHO” ansiklopedisinde yer aldı. ABD hükümeti tarafından 4 eyaletin eğitim planlaması ve Sunrise Açık Üniversitesi’nin kuruluşunda Eğitim teknolojisi Danışmanı olarak görev aldı. 124 okul (4 tanesi hızlı okuma ve bilgisayar üzerine) açtı.

Türkiye’de Yay-kur Açık Öğretim Üniversitesi’ni kurdu. 1976 yılında NASA’ya danışman olarak Hindistan’daki uydulu eğitim çalışmalarını inceledi. Reha Oğuz Türkkan’ın, yerli ve yabancı basında binlerce makale, dizi ve araştırması yayınlandı. İstanbul Ticaret Odası Gazetesinde “Amerika ve
Türkiye’de İş Dünyası” konularında 2 yıl köşe yazarlığı yaptı.

ABD’de bulunduğu süre içinde, “Psikolojinin İş Dünyasında Başarıya Etkisi Ve Uygulanışı”, “İkna Psikolojisi Ve Satış Teknikleri” konularında iş dünyasına yönelik eğitimler verdi. Çeşitli şirket ve kuruluşlara danışmanlık ve yönetim kurulu başkanlığı yaptı.

Reha Oğuz Türkkan, Türkçülük alanında çeşitli sosyal faaliyetlerde bulundu. Bu konuda yazarlık ve yayıncılık yaptı. Gurbetçi çocuklar için ABD’de Atatürk Okulu adıyla bir okul açtı. 1997 yılında Orta Asya ve Kafkas Türkleriyle ilgili olarak “Türk Dünyası Parkı” ve “Türkler” adlarıyla ABD’de
ve Türkiye’de daimi resim sergileri açtı.

Reha Oğuz Türkkan, Türkiye’de “Çevrecilik Eğitimi Kampları“nın kurucusu oldu.

ABD’de Human Value Vakfı başkanlığı yaptıktan sonra, NEA (Eğitim Sendikası), IPA (Konferansçılar Derneği), Gazeteciler Derneği, Aydınlar Ocağı’nda üyelik ve Türk 2000 Vakfı’nda başkan olarak görev yaptı. Reha Oğuz Türkkan’ın İngilizce, Fransızca ve Türkçe olarak yayınlanmış 41 kitap, 9 film ve 6 tv senaryosu bulunmaktadır.

Türkçülüğe Giriş (İstanbul-1940), Milliyetçiliğe Doğru (İstanbul-1943), One America (New York-1954), Talking Turkey (New York-1955), Turkish Literature (New York-1956), Turkish National Character (New York-1971), Tabutluktan Gurbete (İstanbul-1975), Yenilenmiş Türk Destanları ve Hikayeler (1977), Biz Kimiz (İstanbul-1987), Türk Milliyetçiliğinin Kısa Tarihi (İstanbul-1992),
Yükselen Milliyetçilik, 21. Yüzyıl Milliyetçiliği (İstanbul-1995),Kızılderililer ve Türkler (İstanbul-1998) önemli eserleri içinde yer alır.Reha Oğuz Türkkan, Ece Zübeyde Hanım ile evlenmiş olup Aslıhan, Ceylan,Tuğrul ve Alptunga adlarında dört çocuğu vardır.

Ölümü: Türk basın ve düşünce dünyası büyük bir ismini yitirdi. Gazeteci, TGV üyesi, Sürekli Basın Kartı ve 1997 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü Sahibi Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan’ın hayatını kaybetti. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti(TGC) yapılan açıklamada, Türkkan’ın cenazesinin yarın öğle namazının ardından Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi (Altunizade) Camiinden alınarak Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verildi

 

IRKÇILIK TURANCILIK DAVASI:

Alman orduları her cephede yenilip, Rus orduları hızla ilerleyerek Almanların çekildiği yerleri işgal eder ve Sivastopol’ü tekrar ele geçirirlerken, Müttefik Devletler de Almanların sonunu getirecek olan Normandiya Çıkarması için hazırlıklarını tamamlıyorlardı. İşte bu sırada yani 3 Mayıs 1944 günü, Ankara’da duruşması yapılmakta olan bir özel hakaret davası nedeniyle adliye binasının çevresi büyük bir kalabalıkla dolmuştu. Çoğunluğunu gençlerin teşkil ettiği kalabalık, davalı Hüseyin Nihal Atsız‘a alkışlarla sevgi ve bağlılık gösterilerinde bulunuyor ve sık sık hep bir ağızdan “Kahrolsun Komünistler” diye bağırıyorlardı. İleride Irkçılık-Turancılık Davası ya da Türkçülük-Turancılık Davası olarak adlandırılacak süreci başlatan dava iki öğretmen arasında idi ve şöyle doğmuştu.

Özel Boğaziçi Lisesi öğretmenlerinden Nihal Atsız, Orhun adlı bir dergi çıkarmakta idi. Nihal Atsız bu dergiyi 5 Kasım 1933’te Edirne Lisesi’nde edebiyat öğretmeni iken çıkarmaya başlamış, 16 Haziran 1934’te dokuzuncu sayısı yayımlanan dergi, Türk Tarih Kurumu tarafından liselerde okutulmak için hazırlanan dört ciltlik eseri ağır biçimde eleştirmesi nedeniyle kapatılmış, Almanlarla Rusların kıyasıya savaştığı 1 Ekim 1943’te tekrar yayımlanmaya başlamıştı.

İşte bu derginin 1 Mart 1944 günlü on beşinci sayısında Nihal Atsız’ın “Başbakan Saraçoğlu Şükrü’ye Açık Mektup” başlıklı bir yazısı yayımlanmıştı. Bu yazıda; Şükrü Saraçoğlu’nun 5 Ağustos 1942 tarihli güvenoylamasında yaptığı konuşmada, “Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve en az o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir” dediği anımsatılmakta, fakat Türkçülüğün sadece sözde kaldığı ve günün olanakları oranında eylem haline gelmediği belirtilmekte, buna karşılık ülkenin düşmanı olan solcu düşüncelerin açık ya da örtülü propagandasının yapılıp geliştirildiği ileri sürülerek örnekler verilmekte idi.

Birkaç gün önce İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun Eminönü Halkevi’nde bir konferans verdiği, Baltacıoğlu’nun milliyetçilik lehinde konuşacağını haber alan solcular, komünistler yani vatan hainlerinin salonun sol yanını doldurdukları, konuşma sırasında aleyhte gösterilerde bulundukları, bunun üzerine Baltacıoğlu’nun “üniversite gençleri, dinlemek zorundasınız” diye bağırdığı, aleyhteki gösterilerin artması karşısında da “korktuğum için sanmayın, sadece sizi acıdığım için sustum” dediği söyleniyordu. Birkaç polisin içeriye girmesi üzerine “bize milliyetçilik dolması yutturacaktı” diyen solcuların salondan çıkıp gittikleri, fakat hiç bir resmi işlem yapılmadığı ve bu yüzden gece Tıp Öğrenci Yurdu’nda çıkan tartışma ve dövüşmenin de ancak araya giren yansızlar aracılığı ile bastırıldığı, aleyhte gösteri yapanların arasında Almanya’da öğrenimde iken komünistlik yapmasından ötürü geri alınan ve fakat «Mebus amcalar sayesinde Ankara Üniversitesi’ne doçent olarak giren bir komünistin iki kardeşinin» de bulunduğu anlatılıyor ve Türklüğü küçümseyen, Türklüğe hakaret anlamı taşıyan başka olaylar sıralanıyordu. Gördüğü müsamahadan ötürü, komünistliğin sinsi ya da açık olarak durmadan geliştiği, boy boy dergilerle komünistlik propagandası yapıldığı, bu propagandayı yapanlardan özellikle öğretmenlerin dikkati çektiği belirtilerek “Siz bunlara nasıl göz yumuyorsunuz, Türk Milleti’nin zehirlenmesine müsaade ediyorsunuz, solculara yüksek makamlar veriyorsunuz?” deniyordu.

Başbakan Saraçoğlu Şükrü’ye İkinci Açık Mektup”, 1 Nisan 1944 tarihli Orhun Dergisi’nde yayımlanmıştı. Bu yazıda Anayasa gereğince Komünizmin Türkiye’de yasak olduğu ve devletin milliyetçilik temeline dayandığı belirtiliyor, komünistlerin hiç bir zaman açıkça kendilerini belli etmedikleri ve “Halk Partisi’nin çok lastikli olan Altı Ok’undan halkçılığı alarak” kendilerini halkçı yurtseverler gibi ortaya attıkları, “faşistliğe hücum perdesi altında” milliyeti baltaladıkları, “en büyük düşmanları olan milliyetçilere” de ırkçılık açısından saldırdıkları, böylece milliyetçiliğin temeli olan ırkçılığı yıkmak istedikleri anlatılıyordu. Bunun için komünistlerin her yere sokuldukları ileri sürülerek bu kez eğitim alanındaki komünistlerden söz edileceği açıklanıyordu.

İlk örnek olarak Sabahattin Ali ele alınıyor ve şöyle deniyordu:

Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Dil Kurumu üyelerinden ve Ankara’daki Devlet Konservatuvarı öğretmenlerinden bir Sabahattin Ali vardır. Onu tanıyan herkesin komünistliğini bildiği Sabahattin Ali, 1931 yıllarında Konya’da 14 ay hapse mahkum edilmişti. Sebebi de başta o zamanki Cumhurbaşkanı Atatürk olduğu halde bütün devlet adamları ve devlet düzenini alaya alan bildirge niteliğinde bir manzume yazmasıydı. Bu manzumenin iki mısraında vatan haini şöyle diyor: İsmet girmedi mi daha kodese, Kel Ali’nin boynu vurulmuş mudur? Ve bu saçmaları yazarı Sabahattin Ali, Eğitim Bakanı Hasan Ali’nin kişisel yakınlık duygusu sayesinde, batırmak istediği Türk milletinin parasıyla rahatça yaşamaktadır.

Sonra eğitim kuruluşlarındaki öteki solcular ele alınıyor ve bu arada Pertev Naili Boratav, Sadrettin Celâl, Ahmet Cevat Emre isimleri üzerinde duruluyordu:

Bu saydıklarım, komünist oldukları müspet olaylar ve belgelerle bilinen kimselerdir. Bunların yanında daha birçokları sayılabilir. Şimdiye kadar her nasılsa gafillikle bunları görevde tutmaktan doğan utancı silebilmek için, bizzat Eğitim Bakanının da o makamdan çekilmesi çok vatanseverce bir davranış olurdu.

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here