Psikolojinin Temel Süreçleri

0

PSİKOLOJİNİN TEMEL SÜREÇLERİ

A.BİYOLOJİK TEMELLER

1.Davranışta Biyolojik Yapının Rolü

Canlılar beden ve psikolojik özelliklerden oluşur. Yüzyıllar boyunca psikolojik özelliklerle bedenin nasıl bir ilişki içinde olduğu da düşünülmüştü. Felsefe için de buna “beden/zihin” sorunu denmişti. Bu ilişkiyi açıklamak üzere ortaya farklı görüş ve kuramlar atıldı. Daha sonra: tıp doktorları biyolog ve fizyologlar bu farklı görüşlerin hangisinin geçerli olduğunu belirlemek için bilimsel çalışma yaptı.

Beden/zihin sorunu üzerinde çalışan düşünürler ve bilim kişileri, Şu görüşleri öne sürmüşlerdir;

a) Tekçi Görüş: Bu görüşe göre beden ve zihinden sadece biri vardır.

⇒ Sadece bedenin var olduğunu savunan görüşe Maddecilik denir.

⇒ Sadece zihnin var olduğunu savunan görüşe Panpsişizm denir.

b) İkinci Görüş: Bu görüşe göre beden ve zihin ikisi de vardır. İkinci görüşe sahip olup beden ve zihnin birbirinden bağımsız olduğu düşünülebilir. Bu görüşe Pisikofizik-Paralelcilik denir.

İkinci görüşe göre sahip olup beden ve zihnin birbirleriyle etkileştiği düşünülebilir. Bu görüşe Psikofizik Etkileşimselcilik denir. Çağdaş psikoloji bu görüşü desteklemekte, zihnin bedeni, bedenin de zihni etkilediği kabul edilmektedir.

 

I.Psikolojinin Tanımında Biliş/ Beyin

Çağdaş piskoloji de, psikolojik süreçlerin, biliş ve duyguların bir bedende oluştuğu bilinmektedir. Bedenle zihnin ilişki içinde olduğu ve birbirini etkilediği de bilinmektedir.

Örneğin; heyecanlandığım zaman kas gücümüz artar ve normal zamanda yapamadığınız hareketleri yapabiliriz, normalde kaldıramadığımız bir ağırlığı kaldırabiliriz. Çünkü o sırada sinir sisteminin sempatik bölümü harekete geçmiştir ve kan daha fazla, kasları ve beyine yönlendirilmiştir.

II.Psikolojik Süreçlerle İlgili Beyin Yapıları

Bedenimizde psikolojik süreçlerle yakından ilişkili olan sistem, sinir sistemidir. Sinir sistemi omurganın içindeki omurilik ve kafatasının içindeki beyinden oluşur. Bu iki yapı, merkezi sinir sistemini oluşturur. Buradan çıkan sinirler ve bu sinirlerin ulaştığı kas ve salgı bezleri, çevresel sinir sisteminin tepkilerle ilgili bölümünü oluşturur. Çevresel sinir sisteminde duyu organları ve onlardan çıkarak merkezi sinir sistemine ulaşan sinirler, çevresel sinir sisteminin etkisi altında işlev görür. Örneğin; yemek yediğimizde mide-bağırsak sistemimizde bir dizi kasılma hareketinin (peristalsis) başlaması, enerji harcadığımız da kana insülin salgılanması sinir sisteminin etkisi altında gerçekleşir.

 

2.Davranışta Genetiğin Rolü

Canlılar dünyaya bir genetik yapıya sahip olarak gelirler. Bu genetik yapı canlının kalıtımsal özelliklerini oluşturur. Psikoloji bilimi’nde kalıtım yoluyla edinilen özelliklere “doğuştan donanım” denir. Ancak bu doğuştan kelimesi, canlının kalıtımsal özelliklerin tümüne, doğduğunda sahip olduğu anlamına gelmez. Örneğin; bebeğin yürümeye başlaması, kuşun yuva yapması gibi davranışlar belirli bir gelişim döneminde ortaya çıkar.


 B.YAŞAM BOYU GELİŞİM

1.Doğuştan Donanım ve Edinilmiş Donanım

Davranışların doğuştan mı yoksa sonradan mı kazanıldığı konusunda birbirinden farklı görüşler öne sürülmüştür. Kimine göre davranışların doğuştan yani kalıtım altında, kimine göreyse davranışlar, çevrenin etkisi altında şekillenir. Yapılan bilimsel çalışmalar ise davranışların hem kalıtımsal, hem çevresel özelliklere bağlı olarak şekillendiğini ortaya koymuştur. Örneğin; kuşun yuva yapması, timsahın avını yerken gözyaşı dökmesi gibi içgüdüsel davranışlar doğuştan; yürüme, koşma, şiir ezberleme, resim yapma gibi davranışlar sonradan kazanılmıştır.

 

2.Yeni Doğan

Yeni doğan terimi, bebeğin doğumundan sonraki ilk dört haftayı kapsar. Yeni doğanın bilişsel (zihinsel) özellikleri şunlardır;

Duyular: İnsan, yavrusu doğduğunda tüm duyusal süreçleri etkilidir. Örneğin; çevreye bakar ve çevreyi izler. Renkleri birbirinden ayırt edebilir. Yine kadın sesini erkek sesinden, annesinin sesini diğer seslerden ayırabilir.

Öğrenme ve Bellek: Yapılan deneyler bebeklerin öğrenebildiklerini ve hatırlayabildikleri göstermiştir. Örneğin; bir ses duyduğunda başını sesin geldiği tarafa çevirebilir.

Mizaç ve Kişilik: Yeni doğanlarda hareket miktarı, uyarıcılara duyarlık ve çevreye tepki verme bakımından bireysel farklar vardır. Bu bireysel farklar daha sonra ortaya çıkacak mizaç ve kişilik özelliklerinin temelini oluşturur.

 

3.Bebeklik ve çocukluk

Yeni doğan döneminİ bebeklik ve çocukluk dönemi izler. Bu dönemde meydana gelen gelişmeler şunlardır;

Fiziksel Gelişim: Yaşamın ilk yılında boy uzunluğu ve ağırlık düzenli bir şekilde artar. Bebeklik ve çocukluk dönemleri boyunca vücut oranları da değişir. Örneğin; kafa, bedenin 1/4’ü kadardır, yetişkinlikte bu oran 1/8’dir.

Sinir Sisteminin Gelişimi: Bebekte, doğduğunda sinir sisteminin bütün bölümlerinin sinir hücrelerinin tümü vardır. Daha sonra sinir hücreleri işlevsel olarak zenginleşerek gelişir. Bu gelişim sonucunda sinir hücreleri ve beyin yapıları birbirine bağlanır. Böylece beyin çalışan bir organ haline gelir.

Dil ve Konuşmanın Gelişimi: Dil ve konuşmanın gelişimi düzenli bir sıra izler. Bebek önce: tanımlanmayan sesler çıkarır, ikinci aydan itibaren sırayla algılama, belirli sesleri çıkarma, aynı sesleri çıkarma, aynı sesleri bir araya getirme gerçekleşir. Dört ile altı ay arasında bebek, konuşma seslerini vurgulamaya başlar. Bir yaş civarında tek kelimeyle cümle kurmaya başlar.

Duyusal ve Sosyal Gelişim: Bebek, 0-2 ay arasında önce çevresindeki kişilerle göz teması kurar, cevap olarak gülümser. İki ile beş ay arasında erişkinlerle sosyal etkileşime girer, onlarla oyun oynar. Beş ile dokuz ay arasında duygusal gelişim hızlanır. Bebek, istek ve duygularını başka kişilerle paylaşmaya başlar. Bu dönemde annesini ötekilerden ayırt etmeye başlar. Dokuz ile on iki ay arasında bebekte taklit etme davranışı görülür, kendine özgü davranış örüntüleri geliştirir.

Bilişsel Gelişim: Doğumu izleyen aynı yıllarda meydana gelen bilişsel gelişimi J. Piaget, bilişsel gelişim kuramında şöyle açıklamıştır;

Duyusal-Motor Dönem (Doğum İle İki Yaş Arası) Özellikleri;

 ➡ Bebek çevreyi duyu organları ile öğrenerek nesnelere uzanmayı, onları tutmayı öğrenir.

 ➡ Çevreyi etkilediğini fark eder, kendinin bağımsız bir varlık olduğunun farkına varır.

 ➡ Nesne devamlılığı ilkesini kavrar.

İşlem öncesi dönem (2-7 yaş arası) özellikleri;

 ➡ Dil ve konuşma gelişir.

 ➡ Nesneleri imge ve kelimelerle simgeler.

 ➡ Ben merkezcidir, yani başkalarının görüş acısını kavrayamaz.

 ➡ Nesneleri tek bir özelliğe göre gruplar.

 ➡ Oyunda işbirliği ve rekabet yoktur.

 ➡ Ahlaki gelişim gözlenir.

 ➡ Ahlak kurallarına uymaya başlar.

Somut işlemler dönemi (7-11 yaş arası) özellikleri;

 ➡ Somut nesneler üzerinde mantıksal düşünme başlar.

 ➡ Miktar, hacim ve kütle konumu ilkesini kavrar.

 ➡ Nesneleri sınıflamaya başlar.

 ➡ Ben merkezli düşünmenin yerine işlevsel düşünce alır.

 ➡ Ahlaki davranış kuralları gelişir.

Soyut işlemler dönemi (12 yaş ve ilerisi) özellikleri;

 ➡ Bu bilişsel gelişim dönemi ergenlikle başlar.

 

4.Ergenlik

Ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir. Bu dönem 12-20 yaşlar arasını kapsar.

Fiziksel Gelişim: Kızlarda 10-12 yaş erkeklerde 12 yaşlarda başlayıp 14 yaşında hızlı fiziksel gelişim boy ve ağırlık artışını içerir. Önce kol ve bacaklar uzar, gövde daha sonra büyür.

Cinsel Gelişim: Bu gelişimin kritik terimi “buluğ” dur. Buluğ, Çocuğun cinsel üretkenlik ve biyolojik olgunluğa eriştiği 3-4 yıllık döneme verilen addır. Bu dönem hızlı fiziksel gelişim de başlar, üreme organlarının gelişmesi ile sürer.

Bilişsel Gelişim: Ergenler soyut işlemler dönemindedir. Bu dönemde birey soyut düşünme, nedenselliği fark etme ve kavramları tanımlayabilme yeteneklerine kavuşur ve bunları geliştirir. Düşünce soyut, sistemli ve mantıklı olmaya başlar. Simge kullanımı çok gelişmiştir ve mantık kurallarını içerir.

Soyut işlemler dönemin başında Piaget’in dördüncü ve son ahlaki gelişim dönemi başlar. Bu dönemde çocuk, ilk kez karşılaştığı durumlar için kurallar üretebilir. Ahlaki, düşünme bu dönemde ideolojik bir tarz kazanır.

Ergenlikte kimlik bunalımını Çözme yolları şunlardır:

1.Başarılı Kimlik Statüsü: Bu ergenler kimlik bunalımını çözmüş, kendini sorguladığı ve tanımladığı dönemi başarıyla bitirmiştir. İdeolojik tercihlerini yapmış, mesleğini belirlemiş, ailesinin politik ve dinsel tercihlerini incelemiş, kendi kimliği ile uyuşmayanları elemiştir. Bu ergenler kararlarından memnun ve mutludurlar.

2.Erken Bağlanmış Kimlik Statüsü: Bu ergenlerde mesleki ve ideolojik kararlarını vermiştir. Ancak bunu kimlik bunalımından geçmeden yapmışlar, ailelerinin seçimlerini veya başkalarının onlar için belirledikleri seçimleri kabullenmişlerdir.

3.Kararsız Kimlik Statüsü: Bu ergenler kimlik bunalımının ortasındadır. Cevap aramakta, ancak ailesinin ve toplumun seçimleriyle kendininkiler arasındaki çatışmayı çözememektedirler. Değişik kimlikler arasında bocalamaktadırlar. Bir bakarsınız duyarlı, etik, açık görüşlü; bir bakarsınız kaygılı ve kararsızdırlar. Bu durum bilimde “moratorium” olarak adlandırılmaktadır.

4.Kimlik Kargaşası: Bu ergenlerin bir kısmı kimlik bunalım yaşamış, bazıları yaşamamıştır. Ancak iki durumda da kendilerini bütünleşik bir birey olarak algılayamamaktadırlar. Birbiriyle çelişen kararlar verirler, bunların herhangi birini eyleme geçiremezler. Örneğin; politika veya dinin kendilerini ilgilendirmediğini söylerler. Bazıları bu konularda çok yüzeysel olduğu için bunu söyler, bazıları ise karşı olmak için karşıdır.

 

5.Yetişkinlik

Yetişkinlik dönemi erken yetişkinlik ve geç yetişkinlik olarak ikiye ayrılır. Erken yetişkinlik 20-34 yaşları arasında, genç yetişkinlik ise 35-54 yaşları arasındadır.

Erken yetişkinlik döneminin özellikleri;

 ➡ Karşı cinsten biriyle evlenip çocuk sahibi olmak ister.

 ➡ Başarılı bir iş yaşamına sahip olmak ister.

 ➡ Bu dönemde birey kimlik bunalımını aşmıştır.

 ➡ Birey adalet, saygınlık ve eşitlik üzerine kurulu kendi ahlak ilkesini oluşturarak bu ilke doğrultusunda davranır.

Genç yetişkinlik döneminin özellikleri;

Ü ➡ retkenlik en üst düzeye çıkmıştır.

 ➡ Bireyler iş hayatında en üst noktaya gelmiştir.

 ➡ Birey gelecek nesilleri düşünerek onlarla ilgilenir.

 ➡ Toplum için katkıda bulunup, toplumsal problemleri çözüm ararlar.

 

6.Yaşlılık

Bu dönem 65 ve üstü olan yaşamın son dönemini kapsar. Bu dönemin özellikleri şunlardır;

 ➡ Refleks ve duyu organları zayıflar, kas gücü azalır.

 ➡ Sinir sisteminde olumsuz değişiklikler meydana gelir.

 ➡ Dikkatte seçicilik azalır.

 ➡ Çalışma belleği zayıflar.

 ➡ Sözel olmayan zeka etkilenir.

 ➡ Anımsama ve hatırlama zayıflar.

 ➡ Başkalarına bağlanma duygusu artar.

 

KOHLBERG’IN AHLAKSAL GELİŞİM DÖNEMLERİ;

I. Geleneksel ahlak öncesi dönem: Bu dönemin özellikleri ceza yönelimi ve ödül yönelimli’dir.

II. Geleneksel ahlak dönemi: Bu dönemin özellikleri yasa ve düzen yönelimi, otorite ve görev yönelimli’dir.

III. Geleneksel ahlak sonrası dönem: Bu dönemin özellikleri sosyal kontrat yönelimi ve etik ilkeler yönelimi’dir.


C.DUYUM

İnsan: biyo-psiko-sosyal bir varlıktır. Canlılarda uyarıcı türlerine özel olan, belirli enerji türlerinin fark etmek için uzmanlaşmış organlar vardır. Bunlara duyu organları denir.

Duyumla ilgili terimler şunlardır;

Duyu Organı: Belirli uyarıcı türüne duyarlı olan, o uyarıcıya ilişkin fiziksel enerjiyi çözümleyen bedenin bölümleridir. Örneğin; kulak, göz, burun, dil, dokunma vb.

Alıcılar: Duyu organlarını da belirli uyarıcı türüne duyarlı olan birimlerdir. Örneğin; gözde çubukcuk ve koniler.

Duyusal Sistem: Duyu organları ile başlayan ve beyin kabuğuna kadar uzanan yapı ve sinir liflerinden oluşan bütünlüktür. Örneğin; görsel, işitsel sistem.

Duyumsama: Duyum deneyimi sağlayan işlemler bütünüdür. Duyusal sistemin alt bölgelerinde uyarıcı özellikleri elektro fizyolojik ve biyokimyasal faaliyetler olarak şifrelenmiştir. Beyin kabuğu’ndaki birincil duyusal alanlar bu kodları deşifre eder. Ortaya çıkan olaya “ duyusal iz” denir. İkincil duyusal alanda nesnenin özellikleri hakkında bilgi oluşur.

Duyumun özellikleri;

Duyum: Duyu organlarının uyarılma sonucu ortaya çıkan deneyimdir. Örneğin; ses bir uyarıcıdır. Kulak tarafından alınan sesin beyne ulaştırılması duyumdur.

Bir organizmada duyumun gerçekleşebilmesi için gerekli koşullar;

 ➡ İç ve dış bir uyarıcı olmalıdır.

 ➡ Duyu organları sağlam olmalıdır.

 ➡ Elverişli bir ortam olmalıdır.

 ➡ Uyarıcı duyum eşikleri arasında olmalıdır.

 ➡ Sinir sistemleri sağlıklı olmalıdır.

 

Duyum Eşiği: Organizmanın bir uyarıcıyı fark ettiği noktadır.

Alt Duyum Eşiği: Bir uyarıcının duyu organları tarafından fark edildiği en alt sınırıdır.

Üst Duyum Eşiği: Bir uyarıcının duyu organları tarafından fark edildiği en üst sınırıdır. Örneğin; insan kulağının bir sesi duyabilmesi için saniyede 20 titreşim gereklidir. İşitme için hız sınırı ise 20.000 titreşimdir. Burada 20 titreşim alt duyum eşiği, 20.000 ise üst duyum eşiğidir.

Farklılaşma Eşiği: Duyu organlarının, uyarıcıların şiddetinde meydana gelen değişmeleri fark edebildikleri eşittir. Örneğin; iki kırmızı ışığın birbirinden ayırt edilebilmesi için, dalga boylarında belli bir miktar fark olması gerekir.

Yetersiz ve Aşırı Uyarılma: Organizmanın normal davranışta bulunmasını yetmeyecek kadar az uyarıcı almasına yetersiz uyarılma, normal davranışta bulunması için gerekenden çok uyarıcı olmasına aşırı uyarılma denir. Örneğin; uzun süre uyarıcılardan yoksun kalma yetersiz uyarılma, fazla ses, ışık, koku aşırı uyarılma’dır.

 

 

UYARI:

Uzun süre yetersiz ve aşırı uyarılma sonucunda organizmada gerginlik artar, algılamalar da azalma olduğunu ve çevreye uyum problemleri ortaya çıkar.

 

 

Dengelenme (Homeostasis): Yetersiz ve aşırı uyarılma sonucunda organizmanın denge durumu bozulur. Bozulan bu uyumun yeniden sağlanması çabasına dengelenme (homeostasis) denir. Örneğin; daha fazla ışıkta göz bebeklerinin küçülmesi, vücudun soğuk da titremesi, fazla şekerin karaciğer tarafından depolanması birer dengelenme faaliyetleridir.

Alışma-Duyarsızlaşma: Alışma; uzun süre karanlık, koku, gürültü gibi aynı uyarıcı ile karşı karşıya kalan organizmada uyarıcının ilk etkisini, şiddetini yitirmesi durumudur.

Başka bir ifadeyle alışma, organizmanın uzun süre etkisinde kaldığı uyarıcı’ya az tepki ya da tepki vermemesi durumudur.

Örneğin; Bir fabrika’ya ilk kez girdiğimizde makinelerin gürültüsünden rahatsız oluruz ama bir süre sonra bu duruma alışırız.

Duyarsızlaşma ise bireyin aşırı üzüntü, acı, sevinç gibi iç uyarıcılar da tekrar tekrar karşılaşması sonucunda önceleri gösterdiği duygusal davranışın zamanla zayıflaması durumudur. Örneğin; ilk ameliyatında heyecanlanan bir cerrahın zamanla ameliyatlarda heyecanlanmaması gibi.

 

UYARI:

Alışma fizyolojik bir durum, duyarsızlaşma psikolojik bir durumdur.

 

Refleks: Organizmanın uyarıcılara karşı göstermiş olduğu ani bir irade dışı davranışlara refleks denir. Refleksler doğuştan gelen basit tepkilerdir. Örneğin; ani bir patlamayla irkilmek, gözümüze bir cisim yaklaştırıldığında gözümüzü kapatmak gibi.

Duyusal Bellek: Duyusal izler belleğe aktarılır. Duyusal bellek, duyusal alanda oluşur ve kalım süresi 100 milisaniye ile iki saniye arasındadır. Bu süre sonunda duyusal iz yok olur ya da bir duyusal iz bir öncekini silerek onun yerine geçer.

Organizma: Organizma, canlıların biyolojik yapısını ve bu yapı içindeki süreçleri ifade eder. Psikolojide insan ve hayvana organizma denir.

Çevre: Çevre, insan davranışlarına etkileyen ve kalıtımsal olmayan süreçleri kapsar. Çevre; doğum öncesi ve doğum sonrası çevre olmak üzere ikiye ayrılır;

1.Doğum öncesi çevre: Bireyin anne karnında geçirdiği dokuz aylık süreci kapsar.

2.Doğum sonrası çevre: Bireyin, doğumundan ölümüne kadar yaşamını sürdürdüğü fiziki ve sosyal çevredir.

Uyarıcı ve Uyarım: İç ve dış çevreden gelerek organizmayı etkileyen herhangi bir güce uyaran ya da uyarıcı denir. Örneğin; ses, ışık, koku bir uyarıcıdır organizmanın uyarıcıya verdiği etkiye tepki denir. Örneğin; fazla ışıkta göz bebeklerinin küçülmesi bir tepkidir. İç ve dış çevreden gelen uyarıcıların organizmaya etkilemesine uyarım denir.

 

NOT:

uyarıcılar farklı tepkilere yol açılabileceğini gibi farklı uyarıcılar da aynı tepkiye yol açabilir.


D.ALGI

Organizmanın çevresindeki nesneleri ve olayları duyu organları yoluyla almasına duyum; duyumlar sonucunda elde edilen uyarıcıların tanınmasına ve anlamlandırılmasına algı denir.

Algılama, nesnenin ne olduğunu karara bağlar. Algılama, duyusal izin “ psikoloji kitabı” mı “arkadaşım” mı olduğunu karara bağlar.

Örneğin; görmek duyumken, gördüğümüz nesnenin “psikolojik kitabı“ olduğunu anlamanız algıdır.

 

Duyum ile algı arasındaki farklar;

 ➡ Duyum doğuştan, algı sonradan öğrenmeler sonucunda oluşur.

 ➡ Duyum basit, algı karmaşık (kompleks) bir süreçtir.

 ➡ Duyum zaman süreci içinde pek değişmezken algı zaman içinde gelişir, değişir.

 ➡ Duyum fizyolojik, algı psikolojik bir süreçtir.

 ➡ Duyum nesnel, algı özneldir.

 ➡ Her duyum algıya dönüşmeyebilir.

 

Algının İlkeleri;

1.Algıda Seçicilik

Duyu organlarımızı yani dikkatimizi belirli bir nesne veya olaya çevrilerek onunla ilgili olup bitenleri algılamaktır. Bu seçimi belirleyen unsur dikkattir.

Dikkati belirleyen etmenler;

-İç etmen;

Zihinsel tutum, inançlar, geçmiş yaşantılar, ilgi ve ihtiyaçlar, beklentiler, merak, kişilik özellikleri, güdü (duygu), istekler, ön yargılar, kültür

-Dış etmen;

Hareketlilik, tekrar, zıtlık (karşıtlık-kontrast), şiddetli büyüklük, ani değişiklikler, zemin-şekil, gariplik ve yenilik, tuhaflık

 

ÖRNEKLER;

 ➡ Kedileri seven birinin sokaktaki kedileri hemen fark etmesi (iç etmen)

 ➡ Bir sanatkârın girdiği ortamdaki tabloyu hemen fark etmesi (iç etmen)

 ➡ Futbol meraklısı bir bireyin Tv’de öncelikle spor haberlerini izlemesi ve diğer haberlerle ilgilenmemesi (iç etmen)

 ➡ Sabit bir sesle çalışan makinelerden daha çok farklı ses tonları çıkaran makineler daha çok dikkat çeker. (dış etmen)

 ➡ Bir toplantıda spor kıyafet giyen birinin, takım elbise giyenlere göre hemen fark edilmesi (dış etmen)

 

2.Algıda Hazırlık (Zihni Tutum Hazırlayıcı Kurulum)

Henüz bir uyarım yokken bile zihnen uyarıcıya hazır olması ya da bir beklenti içerisinde olması durumudur.

 

ÖRNEKLER;

 ➡ Arkadaşını bekleyen bir gencin uzaktan gördüğü bir yabancıyı arkadaşı sanması.

 ➡ Acıkan öğrencilerin teneffüs zilini beklemesi.

 ➡ Koşacak atletlerin tabanca sesini beklemesi.

 

3.Algıda Değişmezlik

Nesneleri içinde bulundukları değişik koşullara rağmen hep aynı görme olayına denir.

 

 

NOT:

Değişmezlik ilkesinin işleyebilmesi için nesneleri önceden algılamış olmak şarttır.

 

 

Algıda değişmezlik üçe ayrılır;

a) Büyüklük Değişmezliği: Nesneler bizden uzaklaştıkça gözümüze düşen imgesi küçülür. Fakat biz, nesneleri küçük olarak değil hep aynı şekilde algılarız.

ÖRNEKLER;

 ➡ Uçak yükseldikçe evler küçük görünmeye başlar. Hatta çok yüksekte, evler kibrit kutusu kadar görünür. Fakat biz evlere kibrit kutusu kadar değil normal haliyle algılarız.

 ➡ Uzaktan bize doğru Yaklaşan arkadaşımız küçük olarak görülse dahi biz onu gerçek boyutuyla algılarız.

b)Renk ve Parlak (Açıklık-Renk) Değişmezliği: Nesneler içinde bulunduğu mekân’ın aydınlatılmasına bağlı olarak farklı renkte görünür. Ama biz tanıdığımız nesneleri normal rengi ile algılarız.

ÖRNEKLER;

 ➡ Sahibi olduğumuz yeşil araba akşam karanlığında siyaha yakın bir renkte görünür. Ama biz o arabayı hep yeşil olarak algılarız.

 ➡ Portakalı farklı ışıkları altında farklı renklerde görsek dahi yine de turuncu olarak algılarız.

c)Biçim (Şekil) Değişmezliği: Nesnelerin değişik durumlarda farklı şekillerin de görünmelerine rağmen onları bildiğimiz şekilde algılama eğilimidir.

ÖRNEKLER;

 ➡ Yuvarlak bir tabağa üstten baktığımızda elips şeklinde görülür ama biz yine de yuvarlak olarak algılarız.

 ➡ Kare biçimindeki bir pencereden sağa doğru yürüdüğümüzde pencere yamuk gibi görünür. Ama biz onu yinede kare olarak algılarız.

 

4.Algıda Organizasyon (Örgütlenme)

Uyarıcıların zihinde bir biçime sokularak anlamlı bütünler halinde gruplandırılmalısı olayına denir.

ÖRNEĞİN;

 ➡ Bir avuç dolusu bilye gelişigüzel yere atıldığında algılanırken birbirine yakınlıklarına göre grup halinDe kavranır.


Algıda örgütlenme;

Algıda bütünlük

Şekil-zaman algısı (nesne-fon ilişkisi)

Algıda gruplama biçiminde ortaya çıkar.

 

a.Algıda Bütünlük: Bir varlığın tek tek somut ya da soyut özellikleriyle değil bir biçime sokularak bir bütün şekilde algılanması olayıdır.

ÖRNEKLER;

 ➡ Bir melodi, onu oluşturan tek tek notorlardan farklıdır. Notalar yalnız başına bir anlamı ifade etmezler. Notalar bir araya getirilip bir bütünlük içerisinde ifade edilirlerse bir anlam taşırlar.

 ➡ Bir binaya bakılırken önce pencerelerine sonra balkonlarına sonra duvarlarına bakmayız. İlk önce bir bütün olarak algılarız. Daha sonra gerekirse parçaları dikkat ederiz.

 ➡ Bir insanın ses tonuna bakarak üzüldüğünü ya da sevindiğini söyleyemeyiz. Ancak ses tonu, jest ve mimikleri bir bütünlük oluşturursa üzüldüğünü ya da sevindiğini söyleyebiliriz.

 ➡ Bir insanı algılarken; kaş, göz, burun, kulak, saç… gibi parçalarına değil bir bütün olarak algılarız. Daha sonra parçalarına dikkat ederiz.

 

 

NOT:

Gördüğümüzde hemen tanıdığınız bir arkadaşımızın göz rengini bilmeyebiliriz.

NOT:

Bütünü algılamak, parçaları algılamaktan daha kolaydır.

 

 

b.Şekil-Zemin Algısı (Nesne-Fon İlişkisi): En basit algılarımız daha belirli bir zemin üzerindeki şekillerden oluşur. Bu algı, şekil ve zeminin birbirinden ayrılmasıyla ilgilidir. Nesneler ortamla birlikte, fakat ortamdan ayrı olarak algılanır. Algılanan nesne şekil, üzerinde veya içinde bulunan ortam ise zemindir.

Örneğin; şu anda okuduğumuz yazılar şekil sayfa ise zemindir.

 

c.Algıda Gruplama: Uyarıcıların zihinde bir biçime sokularak anlamlı bütünler halinde gruplandırılması olayına denir.

 

Algıda gruplamayı etkileyen dört etmen vardır;

1.Benzerlik: Benzer nesneler bir bütün olarak algılanır.

 

NOT:

Benzerlik ilkesi’nde verilen örneklerde ki sembollerin farklı olması şarttır.

 

2.Yakınlık: Birbirine yakın olan nesneler bir bütün olarak algılanır.

 

NOT:

Yakınlık ilkesi’nde semboller arasındaki mesafe etkilidir.

 

ÖRNEĞİN;

P     R     O     S     O     D     Ü     R

Hecelenerek okunur

PROSODÜR

Hecelenmeden okunur

 

3.Devamlılık (Süreklilik): Süreklilik gösteren şekiller bir bütün olarak algılanır

4.Tamamlama: Önceden algılanmış nesneler sonradan eksik görülseler dahi, eski tam şekliyle algılanır.

 

 

NOT:

Tamamlanmanın olabilmesi için nesneleri önceden algılamış olmak şarttır.

 

 

5.Derinlik Algısı: Nesneleri üç boyutlu olarak algılanmasıdır.

 ➡ Küçük objeler uzakta, büyük objeler yakında algılanır.

 ➡ Görüntüsü tam olarak görülmeyen nesneler daha uzakta algılanır.

 ➡ Yüksekte bulunan nesneler daha uzak değilmiş gibi algılanır.

6.Zaman Algısı: İnsanlar zamana bağlı olarak yaşarlar, ama aynı zaman birbirinden farklı olarak algılanır. Yani zaman algısı subjektiftir. (Özneldir-görelidir).

Örneğin; aynı süre sınavdaki öğrenci için kısa, sınavdaki öğrencisini bekleyen anne için uzun olarak algılanabilir.

Olaylar belli zaman dilimlerinde örgütlenir. Nesne ve olaylardaki süreklilik, değişiklik zaman algısını kuvvetlendirir. Bunun için uzayda meydana gelen her olay veya durum “zaman”la belirlenir. Birçok fizyolojik süreçlerin de zamanla bağlantılı olduğu yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Örneğin; sabah uyuyan insan, acıktığını hisseder ve yemek yeme vaktinin geldiğini anlar.

 

7.Algıda Yanılmaları (Algı Yanılsamaları): Algı özelliklerinden ve kişisel bazı özelliklerden dolayı uyarıcılar olduğundan farklı olarak veya olmayan bir uyarıcı varmış gibi algılanabilir. İşte bu yanılmaları algı yanılmaları denir. Algı yanılmaları genelde ikiye ayrılır;

I.İlizyon (Yanılsama)

II.Halüsinasyon (Sanrı)

 

I.İlizyon (Yanılsama): Bir nesneyi gerçekte olduğundan farklı şekilde algılamaya denir.

İkiye ayrılır;

Fiziksel ilizyon
Psikolojik ilizyon

1.Fiziksel ilizyon (fiziki algı yanılsaması):

 ➡ Fizik konularının yol açtığı algı yanılsamasıdır.
 ➡ Herkeste aynı yanılgıya yol açar.
 ➡ Duyu organlarından kaynaklanır.
Nesneldir.

ÖRNEKLER;

 ➡ Yanıp sönen ışıkları hareket ediyormuş gibi algılama

 ➡ Gökyüzünde uçağı küçük görme

 ➡ Hareket eden bir bulutun yer yüzü ile birleşik olarak algılanması

 ➡ Ufukta gökyüzünün yer yüzü ile birleşik olarak algılanması

 ➡ Demir yolu raylarının uzakta birleşmiş bir çizgi olarak görülmesi

2.Psikolojik ilizyon (psikolojik algı yanılsaması):

➡ Bireyin içinde bulunduğu psikolojik koşulların yol açtığı algı yanılmaları’dır.
➡ Ruhsal durumdan, ihtiyaçlardan ve beklentilerden kaynaklanır.
➡ Özneldir.

ÖRNEKLER;

 ➡ Karanlıkta bir kemeri yılan olarak algılama

 ➡ Aç bir insanın yerdeki bir nesneyi yemek olarak algılaması

 

II. Halüsinasyon (Sanrı): Gerçek algı aldanması olmayıp, tamamen zihnin icadı olan yanılma vardır. Hiç var olmayan bir şeyin algılanmasıdır. Kısacası ortamda hiçbir uyarıcı (nesnel gerçeklik) olmadığı halde, bazı sesler duyulması, bazı yaratıklar ve hayaller görülmesidir.

 

UYARI:

Halüsinasyon genellikle akıl hastalarında, ateşli hastalıklarda, alkol ve uyuşturucu krizlerin de ortaya çıkar.

 

ÖRNEKLER;

 ➡ Hiç kimsenin görmediği halde bir kişinin elinin üzerinde minik minik fillerin gezdiğini söylemesi

 ➡ Hiç kimsenin fark etmediği halde bir kişinin odanın içerisinde aç kurtların gezdiğini söylemesi

 ➡ Bir kişinin her zaman takip edildiğini söylemesi

 ➡ Çocuğu ölen annenin çocuğu ile konuştuğunu söylemesi

 ➡ Çok susuz birinin ayaklarının altından ırmakları aktığını söylemesi vb. davranışlar halüsinasyona örnektir.

 

İlizyon ile halüsinasyon arasındaki bazı farklar şunlardır;

 ➡ İlizyon için mutlaka bir dış uyarıcı ihtiyaç vardır; Halisinasyon için bir dış uyarıcı ihtiyaç yoktur.

 ➡ İlizyonlar normal olan her insanda görülen bir haldir.

 ➡ Halisinasyon anormal durumlarda ortaya çıkar.

 ➡ İlizyon da nesne (nesnel gerçeklik) vardır. Farklı algılanması söz konusudur.

Halüsinasyon da nesne (nesnel gerçeklik) yoktur. Farklı şeyler görme vardır.

 

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here