Pakistan’ın Manevi Lideri, İslam Aleminin Allamesi Muhammed İkbal

0
31

 

Yazıma Ali Şeriati’nin sözleriyle başlamak istiyorum,

“Muhammed İkbal, bir din ve dünya insanı, iman ve ilmin, akıl ve duy­gunun. felsefe ve edebiyatın, irfan ve siyasetin, Allah ve hal­kın, ibadet ve cihadın, inanç ve kültürün, dünün ve bugünün kişisi, gecelerin abidi, gündüzlerin arslanı idi, tek bir kelime ile; müslümandı”.

 

9 kasım 1873 yılında Paksitan’ın Pencap eyaletinde dünyaya geldi. Babası Nur Muhammed, son derece eğitimli ve takva sahibi bir insandı. Muhammed İkbal’i küçüklüğünden beri Kuran okumaya ve anlamaya teşvik etmiş, eğitimine son derece önem vermişti. Kur’an eğitimini medresede tamamladıktan sonra, Arapça ve Farsça hocasının yönlendirmesiyle İslam edebiyatıyla ilgilenmeye başladı. Yüksek öğrenimine Lahor’da bulunan Lahor Üniversitesi Felsefe bölümünde başladı ve 1899 yılında Pencab üniversitesinden birincilikle mezun oldu. Sonra İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde felsefe ve iktisat tahsil etti. 1905’de Londra’daki Cambridge Üniversitesi’nin felsefe ve iktisat bölümünden mezun oldu.

 

 

‘Allah ve peygamber aşığı oluşumdur herkesi hoşlandıran, yoksa şiirlerimde şairliğimde nedir ki’ diyen İkbal Peygamber sevgisine bu sevgiyi anlatmaya önem verirdi. Son derece mütevazi ve alçak gönüllü idi. Yaptığı her işi, attığı her adımı islam alemini düşünerek Allah rızası için atardı.

Muhammed İkbal çok yönlü bir mütefekkir di.  Şairliği, mücadelesi ve dava adamı olan İkbal, içinde bulunduğu zamanla karşılaştırıldığında, dönemi içinde öncelikle kendi zaaflarını meziyetleriyle bastırarak kişiliğini belirginleştirdi. İngiliz sömürgesi altında olan ülkesinde kendi duruşundan ödün vermedi. Ardından içinde bulunduğu toplumun önemli bir tiplemesi, idolü haline gelmişti. Bu hali onu sürekli kendini taze tutmaya, yenilemeye sevk etti. Toplumun örnek aldığı büyük insanın diğerlerinden farkı çevresine anlatmak istediği şeyleri hal diliyle anlatmasıydı. Etrafındakilere faydalı olabilmesi için önce kendi zaaflarından kurtulması gerektiğinin farkındaydı.

Muhammed İkbal içinde bulunduğu şartlar itibariyle bir tarafta İngiliz sömürgesi, bir tarafta parçalanmış bir cemiyet ve bir tarafta da farklı etnik gruplar olmak üzere üç ayrı cephede çok yönlü bir duruş sergilemiş, İngiliz sömürgesi sebebiyle batı kültürünü çok iyi anlamaya çalışmış, batı kültüründen toplumun ve islam aleminin iyiliğine olanı aktarmaya çalışmış, bir yandan da batı kültürüne kendinden bir şeyler katmıştır. Batı kültü ile çok alakadar olmuş ama hiçbir zaman doğu kültürüne batıyı tercih etmemiş, hatta batı kültürünün doğu kültürünün bir yansıması olarak görmüştür. Batıda yaşamış kültürünü çok iyi bilen İkbal hayatının önemli bir kısmını batıda geçirmesine rağmen kendi kültürüne yabancılaşmadığını şu sözlerinden anlayabiliriz.

“Avrupa kültür ve ilimlerinin ışığı asla gözümü almadı, gözümü kamaştırmadı. Çünkü ben gözüme Medine’nin sürmesini çekmiştim. Kişiye halis sevgi verildi mi kendini tanır, şerefini korur. Ben o büyük Peygamberin kölelerindenim ki çakıllar onun ayağıyla şereflenip, yıldızlardan daha kıymetdar oldular”

 “Pergelin sabit ucunu buraya kilitlediğinizde dünyanın neresinde olursanız olun yolunuzu şaşırmazsınız. Gözünüze Medine’nin sürmesini çektiğinizde kendinizi kaybetmezsiniz. Hele hele pusulanızı Fahri Kainat Efendimiz’in yoluna ayarladığınızda hedefinize muhakkak varırsınız.”

 

Ülkesinin içinde bulunduğu sömürge durumuna biran önce son verilmesini isteyen İkbal, Cinnah’a yazdığı mektuplarda; İngiliz hükümetinin, Hindistan Müslümanlarının Pakistan adı altında ayrı bir devlet kurmalarını istediğini belirtti. İkbal’in bu çalışmaları, takdirle karşılanıp bağımsızlığın sembol şahsiyeti sayıldı.

 

Söz konusu Müslümanlar olduğunda hiç bir şeyden sakınmazdı.1832 yılında Mussolini ile görüştü ve ondan Kuzey Afrika müslümanlarına iyi davranmalarını istedi. 1933’te Afganistan Kralı Nâdir Şah’ın daveti üzerine Süleyman Nedvî ile birlikte Kâbil’e giderek Afganistan’ın idarî sisteminin yeniden düzenlenmesi üzerine temaslarda bulundu.

 

Muhammed İkbal, Gazali’den Mevlana’ ya, İbni Teymiye’ den Neitzsche’ye birçok düşünürün fikirlerinden faydalanmıştır. Özellikle de Mevlana ya karşı ciddi bir sevgisi vardı. “Mevlana güneştir ben onun zerresiyim, Mevlana ateştir ben onun külüyüm” der.

Türkiye’ye gönülden bağlı olan Muhammed İkbal, Türkiye’ye düzenleyeceği bir ziyaret esnasında bulunduğu uçağın Türk hava sahasına girdiği anons edilince, aniden ayağa kalkar ve birkaç dakika sessizce kımıldamandan ayakta bekler. Tekrar bulunduğu yere oturduğunda bu hareketinin nedenini soran heyetteki arkadaşlarına; “Bu topraklarda yaşayan millet öyle bir millet ki, yıllarca İslam’ın muhafızlığını yapmışlardır. Bu millet olmasaydı İslam, Arap Yarımadasına hapsolurdu. Ayrıca bu topraklar Mevlana hazretlerinin yattığı topraklardır. Bu millete ve Mevlana’ya hürmeten ayağa kalkma gereği duydum.” diyerek Türkiye’ye ve Mevlana’ya olan sevgisini dile getirir.

Tüm islam coğrafyasının kederlerini, sıkıntılarını kendine dert edinirdi. Birinci Dünya Savaşında İtilaf Devletlerinin Osmanlı’ya vahşice saldırısını hazmedemeyen o büyük insan Halifelik makamı olan Pay-i taht İstanbul’u yok olmasın diye ülkesi Pakistan’dan Osmanlı ya para ve gönüllü mücahid toplar. Kurtuluş savaşı yıllarında ise Pakistan halkını türk milli güçlerine destek vermesi için örgütler. Pakistan halkından toplanan 1,5 milyon sterlini Ankara hükumetine yollar.

Lahor da bu bilinçle bir miting düzenler. Mitingde Çanakkale’ye maddi manevi yardım toplar. Büyük çoğunluğu fakir olan Pakistan halkı Muhammed İkbalin önderliğinde, genç kızlar çeyizlerini , kadınlar küpelerini alyanslarını, yaşlılar evlerindeki değerli eşyalarını satarak topladıkları paraları da Türkiye ye gönderdiler. O mitinge birde Muhammed İkbal’ in rüyası da damgasını vurur. Konuşmasında bu rüyayı şu dizelerle sesi titreyerek anlatır;                       “Dedi Hz. Muhammed (sav)

Cihan Bahçesinden Bana Bir Koku Gibi Yaklaştın

Söyle Bana Ne Gibi Bir Hediye Getirdin ?

Dedim: Ya Muhammed (Sav) Dünyada Yok Rahatlık

Bütüm Özlemlerimden Umudu Kestim Artık

Varlık Bahçesinde Binlerce Gül Lale Var

Ama Ne Renk Ne Koku… Hepside Vefasızdır

Yalnız Bir Şey Getirdim Kutlanmıştır Tekbirlerle

Bir Şişe Kan Ki Eşi Yoktur Namusudur, Vicdanıdır

Buyurun, Bu Çanakkale Şehidinin Kanıdır”

Bu dizelerin ardından meydanda ki bütün Pakistanlılar Muhammed İkbal ile birlikte ağladılar. O esnada genç bir kadında orada, elinde Türkiye ye gönderecek hiçbir şeyi olmayışının mahcubiyetini hissederek. Kucağına çocuğunu da alarak zengin bir ailenin evine gider ve çocuğunu onlara satmak ister. Çocuğunu satmak istediği kişi şaşırır çünkü o daha yeni doğmuştur. Bir anne yeni doğmuş küçücük bir bebeği neden satardı ki? Adam kadına parayı verip çocuğu satın alır. Ama kadını da takip eder. Kadın parayı alır almaz miting alanına gider ve son kuruşuna kadar Türkiye ye gönderilmek üzere teslim eder. Bebeği alan kişi kendine daha fazla hakim olamaz ve kadının yanına giderek çocuğunu bunun için bana sattın deyince kadın, “Osmanlı zayıf düştüğünden beridir, yanı başımıza kadar gelen İngilizlerin yaptığı zulümler ortada. Bugün Muhammed İkbal dedi ki “eğer Osmanlı nın son kalesi olan Çanakkale de geçilirse, Hilafet makamı kalmaz ve iyi bilin ki sıra sizdedir. Eğer İnigilizler buyara da gelir, namusunuza el uzanır, bayarak iner, vatan toprağı düşmanın pis çizmeleri altında çiğnenirse, çocuğum olsa ne olur, olmasa ne olur” işte bu yüzden hiç tereddüt etmeden sattım yavrumu. İngilizlere köle olacağına size hizmetkar olsun.”

Kadının bu sözleri üzerine çocuğu tekrar annesine iade eden adam. Servetinin büyük bir kısmını miting meydanına getirir. Şükür ki dünyanın her yerinde kendileri için seferber olunan Türk askeri Müslüman aleminin yüzünü güldürdü ve dünya devletlerinin saldırıları karşısında başını dik tuttu.

Muhammed İkbal kalemi kuvvetli bir şairdi. Müslüman Hintli mücahitler adıyla yazdığı şiirleri Hindistan’da ki müslümanların hareketlenerek İngiliz sömürüsüne başkaldırmalarında ve Pakistan’ın kuruluşunda büyük tesiri olmuştu. Bu yönüyle İkbal M.Akif Ersoy’a da benzetilmiştir. İkbal’in çeşitli şiirleri, mektup, makale, nutuk, bildiri, başkalarının eserlerine yazdığı önsöz gibi yazıları yayımlanmıştır. Bu arada onun eserlerindeki şiirlerden seçmeler yapılarak neşredilmiş, ayrıca Farsça şiir kitapları Külliyât-ı İķbâl başlığıyla (Lahor 1990), Urduca şiir kitapları da aynı adla (Lahor 1991) basılmıştır.

Muhammed İkbal 1934 yılında şiddetli bir boğaz enfeksiyonu geçirdi. Yoğun çalışma temposunda buna pek önem vermedi ,hastalığı ilerledi ve gırtlak kanserine çevirdi. İkbal’in sağlığı her geçen gün daha kötüye gitti. Ancak o acıyı da ölümü de rıza ile karşıladı. Sevenlerin müteessir olmaması için de şöyle diyordu: ” Ölüm benim için acıdır zannetmeyin. Gözümden bir cihan kayıp olmuşsa ne çıkar. Benim gönlümde daha yüzlerce cihan var.” ne yazık ki insanlığın, Pakistan’ın ve müslüman aleminin manevi şahsiyeti Muhammed İKBAL 21 nisan 1938 de vefat etti. 

 

Yazımı Pakistan Allamesi Muhammed İkbal’den anektotlar la bitirmek istedim:

****Pakistan’ın mânevî mîmârı Muhammed İkbâl, birgün Medîne’den dönen hacıları ziyâret ederek onlara bir müslüman gönlünü sergileyecek şu suâli sorar:

“-Medîne-i Münevvere’yi ziyâret ettiniz! Uhrevî Medîne çarşısından gönlünüzü ne gibi hediyelerle doldurdunuz? Getirdiğiniz maddî hediyeler, takkeler, tesbîhler, seccâdeler bir müddet sonra eskiyecek, solacak ve bitecek. Solmayan, gönüllere hayât veren Medîne’nin rûhânî hediyelerini getirdiniz mi?

****Başkalarının nimetlerinden kendi rızkını arama. İsterse güneşin kaynağından gelmiş olsun. Hiç kimseden su bile isteme. Allah’a güven ve çalış. Bu şerefli İslâm ümmetinin yüzünü utandırma. Bir gün Hz. Ömer at üstünde giderken elinden kamçısı düştü. O, etrafindakilerden hiç birinden kamçısını vermelerini istemeyip, bizzat atından inerek kendisi almıştı.”

****“Müslümanların izzeti ve hürriyeti, İslâm’ın asıl kaynağı olan Kuran ve Sünnet’tedir.”

**** “Ölümü ve acıyı mutluluk ile karşılamak, müminin alametlerindendir.”

**** “Siyaset; çalışmak, izzet ve şerefe davet etmektir.”

****”İnsana sığabilene kainat, kainata sığamayana insan denir.”

****”Van Gogh, harika eserler yaratabilmek için tual ve boya parasını dilencilik yaparak temin ediyordu.”

****”Batı kalbi, Doğu aklı öldürdü.”

****”Adalet, değeri ölçülemeyecek bir hazinedir, ancak onu merhamet duygusunun çapulculuğundan korumak gerekir.”

****”Harekette birlik olmazsa, fikirde birlik faydasızdır.”

****”En günahkâr Müslüman bana bir kâfirden daha yakındır.”

****”Allah dostlarının eli, Allah’ın elidir. İş becerir, iş yapar, işi halleder ve galip gelir.”

 

 

Merve Nazlı
En Son 3 Yazısı Aşağıdadır . . . (Tüm Yazılarını Görüntüle)

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here