Otuz Beş Yaş Şiiri’nin Şairi Cahit Sıtkı Tarancı’yı Saygıyla Anıyoruz

0
13 Ekim Cahit Sıtkı Tarancı’nın Ölüm Yıldönümü 1956 yılı itibari ile bugün ülkemizin büyük şairlerinden Cahit Sıtkı Tarancı’nın ölüm yıldönümü.
13 Ekim Cahit Sıtkı Tarancı’nın Ölüm Yıldönümü 1956 yılı itibari ile bugün ülkemizin büyük şairlerinden Cahit Sıtkı Tarancı’nın ölüm yıldönümü.

13 Ekim Cahit Sıtkı Tarancı’nın Ölüm Yıldönümü

1956 yılı itibari ile bugün ülkemizin büyük şairlerinden Cahit Sıtkı Tarancı’nın ölüm yıldönümü.

Şiirle ilgisi olmayan, şiir okumayan insanların bile adını bildiği, ‘yaş otuz beş yolun yarısı’ şiirini mutlaka duymuş olduğu bir şairimizdir Cahit Sıtkı Tarancı. Kendisini saygıyla anıyor, hayatından ve eserlerinden bahsederek yad etmek istiyorum.

Memleket isterim şiirinde;

“Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim ne zengin fakir

Ne sen ben farkı olsun.”

diyen Diyarbakır 4 Ekim 1910 doğumludur.

 

Yaş otuz beş yolun yarısı diye hesaplayan şair, ne yazık ki dünyaya kısa bir ömür, kırk altı yıllık ömrüne de güzel bir hayat ve güzel eserler sığdırmıştır.

Cahit Sıtkı, ticaret ve ziraatle uğraşan Pirinçcizadeler ailesinden gelmektedir. Soyadı kanunun çıktığı yıl, akrabaları Pirinçcioğlu soyadını almalarına rağmen babası pirinçten o yıl zarar ettiği için kızıp, Çiftçi anlamına gelen Tarancı soyadını almıştır.

İlkokulu Diyarbakır’da alan Cahit Sıtkı Tarancı, daha sonraki eğitimine Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi‘nde devam etti. Burada dört yıl okuduktan sonra Galatasaray Lisesi‘ne geçti. Burada Ziya Osman ile tanışıp dostluk kurdu. Sonrasında Mülkiye Mektebi‘ne girdi. “Ömrümde Sükût” adlı ilk şiir kitabı henüz Mülkiye Mektebi’nde iken yayımlandı. Kendisini kamuoyuna tanıtan isim ise Cumhuriyet Gazetesi’ndeki Peyamı Safa oldu. Mülkiye Mektebinden ikinci yılın sonunda atılınca önce Sümerbank’ta çalıştı, sonra oradan çıkıp Cumhuriyet gazetesine geçti. Gazetenin sahiplerinin desteği ile öğrenimini tamamlamak üzere Paris’e gitmiş olsa da,

İkinci Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine yurda döndü.

Anadolu Ajansı ve Çalışma Bakanlığı’nda çevirmen olarak çalıştı.  “Otuz Beş Yaş” şiiri ile 1946’da CHP Şiir Ödülü’nde birincilik aldı ve yurt çapında tanınan bir şair oldu.

Çalışma Bakanlığı’nda tanıştığı Cavidan Hanım ile bir evlilik yaptı.

Evlendikten sonra yazdığı şiirlerini “Düşten Güzel” adlı kitapta topladı.

1953 yılında geçirdiği bir krizden sonra felç oldu. Yatağa bağlı ve yarı bilinçli durumda olan şair; İstanbul ve Ankara’da çeşitli hastanelerde tedavi gördü; bir yıl kadar Diyarbakır’daki baba-evinde bakıldı. 1956 yılında tedavi ettirilmek üzere devlet tarafından] Avrupa’ya götürüldü; zatülcenp hastalığına yakalanarak 13 Ekim 1956’da Viyana’da hayatını kaybetti.

 

Şiir kitapları

Ömrümde Sükut (1933), Otuz Beş Yaş (1946), Düşten Güzel (1953), Sonrası (1957)

 

Mektupları

Ziya’ya Mektuplar (Ölümünden sonra 1957. Ziya Osman Saba’ya mektupları)

“Evime ve Nihal’e Mektuplar” (Ölümünden sonra 1989 ve 2016. Ailesine ve özellikle kız kardeşi Nihal’e yazdığı mektupları)

 

Öykü kitapları

Gün Eksilmesin Penceremden (Ölümünden sonra derlendi)

 

OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ

Yaş otuz beş!

Yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!

Hangi resmime baksam ben değilim.

Nerde o günler, o şevk, o heyecan?

Bu güler yüzlü adam ben değilim;

Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;

Hatırası bile yabancı gelir.

Hayata beraber başladığımız,

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç fark ettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

Neylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak.

Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında.


Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here