On Dördünde Dâhi Bir Şair: Charles Verney

0

Dehânın gonca-i handâna benzer

Lebin bir gevher-i ruhşâna benzer

Ruhun güş kâkülün sünbül sözün mül

Husûli, ravza-i rıdvâna benzer

Bu beyitleri on dört yaşında bir çocuğun yazdığını söylesem, inanır mıydınız? Divan şiirinin yaygın teamülleri doğrultusunda ağzı gülen (açılmış) bir goncaya; dudağı, parlak bir akike benzetip yanağa gül, kâküle sümbül, (sevgilinin ağzından çıkan) söze de etkisini yakıştıran bu çocuk bütün bu saydıklarını cennet bahçelerinden bir kesit olarak aygılayıp dinî bir kültürü de şiirine yansıtıyor.

Evet, bu beyitleri ve bunlara benzer pek çok beyitleri yazan, ancak on dört yaşında bir çocuktur. Hem de on dört yaşındayken kendi kendine öğrenen bir Fransız çocuğu. Adı Charles Verney. (Şarl Verne). 1842 yılında Paris’te doğmuş. Zengin bir asilsade olarak babasının teşvikiyle yabancı dil öğrenmeye heves etmiş. Ancak bir müddet sonra yabancı dil zevki onun çocuk ruhunda bir sevdaya dönüşmüş olmalı ki arka arkaya İngiliz, Alman, İspanyol, İtalyan, Grek, Yunan, Lâtin, Yahudi lisanslarını öğrenivermiş. Malikâneye gelip giden hocalara her gün bir yenisi eklenmiş. Sonra eve Arapça, Farsça hocaları da girmiş.

Verne, lisandan arta kalan zamanında şiirle meşgul olmuş ve henüz on bir yaşında iken Fransızca şiirlerini bir olarak bastırtmış. Bu arada, şark lisansları ile birlikte şark şiirini de tanımış. O yıllarda Müslüman şarkın en büyük devleti olan Osmanlı hakkında, tarifi zor bir iştiyak duymaya başlamış ve Osmanlı lisanına hasret çeker olmuş. Kim bilir öyle bir cihan devletinin lisanı ve edebiyatı nasıl muhteşem olmalıdır, diye bir Türkçe hocası aranmış. Ancak bu mümkün olamamış. Verne için bu bir engel teşkil etmemiş ve oturup kendi kendine Türkçe öğrenmeye koyulmuş. Sıkı bir çalışma ile bir yılda Türkçe öğrenmiş. Ardından Türk kültür ve edebiyatına âşık olmuş ve şiirler yazmaya başlamış. Nihayet on altı yaşına kadar yazdığı Türkçe şiirlerini, Farsça şiirşeriyle beraber litografi usulüyle bastırmış. Bu kitabının baş kısmına koyduğu resminin altına da “Hâcesiz on dört yaşında şâir oldum Türkî’de (Hoca yüzü görmeden on dört yaşında Türkçe yazan bir şair oldum)” mısrasını ilâve etmeyi unutmamış.

Bu dâhi çocuğun, tamamen Osmanlı kültür ve edebiyat telâkkileriyle dolu olan ve okuyanların, bir yabancı kalem eseri demeyecek derecede kendilerinden bir şeyler buldukları bu küçük Divân’ı, Sultan Abdülmecit övgüsünde bir kaside ile başlar.

Mahrem oldum hâcesiz elhamdülillah Türkî’ye

Eyledi ülfet benimle bu lisân-ı dilsitân

Etmedim asla azîmet belde-i İslâmbolâ

Lîk Paris’den beni îsâl eder fikr-i kemâl

beyitleri işte o kasidedendir. Anlaşılan o ki Verne, ’u görmek, Osmanlıyı yakından tanıyabilmek için can atmaktadır. Kim bilir, böyle bir seyehatten iki ülke adına ne mükemmel neticeler çıkabilirdi?

Verne’nin İstanbul hasreti git gide çoğalır ve bir arada padişaha da, -19. asır Türk nesrinin ideal örnekleri arasında yer alabilecek- bir ariza sunarak İstanbul’a gelmek istediğini yazar. Divan’ında bu ariza da yer almaktadır. Ancak daha sonra onun İstanbul’a gelip gelmediği hakkında bir mâlumat verilmemiştir. Yazdığı şiirlerde de bu konuda bir ipucuna rastlanmaz. Bize göre herhâlde İstanbul’u görmeden, Osmanlı insanının hasretiyle hayata gözlerini yummuştur. Zira eğer aksi olmuş olsaydı eldeki Divan’ından başka nice şiirleri, nice romanları, hikâyeleri bügün dillerde dolaşıyor olurdu. İhtimâl ki kültürümüz yeni bir Pierre Loti ve bir Aziyâde daha kazanmış olurdu. Verne’nin Divan’ında Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa ile ünlü Fuat Paşa’ya ve Paris Elçisi Hayıdar Efendi’ye de sunduğu kasideler kayıtlıdır. Hatta Haydar Efendi ile Ata Bey’in de Verne hakkında yazdıkları gazel tarzında birer methiyeleri vardır. Ata Bey onun için,

Fünûn u hem fütüvvetde yegâne bir hüner-verdir

Mürüvvetde naziri Avrupa’da yok desem bâhir

Fransa’da görmülmüş mü bu yolda Türkçe bir nâzım

Ata, Örfî gibi dense sezâdır misli yok şâir

diyecek kadar ona güvenir ve hakkında hüsn-i muamelede bulunur. Ne yazık ki, günümüz Fransız ansiklopedileri onun adını kaydetmiyorlar. Bunun sebebş ayrıca araştırılmak gerekse de maalesef bizim edebiyat tarihçileri de bu Türk hayranı dâhi gence ilgi göstermemişler. Onun hakkındaki tek kaynak, İbnülemin M. Kemal üstadın himmetiyle satırlara geçmiştir. İbnülemin onun hakkındaki etüdünün sonunda “Paris’te kendi kendine Türkçe ve Farsça tahsil eden ve üstünde hoca hakkı olmayan bir Fransız çocuğunun, o iki lisanda nazım ve nesir yazması takdir ve teaccübe şayandır. Çünkü bir çocuğun kendi lisanında nazım ve nesre -mümkün mertebe- muktedir olması bile mühim bir mesele iken yabancı lisanda, bahusus çocuklukta o yolda kudret göstermek, doğrusu fevkâlede bir keyfiyettir.” buyurur.

Biz üstâdın bu değerlendirmesine ne ilâve edebiliriz ki? Olsa olsa, kendi lisanına sahip çıkmak gibi bir sorumluluktan bihaber yaşayan gençlere rastladıkça Verne’yi örnek gösterebiliriz. Hem kim bilir belki bu yazıyı okuduktan sonra, bir himmet ehli çıkıp onun Divan’ını bastırır ve ibret-i âlem için bütün lise ve özellikle Türkoloji fakültelerinin öğrencilerine dağıtır.

Toprağın bol olsun dâhi Verne!

İskender Pala – Şairlerin Dilinden (Sayfa: 205 – 209)

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here