Oluşum

0
11

   Kalemimin yettiği kadar benim gözümde dünyayı aktardım yazılara.   

   Evrenin en ıssız köşesinde bir yankı duyuldu etrafın kör karanlığında. Büyük, renkli bir top; asılı kaldı uzay boşluğunda. Merak sarmışken dört bir yanı, duran bu topa bir göz atıldı. Yeşil, kahverengi ve mavinin sarmaladığı bu top bir yaşam alanı olarak seçildi. Kayaların üst üste dizilip yükseldiği yerlere dağ dediler, isimlerine şiirler yazdılar. Aslında rengi olmayan ama mavi gözüken sıvıya su dediler. Yaşamı buna muhtaç kıldılar. Birçok şeyi sakladığı inanılan kahverengi örtüye toprak dediler; yaşamı ve ölümü ayıran çizgi olduğunu bilmeden. İçine varlıklar kondurdular bu büyük topun. Adına dünya dediler. İçine nefes alan, almazsa yaşayamayan, fani bir varlık bıraktılar. Adına insan dediler. Su içmek, mide denilen bir organı doyurmak zorunda olan bir ölümlü. Yaşam ve ölüm dediler iki sınırın adına. Toprağın üstü yaşayanın, altı ölünün evi olacaktı bundan sonra. Saf doğdu insanoğlu. Tek amacı hayatta kalabilmek olan bu masum varlığı asıl kirleten de buydu aslında. “Hayatta kalabilmek” uğruna yıktı bütün tabuları. Yaşamak için öldürdü insanoğlu. Önce hayvanları, sonra kendi ırkını. Çünkü birinin yaşaması için birilerinin ölmesi gerekiyordu. Ve kimse ölmek istemiyordu. Savaş kelimesi de tam olarak burada oluştu. Yaşam kişiye aitti ve paylaşılamıyordu. Herkes yaşamak istiyordu. Yaşamak isteyen savaştı ve sonuç olarak sadece güçlü olan ayakta kaldı. Yalnız kalmak istemeyen insan, üredi; aile oldu. Aile olunca kadın anne vasfını üstlendi. Narin insan vücudu bu zor şartlı yaşamı kaldıramayınca yuva kurdu. Sorumluluk öyle doğdu. İnsan çoğaldıkça çoğaldı ve dünyanın etrafını sardı. İnsandı, aile oldu. Aile topluluk, topluluk millet oldu. Sahiplenme içgüdüsü ortaya çıktı. Yerleşke alanları ülke oldu. Daha fazla toprak arayan millet savaş yaptı, savaş istemeyen barış. Masum ya da değil insanoğlunun kanı torağı yıkadı.

    Ve günah, insan var olduğu ilk andan beri bir gölge gibi takip etti insanı. Sıçradı birer birer herkese. Sorgulamaya başladı insan. Tanrı’nın varlığını. Kimi inandı kimi inanmadı. Böylece Tanrı cennet ve cehennemi yarattı.

    Lav yağmurları, ateş dolu derin çukurları olan azabın ta kendisiydi cehennem. İblisin evi. Kendisi ile birlikte toprak insanlığı götürmek istediği yer. Azaptan çiçekler, acıdan bulutlar vardı cehennemde. Günah giriş biletiydi. Çıkışı ise yoktu bu dipsiz çukurun. Ayağın bir kere balçığa bulandığında, oraya ait kılıyordu Tanrı seni.

   Mis kokulu güller, bedenini okşayan sarmaşıklar vardı Cennette. Tanrı cenneti, savaşmayana mükâfat olarak yaratmıştı sanki. Mutluluk ekebileceğin topraklar, sevinç alacağın ağaçlar vardı cennette.

   Seçimse insanoğluna kalıyordu. İçlerindeki karanlığın ve aydınlığın farkına varan insanoğlu, ya bir yöne gidecekti ya da diğerine. 

 

 

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here