Olof Palme Cinayeti

0

Olof Palme Hayatı

İsveç siyasi lideri Olof Palme (1927-1986), International Herald Tribune’in ifadesiyle “20. yüzyılın en büyük İsveç devlet adamı” olarak anılmaktadır. İsveç’in başbakanı olarak barış, demokrasi ve ekonomik eşitlik lehine kararlar verdi ve İsveç’i, ülkenin küçüklüğü göz önüne alındığında, dünya sahnesinde dikkat çeken bir yere taşıdı.

28 Şubat 1986 gecesi Palme, eşi Lisbeth ile bir Stockholm sokağında yürürken vurularak öldürüldü. Kral Gustav III’ün 1792’de katledilmesinden bu yana ilk kez bir İsveç liderinin başına gelen öldürülme, 20. yüzyılın en büyük çözülmemiş gizemlerinden biri olmayı sürdürmektedir; Christer Pettersson adlı küçük bir suçlu suçtan hüküm giymiş ancak daha sonra itiraz üzerine serbest bırakılmıştır. Uluslararası üne sahip olmasına rağmen belki de tartışmalı bir figür olan Palme, ölümünden bu yana yıllar geçtikçe Palme cinayeti, makul destekleyici kanıtlarla, olağanüstü derecede çeşitli uluslararası suçlulara atfedildi.

Olof Palme Hayatı

30 Ocak 1927’de Stockholm’da doğan Olof, yedi yaşındayken hayatını kaybeden işadamı Gunnar Palme’nin oğluydu. Avukatlar, bankacılar ve en üst düzey hükümet görevlileri aristokrat ailelerinden çıktığı sıkça görülürdü ve Palme de bu çocuklardan biridir. Palme, İsveç’in Sigtuna kentinde bulunan bir üst düzey yatılı okula gönderildi ve burada avukat olma hayali için eğitim gördü ve ailenin ritüellerine uyması bekleniyordu. Hukuk fakültesine girmeyi planlıyordu.

Palme, ailesi tarafından iyi bir eğitim alması için Amerika’ya gönderildi. Palme’nin Amerika’daki deneyimleri onu siyasi radikalleşmeye götürdü. 1947-48 öğretim yılını Ohio’daki Kenyon College’de geçirdi. Belki de o noktaya kadar aldığı üstün eğitim nedeniyle, sadece bir yıllık ders yılında bir lisans derecesi için tüm şartları tamamladı ve 1948 yılında o derece verildi. Palme bunu fırsat bilerek, dört aylık bir Amerika ve Amerika kıtası gezisine çıktı. Amerika Birleşik Devletleri çevresinde 34 ülkeyi ziyaret etti ve ırk ayrımı ve milyonlarca insanın fakirlik içinde dolaştığı, dünyanın geri kalanında demokrasinin bir işareti gibi göründüğü, geniş gelir farklılıklarını gördü. Palme’nin yaşadığı bu deneyimler, hükümeti zamanında eşitsizliğin ortadan kaldırılması için mücadele etmesini sağladı.

Eğitimini tamamlayan Palme, İsveç’e döndü ve 1948’de Çekoslovakya’da hükümeti devralan Komünist Parti’ye muhalefet gösterilerine katıldı. Bu gösteriler sırasında Çek vatandaşı bir bayanla tanıştı ve bu bayanın İsveç vatandaşlığı alabilmesi için onunla evlendi. Bu evlilik anlaşmalı bir evlilikti çünkü Çek bayan ülkesindeki durumdan endişeli idi ve korkuyordu. İsveç vatandaşlığına hak kazanan bayanla bir süre sonra boşandı.

Hükümet destekli İsveç Öğrenci Birliği’ne katıldıktan sonra 1951’de Stockholm Üniversitesi’nden hukuk diplomasını alan Palme, İsveç siyasi merdivenlerine tırmanmaya hemen başladı. Hükümet sahibi Sosyal Demokrat Partiye (Sosyal Demokrat İşçi Partisi) katıldı ve İsveç’in savunma bakanlığı görevini üstlendi. Burada yetenekleri, akıl hocası olan başbakan Tage Erlander tarafından fark edildi. Sosyal hizmet sisteminin mimarı olan Erlander, 1953’te konuşma metni yazarı ve özel sekreteri olarak Palme’yi seçti. Palme, dokuz yıl boyunca bu göreve devam etti ve İsveç hükümetinin üst seviyelerindeki bürokrasiyi öğrendi. 1957’de İsveç parlamentosu üyeliğine seçildi. Ve ikinci karısı Lisbeth iel 1956’da evlendi.

1963 yılında Palme, Erlander tarafından vekil olarak görev yaptı ve 1965-67 yılları arasında da haberleşme bakanı olarak görev aldı. Eğitim bakanlığına geçerek Marksist düşüncenin okul müfredatına dahil edilmesini teşvik etti ve uluslararası tartışmalara yol açan 1968 yapımı İsveç filmi I Am Curious filmine destek için, Kuzey Vietnam’ın İsveç Büyükelçisi ile birlikte, Vietnam Savaşı’ndaki ABD’ye karşı düzenlenen gösteri sırasında yürüdü. Daha sonra Abd’nin Hanoi,  bombardımanını, Nazi bombalı saldırılarıyla denk olduğunu söyleyip, ABD’nin açık sözlü muhalifine dönüştü. Sonuç olarak ABD ve İsveç arasındaki ilişkiler bozuldu ve  ABD başkanı Richard Nixon hükümeti İsveç büyükelçisini red etti ve kendi büyükelçisini geri çağırması nedeniyle iki ülke de diplomatik sorunlar zirve yaptı.

Olof Palme Başbakanlığı

1969’da, Palme Sosyal Demokratların lideri oldu ve başbakan olarak görevine başladı. O zamanlar Avrupa’nın en genç devlet başkanı ünvanını almıştır. Palme, Amerika Birleşik Devletlerine karşı muhalefet olmaya devam ederek Küba lideri Fidel Castro ile ittifak kurdu. Ayrıca, Güney Afrika’daki ırkçılık rejimini devirme çabalarına destek çıktı. Sık sık, Amerika ve Sovyet ekonomik modelleri arasından “üçüncü bir yol” bulma ihtiyacından bahsetti.

Times gazetesinden Geoffrey Smith’e verdiği ropörtajda, Palme “fırsat eşitliğinin olduğu bir toplumdan, sonuçların eşitliğinin olduğu bir topluluğa geçilmesini çok istiyorum” diye söylemiştir. Palme önderliğindeki Sosyal Demokrat hükümeti, İsveç’te refahın artmasını sağlamış ve işsizlik oranının sıfıra yakın olmasını sağlamıştır. İsveç’in refah seviyesinin yükseltilmesine öncülük etmiş ve büyük ölçekli konut inşası, sosyal güvenlik reformu ve doğum izni politikaları gibi diğer yararlar da dahil edilmiştir. Bu hizmetler, dünyanın en yüksek vergileriyle finanse edildi. İsveç’in vergi politikası efsane oldu ve İsveçli film yapımcısı Ingmar Bergman, vergi kaçırma davasındaki haksız muameleden şikayet ettikten sonra Almanya’ya kaçtığında büyük sıkıntı yaşadı.

1973’te patlak veren Arap petrol ambargosu ile takip eden yıllarda finansal sıkıntılar görülmeye başlandı. Halkın memnuniyetsizlik duygusunun artması Palme’yi, 1976’da iktidardan indirmek için yeterliydi. 44 yıl sonra Sosyal Demokratlar yenilgi ile İsveç’te iktidarı kaybetti. Muhalefet döneminde Palme, 1980’deki ABD-İran rehin krizinde ve 1980’lerin başındaki İran-Irak savaşında arabulucu olarak yoğun çaba sarfetti. 1982’deki yeni bir Sosyal Demokrat zaferle iktidara geri döndü ve doğal olarak savaşçı kişiliği bozulmamıştı. Palme arkadaşları tarafından, rakibinin konumu veya sosyal konumu ne olursa olsun kendi iyiliği için tartışan bir insan olarak tanımlanırdı. Yeni iktidarı döneminde siyasi olarak yumuşamış görünüyordu. Devlet tarafından finanse edilen yatırım fonlarını sendikalara devreden tartışmalı bir plan açıklayınca, protesto gösterileri ile karşı karşıya kaldı.

Olof Palme Cinayeti

28 Şubat 1986’da Olof ve Lisbeth Palme, sinemadan çıkıp evlerine doğru yürüyorlardı. Stockholm’ün en kalabalık caddesinde yürüyorlardı. Palme, ülkesini diğer ülkelere göre çok güvenli bir ülke olarak görüyordu ve sokakta koruma kullanmadan sık sık yürüyüş yapardı. Gece yarısından hemen önce arkasından yaklaşan biri Palme’ye iki el ateş etti. Palme yere düştüğünde bir el daha silah sesi duyuldu. Daha sonra anıta çevrilen yerde Palme kanlar içinde,yerde yatıyordu. Hemen Stockholm Sabbatsberg Hastanesi’ne kaldırıldı ancak 1 Mart gece yarısından hemen sonra öldüğü ilan edildi. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, Avrupa devlet başkanlarından hiçbiri suikast ile öldürülmemişti.

Ateş edilmesine tanık olan bir taksi şoförü derhal yardım istedi ancak polisin olay yerine geç gelişi ve isteksiz hareketleri dikkat çekiyordu. İsveç gazeteleri, polisin suç mahalini şerit çekmesinin yavaş olduğunu ve cinayetten 90 dakika gibi bir süre geçmesine rağmen kentin dışında barikatlar kurulmadığı ileri sürüldü. Müfettişler olayı incelemekte o kadar özensizdi ki, tek kanıt olan mermi boşkovanları halk tarafından toplanıp müfettişlere teslim edildi. Soruşturma ilerledikçe, iki kabine bakanı, İsveç ulusal polis gücü şefi ve ulusal polis istihbarat ajansı başkanını istifaya davet etti.

Olof Palme Davası

Bir tanığın suç mahallinden kaçarak uzaklaştığı yönünde ifade vermesi üzerine Christer Pettersson adlı 43 yaşındaki alkolik bir kişi tutuklanmıştı, ancak başka hiç kimse bu yönde bi tanıklık yapmadı. Palme’nin 1988’de öldürülmesi davasında, Lisbeth Palme’nin ifadesinden başka bir ifade olmadan suçlanıyordu. Mahkumiyetine 1989’da itirazda edildi ve serbest bırakıldı. Times’a göre, Petterson arkadaşları ile yaptığı bir konuşmada “Tabii ki onu ben vurdum. Fakat bunun için beni asla suçlayamazlar,çünkü silah gitti.” dediği öne sürülmüştür. Televizyonda çıktığı programlarda çelişkili ifadelerle cinayeti itiraf ettiği, ancak sonrasında sözlerini toparlayarak durumu kurtarmıştır. Pettersson 2004’te öldü.

O zamana kadar, ailesi ve üst düzey polis yetkilileri, Pettersson’un suçlu olduğuna inanmaya devam etmesine rağmen, Palme’yi kimin öldürdüğüne ilişkin şaşırtıcı çeşitli teoriler geliştirildi. Komplo teorilerinin sayısı, Palme cinayetinin İsveç’in ulusal ruhu açısından önemi bakımından kıyaslandığı 1963’de ABD başkanı John F. Kennedy’ye suikast düzenine atıfta bulunanlara rakipti. Cinayetin adayları; Alman polis teşkilatında görevli polis grupları, Güney Afrika’nın ırk ayrımcı rejim ajanları, Kürt etnik grupla ilişkili PKK gerilla hareketi, polis teşkilatında görevli gruplar, Irak ve  Türkiye’deki Kürt İşçi Partisi üyeleri ve Hindistan gruplar, Palme’nin durdurmaya çalıştığı İsveçli silah üreticisi Bofors’ da cinayet sorumlusu olarak anıldı. 2006 yılında Palme’nin öldürülmesinin yirminci yıldönümünde, cinayetin tekrardan araştırılması için yeni müfettişler davaya atandı ve İsveç’in merkezindeki bir gölde bir silah bulundu ve bu olay cinayetin çözülmesi umutlarını tekrar yeşertti.

Ailesi, Uluslararası Anlayış ve Ortak Güvenlik için Olof Palme Anma Fonu’nu kurdu ve  her yıl demokrasi ve insan hakları peşinde koşan bir kişiye 50.000 dolar ödül olarak verdi. Dünyanın her yerinde sokaklara ve parklara Palme’nin ismi verilmiştir.

Olof Palme Türkiye 

Türkiye’nin çeşitli yerlerinde Olof Palme adına açılmış park ve caddeler vardır. İzmir-Karşıyaka ilçesinde yer alan Olof Palme park ve anıtı, İzmir’in kuzey sahil kıyısında yer alan Dikili ilçesinde Olof Palme anıtı ve parkı, Konya’ya bağlı Kulu İlçesi’ndeki Olof Palme Parkı ve Caddesi örnek olarak verilebilir.  Tunceli’de de Olof Palme adını taşıyan bir cadde mevcuttur.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here