Olağanüstü Yönetim Usulleri: OHAL

0

Beş yıl öncesinde sokaktan bir vatandaşı çevirip “Olağanüstü Hal Nedir?” diye bir soru yöneltmiş olsanız, muhtemelen herhangi bir cevapla karşılaşamazdınız.

Yıl 2018 ve mübalağasız her birey Olağanüstü Hal hakkında doğru ya da yanlış bir fikre sahip…

Peki nedir bu Olağanüstü Hal, yasal dayanağı nedir, nasıl uygulanır; gelin birlikte inceleyelim…


Anayasal Bir Kavram Olarak Olağanüstü Yönetim Usulleri

Olağanüstü Yönetim Usulleri, 1982 Anayasası’nda “Olağanüstü Hal” ve “Sıkıyönetim” başlıkları altında 119 ve 122’nci maddeler arasında düzenlenmiştir. Olağanüstü Yönetim Usulleri genel olarak, devletin olağan hukuk düzeni ile üstesinden gelemeyeceği düzeyde meydana gelen olağanüstü bir tehdit veya tehlike karşısında uyguladığı geçici usullerdir. Bugünkü yazımızda güncel gündemi ihtiva etmesi bakımından Olağanüstü Hal esaslarına değineceğiz.


Olağanüstü Hal Nedir?

Olağanüstü Hal; belli sebeplerle ilân edilen, geçici olarak temel hak ve hürriyetlerin kısmen veya tamamen durdurulmasını veya vatandaşlar için para, mal ve çalışma yükümlülüklerinin getirilmesini öngören bir olağanüstü yönetim usulüdür. Olağanüstü Hal kavramı ilk olarak II. Abdulhamid döneminde ilan edilen ilk Türk anayasası hükmündeki Kanun-i Esasi ile kabul edilmiştir.

Olağanüstü hal, yürütme erkinin bir kararı olmakla birlikte “Olağanüstü Hal İlanı Kararı” ile yürürlüğe girmektedir. Esaslarını ayrıntılı olarak ele alabilmek maksadıyla Yetki, Şekil, Sebep, Konu ve Amaç yönlerinden inceleyelim.

>>Yetki

Anayasa madde 119’a göre Olağanüstü Hal ilan etme yetkisi yalnızca Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’na aittir. Madde 121’e göre ise Bakanlar Kurulu’nun söz konusu madde doğrultusunda Olağanüstü Hal ilan etmesi durumunda bu karar derhal resmi gazetede yayımlanır ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. TBMM tatilde ise derhal toplantıya çağrılır. Meclis, olağanüstü hal süresini değiştirebilir, Bakanlar Kurulunun istemi üzerine, her defasında dört ayı geçmemek üzere, süreyi uzatabilir veya olağanüstü hali kaldırabilir.

Anayasa, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nun almış olduğu Olağanüstü Hal İlan kararını süre yönünden kısıtlamıştır. Madde 119’a göre Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilân etme yetkisine sahiptir. Olağanüstü Hal ilan edilmesini gerektiren sebeplerin devam etmesi halinde ise Bakanlar Kurulunca TBMM’den OHAL’İN uzatılması istenebilir.  Anayasamız, Olağanüstü Hal kararının ilan edilmesinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nu yetkili kılarken, ilan edilmiş bir Olağanüstü Halin uzatılmasında ise TBMM’ni yetkili kılmıştır. OHAL’in uzatılmasında Cumhurbaşkanı katılmaksızın toplanan Bakanlar Kurulu’nun tek yetkisi , meclisten istemde bulunmaktan ibarettir.

Anayasaya göre Olağanüstü Hal ilan etme yetkisi yer yönünden de sınırlandırılmıştır. Madde 119 ve 120’de Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca “yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde” olağanüstü hal ilan edebileceği hükme bağlanmıştır.  Yukarıdaki tanımda da görüldüğü üzere Olağanüstü hal, belli bir sebep ya da sebeplere istinaden ilan edilen anayasal yönetim usulüdür. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca sadece olağanüstü  hali gerektiren bölgelerde ilan edilebileceği öngörülmüştür. Olağanüstü Hal ilanı yurdun belli bir bölgesinde ilan  edilebileceği gibi tamamında da ilan edilebilmektedir.

>>Şekil

Olağanüstü halin ilanı Bakanlar Kurulu kararı şeklinde ortaya çıkan ve üyelerinin aynı yönde karar kıldığı bir işlem olması nedeniyle Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanların tamamının imzasının bulunduğu kollektif bir işlemdir. Anayasa’nın 120’nci maddesine göre şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması sebebiyle olağanüstü hal ilân edilebilmesi için Milli Güvenlik Kurulunun görüşünü alması gerekir. Milli Güvenlik Kurulu’nun görüşleri ise yalnızca tavsiye niteliğindedir.

Anayasa 121’inci maddeye göre Olağanüstü Hal ilanı kararı Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakip derhal Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Kararın mecliste görüşülmesi sırasında Siyasi parti grupları ya da en az 20 milletvekilinin imzasıyla öngörülen sürenin uzatılması veya kısaltılması yönünde teklifte bulunulabilir.

Olağanüstü Hal kararları ilan edildiği andan itibaren henüz Meclis onayına sunulmasa bile hukuki sonuç doğuracak niteliktetir. Söz konusu kararların meclis tarafından  onaylanması halinde ise hukuki bağlamda geçerlilik taşıyan artık Olağanüstü Hal Kararı değil, meclisin onay kararıdır. Meclisin mevcut kararı bir kanun niteliğinde olmamakla birlikte “Parlamento Kararı” niteliği taşır ve Resmi Gazete’de “Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı” başlığı altında yayımlanır.

>>Sebep

1982 Anayasası’nın 119 ve 120’nci maddelerinde Olağanüstü Hal ilan edilebilecek sebepler iki başlık altında toplanmıştır. Bunlar; “Tabiî afet ve ağır ekonomik bunalım sebebiyle olağanüstü hal ilânı” ve “Şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması sebepleriyle olağanüstü hal ilânı”dır. Bu yönüyle Sebebe Bağlı İşlem niteliği taşımaktadır.Yurdun belirli bir bölgesi veya genelinde meydana gelen olayların anılan kapsamda bulunup bulunmadığını değerlendirme hususu, Cumhurbaşkanlığı başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruluna aittir.

>>Konu

Yurdun bir ve birden fazla bölgesi veya tamamında, 6 ayı geçmemek üzere ilan edilen Olağanüstü Halin konusunu ilgili mevzuatın uygulanması oluşturmaktadır. Mevzuatların uygulanması ise temel hak ve hürriyetlerin kısmen veya tamamen geçici olarak durdurulması veya vatandaşlara para, mal ve çalışma yükümlülüklerinin getirilmesini kapsamaktadır.

>>Amaç

Olağanüstü Halin ilan edilme amacı, ilan edilmesine sebep olan etkenler yüzünden bozulan kamu düzeninin sağlanmasına yöneliktir. Yani kamu düzeninin bozulmasına neden olan unsurların olağan hukuk düzeniyle bertaraf edilememesi nedeniyle olağanüstü yönetim usulleriyle kamu düzeninin sağlanması amaçlanır.


 Olağanüstü Halin Uygulanması

Anayasa esaslarına göre ilan edilmiş Olağanüstü Halin, olağan dışı bir yönetim öngörmesi itibariyle çeşitli tedbirler uygulanmaktadır. Olağanüstü Hal müddetince Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi, temel hak ve özgürlüklerin kısmen veya tamamen sınırlandırılabilmesi ve vatandaşlara çeşitli yükümlülükler getirilmesi gibi tedbirler uygulanabilir. Şimdi bu tedbirleri ana esaslarıyla inceleyelim.

>>Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi Çıkarma

1982 Anayasası’nın 121’inci maddesine göre Cumhurbaşkanı Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun, Olağanüstü tedbirlerin gerektirdiği konularda Kanun Hükmünde Kararname çıkarabileceği öngörülmüştür. Normal şartlarda Anayasaya göre Bakanlar Kurulu’nun Kanun Hükmünde Kararname çıkarabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılacak bir yetki kanununa ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak Olağanüstü Hal süresince Bakanlar Kurulu, Kanun Hükmünde Kararname çıkarmak için Yetki Kanununa ihtiyaç duymamaktadır. Ayrıca olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri herhangi bir konu sınırlamasına tabi tutulmamakla birlikte Temel Hak ve Hürriyetler hakkında da düzenlemeler yapılabilmektedir. Herhangi bir şekilde yargısal denetime de tabi tutulamayacak olan KHK’lar; konusu, çıkarılması ve uygulanması bakımından ihlallere açık hale gelebilecek bir düzenleme olduğundan azami hassasiyetle düzenlenmeli ve uygulanmalıdır.

>>Vatandaşlara Para, Mal ve Çalışma Yükümlülükleri Getirilmesi

Doğal afet, salgın hastalıklar veya ekonomik bunalım sebebiyle Olağanüstü Hal ilanında; ilgili bölgedeki kuruluşlardan faydalanma, arazi,bina, araç-gereç tahsisi, belirli yaştaki vatandaşların çeşitli alanlarda çalışmaya tabi tutulması gibi tedbirler uygulanabilir.  Bu tedbirlerin ne şekilde ve hangi esaslar dahilinde uygulanacağı ise 1983 tarih ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca belirlenmektedir.

>>Temel Hak ve Hürriyetlerin Kullanılması Kısmen veya Tamamen Durdurulması

Yukarıda “Sebep” konu başlığı altında incelediğimiz her iki sebep nedeniyle de olağanüstü hal ilan edilmesi durumunda Temel Hak ve Özgürlüklerin sınırlandırılabileceği ya da durdurulabileceği Anayasa’nın 121’inci maddesinde öngörülmektedir. Bu sınırlamalar Anayasa’nın 15’inci madde esaslarına göre gerçekleştirilebilmekte olup; “milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Ancak, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler ile, ölüm cezalarının infazı dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.” esaslarını kapsamaktadır.

Olağanüstü hallerde Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13’üncü maddesinde belirtilen “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmüne uyma zorunluluğu da bulunmamaktadır. Hak ve özgürlüklerin ne şekilde sınırlandırılacağına ve durdurulacağına ilişkin esaslar ise Olağanüstü Hal Kanununda belirtilmelidir.


Olağanüstü Halin Son Bulması

Olağanüstü Hal; Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamaması veya sürenin bitmesi nedeniyle son bulur. Olağanüstü Hal ilanını gerektiren sebeplerin ortadan kalmasıyla birlikte Bakanlar Kurulu’nun istemi üzerine TBMM onayıyla da Olağanüstü Hale son verilebilir.


Türkiye’de Olağanüstü Hal Dönemleri

OHAL Dönemini ilk başlatan karar Başbakan Turgut Özal ve Anavatan Partisi tarafından alınmıştı. Artan terör olayları gerekçe gösterilerek ilan edilen OHAL, 15 yıllık bir dönem için 13 ili kapsamaktaydı. Önceleri Diyarbakır, Elazığ, Hakkari, Bingöl, Siirt, Tunceli, Mardin  ve Van’ı kapsayan OHAL bölgelerine zamanla Bitlis, Muş ve Adıyaman da eklenmişti. OHAL bölgesine son dahil edilen iller ise Batman ve Şırnak olmuştu.

OHAL tedbirlerini uygulamak üzere görevlendirilen bölge valileri, geniş yetkileri sebebiyle “süper vali” olarak adlandırılmıştı. İlk süper vali Hayri Kozakçıoğlu ise görevi boyunca sivil köylülerin öldürülmesi, faili meçhuller, işkenceler, Af Örgütü temsilcisine gözaltı ve sürgünlerle ilgili suçlamaların hedefi olmuştu. İntihar ederek hayatına son verdiği bilinmektedir.

1987 yılında OHAL bölgelerinin belirlenmesiyle birlikte varlığı tartışma konusu olmuş JİTEM ortaya çıkmıştı. Tüm kurumlar her ne kadar JİTEM isminde bir kuruluşa sahip olmadıklarını beyan etseler de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma sonucu JİTEM’in Genelkurmay Başkanlığı veya İçişleri Bakanlığının herhangi bir onayı olmaksızın Jandarma Genel Komutanlığının inisiyatifiyle kurulduğu tespit edilmişti. Önemli olaylarla anılması bakımından  JİTEM’in derin bir yapı olarak nitelendirilmesi, halen tartışmalara konu olmaktadır.

OHAL bölgesinin kapsamı ise 1994 yılından itibaren daraltılmaya başlanmıştı. Önce Bitlis sonrasında da Elazığ, OHAL kapsamından çıkarılan ilk iller oldu. 19 Haziran 2002 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi oturumunda, OHAL’in Diyarbakır ve Şırnak’ta 30 Temmuz 2002 tarihinden itibaren 4 ay süreyle son kez uzatılmasına karar verildi ve bu kararla birlikte OHAL uygulamaları son bulmuştu.

Yaklaşık 14 yıl süreyle ülkede OHAL uygulanmamıştı. 15 Temmuz 2016 tarihinde ordu içerisinde bir grubun darbe girişiminde bulunmasına yönelik gerçekleşen olaylar neticesinde ise 20 Temmuz 2016 tarihinde toplanan Milli Güvenlik Kurulu ve Bakanlar Kurulu toplantılarında Olağanüstü Hal ilan edildiğine dair kararlar alındığı duyurulmuştu.

20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen Olağanüstü Hal, 19 Ocak 2018 tarihinden itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan görüşmelerin ardından 3 aylık süreyle  6’ncı kez uzatıldı ve son kararla birlikte 20 Temmuzdan beri Olağanüstü Hal dönemi 18’inci ayını tamamlamıştı.

20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen OHAL kapsamında hükumet yetkililerince OHAL döneminin kısa süreceği yönünde açıklamalar yapılması, yayınlanan 31 Adet Kanun Hükmünde Kararname ile binlerce kişinin çeşitli meslek gruplarından ihraç edilmesi ve birçok kuruluşun  kapatılması gibi durumlar, ülke basınının yanı sıra dünya basınında da çeşitli tartışmalara neden oldu ve halen bu tartışmalar devam etmektedir.


Değerlendirme ve Sonuç

Olağanüstü Hal kavramına dikkat çekildiği vakit “manası lafzında gizli” denilecek türden bir tabirle karşılaşılır. Devlet olağan yollardan yani mevcut hukuk kuralları ile kamu düzenini sağlamakla görevlidir. Tarihimizin tüm dönemlerini düşündüğümüzde kamu düzenini bozan ya da bozacak potansiyele sahip ayaklanmaların, krizlerin, afetlerin ve benzer büyük olayların yaşandığı görülecektir. Bu tarz olaylar meydana geliş şekilleri itibariyle, eylemsel bazda hukuksal yapının aleyhinde hareketlerdir ki bertaraf edilmesi ancak ve ancak olağanüstü tedbirlerle mümkündür. İşte bu noktada gelişebilecek nitelikli durumlarda kamu düzenini sağlama adına anayasa, yasama ve yürütme erklerini yetkilendirmiştir.

Yazımızın tamamında Olağanüstü Hal ilanını tüm unsurlar açısından inceledik. Diğer tüm unsurlar bir anayasal metnin gereği olarak yerine getirilmekte iken “amaç” unsuru diğerlerinin çok üstünde bir önem arz etmektedir. Zira belirttiğimiz gibi Olağanüstü Hal ilanı kapsamında çıkarılabilecek Kanun Hükmünde Kararnameler ve ilgili diğer tedbirler, temel hak ve özgürlükleri sınırlandırma ve durdurma konusunda geniş yetkiler öngörmektedir.

Bu noktada amaç unsurunun (olağanüstü halin ilan edilmesine neden olan gerekçelerde belirtilen tehditlerin bertaraf edilmesi yönünde OHAL’i uygulamak) yerinde kullanılması gerekmektedir. Bu denli geniş yetkiler doğrultusunda amaç unsurunun dışına çıkıldığı vakit; insan hakları ihlallerinin artması, yetkinin kötüye kullanılması, hukukun üstünlüğüne ket vurulması, özgürlükler konusunda anayasal esasların dışına çıkılması, mevcut tüm veriler doğrultusunda uluslararası sahnede başarısızlık ve yalnızlaşma gibi durumlarla karşılaşılabilir. Zira kamu düzenini tehdit eden tüm olayların niteliği ve meydana geliş şekilleri dikkate alındığında; olağanüstü yönetim usullerinin uygulanacağı süre, kamu düzeninin sağlandığı noktada son bulacak şekilde düzenlenmelidir. Harici usuller, yalnızca amaç unsurunun dışına çıkmakla nihayet bulur ki hem birey hem yurt bazında olumsuz sonuçların işaretidir.

Yazımızda Olağanüstü Hal kavramını ülkemiz çerçevesinde değerlendirdik. Olağanüstü Halin dünyada da örnekleri çok fazladır ve olumsuz neden-sonuç kavramlarına dikkat çekmeleri itibariyle tanınırlar. Nazi Almanya’sında Reichstag Parlamento binasında çıkan yangın sonrasında Adolf Hitler’in bu girişimin devletin bekasına karşı bir tehdit olduğunu vurgulayarak diktatörlüğünün kıvılcımlarını başlatması ve o günden sonra bir ülkeyi Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetmesi bunun en bariz örneklerinden biridir. “Ancak fayda getirmiş midir?” diye bir soru sorduğumuz vakit, cevap kesinlikle “hayır” olacaktır. Nazi Almanyası’nın sonu ve yıllarca yaşadığı sefalet malumdur. Tarihimizde de Olağanüstü Hal bölgelerinde tartışılan, gündeme getirilen konular her daim işkence, sürgün, gözaltı ve insan hakları ihlalleri olmuştur. Çünkü olağanüstü yetkilerin olduğu bir yerde; menfaatten sıyrılmış, yanlıştan müstesna bir yönetim tarzı düşünülemez. İsmet İnönü’nün oğlu, eski bakan ve siyasetçi merhum Erdal İnönü’nün sözleri ne de güzel ifade eder Olağanüstü Hali…

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here