Nobel Ödülü Reddeten Sartre ..

0

Nobel ödülünü reddeten tek insandır.. Peki kimdir bu bu kişi gelin hep bareber tanıyalım..

 

Jean-Paul Sartre 21 Haziran   1905’te Paris’te doğmuştur. Donanmada Yüzbaşı olan babası Sartre daha bebekken ölmüş ve annesine çok yakın büyümüştür. Bu yakınlık, Sartre 12 yaşında iken, karşı çıkmasına rağmen annesi tekrar evlenene kadar devam etmiştir. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi’nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure’de, İsviçre’deki Fribourg Üniversitesi’nde ve Berlin’deki Fransız Enstitüsü’nde sürdürür. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaparak ve 1928’de Simone de Beauvoir’la tanışır. II.Dünya savaşı sırasında Almanlar tarafından hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katılarak” sinekler” adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazarak ve sahnelenmiştir..  Sartre ömrünün büyük kısmını Paris’e geçirmiştir. Kişisel özelliği Paris’te sıklıkla  kafelere gider ve Jardin du Luxemburg’deki banklara otururdu. Sartre’ın şaşılığı, meraklı bakışları, büyük gözlükleri ve kendine has bir giyimi vardı..

Kendisini hümansit olarak tanımlar..Çok farklı kişilerin bir arada yaşamasını savunur, önemli olan kültür farklılıklarıdır der..Kendisi “Varoluşçuluk” olarak bilinen felsefi akımın ana figürü olarak ün kazanmıştı. O düşünmeyi ve felsefeyi göz alıcı bir hale getirmişti. Sartre Varlık ve Hiçlik olarak adlandırdığı, son derece yoğun ve takip etmesi hayli zor bir kitap yayınlamıştır. Bu kitabın Sartre’ın ününe olan katkısı, okuyanların onu anlamasından değil daha çok anlayamamasından kaynaklanmıştır ..  Dünyası her şeyin büyük ölçüde rastlantısal, hatta saçma ve endişe verici olduğunu gösteren olaylara karşı oldukça dikkatlidir. Yani hayata herkes gibi bakmamaktadır.. Sartre’nin asıl niyeti aslında dikkat edilmesi gereken şudur: 

Hayat düşündüğümüzden daha gariptir (ofise git, bir arkadaşınla akşam yemeği ye, ebeveynlerini ziyaret et. Bunların hiçbirisi açık veya azıcık dahi normal değildir), ama hayat aynı zamanda olasılıklar yönünden oldukça zengin bir sonuçtur. Hiçbir şeyin olduğu gibi olması gerekmez. Yükümlülükler ve taahhütler arasında kendimize hayal etme fırsatı tanıdığımızdan daha özgürüz. Sadece gece geç saatlerde veya belki hasta ve yatıyorken veya bilmediğimiz bir yerde uzun bir tren yolculuğunda iken zihnimize geleneksel kısıtlamalardan kurtularak hayal kurma izni veririz. Sartre’ın dikkatimizi çekmek istediği anlar işte bu düzeni bozarak zihnimizi özgürleştirir. Evden çıkabilir, ilişkimizi sonlandırabilir ve birlikte yaşadığımız kişiyi bir daha asla görmeyebiliriz. Bu duruma işimizi de dâhil edebiliriz, başka bir ülkeye taşınır ve tamamen farklı bir kişiliğe bürünerek orada yaşayabiliriz. Genellikle bunların hiçbirini gerçekleştiremeyeceğimize dair birçok sebebimiz vardır. Ama bu hayal kurma düzenimizi bozan anlar tanımlaması üzerinden, Sartre bizim farklı bir yoldan düşünmemizi sağlamak istiyor. O bizi normal olandan uzaklaştırmak ve hayal gücümüzü özgürleştirmek istiyor: Her gün işe gitmek için otobüse binmek, hoşlanmadığımız insanlara karşı yalancı samimiyet takınmak veya kendimizi sözde güvende hissetmek için yaşam enerjimizden vazgeçmek zorunda değiliz.

Sartre’ın varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski’nin sözünü destekler niteliktedir; Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur”. Eşek eşekliğini kendi yapmaz ama, insan insanlığını kendi yapar. Demek ki insan özgürdür. Bu özgürlük, zorunlu olarak onun sorumluluğunu gerektirir. Kendini bizzat kendi var ettiğine göre, ne olduğundan sorumludur. İnsan, ancak elinden geleni yapabilir, ama yapmayı dilediği her şey de elinden gelir. 

Fikirleri ses getirmiş fakat Nobel ödülünü reddetmiştir..Ve Neden istemediğini bir mekup yazarak açıklamıştır.. Mektuptan kısa bir yazısını paylaşmak isterim.. “Bu çeşit bir ödül kabul eden yazar, aynı zamanda, onu bu şerefe layık gören kurumu veya müesseseyi de bir yük altına sokmuş olmaktadır: Venezüella çetecilerine karşı duyduğum yakınlık, şimdi sadece beni bağlar, oysa Nobel Ödülü kazanmış Jean Paul Sartre Venezüella’daki ayaklanmayı desteklediği zaman, kendisiyle birlikte, bir müessese olarak Nobel’i de peşinden sürüklemiş olur.
Demek ki yazar, şimdi benim için söz konusu olduğu gibi, en şerefli bir şekil altında bile müesseseleştirilmeyi reddetmek durumundadır.
Bu hüküm ve tutum sadece kendimle ilgilidir, yoksa daha önce mükafatlandırılmış olanlara karşı en küçük bir tenkit taşımaz. Kaldı ki onlardan, tanışma mutluluğuna erdiğim pek çoğu hakkında derin takdir ve hayranlık duyguları beslemekteyim. Vb.. devam eder .. 1974 yılından gözleri bozulmaya başlamış ve büyük oranda görmez olmuştur. 15 Nisan 1980‘de Paris’te akciğer ödeminden vefat etti. Geriye kendi varoluşçu felsefesini işlediği birçok yapıt bırakmıştır..

 

İlgilendiği alanlar: Bilgi felsefesi, Etik, Fenomenoloji, Metafizik, Politika

Etkilendiği kişiler: Kant, Hegel, Kierkegaard, Nietzsche, Husserl, Marx, Heidegger

Jean Paul Sartre Romanları & Kitapları & Eserleri:

Varoluşçuluk, Altona Mahpusları, Diyalektik Aklın Eleştirisi, Edebiyat Nedir?, Sözcükler, Yazınsal Denemeler, Bulantı, İmgelem, Baudelaire, Ego’nun Aşkınlığı, İş işten Geçti, Varlık ve Hiçlik , Duvar, Çark, Akıl Çağı (Özgürlük Yolları 1), Yaşanmayan Zaman (Özgürlük Yolları 2), Tükeniş (Özgürlük Yolları 3), Toplu Oyunlar, Hepimiz Katiliz, Tuhaf Savaşın Güncesi, Yöntem Araştırmaları, Aydınlar Üzerine, Yahudi Sorunu, Estetik Üstüne Denemeler

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here