Nereye Gidiyoruz ?

0

Nereye gidiyoruz?
Bundan bir kaç yıl önceydi. Metrobüsle Küçükçekmece Cennet durağından İncirli durağına gidiyordum. Metrobüste 5-6 yaşlarında iki küçük çocuğun konuşmalarına şahit oldum. Biri kız biri erkek olan bu iki çocuğun konuşmaları beni hayrete düşürdü.
Kız,” Çok altınım olsun. Her yer altın olsun. Başımdan altınlar dökülsün.” Erkek, ”Bir sürü arabam olsun. Bmw, Mercedes, Ferrari’m olsun. Her yerde arabalarım olsun.’ Kız, ”Villam olsun. Yazlıklarım olsun.”
Çocuklarının yanında bulunan anneleri ise; ”Ne güzel şeyler söylüyorlar. Arabaları, evleri, altınları olacakmış.” diyerek gülüyorlardı. Belli ki bu annelerinin çok hoşuna gitmişti.

Şimdi diyeceksiniz ki “Ne var bunda? “ya da “Çocuklar ne güzel hayal kurmuşlar.” Kesin aileleri de böyle düşünmüştür. Benim düşüncemse tam tersi. Biz ne zaman bu kadar maddiyat budalası olduk?
Eskiden böyle miydi? Biz çocukken altın, araba, ev, villa hayali kurmazdık. Arkadaşlarımız, misketimiz, bisikletimiz, topumuz olsun yeterdi. Bunlarla mutlu olurduk. Saklambaç, dokuz taş, ebelemeç, yerden yüksek ve daha bir sürü sokak oyunları. İki çocuk kavga etti mi şimdiki gibi telefona çekilmezdi. Kavga eden çocukları mahalle abileri ayırırdı. Hatta barıştırırlardı. Saklambaç oynarken akşam ezanı okununca annemiz “Haydi eve!” derdi, biz ise 5 dakika daha izin almak için ısrar ederdik. Saklambaç oynarken kıyafetlerimizi değiştirip, ebeyi şaşırtıp çamlak çömlek patlatırdık. Şimdiki markaya değer veren çocuklar giysileri değiştirip, çamlak çömlek patlamanın zevkini hiç bilemeyecekler.

Hiçbir zaman futbolcuların aldığı paraları konuşmazdık. Onların hayatları da bizi ilgilendirmezdi. Biz oynadıkları futbola hayranlık duyardık sadece. Çünkü biz çocukluğumuzda mahallemizde oynadığımız maçlarda Rıdvan Dilmen, Hagi, Arçil ve Şota, Hami Mandıralı, Figo, Nedved, Totti, DelPiero, Ranoldinho olurduk. Bunun heyecanını bütünüyle hissederdik. Bilgisayar başında bunu çocukların hissetmesi imkansız.
Arkadaşlık ve dostluk en önemli özelliğimizdi. Kavga etsek de küs kalamazdık. Kan kardeş olurduk. Şimdikilerin dediği gibi yalandan ‘kanka’ olmak değildi. Kan kardeş olmak için iki dostun elini kesmesi ve el sıkışarak kanların karışması gerekirdi.

Peki nasıl bu kadar maddeciliğe düşüldü?
İlk başta televizyon sebeptir. Herkes evlerinde televizyon dizileriyle yaşamaya başladılar. Dizilerdeki karakterleri kendi yerlerine koydular. Dizilerdeki hikâyeleri de kendi hikâyeleri yaptılar. Sosyal bir canlı olan insanoğlu, asosyal bir canlı oldu. Kimse kimseyle görüşmemeye başladı. Herkes birbirinden uzaklaştı. Aslında bencil olan insan kendi başına kalınca tamamen bencil oldu. Menfaat ve çıkar uğruna her yol mübah oldu. Bu insanların çocukları da hayallerini ve geleceğini para üzerine kurmaya başladı.

Peki ne yapmalıyız?
Televizyonları, telefonları ve bilgisayarları iş gereği dışında kullanmayalım. Dizilerden uzak duralım. Yoksa boş dizileri izleyen ebeveynlerin sırf bilgisayara ve telefona bakan çocukları olacak, ki oldu da.
Çocuklar ve gençler o kadar çok telefon ve bilgisayara bakıyorlar ki çevrelerinde olup bitenlerden haberleri olmuyor. Tamamen duyarsız, umarsız ve vefasız bir gençlik yetişiyor. Böyle giderse bilim, teknoloji ve menfaat kazanacak. Vefa, edep, sevgi ve saygı kaybedecektir.
Lütfen çocuklarımızı televizyon, telefon ve bilgisayardan gerektiğince uzak tutalım. Onlara kitap alalım ve sokağa çıkmalarını salık verelim. Şimdi sokaklar çok pis biliyorum. Ama sokaklarımız telefonlarınızdan daha temiz.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here