Neptün’ü Keşfeden Astronom Galileo Galilei

0
39
1612-Galileo Galilei Neptün'ü keşfeden ilk astronom oldu. Fakat yanlışlıkla onu bir yıldız olarak tanımladı. Bu konuyu görmeden önce öncelikle Galileo Galilei'yi tanıyalım.
1612-Galileo Galilei Neptün'ü keşfeden ilk astronom oldu. Fakat yanlışlıkla onu bir yıldız olarak tanımladı. Bu konuyu görmeden önce öncelikle Galileo Galilei'yi tanıyalım.

GALİLEO GALİLEİ

 

 

1612-Galileo Galilei Neptün’ü keşfeden ilk astronom oldu. Fakat yanlışlıkla onu bir yıldız olarak tanımladı. Bu konuyu görmeden önce öncelikle Galileo Galilei’yi tanıyalım.

 

 

 

Galileo Galilei Kimdir?

Galileo Galilei, modern fiziğin babası olarak kabul edilen, İtalyan bilim adamı.  Galileo, fizik, (maddenin kimyasal yapısındaki değişiklikler dışında kalan genel özelliklerini, genel ya da geçici yasalara bağlı, deney yoluyla incelenebilen, matematiksel olarak tanımlanabilen durum ve devinimlerini konu alan bilim dalı)  astronomi  (uzay ve uzay cisimlerini, gök cisimlerinin özelliklerini ve birbirleriyle ilişkilerini inceleyen bilim dalı. Gök bilimi)  ve astroloji  (astroloji, gezegen ve yıldızların insanların üzerindeki etkisini yorumlayan bir bilim dalıdır)  alanında da bir çok çalışma yapmasının yanı sıra bu konularda felsefi görüşlere (soru sormanın sonucu olan ve insan­la, insan yaşamıyla ilgili problemlere karşı ilginin gelişmesi ile başlayan düşünce türü) de sahipti. İlgisini daha çok hareket üzerinde yoğunlaştıran Galileo, Güneş merkezli astronomi sisteminin fiziğini geliştirdi.

 

Güneş Merkezli Astronomi Sisteminin Fiziği

Güneş Merkezli Evren Anlayışı: Kopernik, Kepler Ve Galilei Neyi Değiştirdi?

Eski çağlarda dünyanın evrenin merkezi olduğu ve diğer yıldızların ,gezegenlerin dünyanın etrafında döndüğüne inanılırdı. Galileo ve Kepler güneşin merkezde olduğunu ve diğer gezegenlerin onun etrafında döndüğünü kanıtlamışlardır. Isaac Newton  kütlesel çekim kuvvetini bulup , gezegenlerin neden güneşin çevresinde dolandığını kanıtlamıştır. Bu görüşe “Güneş Merkezli Evren Kuramı” denir.

 

Galileo Galillei’nin Hayatı-Biyografisi

Galileo 15 Şubat 1564‘’te İtalya‘nın Toskana bölgesindeki Pisa şehrinde, döneminin tanınmış müzisyenlerinden, İtalyan bestecisi ve müzik kuramcısı, dramatik müziğin gelişmesinde rol oynayan Vincenzo Galilei‘nin altı çocuğundan biri olarak dünyaya gelen Galileo, ilk öğrenimini Floransa‘da tamamlamasının ardından 1581 senesinde Pisa Üniversitesinde Tıp tahsiline başladı. Mali durumu yüzünden okulu bırakmak zorunda kalan Galileo, 1583 senesinden itibaren matematiğe yöneldi ve bu konudaki çalışmalarıyla 1589‘da Pisa’da profesör oldu.

Sarkacı, yüzen cisimleri ve kinetiği Aristo fiziğinden farklı bir düşünceyle matematiksel olarak ele alınması gerektiğine inanan Galileo, Pisa Kulesi‘nden ağırlık atarak, düşen bütün cisimlerin aynı ivmeye (hareket eden bir cismin hızının birim zamandaki değişimine denir)  sahip olduğunu gösterdi ve Aristo mantığının (M.Ö. 4. yüzyılda yaşamış olan Yunan filozofu Aristo’nun mantık bilimine ve yorumuna verilen isim. ‘Organon’ isimli kitabı Aristo mantığı ve düşüncesi üzerinedir) yanlış olduğunu kanıtladı. Serbest düşmenin sabit ivmeli bir hareket olduğunu düşüş sırasında katedilen yolun, zamanın karesiyle orantılı olduğunu gösterdi. Bu deneyi neticesinde yaşlı profesörlerle karşı karşıya gelen Galileo, 1592 yılında Pisa’yı terk ederek, Padova Üniversitesi matematik kürsüsüne geldi.

1597‘de askeri amaçla da kullanılabilen pusulayı (deniz, orman gibi yerlerde ya da gece vakti vb. yön saptamak için kullanılan ve üzerinde sürekli olarak kuzey–güney doğrultusunu gösteren bir mıknatıs iğnesi bulunan kadranlı aygıt) ticari olarak piyasaya sunan Galileo, 1600’den hemen sonra ilkel bir termometre (sıcaklık ölçer ya da termometre, sıcaklığı ölçmek için kullanılan alet) ve insanların kalp atışının ölçümünde kullanılmak üzere bir sarkaç icat etti.

1609’da Hollanda‘da teleskopun icat edildiğini öğrenmesinin ardından kendisi daha gelişmiş bir teleskop üreten Galileo, bunu astronomi gözlemlerinde kullandı. Teleskopu astronomik amaçla kullanan ilk bilim adamı olan Galilei Galileo, kendi ürettiği teleskopla önemli gözlemler yaptı ve bu gözlemleri, 1610‘ da, “YILDIZ Habercisi” (Siderius Nuntius) adlı kitabında kaleme aldı.

Yıldız Habercisi adlı kitabına değinmişken bir de ondan bahsedelim:

YILDIZ HABERCİSİ

 

Sayfa Sayısı: 128

Kitabın Konusu;

(Roma, 1633 yılı. Bir adam, Engizisyon Mahkemesi karşısından Dünya’nın Güneş etrafında döndüğüne inanmakla itham edilmektedir. 1610 Kışı’nın bulutsuz gecelerinde matematikçi Galilei kendi yaptığı dürbünün yardımıyla Ay’ın dağlarını, Venüs’ün evrelerini, Jüpiter’in uydularını gözlemledi. Gökyüzü sanıldığı gibi parlak, hareketsiz bir küre değildir artık; Gökyüzü ve Yeryüzü birleşmektedir; Yeryüzü Evren’in merkezi değil, Ay benzeri uydularıyla birlikte Güneş’in etrafında dönen diğer gezegenler gibi bir gezegendir. Kopernik haklıdır. Ama bütün bu fikirler Reform’un doğurduğu sıkıntılarla iyice hırçınlaşan Kilise’nin dogmalarıyla çelişmektedir. Tutucu papaz sınıfıyla tartışan, üniversitenin görmeyi reddettiği Galilei kendisine gösterilen işkence aletleri karşısında fikirlerinden döndüğünü bildirilir. Önemi yok, bilimsel devrim devam etmektedir.. Fizikçi ve eşsiz bir anlatı ustası olan Jean , Piere Maury, modern bilimin babası olan Galileo Galilei’nin yaşadığı serüvenleri su yüzüne çıkartıyor.)

 

Ay yüzeyi, yıldız kümeleri ve Samanyolu üzerine ilk tespitlerini yayınladığı ve Jüpiter‘in dört uydusunun varlığından bahsettiği kitabı çok ilgi uyandırdı ve Floransa’da saray matematikçisi olmasını sağladı. Venüs gezegeninin evreleri ve Satürn’ün şekli hakkında bilgi verirken, astronomideki Batlamyus sistemini tartıştı. Güneş’i de gözlemleyen ve Güneş üzerinde bulunan gölgelerin leke olduğunu kanıtlayan Galileo, bunların ne Merkür‘ün Güneş’in önünden geçerken oluşan gölgesi ne de Güneş ve Dünya arasında bulunan küçük gök cisimlerine ait olmadığını ortaya koydu.

1611‘de Roma‘ya giden ve oradaki Bilim Akademisi’ne üye olan Galileo, Floransa’ya dönüşüne sebep olan kitabını ve 1613 yılında da, güneş lekeleri üzerine yazdığı eserini yayınladı. Kopernik sistemini açık bir şekilde savunduğu bu eser yüzünden papazların ağır baskısına maruz kalan Galileo, 1615‘te iddiasını müdafaa etmek amacıyla Roma’ya gitti. 1616‘da Papa V. Paul tarafından kitaplarını tetkik amacıyla kurulan komisyon, Galileo’nun kitaplarını yasaklamadıysa da, dünyanın döndüğü iddiasından vazgeçmesini istedi.

 

Galileo’nun Bazı Diğer Kitap Özetlerine De Göz Atalım;

İki Yeni Bilim Üzerine Diyaloglar

KISACA KONUSU:

(Galileo’nun hareket kavramı (tıpkı uzay kavramı gibi) bize öyle doğal görünür ki hiç kimse bir eylemsizlik hareketi gözleyememiş olduğu halde sırf böyle bir hareket tümüyle ve kesinlikle olanaksız olduğu için eylemsizlik yasasının deney ve gözlem yoluyla çıktığını sanırız. Yine, doğanın incelenişi sırasında matematiği kullanmaya öyle alışığız ki Galileo’nun “doğa kitabı geometrik harflerle yazılmıştır” savındaki yürekliliğini anlamıyor; mekaniği, matematiğin bir dalı olarak inceleme, yani günlük deneyimin gerçek dünyasının yerine, Tanrısallaşmış bir geometrik aykırılığın bilincine varamıyoruz… Galileo fiziğinin ortaya çıkışından önce, duyularımıza sunulmuş dünyayı, kuşkusuz bir parça yorumlayarak gerçek dünya diye kabul ediyorduk. Galileo ile ve Galileo’dan sonra; duyulara sunulan dünya, gerçek dünya ve bilimin dünyası arasında bir kopukluk görüyoruz. Bu gerçek dünya; cisimleşmiş geometrinin, gerçekleşmiş geometrinin dünyasıdır.“Bilimsel Düşüncelerin Tarihi Üzerine İncelemeler”- Alexandre Koyre 
Büyük doğa kitabını açıp yeni bir gözle onun yasalarını okuyan Galileo’yu, modern fiziği yaratmakta olduğu yolda izlemek isteyenlere…)

 

İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog

KISACA KONUSU:

(Üzerinde on altı yıl çalıştığı İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog nedeniyle engizisyonda yargılandı, ev hapsine mahkum edildi. Mahkumiyeti sırasında ikinci başyapıtı İki Yeni Bilim Üzerine Diyaloğ’u tamamladı. Her iki yapıt da kısa sürede pek çok dile çevrildi ve modern bilimin başlangıcı olarak tarihe geçti. Diyaloglar ne yalnızca astronomi ne de fizik kitabıdır. Otoriteyi temsil eden Aristo’teles düşüncesiyle sıkı bir polemik yürütürken, aynı zamanda gözlemsel, deneysel, kuramsal birikimiyle Galileo, “doğanın yazıldığı dili” yeniden keşfederek, matematiği temel alan kendi yeni fiziğini kurar. Galileo’nun hakim sınıfa değil, sıradan okura sunduğu diyaloglar anlaşılması kaygısıyla Latince yerine İtalyanca kaleme alınmıştır.)

 

Dante’nin Cehennemi Üzerine Dersler

Kısaca KONUSU:

(Galileo, yirmi dört yaşındayken, Floransa’nın en parlak zihinleri önünde, Dante’nin Cehennemi Üzerine İki Ders verir. Büyük bir hevesle gözlerini, günahkarların kendilerinden çok, içinde bulundukları “dekora” yönelten, alışılagelmedik, tuhaf bir ziyaretçinin, öte dünya üzerine, eşi benzeri görülmemiş bir incelemesidir bu dersler. Yine de Dante’nin dünyası şiirsel gücünden hiçbir şey kaybetmez. Cehennemin biçimi ve kesin geometrik ölçülerini (Arşimet’in de yardımı ile) saptamak ve bu sayede dönemin öne çıkan iki kuramı arasından birini seçebilmek amacıyla Galileo, Dersler’de, Dante’nin Cehennemi’nin bazı dizeleri üzerinde şaşırtıcı ve kılı kırk yaran bir okuma yapar. Kitabı süsleyen birçok Rönesans dönemi çizim ve tablo, Cehennem’in çeşitli katlarının ve jeofiziksel yapılarının ortaya koyduğu sorunları zihnimizde canlandırmamızı sağlar.)

 

Bir süre bilimin pratik yönüne dönerek, mikroskobu geliştiren Galileo, 1618 senesinde üç kuyruklu yıldızın keşfedilmesi ile kiliseyle karşı karşıya kaldı. Bir arkadaşının VIII. Urban olarak Papa seçilmesinin ardından cesaret alarak yazdığı “İki Kainat Sistemi Üzerine Konuşmalar” adlı eseri 1632‘de yayınlanan Galileo, Roma’ya çağrıldı ve Engizisyon mahkemesine (Orta çağda ,Avrupanın bazı memleketlerinde kurulmuş olan ve XIX. yüzyılın başlarına kadar süren Katolik mahkemelerine verilen ad. Mahkemeler, Katolik, mezhebine karşı gelenlere ve bu mezhebe aykırı hareket edenlere ceza vermek amacı ile 1183 yılında İtalyada kurulmuştur. Papalar, kayıtsız şartsız ağır cezalar veren bu müesseseleri, kendi kudretlerinin bir vasıtası olarak kullanmışlar ve Orta çağda dehşet saçan müesseseler haline gelmesi sonucunu doğurmuşlardır. Bu mahkemelerin bütün dehşetleriyle hüküm sürdüğü memleketler, İspanya ve İtalya olmuştur, özellikle İspanyada Müslüman olanlara ve Yahudilere karşı tatbik edilen bu mahkemeler Birinci Napoleon tarafından ilkin İspanyada 1807 yılında kaldırılmış, 1834 te bütün Avrupada son bulmuştur)  çıkarıldı. Bunun ardından, 1633‘te kitabı yasaklanan Galileo, müebbet hapse mahkum edildi.

Yetmiş yaşında hapsedilen ve 1636‘da, hapisteyken gözleri kör olan Galilei Galileo, 8 Ocak 1642 tarihinde İtalya Arcetri‘de öldü.

 

Galileo Galilei’nin Buluşları

Gelin bir de Galileo’nun buluşlarını madde madde inceleyelim;

Teleskop: Aslında Galileo’dan önce mercekleri kullanarak uzağı görme aletleri yapılmıştı. Fakat Galileo, daha da ileri giderek yıldızları ve gezegenleri inceleyecek kadar güçlü hale getirdi. 1609 yılında yaptığı teleskopla birçok  astronomik gözlemler gerçekleştirmiştir. Ay’ın yüzeyindeki kraterler ilk kez tespit edilmiştir. Kendi yaptığı teleskobuyla Jüpiter’i incelerken, Jüpiter’in yakın çevresinde 3 küçük, parlak gezegen keşfetmiştir. Daha önce incelemelerinde bunların yıldız olduğunu düşünen bilim adamı, sonraki incelemeler sonucu, yıldız olmayıp Jüpiter’in etrafında dönen küçük gezegenler olduğunu keşfetti.

 

 

 

Sarkaçlar ve Saatler: Galileo’nun sarkaçlar üzerinde yaptığı araştırmalar, modern saatin ortaya çıkmasında katkı sağladı. Bununla ilgili Galileo’un bir hikayesi vardır: Galileo, henüz küçük yaşlardayken kiliseye gider ve ayin sırasında bir adamın kafası kandile çarpar. Kandilin ileri geri sallanmasını seyrederken, kandil yavaşlasa bile hep aynı süre içinde ileri geri gittiği için bu durum Galileo’nun dikkatini çeker. Sonraki yıllarda da sarkaçların (yani ipe bağlı ağırlıkların) hareketini inceler ve bilimsel bulgular tespit eder. Eskiden saat yapımında sorun olarak karşılarına çıkan konularda Galileo’nun tespitleri yarar sağlamıştır. Bu sarkaçlarla ilgili buluşlarının saatlere uygulanması sayesinde var olan sorunlar ortadan kalkmış ve “tik tak tik tak” seslerini çıkaran modern saat yapılmıştır.

 

 

 

Pusula: 1597 yılında kullanım açısından çok faydası olan, yön bulmada insanlara kolaylık sağlayan pusulayı ticari olarak piyasaya sundu.

 

1612 – Galileo Galilei, Neptün’ü keşfeden ilk astronom oldu fakat yanlışlıkla onu bir yıldız olarak tanımladı:

28 Aralık Galileo Galilei, Neptün’ü keşfeden ilk astronom oldu. fakat yanlışlıkla onu bir yıldız olarak tanımladı:

Galileo’nun çizimlerine göre, Neptün’ü ilk defa 28 Aralık 1612 ve 27 Ocak 1613’te de ikinci kez gözlemlemiş. Ama Galileo iki seferde de Neptün’ü, hareketsiz görüntüsünden dolayı, bir yıldız olarak değerlendirmiştir. Bu sebeple bu gözlemler Neptün’ün keşfi olarak sayılmamaktadır. Tam Galileo’nun ilk gözlemini yaptığı tarihlerde Dünya ve Neptün’ün yörüngedeki hareket yönleri tersine dönmekteydi. Bu kısa zaman aralığı boyunca gezegenler gökyüzünde sabitmiş gibi görünür. Bu da Galileo’nun o zamanki teleskobuyla gezegenin hareketini farketmesini iyice güçleştirmişti. Bununla birlikte, Temmuz 2009’da Melbourne Üniversitesi’nden bir fizikçinin açıklamalarına göre Galileo gözlemlediği bu gök cisminin hareketli olduğunu farketmiş olabilir.

 

Neptünü Kim Buldu?

Neptün, güneş sistemimizdeki dokuz gezegenden bir tanesidir. Her ne kadar büyük bir gezegen olsa da Neptün, Dünyamızdan çok uzakta olduğu için çıplak gözle görülemez. Gece bulutsuz, açık gökyüzünde ve tam karanlıkta Mars ve Venüs gibi bazı gezegenler parlak yıldızlar gibi görülebilirler. Ancak Neptün güçlü bir teleskop aracılığıyla bakıldığında soluk mavi renkli bir daire şeklinde görülebilir.

Gezegenlerin yıldızlar gibi kendi ışıkları yoktur. Sadece Güneşten aldıkları ışığı yansıtırlar. Bu nedenle en parlak görünen gezegenler Güneşe en yakın olanlardır. Neptün Güneşten çok uzak olduğu için Güneş ışınlarının oldukça az bir bölümünü yansıtabilir. Uranüs, Neptün ve Plüton gibi Güneşten uzak olan gezegenlerin ışığı çok daha azdır.

Yeryüzüne yakın olan ve parlak görünen gezegenler binlerce yıl önce saptanmıştır. Neptün ancak 1846 yılında bulunmuştur. Neptün’ün bulunuş şekli de ilgi çekicidir. Bilim adamları Neptün’ü hiç görmemiş oldukları halde yaptıkları matematik hesaplarla Neptün’ün bulunduğu yerde bir gezegen olması gerektiğini ileri sürmüşler, astronomi bilginlerinin çok güçlü teleskoplarla yaptıkları araştırmalar sonucunda ise tam hesaplanan yerde büyük bir gezegenin bulunduğu anlaşılmıştır.

Neptün’ün bulunma öyküsü 1781 yılın da Uranüs gezegeninin bulunmasıyla başlamıştır. Gezegenler Güneşin çevresinde belli bir yörünge izlerler. Bu yörüngenin şekli Güneşin çekim gücüne bağlı olduğu gibi diğer gezegenlerin çekim gücünden de etkilenir. Bilim adamları Güneşin ve Güneşe en yakın gezegenler olan Jüpiter ve Satürn’ün çekim güçlerini dikkate alarak Uranüs’ un izlemesi gereken yörüngeyi hesaplamışlardır. Ancak Uranüs’ün beklenilen yörüngeyi izlemediği görülmüş ve bunun üzerine Uranüs’ün Güneşten daha da uzak olan başka bir gezegenin çekim gücünden etkilendiği düşünülmüştür. Daha sonra birbirlerinden habersiz olarak çalışan iki matematik uzmanı, Amerika Birleşik Devletleri tarihindeki ilk Başkan Yardımcısı ve 2. Başkan Massachusetts eyaletinin Boston kenti yakınlarında bulunan Braintree kasabasında dünyaya gelen ve yine Boston kenti yakınındaki Quincy kasabasında vefat eden İngiliz John Adams ve  gök mekaniği alanında çalışan ve Neptün gezegenini saptayan Fransız matematikçi  Urbam Leverrier, yeni gezegenin yerini birbirlerinden çok az farklı olarak saptamışlardır. Adams’ın çalışmaları daha önce sona ermesine rağmen gereken ilgiyi görmemiştir. Leverrier’in hesapları Almanya’daki Berlin Gözlemevine gönderilmiş ve Neptün adı verilen gezegen hemen bulunmuştur.

Neptün’ün Güneş çevresinde bir dönüşü 164,8 yılda tamamlanmaktadır. Buna göre, bulunduğundan bu yana tam bir dönüş tamamlamamıştır. Güneşe olan ortalama uzaklığı 4 494 000 000 kilometredir. Neptün’ün, çevresindeki yörüngelerde dönen iki uydusu vardır. Daha büyük olan Triton’un çapı 5 000 kilometre kadardır, ikinci uydu Nereid’in çapı ise yaklaşık olarak 300 kilometredir. Astronomi uzmanları Neptün’ün hidrojenden ve hidrojen bileşiklerinden oluştuğunu düşünmektedirler. Neptün’ü saran atmosfer metan gazından oluşmaktadır. Neptün’de hayat olması olasılığı çok azdır. Gezegenin yüzey sıcaklığı -200 derece kadardır.

Kısacası Neptün’ün keşif hikayesi, Urbainle Leverrier isimli bir adamının matematiksel tahmininin zaferidir. Aslında Neptün’ü ilk gözlemleyen Galileo Galilei’dir. Galileo Galilei bir yıldız bulduğunu sanmıştı. Başka gözlemciler (çıplak gözle görülmeyen) bu silik cismi ayırt etseler de onu bir gezegen olarak tanımlamakta başarısız oldular.

 

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here