Neden Dostoyevski Okumalıyız ?

0
Neden Dostoyevski Okumalıyız?
Neden Dostoyevski Okumalıyız?

Fyodor Mihayloviç DOSTOYEVSKİ

(11 Kasım 1821 Moskova – 9 Şubat 1881 Petersburg)

 

19. yy Rus Edebiyatı’na damga vuran ve kendinden sonraki tüm Dünya Edebiyatı’nı etkileyen Dostoyevski’yi ‘Neden okumalıyız?’ sorusuna, Yiğit Güralp, senaryosunu yazdığı Sınav (2006) filminde şu diyalogla cevap verir:

“On iki yıllık eğitim hayatları boyunca neden bu çocuklara Dostoyevski okutturmazlar, hiç düşündünüz mü? Çünkü bir şeylere uyanmasınlar diye!”

Belki de Burak Aksak senaryosunu yazdığı Leyla ile Mecnun adlı dizisine Dostoyevski karakterini taşıyarak aynı konuya parmak basmak istemiştir, kim bilir.

Ama bu soruya en güzel cevabı Dostoyevski’nin eserlerini inceleyerek verebiliriz. Çünkü bir yazarı ve eserlerini anlamak için hayatına, yaşamına bakmak gerekir! Eserlerini anlamak için de ‘Dostoyevski kimdir?’ sorusunun cevabını bilmeliyiz.

 

Dostoyevski Kimdir?

Yoksullar Hastanesi’nde çalışan eski bir ordu cerrahı olan alkolik, gaddar baba ile bir tüccarın kızı olan annenin ikinci çocukları olarak orta halli bir ailede dünyaya geldi (1821, Moskova). Küçük yaşta tüberkülozdan annesini kaybettikten sonra Ateş Fedya (sinirli ve hassas ruh hali) lakabının takıldığı Petersburg Askeri Mühendislik Okulu’na (1837) gitti. Babasını ise on sekiz (18) yaşında kaybeden Dostoyevski her ne kadar babasından nefret etse de bu olaydan fazlasıyla etkilendi. Çünkü içten içe babasının ölmesini istediğinden suçluluk duymuş hatta onun katili olduğunu düşünmüştü. Hayatı boyunca yakasını bırakmayacak olan sara nöbetlerinin ilkine de bu zamanlarda yakalandı.

Mühendislik okulunun bilimsel ve askeri disiplini, okumak ve kitaplar yazmak isteyen Dostoyevski’nin karakteri ile hiç bağdaşmıyordu. Asteğmen olarak İstihkâm Müdürlüğü’nde göreve başladı; fakat bir yıl sonra istifa etti. Yoksul kalma pahasına kendini kitap yazmaya ve çeviriler yapmaya verdi.

Dostoyevski’nin ilk eseri olan İnsancıklar’ı (1846), dönemin saygın eleştirmenlerinden olan Belinski kısa bir sürede okuduktan sonra şunları yazmıştır:

“İki gündür kendimi bu kitaptan uzaklaştıramıyorum. Yeni bir yazar, yeni bir yeteneğin kalemi bu. Onu tanımıyorum, kimdir, neye benzer bilmiyorum ama bu roman Rusya’da hayatın sınırlarını öyle kahramanlara veriyor ki bize, bundan önce hiçbir yazar bu kadarını düşlerinde bile göremezdi. Rusya yeni bir Gogol kazandı.”

Dostoyevski’nin her ne kadar iyi bir kalem olduğu anlaşılmışsa da, onun sinirden sürekli seğiren dudakları, sakar davranışları ve hastalıklı hali; sefil, kısa boyu, kil rengi küçük gözleri, kızıl saç ve sakallı çirkin görüntüsü hor görülmesine, dışlanmasına sebep olmuştu. Dostoyevski de zaten alışık olmadığı bu toplumsal ortamdan kaçmak için edebiyat çalışmalarına sığınmıştır.

İnsancıklar romanından sonra Ötekiler ve Beyaz Geceler gibi bilinen romanlarının da içerisinde olduğu pek çok eser yazmışsa da pek beğenilmedi. Sonrasında Netoçka Nezvanova romanı ise okuyucuların gözünde eski konumunu kazanmasını sağlayabilecek iddialı ve kapsamlı bir roman olmayı başardı; fakat bir süre sonra tutuklandığından, bu romanının yalnızca üç uzunca bölümü yayımlanabildi ve böylece edebiyat yaşamının ilk dönemi kapanmış oldu.

Edebiyat dünyasının kapılarının kapanmasıyla kendini reformcu bir örgüt olan Petraşevski Grubu’nun toplantılarına katılırken buldu. Kısa bir süre sonra devlet düzenini yıkmaya çalıştığı gerekçesiyle, ağabeyi Mihail’in de aralarında olduğu yirmi bir (21) kişi ile birlikte idama mahkûm edildi.

 

Edebiyat dünyasının kapılarının kapanmasıyla kendini reformcu bir örgüt olan Petraşevski Grubu’nun toplantılarına katılırken buldu. Kısa bir süre sonra devlet düzenini yıkmaya çalıştığı gerekçesiyle, ağabeyi Mihail’in de aralarında olduğu yirmi bir (21) kişi ile birlikte idama mahkûm edildi.
(Dostoyevski’nin hapishanede idam edilmeyi beklediği günlerden bir kare)

 

Yirmi sekiz yaşında kurşuna dizilerek idam edilmesine saniyeler kala cezası hafifletilip Sibirya’ya sürgüne gönderildi. Kurşuna dizilme hazırlıkları esnasında yaşadığı korku dolu anlar, belleğinde silinmez izler bırakmış, bu anının gölgesi sonraki yapıtlarının sayfaları arasında sık sık dolaşmıştır.

Hapishane ona aynı zamanda, horlanan ve ezilen insanları daha yakından inceleme olanağı sağlayan zengin bir malzeme kaynağı da oldu. Ağır çalışma koşulları içinde birlikte yaşadığı sıradan mahkumların birçoğunu olağanüstü insanlar olarak görmeye ve onların acılarını paylaşmaya yöneldi. Ruhsal sarsıntılar içinde boğulmasını engelleyen yegane şey; hapishaneye sokulmasına izin verilen tek kitap olan Yeni Ahit’ti. Bu kitap aynı zamanda İsa’ya yeni bir inançla bağlanmasına ve onu, günahkarları yaşama döndürebilecek tek güç olarak görmesine yol açtı.

Dört (4) yıllık hapis ve kürek cezasının ardından Semipalatinsk‘te askeri bir kışlada mecburi beş (5) yıl ikamete zorlandı. Burada Subaylığa kadar yükselmiş olsa da askerlikten nefret ettiği için Petersburg’a geri dönüp yazı hayatına devam etti. Hatta ağabeyi Mihail’e gönderdiği bir mektubunda,

“Askerlikten, patatesten nefret ettiğim kadar nefret ediyorum.” diye yazmıştı.

Tüm bunlara ek olarak, sırf acıdığı için dul bir kadınla evlenmiş, onun ardından yaptığı ikinci evlilikten babalığı tatmış; ancak kısa süre sonra ise iki küçük kızını kaybederek evlat acısıyla da tanışmıştır.

Bir de yakasını bırakmayan kumar illeti vardı. Rulet masasına karşı koyamadığı, birçok romanını da sırf kumar borçlarını karşılamak için yazdığı iddia edilir. Hatta Kumarbaz adlı romanını, telif haklarını kaybetmemek adına sadece yirmi dokuz (29) günde yazıp yayıncıya teslim ettiği bilinmektedir.

 

Dostoyevski Okumak

Yazan, okuyan, düşünen herkesin bir yerde dostu olagelmiş ve zihnini meşgul etmiş olan büyük kalem, derin adam Dostoyevski’yi okumaya karar verdiyseniz eğer acı çekmeye hazır olun! Çünkü yaklaşık altmış (60) yıllık ömür yolculuğunda, sadece manevi değil maddi açıdan da güçlüklerle karşılaşmış, hiçbir zaman sıradan insanların mutluluğunu yaşamamış olan Dostoyevski’nin romanlarındaki karakterler de kendisi gibi acı çeker ve acı hakkındaki şu sözleri dikkat çekicidir:

“Ruhu yüceltecek bir acı, bayağı bir mutluluktan çok daha üstün nitelik taşıyor. Acı ve acı çekme, büyük bir zekâya ve duyarlı bir yüreğe sahip kişiler için her zaman kaçınılmazdır.”

 

Cemal Süreya ise Dostoyevski’nin kendisi üzerindeki etkisini şu sözleriyle dile getirir:

Aslında ikinci bir doğum tarihim de var benim: 1943. Dostoyevski’yi okudum, ondan sonra hiç huzur kalmadı bende. Beni edebiyata, şiire iten şeylerde tuhaf bir şekilde en çok bir romancının, Dostoyevski’nin etkisini buluyorum.”

Dostoyevski’nin etkilediği bir diğer kişi ise yönetmen Zeki Demirkubuz’dur:

“Dostoyevski benim için bir şoktu. Onu anlamam on yılımı aldı. Acı bizi birleştiren şey. Acı her yerde ve hepimiz onunla yüzleşmeliyiz. Benim bütün filmlerim onun hakkında. Dostoyevski, aynı kitabı tekrar tekrar farklı karakterlerle ve farklı durumlarla yazmış. Ben de aynı filmi tekrar tekrar yapmaya çalışıyorum. Konuyu değiştirmek bana oportünizm (kendi çıkarını düşünen) gibi geliyor, sanki siyasi ya da finansal sebeplerden yapılıyormuş gibi.”

 

Dostoyevski Etkisi/Üslubu

Dostoyevski zayıf, sinirli, duygusal, bir anda coşkudan çökkünlüğe geçen yapıdaydı. Kendisini dengesizliğe kadar sürükleyen gerilimlerden kurtulmayı bilen ve dış dünyadan kopan benliğinin parçalanışını kendisi çözümleyen ve eserlerindeki en zengin psikolojik temalardan biri de işte bu çift kişiliklilik (ikileşme) temasıdır.

İnsanın iç dünyasının en gizli kalmış yönlerini erişilmesi güç bir saydamlıkla yansıtabilmesi, özellikle Freud ve Nietzche’nin övgülerini almıştır. Psikoloji bilimi geliştikçe aslında Dostoyevski’nin yapıtlarının zaten oralarda bir yerde gezintiye çıktığı fark edilmiştir.

O romancıların belki en kusursuzu değil ama şüphesiz en etkileyicisiydi. Roman tekniğinde çeşitli sorunları olsa da insanoğlunu en iyi anlatan da ondan başkası değildi. Ününü, gerçekçi kahramanlarına ve başarılı üslubuna borçludur. Bugün dahi Rusya sokaklarında Dostoyevski’nin kahramanlarına rastlamak mümkündür. Bu durum, pek çok yazarın hayal dahi edemeyeceği kadar başarılı bir durumdur. Tüm yaşadığı o acılara rağmen; harika gözlem gücü, insan sarraflığı sayesinde ortaya harika eserler çıkarmayı başarmıştır. Ayrıca romanlarındaki karakterlerde yaşadığı tüm o acıların etkilerini görebilirsiniz. Çağları aşan diliyle günümüzde hâlâ bir edebiyat dâhisi olarak adlandırılmaktadır. Yapıtlarıyla 20. yy roman anlayışı üzerinde derin ve evrensel bir etki bırakmıştır.

Dostoyevski kendinden önceki ve kendisiyle aynı zamanda yaşayan pek çok yazardan etkilendiği gibi kendisi de sadece Rus yazarları değil pek çok Avrupalı yazarı da etkilemiştir.

İlk gençliğinde Rus şairlerinden Jukovski ile Karamzin’i çok sevmiş, Puşkin’den çocukluğundan beri öylesine etkilenmiştir ki tüm eserlerini ezberlemiştir. Mühendis okulunda Schiller, George Sand, Eugene Sue gibi yazarların yapıtlarıyla tanışmış; ufkunu genişletmiştir.

Fransız romancı Balzac’tan da çok etkilenmiş ve Rusya’ya çevirdiği ilk eser onun Eugenie Grandet adlı romanı olmuştur.

Çağdaşları Puşkin, Gogol ve Griboyedov, Dostoyevski’nin yapıtları üzerinde derin izler bırakmışlar. Dostoyevski’nin,

“Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık.” sözü oldukça ünlüdür.

Aynı çağda yaşadığı Tolstoy’a ve eserlerine değer verir, Tolstoy da aynı şekilde karşılık verirmiş; fakat Turgenyev ile neredeyse düşman gibiymiş. Bir eleştirmen onların hiç ortak noktalarının olmamasını şu cümleyle dile getirmiş:

“Turgenyev bize usta bir bahçıvan elinden çıkmış, her şeyi düzgün, güzel bir bahçe hediye ederken; Dostoyevski sonsuz ve yabanıl güzelliklerle dolu koskocaman bir orman veriyordu.”

 

Dostoyevski’nin Saygınlığı ve Ölümü

(Dostoyevski’nin Cenazesi)

 

Dostoyevski’yi Rus halkı nezdinde bütün yazarlardan öne çıkaran büyük eserleri değil, Puşkin‘in bir heykelinin açılış töreninde yaptığı etkili konuşmasıdır. Dostoyevski konuşmasını öyle heyecanlı ve bütünleştirici bir üslupla yapar ki bütün halk coşkuya kapılır. Konuşma bittiğinde çevresindeki yazarlar etrafını sarıp elini öpmeye çalışır, hatta hayatı boyunca borç para istediği ve bu nedenle küs olduğu Turgenyev bile gözyaşları içerisinde onu kucaklar. Halktan, “Peygamber, peygamber…” sesleri yükselir. Artık ününün doruğundadır. Tüm Rusya onun arkasındadır. Ama maalesef, hayatı boyunca arzuladığı bu devasa başarının tadını sadece bir yıl tadabilmiştir. Çünkü ertesi yıl (1881, Petersburg) ölür. Tabutunun arkasından ise otuz (30) bin insan yürür. Bu, o zamana kadar Rusya’nın tanık olmadığı kadar büyük bir kalabalıktır.

 

Dostoyevski’nin Önemli Bazı Eserleri

İnsancıklar (1846): Yeni bir yazara özgü teknik aksaklıklar taşımakla birlikte, ilk Rus toplumsal romanı sayılabilecek bir yapıttır. Romanda öksüz bir kıza duyduğu aşkı içli ve babaca bir sevecenlikle gizlemeye çalışan yoksul ve yaşlı bir kâtibin, saygınlık kazanmak için yürüttüğü umutsuz mücadele anlatılır. Sevdaya düşmüş yoksul insanların, çağdaş toplumun acımasız koşullarına kurban olmuş insanların trajik çıkmazı eşsiz bir kavrayışla dile getirilir. Roman kahramanının çatışmalarını, onun iç dünyasından yola çıkarak incelediğinden ve yoğun bir psikolojik ilgiyle trajediye yeni bir boyut kattığından, Dostoyevski’nin konuyu ele alış biçimi, okuyuculardan coşkulu bir ilgi görmüş, gerçekten de bu yaklaşımıyla Rus gerçekçi romanında yeni bir okulu başlatmıştır.

 

Yeraltından Notlar (1864): Akıl yoluyla bencilliğin dizginlenebileceğine inanan radikal sosyalistleri yerici özellikler taşıyan romanın adsız kahramanı, hiçbir mutlak gerçek tanımayan, her iyiliğin göreli olduğunu savunan, duygularından büyük ölçüde arınmış bir kişidir. Bununla birlikte kendisini de derinlemesine tartmaktan geri durmaz. Kişiliğindeki bu ikiliğin temelinde irade ile akıl arasındaki temel çatışma yatar. Roman, kahramanın iç dünyasını irdelemeye verdiği önem açısından, Dostoyevski’nin kahramanlarına yaklaşımında bir tutum değişikliğini yansıtır. Bu içedönüşün odak noktası, gerçek ve kabul edilebilir bir dünyada kendi ortamından kopmuş insanın ruhsal durumudur. Yeraltından Notlar, içerdiği ahlaksal, dinsel, siyasal ve toplumsal düşüncelerin benzer motifleri taşıması bakımından, sonraki büyük romanlar dizisine bir felsefi giriş niteliğindedir.

 

Suç ve Ceza (1866): Roman denince akla Dostoyevski, Dostoyevski denince de akla Suç ve Ceza gelmektedir. Suç ve Ceza, gerek Dostoyevski’nin, gerek Rus Edebiyatı’nın, gerekse dünya edebiyatının en önemli eserlerinin başında yer almaktadır. İlk yayınlandığı dönemden günümüze kadar pek çok dini ve sosyal tartışmanın odağında yer alan Suç ve Ceza, bir vicdan muhasebesi ve doğru yanlış tartışması aracı olarak kabul görmektedir.

Romanın kahramanı Raskolnikov, maddi yetersizlik nedeniyle okulunu bırakmak zorunda kalan bir üniversite öğrencisidir. Yaşadığı bunalımlar neticesinde tanıdığı, zengin, ancak cimri bir tefeci yaşlı kadını öldürmeyi tasarlar. Onun görüşüne göre tefeci kadın bir ‘bit’tir ve toplumun kanını emmektedir. Raskolnikov’a göre bu eylem, yararsız bir kocakarıyı yok etmek ve parasıyla yararlı işler yapmak, gayesi taşıdığı için yüce bir eylemdir ve suç sayılmaz. Zira Napolyon gibi insanlar gerektiğinde korkmadan suç işlemişler ve bundan zerre vicdan azabı duymamışlardır. Raskolnikov’un da merak ettiği şey budur; o da Napolyon gibi bir üst insan mıdır yoksa tefeci kadın gibi bir bit midir? Bunu öğrenmek için planladığı eylemi gerçekleştirir; ancak cinayet işledikten sonra vicdan azabı peşini bırakmaz. Raskolnikov sonunda teslim olur ve sekiz (8) yıllık Sibirya sürgününe mahkûm edilir.

Romanın başarısı, hem insan vicdanına yapılan vurguya hem de ana kahramanın psikolojik portresinin başarıyla çizilmesine bağlıdır. Romanın yazılmasının ardından yüz elli (150) yıl geçmiş olmasına rağmen bugün dahi Rusya sokaklarında Raskolnikovlara rastlamak mümkündür.

 

Karamazov Kardeşler (1881): Ölümüne üç ay kala tamamladığı son romanı Karamazov Kardeşler’de hayatı boyunca işlediği temaları bir araya getirdi. Roman karakterlerinden her biri Dostoyevski’nin yaşamında geçirdiği evreleri anlatır. Rusya’nın ruhunu temsil eden Karamazov ailesine odaklanan Dostoyevski karakterlerini parçalara bölerek insanlığın evrensel sorunlarını ortaya koyar.

Küçük bir Rus köyünde toprak sahibi olan Fedor Pavloviç Karamazov’un dehşetli, esrarengiz ölümü, kısa sürede yalnız yaşadığı beldenin değil bütün Rusya’nın ilgiyle takip ettiği bir dava haline gelir. Ölümden, toplumda hiç sevilmeyen, ömrünü ilkesizlikler üzerine kurmuş maktulün büyük oğlu Dimitri Karamazov mesul tutulmaktadır. Ne var ki; insanın bilgiyle donatılmış aklı ve maddi deliller, hayatın girift ve akıl almaz oyunları karşısında çoğu zaman aciz kalmakta ve kader ağlarını örmektedir.

Dostoyevski gibi güçlü bir düşünür ve edebiyatçının hayat, ölüm, aşk, erdem, para, fikir, sanat, felsefe ve ruh bilimine dair bir ömür heybesinde biriktirdiklerinin muazzam bir kurguyla birleşmesinden doğan Karamazov Kardeşler, dünya durdukça önemini kaybetmeyecek olay ve insan örgüsüyle, dünya edebiyatının en önemli yapıtlarından olma özelliğini sonsuza dek koruyacaktır.

 

Dostoyevski’nin Bazı Sözleri

“İyi insan, gülüşünü sevdiğiniz kişidir.”

“Hayatta herkes, her şeyden, herkese karşı sorumludur.”

“Yaşamaktan korkma! Doğru şeyler yaptığında yaşam öyle güzel ki…”

“Bir anlık mutluluklar değil mi yaşamı bunca güzel, bunca yaşanılası kılan!”

“Dostlar korkmayın hayattan! Her şeyden önce hayatı sevmeyi öğrenmemiz gerekir. Hayat, bizi çevreleyen dünyada değil, kendi içimizdedir. Etrafı insanlarla çevrili bir insan olmak, durum ne olursa olsun hep insan kalmak, zayıf düşmemek, yere yıkılmamak… hayat budur işte! Hayatın gerçek manası budur!”

 

Dostoyevski’nin Tüm Eserleri

Romanlar:

(1846) İnsancıklar

(1846) Öteki

(1849) Netochka Nezvanova

(1861) Ezilmiş ve Aşağılanmışlar

(1862) Ölüler Evinden Anılar

(1864) Yeraltından Notlar

(1866) Suç ve Ceza

(1867) Kumarbaz

(1869) Budala

(1872) Ecinniler

(1875) Delikanlı

(1881) Karamazov Kardeşler

 

Kısa Öyküler:

(1847) Dokuz Mektupları Romanı

(1847) Mr. Prokharçin

(1847) Ev Sahibesi

(1848) Polzunkov

(1848) Bir Yufka Yürekli

(1848) Kıskanç Koca

(1848) Namuslu Bir Hırsız

(1848) Bir Noel Ağacı Ve Düğün

(1848) Beyaz Geceler

(1857) Küçük Kahraman

(1859) Amcanın Rüyası

(1859) Stepançikovo Köyü

(1862) Tatsız Bir Olay

(1865) Timsah

(1870) Ebedi Koca

(1873) Bobok

(1876) Uysal Bir Ruh

(1876) Köylü Marey

(1876) Mesih’in Noel ağacı Boy de

(1877) Bir Adamın Düşü

 

Makaleler:

(1863) Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları

(1873–1881) Bir Yazarın Günlüğü

Ayvaz Altun
En Son 3 Yazısı Aşağıdadır . . . (Tüm Yazılarını Görüntüle)
Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here