Nazan Bekiroğlu Hayatı ve Yazarlık Serüveni

0
45
Nazan Bekiroğlu Hayatı ve Yazarlık Serüveni
Nazan Bekiroğlu Hayatı ve Yazarlık Serüveni

Elimde ne yapacağımı bilmediğim, hiç bir kapıya uymaz anahtarlar, şimdi size aşka, hayata ve ölüme dair yerli yersiz cümleler söyleyeceğim.

KALBE GİDEN YOL DİLDEN GEÇER

Tarih eserleri savaşlar, antlaşmalar, önemli olaylar ya da şahsiyetler dışında insana dair pek bir şey anlatmaz. Edebiyat ise tarihe ruh veren nakkaşlar, hattatlar, şairler, aşklar, dostluklar, sevgi; inanların birbirleriyle, komşularıyla, sevgilileriyle, eşleriyle, çocuklarıyla ilişkileri, söyleyemedikleri, hissettikleri, ruhlarında kopan fırtınaları ve insan olmaya dair ne varsa hepsiyle ilgilenir. Bu yüzden de edebiyat, tarihi tarih kitaplarından daha iyi anlatır.

Yüzyıllar öncesinin ruhunu, aşkını, ateşini, rengini, sokaklarını, taşlarını, aharlenmiş tezhiplerini, minyatürlerini günümüze taşıyan, tarihte yaşanan olayları, devletleri yok eden, yakıp yıkan, acıtan,  aşkları yok eden duyguları anlatan bir edebiyat profesörü Nazan Bekiroğlu.

Bu büyülü kalem Nun Masalları‘nı anlatarak tanışır okurlarıyla. Sonra hep bildiğimiz ama hiç bilmediğimiz Yusuf ile Züleyha‘nın hikayesini anlatır. Ardından defterinin beyaz sayfalarına Mor Mürekkep‘inden düşürür kelimeleri. İnsanın bütün hallerini anlatmak ister ve La: Sonsuzluk Hecesi‘ni yazar. Derken harfler kelimelere, kelimeler cümlelere dönüşür ve içinden taşanları sayfalara aktarır. En sonunda da ”benden geriye bir kitap kalacaksa bu o olmalı” dediği Yerli Yersiz Cümleler‘i sunar okurlarına:

Ölecektim, ölmekten beni yazı kurtarmadığında. Bütün bu yazdıklarım, söz tanık olsun diye yaşadığıma.

 

Dört yıllık üniversite hayatı dışında yağmurun, denizin, nemin, rüzgarın, ormanın şehri Trabzon’da yaşayan, zarif bir geçmiş zaman hanımefendisi. naif ama bir o kadar da güçlü kalem Nazan Bekiroğlu. Geçmişten, eski sanatlardan, eserlerden, tarihten, saray hayatından, bahsederken aldığı hazzı cümlelerine yansıtan Bekiroğlu için doğup büyüdüğü ve hayatını sürdürmekte olduğu Trabzon bir taşra şehri değil, hakkını verdiği bir ”şehzade sancağı”dır.

Zengin tarihsel birikimiyle, ince ve hassas duyarlılığa sahip Bekiroğlu, bir çok aydın ve yazarın aksine, geçmişine tarihine, kültürüne, yaşamına bir yabancı gibi değil ilgi ve sevgiyle yaklaşır.

Ormandan haber vermeyecekse yeşil yaprağı yazmakla oyalamak neye yarar? Yazı eğer benden sana, dünyadan ezele köprü kuruyorsa vardır.

 

Nazan Bekiroğlu’nun Osmanlı ve tarih dünyasındaki gezintileri bir çeşit rüya yolculuğunda olma hissi yaratır. Aynı zamanda güçlü sezgileriyle yakaladığı gerçekleri olduğu gibi aktarır. Tarihi, Osmanlı’yı ve dönemin dokusunu anlatırken bir nakkaşın minyatürünü işlerken gösterdiği hassasiyeti ve inceliği gösterir.

En fantastik öğelerle anlatılmış hikayenin bile gerçeği işaret etme sorumluluğu olduğuna inanıyorum ve hala kendi gerçeğimi anlamak için size bunca hikaye uyduruyorum.

 

Son eseri Yerli Yersiz Cümleler’de;

Ben olmasam benim hikayem olmazdı. Hikayem elbette benimle ilgilidir.

diyen Nazan Bekiroğlu’nun hikayesi ise merak konusudur. Şehirli bir ailenin üç çocuğundan en küçüğü. Kendi deyimiyle ”ehl-i kalem ve kelam” bir baba ile titiz ve oldukça iyi eğitimli bir annenin iki erkek çocuğundan sonra dünyaya gelen kız çocuğu. İki erkekten sonra korunarak esirgenerek, nazlanarak büyür küçük Nazan. Türkçesi bozulmasın diye sokağa çıkması yasaklanır, arkadaşları elekten geçirilir. Bu yüzden de konuşurken Karadenizli olduğu anlaşılmaz. Sima olarak Azeri asıllı annesine benzediği için Trabzon’un köklü ailelerinden birinin kızı olduğunu tahmin etmek de oldukça güçtür.

Ailesi küçük kızlarının eğitimine çok önem verir. Bu yüzden de sokaklar yasaklanır, üzerine titrenir. Çok yalnız kalan küçük Nazan, kendi iç dünyasına yönelirken tabiata, yıldızlara, bulutlara, ağaçlara denize sevdalanır. Sanatla henüz dört veya beş yaşındayken tanışır: Bir hastanenin bahçesinde, bir heykelin kaidesinde elinde çiçek demeti tutan bir küçük kız rölyefi ve kitaplar. Hayal dünyasını zenginleştiren, ona uçsuz bucaksız bilginin kapısını açan kitaplar. Edebiyata, özellikle şiire meraklı bir anne babanın elinde büyüyen küçük Nazan için babasının zengin kütüphanesi ”daima programsız, daima rastgele, daima el yordamıyla” bir okuma hali. Hedef adlı mahalli bir gazetenin sahibi entellektüel babanın aynı zamanda pek çok şiiri ve roman denemeleri vardır. Tarihe, özellikle de Osmanlı tarihine çok meraklı olan babasından sanata, tarihe, edebiyata ilgi duymayı ve okuma sevgisini alır. İçinde Bir Sızı Var hikayesindeki kahraman da babasıdır.

Ah ki hali var kelamı yok. Makamı var nakli yok.

Ona dünyanın kapılarını açan, ona tarihi, sanatı, edebiyatı sevdiren babasını henüz 14 yaşındayken kaybeder:

Nedir bu ölüm? Dağların taşların kabul etmeyip insanın kabul ettiği şey mi? Sen ölümü beklerken kalan sağların seyrettiği şey mı yoksa? 

Bu kayıp aynı zamanda ailenin geleceğini de şekillendirir. O güne kadar konakta yaşayan küçük Nazan ve ailesi babasının kaybıyla birlikte sosyal ve ekonomik anlamda sarsılır.Bir apartman dairesine taşınırlar. Konaktan apartman dairesine geçiş onun ruh halini de etkiler ve iyice içine kapanır. Bu içine kapanma hali ileride kelimelerle dışa dönecektir;

Baş edilemeyen bir iç-ben taşımanın nasıl bir kaza olduğunu fark ettiğimden bu yana elimden yazıdan başka bir şey gelmiyor.

Doğduğu ve yaşadığı şehirden ilk kez üniversite tahsili için ayrılır. Erzurum Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne kaydını yaptırır. Erzurum’a gidişi aynı zamanda da Anadolu insanıyla ilk kez karşılaşmasıdır. Lisede sayısal bir alanda okurken sözel bir bölümü tercih etmesi şaşırtıcıdır ancak çok sonraları edebiyatı tercih edişinin bir tesadüf olmadığının farkına varacaktır. Hayatında daha önceleri tesadüf diye düşündüğü şeylerin aslında mükemmel bir akış içerisinde gerçekleştiğini fark eden Bekiroğlu lügatinden tesadüf kelimesini ebediyen çıkaracaktır. Üniversite öğrenciliği sırasında halk edebiyatı ve Orta Asya estetiği ile yakından ilgilenir. Hatta bu ilgisini yazdığı ilk hikayelerine de yansıtır;

Tac Mahal. Aşkın yeryüzünde varabileceği ölüm ötesi.

Bu süreçte iç dünyasını dökebilmek ve kendini farklı yollarla ifade edebilmek için resim sanatıyla da uğraşır;

Hayranlık ve hayreti, ‘yaratma’ izler. Onu yeni baştan kurgular, hiç olmadığı renklere boyarsınız. Vasf edilse bu şehr içre olmayan dilberleri, hiç olmayan kadınları gerçek sanmaya başlarsınız.

 

Mezun olduktan sonra dört yıl boyunca Trabzon’da lise öğretmenliği yapar. Öğretmenlik yıllarının hemen ardından Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesinde akademisyenlik hayatına başlar. Kendini asıl ifade edişi ise bu yıllarda gerçekleşir. O sıralarda onun için manevi olarak çok anlamlı bir şey olur: Apartman dairesinden yeniden müstakil. bahçeli bir eve taşınırlar. Böylece iç dünyasını ve ruhunu özgür bırakabileceği iklime yeniden kavuşur:

Öyle ya, eski zaman sadece müstesna mekanlardır, an sadece orada yakalanır. Her şey orada anlaşılır.

”Ben çantamı hazır ettim, nasibi olan yoluma çıksın,” diyen Nazan Bekiroğlu bir gün İstanbul’a doğru yola çıkar ve bu yolculukta hayatına kitaplarda gördüğü, okuduğu Osmanlı ve Topkapı Sarayı girer. Büyülenir, geçmişiyle kucaklaşır, sıkı bir bağ oluşur aralarında. Onu etkileyen ise ne savaşlar ne de antlaşmalardır. Onu etkileyen sarayın insani yanıdır;

Bir yanım ney ise bir yanım kılıç değildi. Bir yanım şiirse öbür yanım merhametti.

Kendini tam olarak bulamadığı resim sanatını bırakır ancak bu sanat dalıyla birlikte öğrendiği renk bilgisini ve gözlem gücünü kelimelere aktarır. Doktora çalışmasını hocası Prof. Dr. Orhan Okay nezdinde Halide Edip romanları üzerine yapar. Aynı sıralarda çeşitli dergilerde, yazdığı şiir ve hikayelerini paylaşır. Bunlardan Bahattin Karakoç’un Kahramanmaraş’ta çıkardığı Dolunay Dergisi‘nde yazdığı ”Duvardakiler” hikayesi ise Dergah Yayınları‘ndan Mustafa Kutlu’nun dikkatini çeker.

Bekiroğlu’nun hikayesinden etkilenen Kutlu önce Bahattin Karakoç’tan Nazan Bekiroğlu’nun kimliğini öğrenir ardından da fakültedeki hocası Orhan Okay’ı arar ve Nazan Hanım’a mektup yazar böylece tanışırlar. Kutlu, hikayesinden etkilenir etkilenmesine ancak genç Nazan’ı uyarma ihtiyacı da hisseder: ”Şiiriniz oluşmakta olan hikayenize zarar verebilir!” Bekiroğlu bu uyarıyı dikkate alır. Bu süreçten sonra da yazdığı şiirleri çok fazla gündeme getirmez. Ancak şiire olan sevdasını yazılarında kullandığı dile yansıtır. Zira dili büyüleyici, lirik ve şiirseldir:

Neticede şiirin sanatların sultanı olduğuna inanan, şiirle uzaktan münakaşaya razı olur ve onu evine gizlice buyur eder. Hikayemdeki şiirin iç yüzü bu işte.

diyen Bekiroğlu söyleşisinde;

Şiir yazsaydım bu tür bir hikaye yazabilir miydim? Zannetmiyorum. Şiir yazmamak, şiire koşan bir hikaye çıkardı ortaya gibi geliyor bana.

Türk Edebiyatı Dergisi ve ardından uzun bir süre Dergah dergisi dönemi gelir. Bu dönemin sonunda da kendisini geniş okur kitlesiyle tanıştıran Nun Masalları (1907) doğar :

Kaç zamandır yazmak istiyordu. Şimdiye kadar hiç kimsenin söylemediği şeyleri, hiç kimsenin söylemediği biçimde söylemek, yazmak istiyordu.

 

Henüz on dört yaşındayken Hayat Tarih Mecmuası’nın kapağında gördüğü, yüzünde ince bir yaşmak örtü olan, zarif, asil ve güzel hanımefendi Şair Nigar Binti Osman, tesadüf kelimesinı lügatinden çıkaran Nazan Bekiroğlu’nun karşısına kaderin bir armağanı olarak çıkar. Bekiroğlu, Nigar Hanım’ın Aşiyan Müzesi’nde ölümünden elli yıl sonra açılması kaydıyla muhafaza edilen günlüklerinden haberdardır. Doçentlik çalışmasını Nigar Hanım üzerinde yapmaya karar verdiğinde ise çok heyecanlıdır. Müzeden yirmi ciltlik güblüklerin bir kopyasını alır ve hiç bir satır arasını atlamadan tamamını çözer. Bu çalışması sırasında akademisyen kimliği ile hikayeci kimliği arasında sık sık ikilemde kalır ancak bütün akademik kurallara uyarken bir edebiyatçı inceliğinde, kendine has bir üslupla benzerlerinden çok daha farklı bir biyografi eseri yazar ve 1955 yılında doçent olmaya hak kazanır;

Mihri, Zeynep, Leyla, Fıtnat, Şeref gibi, divanları ve hatıraları eski tezkirelerle kimsenin uğramadığı kütüphanelerde uyuyan şairleri bir yana bırakacak olursak diyebiliriz ki Nigar Hanım edebiyatımızda canlı ve samimi eserler bırakan hemen ilk şairemizdir.

 

 

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here