Mutlu Yıllar Türkiye’nin Stephen King’i Hasan Karacadağ

0

Merhaba arkadaşlar, bugün sizlere 20 ekim 1976 yılında Şanlıurfa’da dünyaya gelmiş olan Hasan Karacadağ‘dan bahsetmek istiyorum. Hasan Karacadağ hakkında araştırma yapan herkes az çok Japonya’da Nippon eizo-juku Sinema Yönetmenliği bölümünü bitirdiğini ve  Türkiye ve Japonya’da birçok kısa film, belgesel film, TV filmi ve TV dizisi yönettiğini biliyor. Ayrıca Hasan Karacadağ‘ın  50’den fazla uluslararası film festivaline katıldığını ve bir çok ödül kazanmış olduğunu da biliyoruz. Ancak ben başka bir şeye değinmek istiyorum. Bu söyleyeceğim şeyi muhtemelen tek bilen insan ben değilim, ama yine de bunun hakkında konuşmak istiyorum. Unutmadan söyleyeyim; bu benim kişisel görüşümdür ve benimle aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz. Farklı bir görüş içerisinde olan arkadaşlar yorum yapıp fikrini söylemek isterse de buna oldukça memnun kalırım. Böylece farklı bakış açılarını genişletmemiz konusunda birbirimize yardımcı oluruz.

Hasan Karacadağ’ın çalışmalarının yöneldiği konu genellikle korku filmleridir. Bu filmlerin senaristliğini ve yönetmenliğini yapmaktadır. Peki bir korku filminin başarılı olması için ilk basamak nedir? Görüntü kalitesi mi? Hayır. Oyuncu uyumluluğu mu ? Hayır. Yetenek mi? Hayır. Bilgi mi? Hayır. Mezun olunan bölüm mü? Hayır. Hayır arkadaşlar. Bir korku filminin başarılı olması için dikkat edilmesi gereken ilk basamak filmi izleyecek olan kitlenin gerçek korkularını öğrenmektir. Filminizi izleyecek olan kitlenin gerçek korkularını bilirseniz korku filmlerinde oldukça başarılı olabilirsiniz.

Hasan Karacadağ’ın  bu yöntemi kullanıp kullanmadığını bilmiyorum, bu sadece bir tahmin. Bu yöntemi çok sevdiğim bir yazar olan Stephen King eserlerinden öğrenmiştim. Stephen’ın çalışma tarzının aynısını Hasan Karacadağ’da da gördüm. Hasan Karacadağ insanların korkularını fark edip bunları ekrana en gerçek şekilde yansıtabilmekte oldukça başarılı.

Peki bir korku filminin başarılı olabilmesi için insanların en büyük korkularını biliyor olmak yeterli midir? Hayır arkadaşlar. Ben bunun yeterli olacağını sanmıyorum. Ve bana göre bu ikinci basamağı ele almamızı gerektiriyor. Peki nedir bu ikinci basamak? Hayal gücü arkadaşlar. ikinci basamağın tamamen hayal gücü üzerine kurulu olduğunu düşünüyorum. Ve tüm basamakların arasında bir bağ vardır bence, birisi eksik olursa asla tamamlanamaz ve istenen sonuç elde edilemez. Hasan Karacadağ’ın ayrıca çok geniş bir hayal gücü olduğunu da düşünüyorum. Çünkü öğrenmeniz gereken şeyi öğrendikten sonra bu bilgileri daha akılda kalıcı bir hale getirmeniz için hayal etmeniz gerekir. Tıpkı bir öğretmenin öğretmek istediği bilgiyi daha akılda kalıcı olsun diye ilginç bir yol ile anlatması gibi.

Öğrenmek ve hayal etmek yeterli midir? Hayır, bunun da yeterli olduğunu düşünmüyorum ve üçüncü basamağa gidiyorum. Bu basamakta ise karşımıza yetenek çıkıyor. Öğrenebiliriz, hayal edebiliriz, ama bunları sunabilmemiz için yeteneğe ihtiyacımız var. Aksi taktirde yeterince ilgi çekici olmaz. Buradaki yetenek, hayal dünyamızın sunumuyla eş değerdir diyorum ve dördüncü basamağa geçiyorum.

Dördüncü basamağa geldiğimizde karşımıza farkındalığın çıktığını görüyor gibiyim. Öğrendik, hayal ettik ve yeteneklerimizle sunduk. Ama neyi sunduk? insanlar çeşit çeşittir ve herkesin korkuları birbirinden farklı olabilir. Dünyada insanlar tarafından korku sayılabilecek o kadar çok şey var ki. Ancak hepsi ile başarılı bir korku filmi yapamayız öyle değil mi? Burada farkındalık araya giriyor. İnsanların en çok ortak olarak korktuğu konuların bulunması gerekiyor. Bu kadar ile bitmiyor. İnsanların en çok korktuğu konuyu bulmakla işimiz tamamlanmış sayılmaz. Ortak korkuyu bulduk ama öyle bir sunum yapmalıyız ki insanlar ortak korkunun içinde kişisel korkularının da barındığını görmeliler. Bir korku filminin en başarılı sırrı budur. Ya da en azından ben öyle olduğunu düşünüyorum. Bir insan korku filmine baktığında ortak korkularını gördüğü gibi kişisel korkularının da projede yer aldığını fark etmeli ve daha da çok gerilmeli. İşte ben bu başarı sırrını Hasan Karacadağ’ın çok iyi bildiğine inanıyorum. Ortak bir korku buluyor, sonra o ortak korkuya insanların kişisel korkularını da ekliyor. Böylece kitleyi genişletiyor. Hasan Karacadağ’ın filmlerine bakıldığı zaman ortak bir korku görebiliyoruz. İnançlarımızda yer alan bir takım varlıkların korkusu. Bu bir çok kişinin ortak korku alanıdır. Ama en son çektiği filmde buna psikolojiyi de ekledi. zihinden ve psikolojiden korkan insanların da bu filmden etkilenmesini sağladı. Böylece hem dinsel kesim hemde tıp alanındaki insanlara hitap etmesini sağladı. Hem de çürütülemez yöntemlerle. Mesela öyle bir yöntem deniyor ki dini kesimlerde oldukça fazla karşılaşılan bir yöntemin yanında aynı zamanda tıpta açıklanamayan olayların da olduğunu gösterdi. Ve bunun çürütülemez bir şey olduğunu düşünüyorum. Ancak bu iki alanı birleştirebilmek için öncelikle farkındalık ve hayal gücü gerekiyor. Bunu hayal edebilmelisin ki başarabilmelisin. Hasan Karacadağ’ın filmlerinin en büyük etkisi birisi bunların kurmaca olduğunu size söylediğinde sizin kafanızdaki ”Acaba?” sorusu değil midir? Filmde size öyle bilgiler ve örnekler sunmayı başarmıştır ki gerçekten doğru olup olmadığına karar vermenizi imkansız hale getirmiştir. Ne gerçek olduğuna emin olabilirsiniz ne de gerçek olmadığına. Yaşananlar gerçekten yaşandı mı? Acaba? işte gerçek bir korku filmi çekebilmenin en büyük sırrı budur bence. Hayatta böyle değil midir zaten? Sır olarak kalmaya mahkum olan her şeyin cevabı aklımızda bir ”acaba?” değil midir?

Mutlu Yıllar yetenekli ve başarılı yönetmen/senarist Hasan Karacadağ.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here