Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar – Gün Olur Asra Bedel/Cengiz Aytmatov

0

 

“Diyelim ki buradan gittin. Gitmekle kendinden kaçıp kurtulacağını mı sanıyorsun? Hayır Yedigey kaçmakla kurtulamazsın. Yiğitlik kaçmakta değildir. Eğer yiğit isen bildiğim Yedigey isen burada kalıp üstesinden gelmelisin o meselelerin. Herkes gidebilir, herkes kaçabilir ama herkes kendine hakim olamaz, herkes kendine karşı zafer kazanamaz. “

Gün Olur Asra Bedel. Ne güzel bir kitap ismi değil mi? Gün olur yüzyıl olur diye de geçiyor. Herhalde zamanın göreceliliği kavramını Einstein’den sonra en iyi anlayan kişidir yazar Cengiz Aytmatov ve yazdığı bu roman bozkırlarda geçer. Uçsuz bucaksız bozkırların ortasında insan küçülürken zaman da bir yandan eriyip kaybolup gider. Romanın kahramanlarından Yedigey’in muhayeresinde koskoca bir ömür bir güne hatta o günün içerisindeki birkaç saate sığar. Geçmiş, şu an ve gelecek aslında aynı şeydir. Ayrıca destanlarla gerçekler iç içedir.

Mankurt kavramını ilk kez bu romanda görmüştüm. Destanlarda geçen bilinçsiz köle, istenen her şeyi sorgusuzca yapan.
Cengiz Aytmatov bu romanında Mankurt kavramını adeta sosyolojik bir terime dönüştürür. Mankurt geçmişini unutan, karşı tarafın buyruğuna giren ve yeni efendisinin isteklerine sorgusuzca tüm benliği ve ruhuyla itaat etmek için kendi geçmişini, kendi çevresini, kendi ailesini bütün değerlerini unutan kişidir.

Roman geleneklerini korumaya çalışan insanları anlatır. Komünizm sırasında yaşanan anılar, insanların kutsal saydığı şeylerin yok sayılması, aşkın sorgulanması romanın değindiği konulardır. Komünizm materyalist düşünce yapısıyla hayata bakmış, cennet dünyaya getirmeye çalışmıştır. Elbette bunun içinde cennet var olsun ya da olmasın insanlara yaşadıkları cehennemi değiştirmenin kendi ellerinde olduğunu anlatma çabası içinde olmuştur. Kitaba kısaca mankurtlaşma ile geleneklerini koruma arasındaki insanların hikayesi denebilir.

Çağdaş romancılığın başyapıtlarından olan Gün Olur Asra Bedel aslında yalın bir kurguya dayalıdır. Uçsuz bucaksız bozkırın kuş uçmaz kervan geçmez köşelerinin birinde trenlerin geçtiği küçük bir aktarma istasyonunda görevli iki arkadaştır. Yedigey ve Kazgangap.

Aytmatov romanında, sıradan bir yaşamdan ulusal ve toplumsal sorunlara gönderme yapar. Yer Sarı Özek bozkırıdır… Kırgızistan’ın uçsuz bucaksız bozkırlarının birinde Sarı Özek’te basit ve tekdüze bir yaşamın; demiryolcu Yedigey’in, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri arkadaşı ve en yakın dostu Kazgangap’ı, vasiyeti üzerine atalarından miras kaldığına inandığı ve kutsal bildiği Sarı Özek bölgesinde bir mezarlığa gömmek istemesinin ve bu süreçte yaşadığı çelişkilerin öyküsüdür. Çevre ve kişiler biz çok yabancı olmayan Orta Anadolu bozkırlarının ve halkının adeta bir kopyasıdır.

Kitap okumayı hepimiz severiz. Peki ya siz de benim gibi bir sonraki kitabını seçerken sancı çekenlerden misiniz? O halde her haftaya en iyilerden kitap ekeyelim istiyoruz belki yardımı dokunur 🙂
Bu seriye bugün doğum günü olmasını da göz önünde bulundurarak muhteşem yazar Cengiz Aytmatov’la başlayalım istedim. Onu edebi kişiliğiyle şöyle kısaca bir tanıyalım.

 

Eserlerini, Kırgızca ve Rusça olarak kaleme alan Kırgız yazar Aytmatov, eserlerinin çoğunda tema olarak aşk, dostluk, savaş döneminin acıları ve kahramanlıkları ile Kırgız gençliğinin gelenek ve göreneklerine bağlılığını seçti. Aytmatov, milletinin tarih boyunca kazandığı sosyal, kültürel, ahlaki, edebi, askeri yani bütün maddi ve manevi zenginliğini eserlerine yansıtmış, yaşadığı coğrafyanın insanının tarih içinde kazandığı değerleri, acılarını, kahramanlıklarını, tecrübelerini yazıya döküp ölümsüzleştirmiş, halkının içinde düştüğü zor durumları eserlerinde en güzel şekilde anlatmış, onların çözümlerine dair ipuçları göstermiş, eserlerinde kendi ifadesi ile ‘tipik insanı’ ortaya koymaya çalışmış bir yazardır.

Hikayelerinde milletinin temel mülkü olan milli hafızaya ait efsane, destan, masal, hikaye ve türküleri ve bunların meydana geldiği şartları, ardındaki hikayeleri, insanları kullanırken, Kırgız Türk kültürünü, psikolojisiyle, duyuş ve anlayış tarzıyla, maddi manevi zenginliğiyle o kültürü bina edenlerin evlatlarına yeniden hatırlatmaya çalıştı. Ayrıca hikayelerinde halkının değerlerini, dertlerini, varsa onun içindeki çürümeyi anlatan yazarın en önemli özelliği, özüne bağlılık, kendinden, halkından, coğrafyasından haberdar olma olarak kendini gösteriyor.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here