Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar/ Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu-Italo Calvino

0

BİR KIŞ GECESİ EĞER BİR YOLCU – ITALO CALVİNO

Italo Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı romanı, okurlarla yazarlar ama en çok da okurlar için kışkırtıcı, kışkırtıcı olduğu kadar tuhaf bir sahneyle açılır. Okur, tam da bin bir yorgunlukla geçen bir günü geride bırakmış, nihayet kitap okumak için iyi kötü bir zaman bulmuş ve Calvino’nun romanına başlamıştır ki, daha ilk sayfada bir uyarıya karşılaşır. Birine sesleniyordur Calvino. Düpedüz okura. Daha ilk paragrafta üstelik:

Italo Calvino’nun yeni romanı Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’yu okumaya başlamak üzeresin. Gevşe. Dikkatini topla. Bütün öteki düşünceleri sav kafandan. Çevredeki dünya bırak silinsin. En iyisi kapıyı kapatmak; yan odadaki TV hep açık. Hemen ötekilere söyle, “Hayır, ben televizyon izlemek istemiyorum.” Sesini yükselt -yoksa seni duymazlar- “Okuyorum! Rahatsız edilmek istemiyorum! Belki duymadılar, onca gürültünün arasinda; daha yüksek sesle söyle, bağır: “Italo Calvino’nun yeni romanını okumaya başlıyorum! Ya da hiç bir şey söyleme; belki seni rahat bırakırlar.

Daha ilk bölümde okumak üzerine okurla uzun uzadıya bir sohbete başlayan Calvino, okumanın zaman zaman bir ritüele dönüşen sahnesine benzersiz bir ışık düşürdükten sonra, okurunu adım adım kendi hikayesine sürükler. Roman, karanlık bir kış gecesi bir tren istasyonunda başlayacaktır. “Bir lokomotif solumakta, bir pistondan çıkan buhar kitabın bölüm başlığını kapat[makta], bir duman bulutu da paragrafın bir bölümünü giz[lemektedir]. ” İstasyon kahvehanesi ile telefon kulübesi arasında gidip gelen bir adamın hikayesini okuyacağızdır muhtemelen. Birinden bir telefon gelecektir de kahramanımız o telefonu mu beklemektedir, yoksa başka bir olay mı yaşanacaktır ? Henüz tam bilmiyoruz. Ama çok sonra fark ederiz ki, sadece istasyon kahvehanesinin önünde gidip gelen o adam yoktur romanda, neler olacağını merakla bekleyen okur da vardır. Böylece, hem okuru hem kahramanı hem anlatıcıyı içine alan, yavaş yavaş yazının tüm taraflarını aynı sahnede buluşturan tuhaf ve etkileyici bir romanla karşı karşıya olduğumuzu hayal ederiz. Italo Calvino’nun baş yapıtıyla.

Calvino, eşsiz bir kurgu ustası olduğunu gösterircesine, bir bölümde okurla okumak, yazmak ve arayış üzerine sohbet eder diğer bölümde ise hikayelerini anlatmayı sürdürür. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu‘nun ikinci bölümünün hemen başında “Artık otuz sayfa kadar okudun ve öykü seni git gide sarmaya başladı.” der anlatıcı. Ama bu işte bir tuhaflık vardır. Okuru sahiden saran hikaye birden bire kesilir ve ilerleyen bölümde başka bir hikaye başlar. Okurunu çoktan romanın bir parçası yapan Calvino, formaları matbaada başka bir romanın formalarıyla karışan bu romanı koltuk altına sıkıştırıp kitabı satın aldığı kitapçıya gönderir. Okur, okumakta olduğu kitaba mi devam edecektir, yoksa formaları karışan diğer romana mı? İkinci kitapta karar okur. Calvino da güzeldir ama diğer hikaye daha çok ilgisini çeker okurun. Kitapçıda aynı dertten mustarip bir başka kadın okurla, Ludmilla ile tanışan “kahramanımız” böylece, “kitapların en büyük çöpçatan olduğunu” kanıtlarcasına Ludmilla ile birlikte bu durmadan karışan, biri bitmeden biri başlayan baş döndürücü bir okuma serüvenine adım atar. Ama bütün hikayeler yarıda kesilir romanda.

Jale Parla’nın da yerinde tespitiyle, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu‘da Calvino’nun asıl amacı yalnızca başlangıçlardan oluşan bir roman yazmaktır. Nitekim kitap boyunca sadece başlangıçlarını okuduğumuz on değişik hikaye bu tespiti haklı çıkarır. Hiç bir hikayeyi sonlandırmaz Calvino. Her seferinde başka bir hikaye başlar. Çünkü her roman kimi zaman matbaada kimi zaman da düzenbaz bir çevirmenin elinde başka bir kitapla karışır. Böylece, durmadan bir yenisi başlayan, bir türlü sonlanmayan, giderek bir daire halini alan bir hikayeye dönüşür Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu. Ama bir sorun daha vardır. Sadece sonlarında değil, romandaki hikayelerin başlangıcında da bir sorun vardır. Nitekim Calvino romanın bir yerinde şöyle diyecektir: ”Bir hikayenin kesin olarak başladığı an nasıl saptanabilir ? Her şey zaten daha önce başlamıştı, her romanın ilk sayfasının ilk satırı daha önceden kitabın dışında zaten olmuş bir şeyden söz eder. Ya da gerçek hikaye on ya da yüz sayfa sonra başlayan hikayedir, ondan önceki her şey yalnızca bir öndeyiştir.” Böylece okur (biz?) ile Ludmilla kitapçılardan kütüphanelere, matbaalardan yayınevlerine uzanan bir arayışa soyunurlar. Asıl kitabı bulmak üzerine kurulmuş, nafile olduğu daha en başından belli olan bir arayış.

Yalnızca başlangıçlardan olan bir roman yazma fikri. Bu fikrin görünürde Calvino kadar okuru da tatmin ettiği aşikar. Sadece hikayenin girişini esas alan, hikayeyi en heyecanlı yerinde kesip başka bir hikayeye başlayan, böylece sonsuz kere hikaye etme imkanı doğuran bir roman. Ama sadık Calvino okurları, bu fikrin onun için yeteri kadar tatmin edici olmadığını hemen anlayacaktır. Kitap boyunca yazmak eyleminin kendisi kadar okumak eylemini de yücelten Calvino, bu romanda çok önemli bir deneyime daha soyunacaktır. Kitap boyunca anlatacağı on değişik öykünün yanısıra, bizi on tane de okur tipiyle tanıştıran Calvino, Jale Parla’nın tespitiyle, daha da öteye geçerek anlattığı hikayeler yardımıyla ”çeşitli yazın söylemlerinin parodisini yapar’‘. Roman boyunca Calvino’nun yarıda keserek bir yenisini başlattığı her hikaye gerçekte başka bir yazın söyleminin parodisi olarak sahneye çıkar ve bir süre sonra yerini başka bir hikayeye bırakır.  ”Kimi zaman feminist okuma kuramının, kimi zaman Yeni Eleştiri kuramının kimi zaman da metinler arası ilişkilerin yazın geleneğindeki yerini temsil eden” bir satıhta gezeriz roman boyunca. Böylece, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu‘nun dairesel yapısı tamamlanmış olur. Bir yandan bir türlü sonlanmayan, sadece başlangıçlardan ibaret bir hikaye kuran Calvino, diğer yandan da romanın başka roman ve okuma söylemlerinin bir tür parodisine dönüşmesine imkan tanır. Bir romanlar romanı olduğu kadar türlü okuma deneyimleri üzerine bir roman olma vasfı da kazanır kitap.

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu‘nun soyunduğu bütün bu kuramsal derde rağmen bu hikayenin bir yerde sonlanması gerekmektedir yine de. Bütün roman boyunca o romandan bu romana gezip durmaktan, türlü okuma söylemlerinin parodisini takip etmekten bitap düşmüş; yalnız, çaresiz, hayatını sadece kitapların ve okumanın gölgesinde sürdüren, gecelerini bir okuma lambasının cılız ışığına teslim eden okura bir tür teselli ikramiyesi niyetine bir son. Kitapta okur türlerinden biri olan Yedinci Okur vasıtasıyla buna da itiraz eder Calvino: “Her öykünün bir başlangıcının, bir sonunun olması gerektiğine mi inanıyorsunuz ? Eski dönemlerde bir öykü ancak iki şekilde bitebilirdi: Her türlü sınavdan geçtikten sonra erkek kahraman ile kadın kahraman evlenirler, evlenmiyorlarsa ölürler. “ Lakin, Yedinci Okur’un bu uyarısının hemen ardından, ideal okur olarak tasvir edilen Ludmilla’yı okurla birlikte romanlar dünyasında bir o yana bir bu yana koşturup durduktan sonra yeniden görürüz. Kahramanımız, roman boyunca anlatılan onca okur tipi yerine ideal okurla, yani Ludmilla ile evlenmiştir ve kitap sona ermektedir. “Ludmilla kitabını kapatıyor, ışığı söndürüyor, başını yeniden yastığa dayayıp ‘Sen de ışığı söndürsene. Okumaktan yorulmadın mı? ‘ diyor. “Bir dakika,” diyorsun sen, “Italo Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanını neredeyse bitiyorum.” Kitap sona mı ermiştir, yoksa sonsuz kere yeniden mi başlamıştır? Bunu anlamak için Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’yu yeniden okumanız gerekmektedir. Sonra bir daha…

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here