Muhyiddin İbnü’l Arabi kimdir ?

0

Diriliş Ertuğrul dizisi malum son bir kaç yıldır baya tutulan ve izlenme rekorları kıran bir dizi…Koskaca bir cihan devletinin nasıl kurulduğu anlatılmaya çalışılmaktadır.Sevgili Osman Soykut ağabeyimizin başarı ile canlandırdığı karakter hepimizin içini ısıttığı doğru…Peki gerçekte kimdir İbn-i Arabi ? Bizlere ne gibi eserler bırakmıştır ? Hayatı nasıl geçmiştir ? 

Muhyiddin İbn-i Arabi, Muvahhidun döneminde 27 Ramazan 560’da Mursiye, İspanya’da doğdu.Bilinmeyen bir sebeple 8 yaşında iken ailesi ile birlikte bugünkü Sevilla şehrine göç etti.Ailesi Arap Tayy kabilesine mensup idi.Akrabaları içinde tasavvufi bilgilere sahip çok fazla kişi olduğu bilinmektedir.

İlk okul yıllarını burada geçirmiştir.Çocukluk yıllarında Ahmed İbnu’l-Esiri’ adında genç bir Sufi ile arkadaş oldu.Hakkında olan kayıtlara göre keşif yolculuğu buradan başlamıştır.

Endülüs’de bir süre daha kaldıktan sonra, seyahate çıktı. Şam, Bağdad ve Mekke’ye giderek orada bulunan tanınmış alim ve şeyhlerle görüştü.Nefahat’a göre 1182 yılında İbn-i Rüşd ile görüştü.Bu İbnu Rüşd’ün bilgi’nin akıl yolu’yla elde edileceğini söylemesiyle meşhur olduğu yıllardır. 17 yaşındaki genç Muhyiddin gerçek bilgi’nin sadece aklımızdan gelmediğine, böyle bir bilginin daha çok ilham ve keşif yoluyla elde edilebileceğine inanmıştır.

Bu senelerde “Şekkaz” isimli bir şeyh ile tanıştı.İbn-i Arabi, bu şeyh vefat edene kadar yanından ayrılmamış ve uzun zamanlar sohbet etme fırsatı bulmuştur.

1182-1183 yıllarında Haniyye’de “Lahmi” isminde bir şeyhten kur’an dersi almıştır.1184-1185’de ‘Ureyni’ isimli bir şeyh’le tanıştı. Eserlerinde Ondan ilk hocam diye bahseder, çok faydalandığını söyler. ‘Ureyni’, kulluk meselesinde derin bir bilgiye sahipti. Bu yıllar’da ‘Martili’ adlı bir şeyhten de istifade etti. Ureyni O’na:’Sadece Allah’a bak’ derken Martilî‘Sadece Nefsine bak, nefsin hususunda dikkatli ol, ona uyma’ diye öğüt vermişti. Martili’ye bu zıt önerilerin iç yüzünü sordu. Bu zat, kendi nasihatinin doğruluğunda ısrar edecek yerde, ‘Oğlum, ‘Ureyni’nin gösterdiği yol, doğru yolun ta kendisidir. Ona uyman lazım. Biz ikimiz de, kendi halimizin gerekli kıldığı yolu sana göstermişizdir’ dedi.

1189’da Ebu Abdullah Muhammed eş-Şerefi adında biriyle tanıştı. Kendisi doğu İşbiliyye’li olup, Hatve ehlindendi. Beş vakit namazını Addis Camii’nde kılan bu zatın ibadete aşırı düşkünlüğünden namaz kılmaktan ayaklarının şiştiği söylenir.

1190 yılında hastalanıp 2 yıl okuma kabiliyetini kaybettiği rivayetler arasındadır.1196’da Fas’a gitti. Orada yaptığı Seyahatler sırasında büyük şöhret kazandı. 1198’de tekrar Endülüs’e geçti. Gırnata Şehri dolaylarındaki Bağa kasabasında Şekkaz isimli bir şeyhi ziyaret etti. Onun Tasavvuf yolu’nda karşılaştığı en yüce kimse olduğunu söyler.

1200’de İlk defa Hac için Mekke’ye gitti.Hac vazifesini yerine getirdikten sonra Mağrib’e tekrar döndü.Bir süre sonra tekrar Mekke’ye gelen Arabi, “Ruhu’l-Quds”, “Tacu’r-Rasul” adlı eserler’ini yazdı.

1204’de Medine, Musul, Bağdad’da bulundu. Musul’da, “et-Tenezzülatu’l-Musuliyye” yi yazdı. Musul’dan ayrıldıktan sonra Konya’ya geldi. Orada tanıştığı Sadreddin Konevi’nin dul annesi ile evlendi. Konya’da iken “Risaletü’l-Envar” ı yazdı. Selçuk Meliki tarafından hürmet ve ikram gördü. Sonra Mısır’a geçti. Orada Futuhat-ı Mekkiye’deki sözlerinden ötürü Mısır uleması tarafından hakkında verilen idam fetvasıyla yüzyüze gelince gizlice oradan kaçtı.Tekrar Mekke’ye geldi ve burada bir süre kaldı. Bağdad ve Halep’de bir süre dolaştıktan sonra 1215 de tekrar Konya’ya geldi. 1220’de Şam’a yerleşti.

Zaman zaman civar şehirlere seyahatler yaptı.Şam’da kendisinin Fütuhat’tan sonra en büyük eseri olarak kabul edilen Fusus’u 1230 yılında kaleme aldı.Arabi,bu eseri rüyasında peygamber ümmetine aktarmak üzere kaleme aldığını belirtir.1239 yılında Şam’da vefat etmiştir.Kabri Şam şehri dışında Kasiyun dağı eteğindedir.

İbn-i Arabi’nin hayat macerası bu şekilde son bulmuştur.Anadolu topraklarında çok büyük etkisi olduğu gözlenen bu zat’ın Osmanlı ve Selçuklu üzerindeki etkilerini incelemekte fayda olacağını düşünmekteyim…

Kendisi Selçuklu Sultanlarına nasihat’da bulunan bir zattır.Öyle ki rivayetlere göre Osmanlı Devletinin ilk müjdeleyicisi kendisi olduğuna inanılmaktadır. İzzeddin Keykavus, dönemin Selçuklu sultanı iken onunla hasbihal etmiş ve mektuplaşmalar ile tavsiyeler de bulunmuştur.İzzeddin Keykavus’a yazdığı bir mektubunda Hıristiyanlara karşı tâvizkâr davrandığını, savaşla onları zimmi hükmü altına alması gerektiğini, Hristiyanların kilise, manastır ve kule yaptırmamalarını, Müslümanlar gibi giyinmemelerini, haç göstermelerini, çanlarını hafif çalmalarını tavsiye etti ve kafirlerin en şiddetlisi dediği Haçlıların ele geçirdiği beldelerden,bu belde Kudüs bile olsa,Müslümanların derhal hicret etmesi gerektiğini söyledi. Bu bakışın, İbn-i Arabi’nin memleketi İspanya’da(Endülüs ) Müslümanlara uygulanan baskı ve sürgün gibi olumsuzluklardan kaynaklandığı bilinmektedir.

Osmanlı Devletinin kurulacağı rivayeti ise Şeceretün Numâniyye eserine dayanmaktadır.Bu eser Osmanlı Devleti hakkında soy silsilesi anlamı çıkartılmaktadır.Bu eserin ise Osmanlı Devleti kurulmadan 70 sene evvel yazıldığı bilinmektedir.Diğer taraftan Osmanlı’nın manevi kurucusu Şeyh Edebali’nin Şam’da öğrenim görürken İbn-i Arabi’nin sohbetlerine katılarak müridi olduğu rivayetiyle de Osmanlı İbn-i Arabi münasebeti pekiştirilmiştir. Yine devletin ilk resmi müderrisi Davud-i Kayseri ve onun talebesi ilk şeyhülislam Molla Fenari de bu gelenek ile Osmanlı Devleti arasındaki irtibatın göstergesidir. Bir isyan hareketine girişse de eserleriyle dönem ulemasını geride bırakan ve İbn Arabi’yi şeyhi olarak niteleyen Şeyh Bedreddin de Ekberi geleneğin Osmanlıdaki temsilcisidir.Yavuz Sultan Selim’in Şam seferi sonrasında ilk işin Muhyiddin İbnü’l Arabi’nin kabrinin bulunmasını emretmiş ve bulunduğunda orayı bir türbeye çevirip,yanına bir camii ve medrese yaptırmıştır.Ahmed Şarani’nin naklettiği bir rivayete göre;zamanla kabrinin yok olacağını bilen Arabi,”Sin(Selim),Şin’e (Şam) girince Muhyiddin’in kabri ortaya çıkar” ifadesiyle önceden bildirmiştir.Fakat bu rivayeti kabul etmeyen bir çok kişi de mevcuttur.

Yazmış olduğu eserlerinin sayısına kendisi de vakıf olmayan Arab-i,islam alemine bir çok eser bırakmıştır.Bunlardan bazıları ise şunlardır..

  1. Fütûhat-ı Mekkiyye fi Esrâri’l-Mahkiyye ve’l Mülkiye, Kendi el yazısı ile olan nüsha, Türk-İslam Eserleri Müzesi no. 1845-1881’dedir. Bu Nüsha 31 Cild halinde tertib edilmiştir.
  2. Fusûsu’l-Hikem, Türkçe’ye çevrildi Molla Cami, Hoca Muhammed Parsa’nın “Füsûs” için, “can”, “Fütûhat” için “gönül” dediğini rivayet eder.
  3. Kitabu’l-İsra ilâ Makâmi’l-Esrâ,
  4. Muhadaratü’l-Ebrâr ve Müsameretü’l-Ahyâr,
  5. Kelamu’l-Abâdile,
  6. Tacu’r-Resail ve Minhacu’l-Vesâil,
  7. Mevaqiu’n-Nucûm ve Metali’ Ehilletü’l-Esrar ve’l-Ulûm,
  8. Ruhu’l-Quds fi Münasahati’n-Nefs,
  9. et-Tenezzülatü’l-Mevsiliyye fi Esrari’t-Taharat ve’s-Salavat,
  10. Kitabu’l-Esfar,
  11. el-İsfar an Netaici’l-Esfar,
  12. Divan,
  13. Tercemanu’l-Eşvak,
  14. Kitabu Hidayeti’l-Abdal,
  15. Kitabu Taci’t-Terâcim fi İşarati’l-İlm ve Lataifi’l-Fehm,
  16. Kitabu’ş-Şevâhid,
  17. Kitabu İşarati’l-Qur’an fi Âlaimi’l-İnsan,
  18. Kitabu’l-Ba’.
  19. Nisabü’l-Hiraq,
  20. Fazlu Şehâdeti’t-Tevhîd ve Vasfu Tevhîdi’l-Mükinîn,
  21. Cevâbü’s-Sual,
  22. Kitabu’l-Celal ve hüve Kitabu’l-Ezel,
  23. Kitâbu’l-Cem ve’t-Tafsîl fî Esrâri’l-Ma’ânî ve’t-Tenzîl, Meryem Süresi’ne kadar yazdığı Kuran-ı Kerim tefsiridir. Her ayeti Celal, Cemal ve İ’tidal olmak üzere 3 ayrı makamda incelediğini belirtir. İbn Arabi’ye göre Kuran-ı Kerim’i bu tarzda tefsir eden hiç olmamıştır. Sadece 64 defter Kehf Süresi’ndeki “Ve iz kâle Mûsâ li fetâhu lâ ebrahu …” (18/60) ayetine ayrılmıştır.

 

 

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here