Muhammed Rıza Pehlevi

0

Muhammed Rıza Pehlevi 26 ekim 1919 yılında Tahran’da dünyaya gelmiştir. 1941 yılından 1979 yılına kadar tahtta kalmış bir İran Şahıdır. Ayrıca İran’ın son monarşik lideridir. Yönetim başında kaldığı süre boyunca Şehinşah (Kralların Kralı) ve Sayeh-eh-Hodah (Allah’ın Yeryüzündeki Gölgesi) gibi imparatorluk unvanlarıyla anılmıştır.

II. Dünya Savaşı sırasında İran’ı  Britanya ve Sovyetler Birliği işgal etmiştir ve bu işgalin baskısı sonucunda babası Rıza Şah tahttan çekilmiştir. Bunun üzerine Muhammed Pehlevi iktidara gelerek babasının yerine geçmiştir.

iktidarı sırasında  Muhammed Musaddık tarafından görevinden demokratik yollarla uzaklaştırılıp kısa süreliğine millileştirilmiştir.

iktidarına ne büyük damgayı vuran zaman Pers İmparatorluğu’nun 2.500. kuruluş yıl dönümü kutlamaları olmuştur. Hükümdar olarak, İran’ı küresel bir güç ve modern bir ülkeye dönüştürme iddiasıyla, içinde kadınlara oy hakkının tanınması ve çeşitli endüstrilerin ulusallaştırılmasının da dahil olduğu bir dizi ekonomik, sosyal ve siyasi reformu içeren Beyaz Devrim adlı programı uygulamaya koymuştur. Zamanla, seküler bir Müslüman olarak, izlediği güçlü modernleşme ve sekülerleşme siyaseti, İsrail’le olan ilişkileri, Bazaari denilen geleneksel tüccar sınıfıyla çatışması, kendisi, ailesi ve yönetici elitle ilgili yolsuzluk konuları nedeniyle Şii ruhban sınıfının yanı sıra çalışan sınıfların da desteğini kaybetmeye başlamıştır.  Bunlara ek olarak komünist Tudeh Partisi’nin yasaklanması, istihbarat örgütü SAVAK’ın siyasi muhalifler üzerinde uyguladığı baskı, ABD ve Britanya’nın iktidarına olan desteği, İslamcı ve yükselen komünist faaliyetlerle çatışması iktidarına karşı oluşan güçlü muhalefetin diğer nedenleri olmuştur.

1979 yılına gelindiğinde, siyasi huzursuzluk bir devrime dönüşerek Muhammed Rıza Pehlevi’nin 16 Ocak günü İran’ı terk etmek zorunda kalmasına neden olmuştur. Daha sonra ülkede monarşiye son verilerek Ruhullah Humeyni önderliğinde cumhuriyet ilan edilmiştir.  idam cezasına çarptırılan Şah, siyasi sığınmacı olarak kabul edildiği Mısır’da 1980 yılında vefat etmiştir.

Muhammed Rıza Pehlevi, Pehlevi Hanedanı’nın kurucusu Rıza Pehlevi’nin en büyük oğludur. İsviçre’de öğrenim gördükten sonra 1935-1938 arasında İran’da Askeri Akademi’de eğitim görmüştür.  Sovyetler Birliği ve Britanya, Rıza Pehlevi’nin Nazi Almanyası’yla iş birliğini önlemek için İran’ı işgal etmiştir. Büyük devletlerin baskısı sonucu babası Rıza Pehlevi’nin tahttan çekilmesi üzerine 16 eylül 1941 yılında tahta çıkmıştır.

Bu ülkelerle, işgal kuvvetlerinin kısa sürede geri çekilmesi karşılığında bir antlaşma imzalayarak 1943’te Almanya’ya savaş açmıştır.  Bu arada sarsılan şahlık otoritesini Britanya desteğiyle ayakta tutmayı başarmıştır.

II. Dünya Savaşı sonrasında petrol yataklarının yabancı şirketlere açma politikası, Muhammed Musaddık önderliğinde güçlü bir milliyetçi hareketin doğmasına yol açmıştır. Mart 1951’de Anglo-Persian Oil Company’nin (AIOC) İran’daki mal varlığını millileştirmeye ilişkin bir yasayı meclisten geçirmeyi başaran Musaddık hızla güçlenmeye başlamıştır. Nisan ayı sonunda Muhammed Rıza Şah, Muhammed Musaddık’ı başbakanlığa atamak zorunda kalmıştır. Ağustos 1953’te Musaddık’ı başbakanlıktan uzaklaştırma girişimi boşa çıktıktan sonra İran’dan kaçmıştır. Ancak kısa süre sonra güç dengesi Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) desteğiyle Şah’ın lehine değişmiştir.  ABD’nin desteklediği Musaddık karşıtlarının yarattığı karışıklıkların ardından geri dönerek yeniden iktidarı devralmıştır ve Musaddık tutuklanmıştır. Ardından Musaddık’ın millileştirme politikasına son verilmiştir ve bir çok antlaşma imzalamıştır. Batıyla ekonomik ve siyasi iş birliğini artırmaya özen göstermiştir. 1955’te İran’ın Bağdat Paktı’na katılma kararını almıştır. 1957’de CIA destekli gizli polis örgütü SAVAK’ı kurdurmuştur.

Batı dünyasından aldığı destekle konumunu pekiştirdikten sonra 1961’de meclisi de dağıtarak bütün yetkileri elinde toplayan Muhammed Rıza, 1963’te, büyük toprak sahipleri ve Şii din adamlarının gücünü kırmak amacıyla, ABD desteğiyle Beyaz Devrim adını verdiği bir ulusal kalkınma programı uygulamaya girişmiştir. Toprak sahiplerinin sanayi kuruluşlarına ortak olması karşılığında devletleştirilen araziler parçalanarak köylülere dağıtılmıştır. Ayrıca hava, kara ve demir yolları ağının genişletilmesini, bir dizi baraj ve sulama projesini, sıtma gibi hastalıkların kökünün kazınmasını, sanayinin geliştirilmesini ve toprak reformunu kapsayan bu programla birlikte kırsal alanlara sağlık ve eğitim hizmetlerini götürücek bir örgütlenmeyi başlatmıştır. Beyaz Devrim’in mutlak hedefi; kapitalizmin oluşması için; “bazargan” adı verilen ve geleneksel olarak İran’ın siyasal, toplumsal yaşamında büyük önem taşıyan küçük ve orta sınıf esnafın sistem dışı bırakılarak; zenginlerin sanayi yatırımlarına yönlendirilmesidir. Beyaz Devrim kırsal kesimde mülkiyet yapısını değiştirdiyse de tarımsal üretimde beklenen atılımı yaratamamıştır.

İran Ulusal Petrol Şirketi’nin çokuluslu bir Batı konsorsiyumuyla iş birliği yaparak yürüttüğü çalışmalar petrol ve petrokimya sanayilerinde önemli bir gelişme sağlamıştır. Petrolden elde edilen yüksek gelir değişik sanayi alanlarında (petrokimya, nükleer santraller, demir-çelik kompleksleri, büyük altyapı çalışmaları vb.) büyük çaplı yatırımlara ve çok büyük askeri harcamalara (batılı devletlerden, özellikle ABD’den çok gelişmiş silahların satın alınması) olanak vermiştir.

Dış politikada ABD doğrultusunda bir çizgi izlemekle birlikte başka ülkelerle de ticari ve kültürel ilişkilerin geliştiren İran, Merkezi Antlaşma Teşkilatı (CENTO) ve Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği (RCD) gibi kuruluşlarda da önemli bir rol üstlenmiştir. Yemen İç Savaşı’nda cumhuriyetçilere karşı kraliyet yanlılarını destek vermiştir.  1971’de, Basra Körfezi’ndeki bazı adalar üzerinde hak talep edip işgal etmesi körfez emirlikleri ile gerginlik yaşanmasına neden olmuştur.  İran ordusu, bölgede giderek artan bir şekilde Batılılar’ın çıkarları yönünde jandarma rolünü oynamıştır. 1960’larda ve 1970’lerde daha bağımsız bir dış politikaya yönelerek SSCB ve Doğu Bloğu ülkeleriyle de iyi ilişkiler kurmuştur. Petrol sahaları ve Şatt-ül-Arap su yolu nedeniyle Irak ile yaşadığı sorunu bu ülkedeki Kürt ayrılıkçıları destekleyerek çözmeye çalışmıştır. Muhammed Rıza Şah iktidarı sırasında İran, Türkiye ile beraber İsrail’i tanıyan iki Müslüman ülkeden biri olmuştur.

1967’de şehinşah (Kralların Kralı) unvanını almıştır  ve 1971’de Pers İmparatorluğu’nun 2,500. yıldönümü kutlamak üzere bir tören düzenlemiştir. Bu törende İran tarihinde yeni bir uygulama başlatarak karısı Farah Diba’ya imparatoriçe (şahbanu) tacı giydirmiştir. 1975’te çok partili siyasi yapıyı ortadan kaldırarak Rastahiz (Diriliş) Partisi’ni tek yasal parti ilan etmiştir.

Modernleşme programını otoriter ve baskıcı bir yönetimle yürüten ve rejime karşı her türlü muhalefeti acımasızca bastıran Muhammed Rıza, kırsal kesimdeki hoşnutsuzlukları gideremediği gibi kentleşmenin yarattığı yeni sorunların da üstesinden gelememiştir. 1970’lerin başında yaşanan petrol kriziyle İran’ın kasaları dolmasına rağmen, kırsaldan şehirlere olan yoğun göç şehirlerde bir işsiz kitlesi ortaya çıkarmıştır. İşsizlik ve hayat pahalılığını azaltmaya yönelik alınan sert önlemler, toplumdaki genel hoşnutsuzluğu ticaret ve sanayi çevrelerine de yaymıştır. Beyaz Devrim reformlarını yetersiz bulan ve yavaş uygulanmasından yakınan liberal (öğrenciler, aydınlar, ticaret burjuvazisi) ve ilerici (işçiler, Tudeh, marksist-leninist Halkın Mücahitleri Örgütü) çevrelerin yanı sıra batılılaşmanın İslama karşı olduğunu savunan dini çevrelerin tepkileriyle karşılaştırılmıştır. Bunlar dışında baskıcı yönetim biçimi, hükümetteki yolsuzluklar, petrol ihracından sağlanan gelirlerin dengesiz dağılımı ve bir korku figürü sayılan siyasi polis örgütü SAVAK’ın uygulamalarından dolayı, doğrudan Muhammed Rıza Pehlevi’yi hedef alan bir muhalefet de gelişmiştir.  Büyük ölçüde yeraltına geçen muhalefeti sindirmek için başvurduğu baskıcı yöntemler içeride ve dışarıda şahlık rejimi karşıtı güçlü bir birikim yaratmıştır.

Şah yönetiminin 1977’de baskıları bir ölçüde yumuşatmasıyla başlayan açık siyasal etkinlikler ve protesto gösterileri ertesi yıl yaygınlaşarak kitlesel bir karakter kazanmıştır.Bu sırada İran Şiiliği, ulusal kimliğin dinsel alanda ortaya çıkışı olarak yavaş yavaş kendini göstermiştir.Dini çevreler, halkın toplumsal adaletsizliklere, despotluğa ve yabancı egemenliğine karşı mücadeleye çağırarak muhalefeti bir araya toplamayı başarmışlardır.  Şii din adamları arasında on binlerce molla, dini muhalefeti etkili bir örgütlenmeye kavuşturmuştur. Ayrıca, Devrimci İslamiyet anlayışını yaymaya çalışan Halkın Mücahitleri Örgütü yönetiminde gerilla hareketi gelişmiştir.

Ocak 1978’de, on beş yıl önce İran’dan sürülen Şii topluluğun ruhani önderi Ruhullah Humeyni’ye karşı hakaret dolu bir makalenin yayımlanması, Kum kentinde bir protesto yürüyüşüne yol açmıştır.SAVAK kalabalığa ateş açarak yaklaşık yüz kişinin ölümüne neden oldu (9 Ocak). Bu olaydan sonra gittikçe daha fazla protestocuyu bir araya getiren gösteriler belli aralıklarla yinelendi (her kırk günde bir, Şiilerin yas süresi). Büyük kitle gösterilerinin ülke ekonomisini felç etmesiyle yeniden sertleşen yönetim 8 eylül 1978’de büyük kentlerde sıkıyönetim ilan etmiştir. Kanlı bir şekilde bastırılmasına karşın gösteriler durmamıştır. oplumda geniş destek bulan muhalefet, 1964’te sürgün edildikten sonra önce Irak’ta, ardından Fransa’da İslamcı hareketi yöneten Ayetullah Ruhullah Humeyni çevresinde toplanmıştır.

Muhammed Rıza, reform vaatlerinde bulunarak ve ılımlı muhalefete açılarak rejimi kurtarmaya çalışmıştır. Ocak 1979’da bu muhalefetin temsilcilerinden Şahpur Bahtiyar başbakan olmayı kabul etmiştir ama bu girişim, artık monarşi rejimiyle her tür uzlaşmayı reddeden tüm muhalefet tarafından kınanmıştır. Durumunun ümitsizliğini gören Muhammed Rıza, 16 Ocak 1979’da kesin olarak ülkeyi terk etmiştir. Şahpur Bahtiyar’ın muhalefetle uzlaşma çabaları da sonuçsuz kalmıştır. Humeyni’nin 1 Şubat 1979’da ülke dönüşüyle, son direnci de yıkılan şahlık rejimi çökmüştür. 1 Nisan 1979’da yapılan halk oylamasıyla, İran İslam Cumhuriyeti ilan edilmiştir.Bu arada mart ayında yeni rejim tarafından  idam cezasına çarptırılmıştır.

Bir süre Mısır, Fas, Bahamalar ve Meksika’da kalan şah, yakalandığı pankreas kanserinin tedavisi için 22 Ekim 1979’da ABD’ye gitmiştir. İki hafta sonra İran’da hükümetten destek alan militan gruplar ABD Büyükelçiliğini basarak 50’den fazla Amerikalıyı rehin almışlardır  ve rehinelere karşılık Muhammed Rıza Pehlevi’nin İran’a iade edilmesini istemişlerdir. Bu isteğin kabul edilmemesine karşın, ABD’den ayrılarak Panama’ya giden Şah, Enver Sedat’ın çağrısı üzerine Kahire’ye geçmiştir ve orada ölmüştür.

Üç kez evlenen Muhammed Rıza Pehlevi ilk evliliğini 1939’da Mısır Kralı I. Fuad’ın kızı Fevziye, ikinci evliliğini de 1951’de Süreyya İsfendiyari Bahtiyari ile yapmıştır. Ancak iki evliliğini de erkek varis olmadığı için bitirmiştir. 1959’da evlendiği üçüncü karısı Farah Diba’nın 1960’ta Rıza Pehlevi’yi doğurması ile Pehlevi Hanedanı bir erkek varis kazanmıştır. Toplam 5 çocuğu olmuştur.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here