Mısır’da Bir Yarımada: Sina

0

Sina Yarımadası Neresidir?

Sina Yarımadası, Arapça adı Şib Jazirat Sina olan, Afrika’yı Asya ile bağlayan ve 61.000 kilometrekarelik bir alanı işgal eden üçgen yarımadaya verilen isimdir. Sina Çölü, yarımadanın kurak ve en geniş yeridir. Güney tarafında dağlık bölgesi çoktur Batıda Süveyş Körfezi ve Süveyş kanalına,doğuda Akabe Körfezi’ne sahip olan Sina’nın tamamı Mısır’ın toprak parçasıdır. Genellikle coğrafik olarak Asya’nın bir parçası olarak görülen Sina Yarımadası, Mısır’ın kuzeydoğu ucudur ve doğuda İsrail ve Gazze Şeridi’yle bitişiktir. Sina, idari olarak iki bölgeye ayrılmıştır: Shamal Sina kuzeyde ve Janup Sina güneyde olmak üzere iki bölge. Haziran 1967’deki Altı Gün Savaşı sırasında İsrail güçleri tarafından işgal edilen yarımada, 1972’de bu ülkeler arasında imzalanan barış antlaşması şartları uyarınca, 1982’de Mısır’a geri verilmesi konusunda anlaşma sağlandı.

Sina Yarımadası Coğrafyası

Sina Yarımadası,batıda Süveyş Kanalı ve Süveyş Körfezi ile  ve doğuda tarafında Akabe Körfezi ve Negev Çölü ile sınırlanmış, kuzeyinde Akdeniz ve güneyinde Kızıldeniz olan toprak parçasıdır. En büyük boyutu doğudan batıya yaklaşık 210 km ve kuzeyden güneye yaklaşık 385 km uzunluktadır.

Sina’daki iki ana bölgeyi tanıtırsak; Birinci bölge olan Janup Sina, yüksek dağların bulunduğu güney kompleksi olup, Catherine doruğu 2.642 metre yükseklikte, Umm Shumar, 2.582 metre yükseklikte, Al-Thabṭ 2,437 metre yüksekliğinde ve Sinai Dağı 2,285 metre yüksekliğe sahip dağlardır. Güney bölgesi genelde kayalıklardan oluşur ve Süveyş Körfezi’nden Akabe Körfezi’ne doğru akan su yolları tarafından, keskin bir şekilde kesilir. Bu büyük dağ kütlesi, Süveyş Körfezi’nden batıya dar bir kıyı ovası ile ayrılır, ancak doğuya Akabe Körfezi’ne doğru gidildikçe hızla yükselir. Kuzeydeki bu kütleyi çevreleyen ve Sina’nın üçte ikisini oluşturan ikinci bölge Shamal Sina, Akdeniz’den aşağıya doğru 900 metre yükseklikteki, eğimli harika bir platodur.

Sina Yarımadası’nda üç büyük akarsunun oluşturduğu havzalar, büyük bir at nalı eğrisi şekli ile Sina’nın güney kenarı boyunca uzanır. Kuzeydeki Wadi Al-‘Arish akarsuyu, Al-Arish kenti yakınlarından Akdeniz’e boşalır. Doğu havzası ve batıdaki Süveyş Körfezi havzalarında birkaç küçük akarsu bulunur. Sina’nın yerel yağışlardan yılda 2 milyar metreküp su aldığı tahmin edilmektedir.

Sina’da iklim şartları genel olarak kurak iklim kuşağına düşer. Bu kurak iklim kuşağı Sina’da bozulmuş toprak yüzeyi, kumul alanlar, tuzlanma ile kendisini gösterir. Eskiden hakim olan daha az kurak iklim koşulları, ara sıra kalın alüvyon ve gölsel çökeltilerden oluşan alanlarda gözlemlenir. Sina’nın kuzeyindeki Akdeniz’e yakın bölgelerde, kışın iklim nispeten yüksek miktarda yağışa (125 mm), yaz mevsiminde kuru ve yoğun sıcaklara, ilkbahar ve sonbaharda kuru güney rüzgarlarına ve ara sıra şiddetli yağışlara rastlanır. Güney veya Kızıldeniz bölgesinde iklim, arazinin dağlık yapısı nedeniyle farklılık gösterir. Önemli zirveleri yıl boyunca bulutlarla, kışın buzla kaplıdır. Yine kışın güneyde yağışlar çoktur. Yaz aylarında, güneydoğudaki muson rüzgarları nadiren şiddetli yağışlara neden olur. Gündüz yaz sıcakları yüksek olmasına rağmen geceleri serindir. Sina’da hakim olan hafif rüzgarlar çoğunlukla kuzeyden gelmektedir. Nispi nem genellikle kıyılarında yüksektir ve Akdeniz’de yüzde 74’e, Kızıldeniz’de yüzde 60’a ulaşmaktadır.

Kuzey kıyısındaki ovada yeni sulanan alanların yanı sıra, Sina Çölü’ndeki bitki örtüsü çoğunlukla seyrektir , ancak dik yamaçlarda ve kuzeydeki platoda sıkı bitki örtüsüne rastlanır. Dezenfektanlar ve halofitler (tuza dayanıklı bitkiler), subdesertik kıyı ovalarında bulunur. Hayvanlar nadirdir, ancak bulunan türler; ceylan, tilki, leopar, vahşi kediler, çakal ve kirpileri içerir. Şahinler ve kartallara sıkça rastlanır ayrıca bıldırcın ve keklik gibi mevsimlik göçmen kuşlar vardır.

Sina Yarımadası Ekonomisi

Sina’nın nüfusu azdır ve çoğunlukla su kaynaklarının yeterli olduğu kuzey kesiminde ve aynı zamanda petrol ve manganez endüstrilerinin gelişmiş olduğu batı kenarında yoğunlaşır. Yerleşik nüfus tarım, petrol, madencilik , balıkçılık ve turizm endüstrisinde çalışmaktadır. Göçebe Bedevi kabileleri su ve mera arayışı içinde sürekli gezer bir durumdadır fakat son zamanlarda  sanayi ve tarıma dayalı yerlerde yerleşik hayata geçmektedirler.

İlk kez 1910 yılında Sina Burnu’ndaki Tanakah Dağı’nda keşfedilen petrol, yarımadada en önemli maden ocağıdır. diğer maden cevherleri olan manganez ve uranyum başka ülkeler tarafından sömürgeye uğramaktadır. Yapı taşları, dolomit ve kum ve çakıl gibi çeşitli mineraller de mevcuttur,  bol miktarda bulunur.

Nil Nehri’nden yeraltı boruları ile taşınan su, arazi ıslahı ve sulama çalışmalarında kullanılır. Kuzey sahillerindeki yüzlerce dönüm arazinin yeniden ekilmesi bu su ile sağlanmıştır . Arpa, hurma, zeytin, meyve ve sebze üretilmektedir. Tarihi hurma bahçeleri yarımadanın her tarafına dağılmış durumdadır. Bedevi sakinlerinin bir kısmı hayvancılıkta hala göçebe olarak yaşamaktadır.

Sina Yarımadası Tarihçesi

Sina’nın tarihi prehistorik zamanlara kadar dayanmaktadır.  En eski yazılı bilgiler,eski Mısırlıların  bakır cevheri ararken kaydettikleri M.Ö 3000 yılından kalma eserlerdir. Ancak Sina adı çok eski zamanlardan gelmekte ve Ortadoğu’nun en eski dini kültlerinden birinin orijinal adı olan Sin tanrısından geldiği tahmin edilmektedir. İsraillilerin Sina yoluyla geçişi şüphesizdir, ancak çıkış yolu ve tarihi hala tartışmaların konusudur. Sina aynı şekilde Musa peygambere Allah tarafından  kuralların tebliğ edildiği yer olarak ünlüdür, ancak Sina dağlarının hangisinde bu durumun gerçekleştiği bilinmemektedir. Tüm tahminler Musa Dağı üzerine yoğunlanmıştır. Sina’nın kuzey kıyısındaki bir yol , yüzyıllar boyunca Mısır ve Filistin arasında başlıca ticaret yoluydu. 106 senelik Mısır imparatorluğunun çöküşünden sonra, Romalılar  Sina Yarımadası’nı iki yüzyıl boyunca kontrol etti . Bölge daha sonra Romalılardan çıkarak, Arabistan’ın bir vilayeti oldu.

İlk Hıristiyanlık döneminde Sina, özellikle dağlık güney bölgelerinde, çok sayıda ibadet yeri yapılmasına ev sahipliği yapmıştır.  530 yılında  Bizans İmparatoru Jüstinyen tarafından, Sina Dağı’nın alt yamacında Aziz Catherine Manastırı yapılmıştır. Bu manastır, bölgedeki Hıristiyanlar için bir merkez manastır olmuş, Ortaçağ boyunca bir hac merkezi olarak hizmet etmiştir. 1517’den sonra Sina, Osmanlı İmparatorluğunun yönetinine girdi. Osmanlı tarafından gönderilen bir vali tarafından yönetildi. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki  gerileme sebebiyle Sina’daki koşullar bozulmaya başladı ve Mısır, 19. yüzyılın başında Sina’nın Türk egemenliğinden bağımsız hale gelmesi için lobi çalışması yaptı. Birinci Dünya Savaşı  sırasında Türkler ve İngilizler arasında yapılan savaştan sonra Sina yarımadası Mısır’ın yönetimine girdi.

Sina, Haziran 1967’de Altı Gün Savaşında İsraillilerin yarımadayı işgal etmesine kadar Mısır tarafından idare edildi. Sina,1949’dan bu yana iki ülke arasındaki her askeri çatışmada  İsrail-Mısır savaşının odağı oldu. Giddi ve Mitla bölgeleri ile Yarımadanın kuzeydoğu kesiminde 1956, 1967 ve 1973 yıllarında şiddetli çarpışmalar yaşandı. 1970’lerin sonunda Mısır ve İsrail arasında yapılan barış antlaşmasının ardından Sina Yarımadası Mısır’a geri verildi. Yarımada, daha sonra militan İslamcı grupların saldırılarına maruz kalmıştır. Öncelikle turistleri hedef alan saldırılar Ekim 2004’teki Ṭaba, Temmuz 2005’te Sharm El- Shaky’de ve Nisan 2006’da Dhahab’da şiddetli terör saldırıları yaşanmıştır.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here