Minimalizm’e Merhaba De

0

An itibariyle dolar 6,42 TL, Euro 7,34 TL. Aldığınız maaş giderlerinizi karşılamıyor,
mutsuzsunuz. Dolabınız tüm kapasitesini kullanarak dolu, ama size yetersiz geliyor ve hala
yeni şeyler almak için yanıp tutuşuyorsunuz. Zaman asla yetmiyor, nasıl olur da 24 her
şeye yetebilir ki? Sosyal hesaplarda gezginleri, bloggerleri, influencerları takip edip
hayatınıza lanetler yağdırıyorsunuz. İçinizde kocaman bir boşluk ve hırs; “onlar gibi olmak,
onlar gibi yaşamak” istiyorsunuz.

En pahalı, en duyulmuş mekanlara gidip mutlu pozlar veriyorsunuz, ta ki hesap gelene kadar. Bütün ay en önemli ihtiyaçlarınızdan bile kısmak zorunda kalacaksınız, etrafa “iyiyim, toparlayacağım” demekten de geri kalmayarak. Ya da yetmeyecek yeni mekan
keşfedeceksiniz orada fotoğraflarınız daha çok beğenilecek, yine maaşı mekana bırakacaksınız ama popüleriteniz artacak. Parasız ama popüler olacaksınız.

Zamanla harcayacak paranız olmayacak, o sizi pohpohlayan arkadaşlarınız olmayacak, size
krediler veren bankalar da olmayacak, kredi kartlarınızın limitleri artık yetmeyecek; çünkü
her şeyi çok hızlı tükettiniz, çok hızlı yaşadınız. Bu hızlı ve tüketici yaşam tarzı yavaş yavaş
hem cebinizi hem ilişkilerinizin büyüsünü hem mutluluğunuzu emdi. Anı yaşarken ömrünüzü
harcadınız belki de. Toplumun idealini yaşarken kendi ideallerinizi ertelediniz. “ bir
gündür o da bugündür” klişesinin anlamı bu değildi.

Artık her şeyi tüketmek üzereyiz; zamanı, parayı, mutlulukları, arkadaşlıkları, insanlığı. Bu
kadar tüketimi mutlu olmak için yaparken neden hala mutlu olamıyoruz? Neden sahip
olduğumuz hiçbir şey yeterli gelmiyor? Neden hala boşluk içerisinde savrulup gidiyoruz?
Çünkü sonsuzluk arzusuyla, her şeyin bir sonu olduğunu unutarak, her şeyin en iyisine en
mükemmeline sahip olma isteğiyle tüketiyoruz. Reklamlar, filmler, diziler, Facebook, Twitter,
Instagram, Youtube mükemmel bir hayata sahip olması gerektiğini empoze ediyor. O
mükemmel hayata ulaşmaya çalıştıkça doyumsuzlaşmaya başlıyoruz, bu mükemmelliği
yaşamaktan başka bir alternatifimiz olmadığını düşünerek tüketip, tükeniyoruz.

Mükemmelin peşinden koşarken, acınası hale geliyoruz. Şimdi bir nefes al ve düşün bunların hepsi çok fazla değil mi? Yorulmadın mı yetişmeye çalışmaktan, yetişememekten, daha hızlı koşmaya çalışmaktan? Kontrolü ele almanın vakti gelmedi mi? Yüklerinden kurtularak, daha özgür olmayı istemez misin? O halde durmanın, yavaşlamanın, sakinleşmenin zamanı geldi. Daha minimal ama mutlu, kaliteli, sade ve anlamlı
yaşamaya ne dersin?

Minimalizm aslında , daha az şeye sahip olurken daha fazla mutlu olmak “anlamlı
yaşamak” demek. Bunu günümüzde bazı kişiler bohem yaşam tarzı ya da fakirlik olarak lanse etse de bu değil.

Minimalizm derken neden bahsediyoruz? En basite indirgersek, hayatında neye ihtiyacın
yoksa sana uzun veya kısa vadede yarar sağlamayacak her şeyi hayatından çıkarıyorsun,
kalabalıktan arınıyorsun. Derin, tenha ve özgür bir hayat istemez misin? “Bu bana fayda
sağlıyor mu?” sorusu hayatının merkezine alarak; “Az, çoktur “ felsefisini benimsemeye,
“senin çöpün başkasının hazinesi olabilir” düşüncesiyle minimal ruhu yaşamaya var mısın?

Günümüzde minimalizmi temsil edip yaymaya çalışan, “Minimalizm-Anlamlı Bir Yaşam”
kitabının yazarları ve aynı zamanda “Minimalizm” belgeselinin sahipleri Joshua Fields
Millburn ve Ryan Nicodemus. Düzenli, başarılı, rahat (maddi anlamda) bir hayata sahipken
neden minimalizmi tercih ettiler? Kitapta şöyle diyorlar: “Hepimizin yaşamak için paraya
ihtiyacı vardır; şüphesiz ki başımızın üstünde bir dama, vücudumuzu besleyecek gıdaya, bizi sıcak tutacak giyeceklere, hasta ya da yaralı olduğumuzda tıbbi bakıma ve çeşitli başka temel şeylere ihtiyacımız vardır. Fakat sözünü ettiğimiz döngü anlamdan yoksundur. Bu, sizi mutlu etmez. Aksine, bu idealler bütünün peşine düşmek bunaltıcıdır ve kaybetmeye mahkum bir girişimdir” Artık bu mahkumiyetten kurtulup özgür olmayı tercih ettiler. Mutluluğa ulaşılması gereken bir nesne olarak görmediler. Hayatlarının nasıl göründüğünden çok nasıl olmasını istediklerine odaklandılar.

Peki Minimalizmi hayatına nasıl uygulayacaksın ?

En kolaydan başlayalım: O tıka basa dolu dolabında, “bunu sarı tişörtümle kombinlerim”
deyip de hiçbir zaman giymediğin pantolon, %50 indirim olduğu için aldığın ceket, hiçbir
zaman giydiğinde rahat edemeyeceğin o rahatsız ayakkabı, hiç okumadığın kitaplarla dolu
odan, sırf arkadaşında olduğu için daha üst modelini aldığın telefonun, hiç sevmediğin ama
bir gün lazım olur diyerek aldığın bir sürü şey var ya hani onlardan başlayalım, onları kaç
kere giydin, kaç kere kullandın, ilerleyen dönemlerde kullanacağından ne kadar eminsin? Bu soruların cevabı olumsuzsa hadi arınmaya başlayalım. Bir eşya yararlıysa kullanılması
gerekir, püf noktası bu. Çoğumuz potansiyel olarak yararlı ancak hayatımızda hiç
kullanmadığımız eşyalara sahibiz.

 

Eşyalarımızı üçe ayırıyoruz: Yararlı eşyalar, güzel eşyalar, duygusal eşyalar. Yararlı eşyalardan beklentimiz; senin için de kullanışlı olması ve sana fayda sağlıyor olmasıdır. Mesela, popcorn kovası belli bir faydayla üretilmiş ancak sen herhangi bir kaseye de popcorn koyabilirsin, bu durumda popcorn kovasına ihtiyacımız kalmayacak atalım
gitsin. Ya da 2 tane yemek takımı, hem çelik hem granit hem de teflon tencerelerin olması
gereksiz depolamaktan başka neye yaradı? Kaç tanesini kullandın? Lazım olur diye aldığın
süt çırpıcısını kaç kere kullandın, hatta ne işe yaradığını unutmadın mı? Güzel eşyalar; gözüne gerçekten güzel gelen, gördüğünde seni mutlu eden eşyalar. Onları ayırt ederken de şöyle yapabiliriz; “bir gün kaybedersem ne hissederim, yerine hemen aynısından alır mıyım, yoksa umursamaz mıyım” sorularını sorup kararını verebilirsin. Duygusal eşyalar da, sana hediye gelen ya da anısı olan anlamlı eşyalardır, onları minimalist düzenin bir parçası olmalıdır.

Herkes büyük bir eve sahip olmak istiyor, ama sahip olduğunda da çoğu alanı kullanmadığı
bir ev. Bir araştırmaya göre 4 kişilik bir aile, sahip olduğu evin yalnızca %40’ını
kullanıyormuş, küçümsenmeyecek bir rakam. Kullanmayacaksak neden 120 ay vadeyle biz bu krediye girdik? İçinde huzur bulamadığın, benimseyemediğin bir evde ne kadar süre
yaşayabilirsin? Evini de bütçene uygun, sıcak, kullanışlı ve senin için anlamlı olacak şekilde
tercih etmelisin. Şuraya bir ev çizelim; bir kitaplık, en sevdiğin kitaplar (kitaplar keyif
veriyorsa ve onlarsız yapamam hayatımın anlamı diyorsan minimalizmin dışında tutalım), bir yemek masası, sandalyeler, koltuk, yatak ve gardırop, tatile gittiğinde koca bir valiz yerine sırt çantasına sığacak kadar kıyafet. Kıyafet kısmı az mı geldi, biraz daha mı? Steve Jobs yıllarca sadece aynı kombinlerle yaşamış, üstelik “ne giysem” derdinden de kurtulmuş. Önceden 4 sezon vardı kışsa daha kalın, yazsa daha ince, baharda biraz daha ince sonbaharda da hafif kalın giyinilirdi. Şimdi 70 sezon yaşıyoruz farklı farklı sezon kıyafetlerinin peşinden koşuyoruz. Kara cumalar, yaz festivalleri, bahar geldi, hıdrallez geldi, nevruz bayramı, anneler günü, sevgililer günü, babalar günü, büyük hafta sonu indirimi, 1 alana 1 bedava, beş tane alana altıncısı 1 tl, patron çıldırdı, battık zararına satıyoruz gibi indirimlerini kovalayarak ihtiyacımızdan daha fazlasını almaya odaklanıyoruz. Çünkü oralarda bir yerlerde, onu da alacağız.

Evet minimalist alanı biraz daha genişletiyoruz, bu kısım zorlayıcı. Sadece nakit harcamaya
başlamalısın, kredi kartları, krediler en büyük düşmanımız, 48 ay taksitlere girmiyoruz yarın
yaşayacağımız meçhulken 48 ay yaşayacakmış gibi borçlanmanın manası yok. Tam olarak
sahip olmadığın 48 ay sonra sahip olacağın bir şey için, hayatını borca göre yaşamak çok
keyifsiz değil mi?

Daha zoru, çevreni de minimalleştirmek. Keyif aldığın, hayatında önemli yere sahip insanlar
kalsın, bırak gerçek olmayan insanları, sana yük olan, seni mutsuz eden, taşıyamadığın
insanları; onların inmesi gereken durak geldi. Kalanlarla yolculuğuna devam et. Sevdiklerinle daha fazla zaman geçir, daha fazla sarıl. Diyelim ki, bir servet kazandın istediğin eve, arabaya, işe, hayalini kurduğun hayata sahipsin. Ama yalnızsın, etrafında bunları paylaşabileceğin, beraber vakit geçirebileceğin kimse yok, yine mutlu değilsin yine anlamlı bir hayata sahip değilsin. Jim Carry “keşke herkes ünlü ve zengin olsaydı, o zaman gerçek mutluluğun bu olmadığını anlarlardı” derken; daha fazlanın daha fazla mutluluk getirmediğini asıl olanın hayata katan insanlar olduğu onlarla hayatı paylaştıkça mutlu olacağını söylüyor.

Sosyal ağ kullanımında da minimalleşmekte fayda var. Takip ettiğin sinir bozucu “mükemmel hayat”, “çok aşığız”, “çok mutluyum”, “kocişle kahve keyfi”, “ayak temalı tatil”, “filtreli gülücükler”, “samimiyetsiz dostluklar”, “ürün incelemeleri”, “kanalıma abone olmayı unutmayınız”, “takibe takip, beğeniye beğeni”, “çekiliş için 100 arkadaşınızı etiketleyin”, “popüler aşklardan” “bugün ne giydim, nereye gittim” postlarından sıkılmadın mı? Sen biraz serinlemek için balkona çıkıp kahveni yudumlarken bir yandan da onların Paris’te kahveleriyle bol filtreli ve “bak canım, hayatı ben yaşıyorum bu 50 dolarlık kahvem burası da Paris” bakışıyla postlarına bakıp küfür etmekten sıkılmadın mı? Çıkar gitsin takipten hatta ileriye gidip engellesen mi? Tanıdığın, paylaşımlarını keyifle takip ettiğin hesaplar kalsın.

Velhasıl, bu zamana kadar her şeyi fazlasıyla tükettik, artık sade ve mutlu olmanın vakti geldi. Hayat şartları minimal olmaya zorluyor ama biz direnerek sınırlarımızı olabildiğince
zorlayarak daha fazlasına sahip olmaya çalışıyoruz. Tek bir hayatımız var ve bu hayat bize ait.

Sorun tüketmekte değil, fazla tüketmekte ve ihtiyacımızın olmamasına rağmen tüketme
zorunluluğuyla tüketmek. Bu yaşam tarzıyla çevremizi de etkileyip minimal hayatı
sürdürülebilir kılabiliriz, hem kendimiz hem çevremiz için iyi ve anlamlı hayata sahip
olabiliriz. “İnsanları sevip, eşyaları kullan; tam tersi asla işe yaramaz” düşüncesi yine
minimalizm prensiplerimizden olsun.

Mükemmel bir hayat değil, kolay bir hayat da değil; sınırın içinde sınırsızlığa sahip olacağın
sakin, sade, anlamlı ve basit yeni hayatına merhaba de!

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here