Milleti İçin Dünyasını da Ahiretini de Veda Etti

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ

Bediüzzaman Kimdir?

 

 

Bediüzzaman Said Nursî; , düşünürü ve adlı tefsir külliyatının yazarı. Nur Cemaati’nin kurucu lideridir.

 

 

 

Said Nursi, Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde 7 çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelir. Babasının adı Mirzah, Annesinin adı ise Nuriye’dir.

Hayatını eski Said ve yeni Said olarak sınıflandırmıştır. Eski Said döneminde İslamiyet’e siyaset yoluyla da hizmet edebileceği fikri ile hareket etmiştir. Yeni Said dönemi ise daha çok inzivaya çekildiği Risale-i Nur eserlerinin yazıldığı sürgün ve esaret dönemidir.

 

 

Çocukluğu ve Öğrenim Hayatı

Henüz küçük bir çocukken ağabeyi Muğla Abdullah’ı gözlemleyerek ona hayranlık duyan Said Nursi, ilme olan iştiyakı böylece başlar. Annesinden aldığı imani derslerle birlikte ilk tahsilini abisinden alarak başlar.

İlk medrese eğitimini Molla Emin Efendi’nin medresesinde başlar. Bir yıl sonra medreseyi bırakır ve evine döner. Burada abisinin derslerini takip ederek kendini geliştirir. Daha sonra Mir Said, Molla Fettullah Efendi medreseleri ve son olarak Doğubayazıt medresesinde öğrenim gördükten sonra buradan icazet alarak doğuda bulunan ilim merkezine gitmeye ve münazaralara katılmaya başlar.

Doğubayazıt medresesinde 3 ay boyunca gördüğü öğrenimi sırasında Kur’an-ı hatmettiğini ve yüze yakın kitabı okuyup ezberlediğini yazar. Birçoğu ilmen temel kaynaklardan sayılan bu kitaplar yalnızca dini içerikli değil; , tarih, edebiyat gibi farklı alanlardaki temel eserleri de içinde barındırıyordu.

15 yaşındayken Bitlis’te Şeyh Emin Efendi ve diğer İslam alimlerinin de bulunduğu ilim Meclisi’nde yapılan imtihan ve münazara sonucu Molla Fettullah tarafından “Bediüzzaman” unvanı verilir ve diğer alimler tarafından da kabul görülüp artık bu isimle anılmaya başlanacaktır.

 

Gençlik Dönemi

Medrese tahsilini tamamladıktan sonra Bitlis’e dönen Said Nursi, farklı kişiliği ve ilmi vukufiyetiyle vali Ömer Paşanın dikkatini çeker. Bu sebepten Vali tarafından Vilayet konağında çalışmalarını sürdürebileceği bir oda tahsis edilir. Bu sırada 16 yaşlarında olan Nursi, kaldığı yerde doğu ve batı klasikleri ile beraber fen ilimlerine dair eserlerin de var olduğu zengin bir kütüphaneye sahiptir. İki yıl kadar kaldığı Vilayet Konağından 1879 yılında Van Valisi Hasan Paşa’nın daveti üzerine ayrılır. Burada çalışmalarına devam eden Nursi, Van’a tahin edilen İşkodralı Tahir Paşa ile birlikte hayatı yeni bir boyut kazanır.

İkinci Abdülhamit’in çok değer verdiği bir devlet adamı olan Tahir Paşa, Said Nursi’ye kendini geliştirebilmesi için imkânlarını seferber eder. Tüm bu süreçler Bediüzzaman’ın büyük bir azim ve Sebatlan yürüteceği davası için onu hazır hale getiriyordu.

Van’da ikamet ettiği süre içerisinde İslam aleminin meseleleri üzerinde kafa yoran Nursi, geleneksel kelam ilminin dine yönelik itirazlara cevap vermekte eksik kaldığını tespit eder. Bu tespiti onu alimlerin muasır ilimleri zorunlu olduğu düşüncesine sevk eder. Bu düşünceler içerisinde çalışmaya başlayan Bediüzzaman, doğuda kurulacak Medresetüzzehra isminde bir üniversite projesi üretir. Bu üniversitede fen ilimleri dini ilimlerle mezc edilerek okutulacaktı.

Eğitim metodunu kendisinin geliştirdiği bu proje gerçekleşirse cehaletle mücadele etmedin yanı sıra güncel meselelere siyasi ve sosyal olaylara islami bir çerçevede çözümler üretecekti. Böyle bir hissiyat içerisindeyken karşılaştığı bir haber Said Nursi’yi derhal harekete geçmeye sevk eder.
İngiltere’nin sömürgeleri başkanı Gladiston, eline bir Kur’an-ı Kerim alarak, “Bu Kur’an Müslümanların elinden bulundukça biz onlara hakim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız bu Kur’an-ı onların elinden almalıyız yahut Müslümanları Kur’an’dan soğutmalıyız” sözlerini sarf eder. İman ve islama hizmet aşkıyla çarpan bir kalbe sahip olan Nursi, “Kur’an’ın sönmez ve söndürülmez manevi bir güneş hükmünde olduğunu ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim” diyerek söz verir.

Nursi, doğuda Medresetüzzehra adlı bir üniversite yapma hayalindedir. Üniversite’nin projesini tasarlar ve gereken desteği almak için 1907 senesinin Kasım ayında Van’dan İstanbul’a doğru yola çıkar. Hükümete medresetüzzehra projesini anlatmak ve gereken desteğin yapılmasını talep edecektir. Sultan Abdulhamid ile sağlıklı bir iletişim gerçekleştiremeyen Said Nurs, her soruya cevap veren ve saraya karşı pervasız olup eleştiriler getirdiğinden onun hakkında; böyle bir adam olsa olsa akıl hastasıdır denilerek akıl hastanesine sevk edilir. Ancak kendisini kontrole gelen Doktor, hazırladığı raporda, “Şimdiye kadar İstanbul’a gelenlerin içerisinde zeka ve fetanetçe böyle nadir-i cihan bulunmuş değildir” diyecektir. Said Nursi, İstanbuldan umduğunu bulamamış bir vaziyette ayrılarak 1910 yılında Vana döner. Azminden bir şey kaybetmeden çalışmalarına kaldığı yerden devam eder.

1914 yılında I. Dünya Savaşıyla birlikte Nursi, Günüllü Alay Kumutanı olarak görev alır. Savaş meydanında dahi ilmi terk etmeyen Said Nursi, harp devam ederken “İşaretül İcaz” isimli eserini yazar. Talebelerinin birçoğu şehid olan Nursi, 1916 yılında Ruslara esir düşer. İki buçuk yıl süren esaretten sonra bir yolunu bularak firar eder ve 1918 Haziran’da İstanbul’a ulaşır. Ankara’da başlayan büyük İstiklal mahkemesine katılan Said Nursi, 1922 yılında meclis tarafından Ankara’ya davet edilir. Ankara’ya giden Bediüzzaman, meclis çalışmalarına iştirak ederken bir yandan da mebuslarla dini konuları görüşüyor. Namaz konusundaki gevşeklik dikkatini çekince bu konuda bir beyanname hazırlayarak milletvekillerine dağıtır. Ankara’da bulunduğu 6 aylık süre sonucunda yeni kurulan hükümetin farklı amaçlar güttüğü fark eder. İçinde geçirdikleri bu dönemde iman ve ’a hizmetin siyaset yoluyla gerçekleştirilemeyeceğini kanaat getiren Bediüzzaman, Van’a dönmeye karar verir.

 

Yeni Said

Bu dönüş kendisinin yeni Said olarak tanımladığı hayatındaki yeni bir sayfanın başlangıcıdır. Bediüzzaman Said Nursi, Van’ın Erek Dağında inzivaya çekildiği sırada ülkede gergin bir hava hakim olur. Nursi, kurulan yeni hükümete karşı isyan etmeyi planlayanlara asla katılmıyor, “Kardeşi kardeşe kırmayın” diyerek engel olmaya çalışır. Yatıştırıcı bir rol üstlenmesine rağmen Şeyh Said isyanı sebep gösterilerek hakkında sürgün kararı verilir.

1926 yılında başlayan sürgün ve hapis hayatı vefat edeceği 1960 yılına dek türlü eza ve cefalarla devam edecektir. İlk olarak Burdur’a sürünen Said Nursi, ikamet ettiği yerde halka dersler vermeye başlar bu durumdan hoşnut olmayan hükümet, 8 ay sonra onu Burdur’dan Isparta’ya sürgün edecektir. Isparta’da bir müddet kalan Said Nursi’yi etkisiz hale getirmek isteyenler çareyi onu kuş uçmaz kervan geçmez bir ücraya sürmekte ararlar. Said Nursi’nin yeni sürgün yeri Barladır. Sanılanın aksine Barla Bediüzzaman’ın davasını anlatacak, Risale-i Nur eserlerinin yazılarak memlekete yayıldığı bir merkez haline gelecektir. Devletin ileri gelenleri ise dinine ve milletine hizmet etmekten başka hiçbir derdi olmayan bu mübarek alime her türlü eziyeti çektirmekten geri kalmayacaktır.

24 saat gözetim altında çirkin muamelelere maruz kalan Bediüzzaman, 1934 yılında Barlardan ayrılarak Isparta’ya getirilir. Sürekli kontrol altında tutuluyor ve yanına kimsenin girip çıkmasına müsade edilmiyor. Eserlerini yazmaya bir an olsun ara vermeyen Said Nursi’nin çileyle dolu hayatı Isparta’nın ardında sırasıyla Eskişehir hapishanesi, Kastamonu sürgünü, Denizli hapishanesi ve Emirdağ sürgünüyle devam edecektir.

 

Vefatı

Her hapsi Medrese-i Yusufiye olarak kabul edip mahkumları ıslah eden, sürgün edildiği her yerde çevresini iman nuruyla aydınlatan Bediüzzaman, 1960 senesinde ağır hastalanır. Sürgünde olduğu Emirdağ’da talebelerine Urfa’ya gitmek istediğini söyler.

 

 

20 Mart 1960’ta Bediüzzaman, ağır hasta olarak birkaç talebesiyle birlikte yola çıkar ve 21 Mart günü Urfa’ya varırlar. Bediüzzaman, İpek palası oteline yerleştirilmesinin ardından gelen polisler derhal Isparta’ya dönmesini tebliğ ederler. Halkın tepkisiyle karşılaşan polis ısrarla Bediüzzaman ve talebelerinin şehri terk etmelerini söyler. Bu baskı devam ederken 23 Mart 1960 günü Bediüzzaman, Rahman’ın rahmetine kavuşur. Her anını insanların imanını kurtarmaya adamış bir hayatın ardından iman hakikatlerini anlattığı Risale’i Nur Külliyatı ile birlikte iman hakikati davasını geride kalanlara emanet ederek gider.

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up