Mevsim İnsanın İçinde

0

Mevsimler değişirken doğa değişir, insanlar değişir.
Mevsim geçişlerine doğada uyum sağlar, insan da. Aynı şekilde etkilenme fizyolojik olarak mümkün olmasa da ruhsal olarak olabilir. Kıştan ilkbahara geçerken yaşanan değişimlerden başlayarak anlatmak istiyorum.

Herkesin aklında bulunan kışı söyleyecek olursak bembeyaz yeryüzü ve kardan gelen sessizlik olacaktır muhtemelen. İnsana huzur veren dingin sessizlik… İlkbahara doğru oluşan değişimlerle azalan soğuklar ve eriyen karlar diye mevsim geçişlerine değinelim. Bu değişimler o kadar muhteşem bir şekilde ilerlerken ki kimse bunda bir tuhaflık olduğunu düşünmez. Çünkü her şey büyük bir nizamla ilerler. Önce karlar erir. Güneş kendini belli etmeye başlar. İlkbahar yağmurları usulca yağar, ağaçlar tomurcuklanır, çimler yeşillenir. Kapalı, kasvetli havalar gider. Açık ve güneşli gökyüzü, bütün canlılığıyla gelen yeşilliklerle renk patlaması oluşur. Göç eden kuşlar döner, her yanda cıvıldaşmaları yankılanır. Marttan itibaren günler daha uzun olur. Planlar değişir, aktiviteler artar. Havada uçuşan polenler, etrafa yayılan iğde kokuları ve sonunda sokaklarda koşuşturan çocuk sesleri…

ilerler güller açar, meyveler olgunlaşır, insanların hücreleri yenilenir. Oksijen artar. Beyne daha fazla oksijen gidince daha uyanıklaşır insan, tıpkı bu mevsim geçişinde uyanan doğa gibi.
Biraz daha zaman ilerler ve yavaş yavaş yeşeren otlar kurumaya başlar. Yağmurlar azalır, hava ısınır. Meyveler iyice olgunlaşır ve kimileri çürümeye başlar. Yaz gelmiştir.

Mevsimler değişir ve yaz da kendini sonbahara bırakmaya başlar. Ağaçlar iyiden iyiye kurur, yapraklarını döker. Yerlerde sararmış yapraklardan yollar oluşur. İnsan ruh hali de hüzne yakın… Solan yapraklar sanki içine işler insanın, ondan da dökülmeye başlar. İnsanın ruh halinin doğayla uyumu olur bu da. Göz gördüğünden etkilenir. Ruh da bunu benimser.
Havalar soğumaya başlar. İnsanlar sosyal aktivitelerini azaltır. Ağaçların dalları iyice boşalır. Geceler uzunlaşır Eylül’den itibaren. İnsanlar da mevsimlere ayak uydurur bir bakıma. Mevsim insanın içinde adeta…

İnsanın fizyolojik olarak büyüme durumuna ne kadar da benziyor aslında… Bebeklik halini ilkbahar gibi düşünelim. Körpeler, tazecikler. İlk halleri daha, ilk yeşermeleri… Yaş ilerler, ergenlik çağları başlar, gençlik yıllarına gelinir. Ateş gibi olurlar, yerinde duramazlar, kanları hızlı akar… Yaş ilerledikçe onlarda olgunlaşmaya başlarlar. Farkına varırlar yaşamanın. Pişerler bir bakıma. Hamlıkları gider. Zaman ilerler orta yaşlarına gelirler. Yavaş yavaş sosyal aktiviteleri bırakırlar, kendi içlerine çekilmeye başlarlar. Enerjileri azalır, istekleri gitmeye başlar. Kendi içlerine çekilirler. Yaşlanırlar… Bir bir yakınlarının da göçtüğünü görürler… Kurulu düzenin sonlarına onların da yaklaştığını bilirler. Ve en son… Dalda kalan son yaprakta usulca düşer… Bütün tohumlar da, yeşilliklerde derin bir uykuya dalar. Kuruyan ağaçlar kesilir …

    Mevsim de doğaya uyar, insan da. Hem ruhen hem fiziken. Her şey kusursuz bir düzenle işler. Doğanın, yaratılışın kanunu bunu gerektirmektedir çünkü.

Nazmiye

Nazmiye

Çayın da derdi var, dedi adam..
Ateşler içinde yandığına göre,
Unutulduğunda soğuduğuna göre,
Bekleye bekleye acıdığına göre
Var bir derdi.
Nazmiye

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here