Metinlerin Sınıflandırılması (Sanatsal Metin, Öğretici Metin)

0
141
Biliyoruz ki dünyada pek çok farklı konuşma ve yazı dili var. Bizim dilimizde Türkçe , yazı dilimiz ise İstanbul Ağzı. Bir de şive var ne bu şive ? Ağızla şive aynı şey mi ?

METİNLERİN SINIFLANDIRILMASI

Metinler sanatsal ve öğretici metinler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Sanatsal metinlerde okuyucunun tamamlaması gereken bir anlam dünyası bulunur. Bu yüzden duygu ve heyecan merkezlidir. Bu yüzden bu metinlerde gerçeklik kavramı dönüşüme uğramıştır.

Öğretici metinlerde ise bilgi vermek amacı hakimdir. Öğretici metinleri en iyi ifade eden tür makaledir. Bunlarda sözcüklerin temel anlamı kullanılır. Yani mecazi dünya’ya yer verilmez. Bu yüzden okuyucular bu metinlerden aşağı yukarı aynı anlamı çıkarırlar.

 

Yazılı Anlatım Türleri

Yazılı Anlatım türleri temelde öğretici türler ve sanatsal türler olmak üzere ikiye ayrılır.

Sanatsal (Edebi) Metinler

Genel Özellikleri;

➡ Dil, bilgi iletme ve öğretme amacına yönelik değildir.
➡ Sözcükler, gündelik konuşmalarda olduğu, herkesin bildiği anlamları ile kullanılır.
➡ Sanatçı, sözcüklere yeni anlamlar yükler; mecazlı, istiareli anlamlar kullanılır.
➡ Yazınsal yapıtlar, bir gerçeğin ya da yaşantının belirli bir anlama göre dilde yeniden üretilmesi ile oluşur.
➡ Yorumlanmaya açıktır.
➡ Günlük dilin söz değerlerinin anlam sınırı genişletilir.
➡ Dil genellikle “sanatsal (şiirsel) işlev”de kullanılır.
➡ Kişi, olay, zaman, mekan ögeleri gerçek yaşamdan yola çıkılarak değerlendirilemez.
➡ Öğretmeyi değil, yaşatmayı amaçlar.
➡ Verilmek istenen ileti kanıtlanamaz, doğruluğu ya da yanlışlığı gösterilemez.
➡ Betimleme ve öyküleme anlatım biçimleri kullanılır.

Örneğin;

“Toros dağları’nın etekleri ta Akdeniz’den başlar. Kıyıları döven ak köpüklerden sonra doruklara doğru yavaş yavaş yükselir. Akdeniz’in üstünde daima, top top ak bulutlar salınır. Kıyılar dümdüz, cilalanmış gibi düz killi topraklardır. Killi toprak et gibidir. Bu kıyılar saatlerce içe kadar deniz kokar, tuz kokar. Tuz keskindir. Düz, killi, sürülmüş topraklardan sonra Çukurova’nın bükleri başlar. Örülmüşçesine sık çalılar, kamışlar, böğürtlenler, yaban asmaları, sazlarla kaplı, koyu yeşil, ucu bacağı belirsiz alanlardır bunlar.

Yukarıdaki örnek: Sanatsal (Edebi) Metin örneğidir. Betimleme ve öyküleme anlatım biçimi kullanarak yazılmıştır. 

Örneğin;

Bardak boştu. Boş muydu? Evet boştu. “Öyleyse doldurmak gerek.” diye geçirdi içinden. Bardağın doldurulmasına karar verilmişti verilmesine de, neyle dolduracaktı ki? Evet, bütün sorun buydu. Olmak ya da olmamak gibi bir şeydi bu. Hem bardağı dolduracak sıvının rengine de karar verilecekti. Bu renge bağlı olarak, içeceği sıvının tadı, ısısı ve yoğunluğu da önemliydi. Asit ya da alkol barındırmalı mıydı bu sıvı ? Bardak hala boştu. Boş kalması iyiydi. Sorular ve sorunlar azalıyordu böylece. “Azalıyor muydu?” diye yazdı, bir soru imi koydu ve kalemi bırakrı.

Yukarıdaki örnek: Sanatsal (Edebi) Metin örneğidir.

 

Sanatsal Metinlerde Şu Türler Dahildir;

Coşku ve heyecanı dile getirenler: şiir.
Bir olay çevresinde oluşanlar: Masal, destan, mesnevi, halk hikayesi, hikaye, roman (bunlar anlatmaya dayalıdır); halk tiyatrosu, tiyatro (bunlar göstermeye bağlı metinlerdir).

Sanatsal Türlerin Genel Özellikleri;

Estetik zevk verme amacı vardır
Yararlılık niteliği ikinci plandadır
Öğretmeyi değil, sezdirmeyi amaçlar
Dil, sanatsal işlevde kullanılır
Çok anlamlı olup yoruma açıktır
Süslü, sanatlı bir anlatım kullanılır
Kurgusaldır, düş gücünden yaralanılır
Özgündür, tekrarlanmaz
Öznel bir bakış açısının ürünü’dür
Sanat yapıtı niteliği taşıdığından kalıcıdır

 

 

Öğretici Metinler

Genel Özellikleri;

➡ Dilin herkesçe kullanılan anlamı yani gerçek anlamı kullanılır.
➡ Metinlkerde anlatılanlar gerçek yaşamdaki nesneler, varlıklar, durumlar, olgularla ilgilidir.
➡ Amacı bir bilgiyi, bir düşünceyi doğrudan okuyucuya aktarmaktır.
➡ Nesnel bir anlatım benimsenir. Metinde ileri sürülen düşünce’nin doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılır.
➡ Dil “göndergesel işlev”de kullanılır. Dil, duygusal ve çağrışımsal bir özellik taşımaz.
➡ Nasıl söylendiğinden çok ne söylendiğine önem verilir.
➡ Bilimsel nitelik taşıyanlarda “terim”ler ağır basar.
➡ Her metinde yazarın zihniyeti (bakış açısı) onu diğer yazarlardan ayırır. Olumlu, olumsuz, ağırbaşlı, alaycı, eleştirel, onaylamacı gibi bakış açısı kullanılabilir. Metnin zihniyeti ana düşünce’de yer alır.
➡ Mantık ölçüsü içinde gelişen ve açıklamaya dayanan anlatım biçimi ağır basar.
➡ Açıklama (herhangi bir konuda bilgi vermek, bir şeyler öğretmek amacına yönelik anlatım biçimidir), tartışma (amaç: düşünce ve konularda değişiklik yapmaktır), betimleme (en yalın biçimiyle sözcüklerle resim çizme işidir) ya da öyküleme (olayı okuyucunun gözü önünde canlandırmak, anlatmak, istenileni bir olay içerisinde vermektir) anlatım biçimleri kullanılabilir.
➡ Tanımlama (bir kavrama ya da olayın belirgin özellikleriyle tanıtılmasına denir), örneklendirme (söylenmek istenilenin okuyucunun kafasında canlandırılmasını sağlayan bir yöntem’dir), tanık gösterme (anlatılmak istenilen düşüncenin başkalarının görüşlerinden, sözlerinden yaralanarak açıklanması yoludur), karşılaştırma (iki varlık, iki kavram ya da iki şey arasındaki benzerliklerden yaralanma söz konusudur) gibi düşünceyi geliştirme yollarından yararlanılır.

Örneğin;

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor. Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için. Düşünmekten korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliği’nin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünya’ya iyi bir şey veremediği için. Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için. (SHAKESPARE)

Yukarıda ki örnek: öğretici metin örneğidir. Bu metinde insanların korkma nedenleri açıklanmıştır. Dolayısıyla bu metinin yazılış amacı açıklamaktır. Metinde kelimeler ilk anlamları ile kullanıldığı için her okuyucu bu metinden aynı anlamı çıkarmaktadır.

 

MİZAH KUTUSU
Yahya Kemal’in İstanbul’a hayranlığı herkesçe bilinir. Şiir ve yazılarının büyük çoğunluğu’nun konusu İstanbul’dur. 

Onun için İstanbul’dan ayrı olmak sevgiliden ayrı olmak gibi’dir. Yahya Kemal, şu veya bu nedenle Ankara da ikamet etmek zorunda kalınca, İstanbul burnun da tütermiş.
Yahya Kemal’e sormuşlar:
-Üstat, Ankara’nın sevdiğiniz bir yanı yok mu?
-“Var.” demiş. “Ankara’nın İstanbul’a dönüşünü severim.”

 

 

Öğretici Metinlere Şu Türler Dahil Edilir;

Bilimsel metinler; Alanında uzman kişilerce kaleme alınan ve bilimsel bilgiyi iletmeyi sağlayan metinlerdir.
¤ Nesnel bir anlatım benimsenir
¤ Görüşler güvenilir kaynaklara dayandırılır
¤ Kaynaklar yazı’nın sonunda belirtilir
¤ Dil, göndergesel işlevde kullanılır
¤ Terimlere çokça yer verilir

Türleri;
Bilimsel Metinler: “bilimsel makale, tarama, değerlendirme yazıları, konferans raporları, toplantı özetleri, bildiriler” olarak gruplandırılabilir.
Bölümleri;
Bilimsel metinler “başlık, özet, giriş, asıl metin, sonuç ve tartışma” bölümlerinden oluşur.

Örneğin;

Fosil yakıt kullanımı atmosfere önemli miktarlarda kükürtdioksit, karbondioksit, metan ve nitrik oksit gibi gazlar salar. Bunlardan kükürtdioksit asit yağmurlarına yol açar. Sera gazları denilen diğerleriyse, yeryüzüne çarpıp yansıdıktan sonra frekans dağılımı değişen Güneş ışınlarını soğurarak uzay boşluğuna geri kaçmalarını kısmen önler. En fazla salınan sera gazı karbondioksit. Karbon’un atom ağırlığı 12, CO2‘in molekül ağırlığı ise  44 olduğundan, yakılan her gram karbon atmosfere 3,667 gram karbondioksit salınması anlamına gelir.

Tarihi metinler; Toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyetleri, kendi iç sorunlarını neden-sonuç ilişkisi kurarak inceleyen bilim dalına tarih: tarih incelemeleri sonucunda yazılan metinlere de tarihi metin denir.
¤ Belgelerden yararlanılır
¤ Açık, anlaşılı bir dil kullanılır
¤ Çok anlamlılığa kapalıdır
¤ Dilin göndergesel işlevi öne çıkar

Örneğin;

İlk Osmanlı anayasası olan Kanun-i Esasi, 12 bölüm ve 119 maddeden oluşur. Hazırlanan pek çok anayasa tasarısı arasından bu iş için görevlendirilen Cemiyet-i Mahsusanın hazırladığı teklif seçilir ve Midhat Paşa’nın başkanlığındaki hükümet tarafından son şekli verilir. Padişahın başkanlığındaki hükümet tarafından son şekli verilir. Padişahın onayından sonra 23 Aralık 1876 da anayasa ilan edilerek I. Meşrutiyet Dönemi başlar.

Felsefi metinler;Bilgi’nin kaynağı ve varlığın özü üzerinde duran, aklı kullanarak felsefi soruları ele alan metinler’dir.
¤ Sorgulayıcı, eleştirel bir tavra dayanır
¤ Dil, göndergesel işlevde kullanılır
¤ Sözcükler daha çok kavramsal yanlarıyla kullanılır.
¤ Soyutlanmalar’dan yararlanılır

Örneğin;

Varlık bir tek şeydir: var olan ise o varlığın içindeki birçok şeydir. Bir tek varlık (hakikat, realite) ve o bir tek varlığı oluşturan, var olandır. Gerek görünüş gerek oluş, var olanda ortaya çıkar. Aristoteles, var olanı değişik yönlerden değil: sadece var olan olarak incelemeyi teklif etmiştir.

Gazete çevresinde gelişen metinler; sohbet, deneme, fıkra, röportaj, eleştiri.

Makale: Bir gerçeği açıklamak, bir konuda görüş ve düşünceler öne sürmek veya bir tezi savunmak, desteklemek için yazılan yazılardır. Bir yazarın belli bir konudaki düşüncelerini belli kanıtlar, belgeler ve inandırıcı veriler kullanarak okuyucuya kabul ettirmeye çalıştığı yazı türü’dür. Makale’nin temel amacı öğretmektir. Türk edebiyatında bu türün ilk örneğini Şinasi vermiştir. Şinasi, makalesini aynı zamanda ilk özel özel gazetesi olan Tercüman-ı Ahval de “Tercman-ı Ahval Mukaddimesi” başlığı altında yayımlamıştır. Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi, Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Sami dönemin ilk makale yazarlarındandır. Bu türün diğer temsilcileri arasında Cenap Şahabettin, Hüseyin Cahit, Ziya Gökalp, Cemil Meriç, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Mehmet Kaplan’ı saymak mümkündür.
¤ Nesnel bir anlatım benimsenir
¤ Ciddi bir üslubu vardır
¤ Bilgilendirme, öğretme, açıklama amaçlıdır
¤ Anlatılanları kanıtlama zorunluluğu vardır

Sohbet (Söyleyişi): Yazarın günlük olaylar arasından seçtiği bir konuyla ilgili kendine özgü görüş ve düşüncelerini fazla derinleştirmeden karşısındakilerle konuşuyormuş gibi anlattığı yazılardır. Edebiyatımıza Tanzimat’tan sonra girer. Ahmet Rasim ile Şevket Rado bu türdeki yazıları ile tanınır.
¤ Senli benli bir anlatım benimsenir
¤ Okurla konuşuyormuş gibi yazılır
¤ Konuşma dili kullanılır
¤ Konu yüzeysel şekilde işlenir
¤ Konuya okurun dikkatini çekmek amaçlanır
¤ Planı, makale ile aynıdır

Örneğin;

Bu sözleri dinlerken tabi aklınıza gelen suali (soruyu) tahmin etmiyor değilim. Peki ama nasıl iyimser olmalı? İnsan dünya’ya iyimser olarak gelmektedir. Küçük çocukların en tatlı hayaller içinde büyüdüklerini hatırlayacak olursanız bu sözün doğruluğuna inanırsınız sanıyorum. Sonradan kötümser olduğumuza göre dostlarımızı iyimser insanlardan seçelim. Neşe bulaşır, derler. Onların neşeleri bize bulaşır, hayatı hoş tarafından almaya alışacağımız için kötümserliğimiz’den eser kalmaz belki.

Deneme: Yazarın herhangi bir konuda kendi kendisi ile konuşuyormuş gibi yazdığı, kesin hükümlere varmadan samimi bir üslupla oluşturduğu yazılardır. Dünya edebiyatında denemenin büyük ustası Montaigne olarak bilinir. Ayrıca bu türü geliştiren yazılar arasında İngiliz yazar F. Bacon, C. Lamb ve Alaine yer alır. Türk edebiyatında ise dönemin ustaları arasında Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin, Sabahattin Eyüboğlu, Cemil Meriç ve Mehmet Kaplan yer alır.
¤ Planı makale ile aynıdır
¤ Her konuda yazılabilen serbest yazılardır
¤ Ciddi bir birikim gerektirir
¤ Yazar kendisiyle konuşuyormuş gibi üslup kullanır
¤ Öznel nitelikli, bireysel yazılardır
¤ Anlatılanları kanıtlama zorunluluğu yoktur
¤ İçten, samimi bir dil ve anlatım kullanır
¤ Dilin güzel kullanma amacı da vardır

Örneğin;

Ben, sanatı ve edebiyatı insan varlığının en kutsal yaratışlarından biri sayarım. Gerçek sanat eserlerinin de yanına geçecek değer de olduğuna inanan sanatçıların ellerinden çıkmış olanlar arasında bulunacağına inanıyorum. Zaten bana bu satırları yazdıran da bu inanış oldu. Tabi yarını, geleceği masal sayanlar, günü gününe yaşamakla yetinenler, diledikleri gibi düşünüp yazarlar.

 

Fıkra (Söyleyişi): Bir yazarın günlük olaylara ya da ülke ve toplum sorunlarına ait herhangi bir konu üzerinde kişisel görüş ve düşüncelerini, akıcı bir dille anlatan yazılardır. Fıkra türü edebiyatımıza Tanzimat’tan sonra girer. Özellikle 1908’den sonra görülür. Ahmet Rasim, fıkra türündeki yazıları ile tanınır. Nasrettin Hoca fıkraları gibi mizahi fıkralar bu türden farklıdır.
¤ Toplumu ilgilendiren güncel konular işlenir
¤ Anlatılanları kanıtlama zorunluluğu yoktur
¤ Okuru konu hakkında düşündürmek amaçlanır
¤ Bir kamuoyu oluşturulmak istenir
¤ Serbest bir üslup benimsenir
¤ Planı, makale ile aynıdır

Röportaj: Soru-cevap üzerine kurulu bir türdür. Kişi ziyaret edilerek ona sorular sorulur ve alınan cevaplar olduğu gibi aktarılır. Röportajda belgelere ve fotoğraflara yer verilir. Günümüzde gazeteciliğin önemli bir kolu olan röportaj, siyasi ve edebi şahıslarla ilgili geniş sıra dışı bilgiler vermesi yönü ile önemlidir. Türk edebiyatında özellikle Ruşen Eşref Ünaydın’ın “Diyorlar ki” adlı eseri bu türün en güzel örnekleri arasında yer alır. Diğer röportaj yazarlarından Hikmet Feridun Es, Tahir Kutsi Makal ve Yaşar Kemal dikkat çekenlerdir.
¤ Konu; bilgi, belge, görsellerle desteklenir
¤ Özelden genele bir anlatım kullanılır
¤ Birinci kişinin ağzından yazılır
¤ Anlatımda diyaloglardan yararlanılır
¤ Genelde şimdiki zaman kipi kullanılır
¤ Planı, makale ile aynıdır

Örneğin;

“En korunmuş köy neresidir?” diye soruyorum. Ortak olarak aldığım yanıt “dağ köyleri” oluyor. “Demek ki” diyorum, “En tepedeki en geçmiş zaman nakşedilmiş.” Dağ köyleri daha bozulmamıştır, düzene indikçe kentleşme kendisini daha belirgin gösterir. “Peki, hangi köydür bu?” Neredeyse herkesin yanıtı “Zekeya”. Zekerya köyü, Ardunç’un 26 kilometre güneyinde, Erzurum sınırına yakın. Vardığımızda öğlen olmamıştı. Herkes mallar için kışlık biçmede. Zaten biz de geçmişe en yakın olanları arıyoruz. “Köyde kimse var mıdır?” ses zayıflayarak bize ulaşıyor: “Gülbek Emmi var, şu cumbalı ev.”

Eleştiri: Bir kişi, düşünce veya sanat eserinin zayıf ve güçlü yönlerini ortaya koyarak onun gerçek değerini belirlemeyi amaçlayan yazı türüdür. Edebiyatımıza Tanzimat’tan sonra girer. İlk eleştirmen, Namık Kemal kabul edilir. Batılı anlamda bir yazı türü haline Servetifü’nun Dönemi’nde gelir.
¤ Kişi veya yapıtın gerçek değeri ortaya konur
¤ Olumlu ve olumsuz yönler birlikte ele alınır
¤ Okura ve yazara yol gösterme amacı vardır
¤ Planı, makale ile aynıdır

Örneğin;

Toplumlar yaratır miti, yaratırsa bir kişi değil. Bunun için Memidik’in Muhtar’ı öldürmek düşüncesi ile haşır neşir olarak yaşayışından bir kişinin bir cinayet mitini yaratışına varamıyor Yaşar Kemal. Buna karşılık Yaşar Kemal, bilerek bilmeyerek, Memidik’in kişiliğinde bir Hamlet, bir köyü Hamlet yaratıyor. Memidik’i bize özgü bir Hamlet yapıyor.

Kişisel hayata ilişkin metinler: Hatıra, gezi, biyografi, günlük, mektup.

Hatıra (Anı): Bir kişinin, başından geçenleri, yaşadıklarını veya tanığı olduğu olayları, üzerinden belli bir zaman geçtikyen sonra yazdığı yazı türüdür. Anı kitaplarına “hatırat” denir. Hatıra türünün ilk örneği Göktürk Yazıtları kabul edilir. Türk Edebiyatında Tanzimat’tan sonra Batılı anlamda hatıralar yazılır. Akif Paşa’nın Tabsıra adlı yapıtı, Batılı anlamdaki ilk hatıra örneğidir.
¤ Yaşananlar akılda kaldığıyla çok sonradan yazılır
¤ Yaşananlar birincil kişinin ağzından aktarılır.
¤ Öyküleyici ve betimleyici anlatım ağırlıktadır.
¤ Öznel olsa da belgesel nitelik taşır

Örneğin;

Memduh Şefket Esendal rahmetli de Hisar da (dergi) yazılar yazmıştır. Bir gün Maliye Bakanlığına telefon etmiş. Bir arkadaş “Bir Bey, Hisarlı diye birini arıyor. Acaba sen misin?” dedi. Ahizeyi aldım. Esendal’ın sesi: “Hisarlı Bey, Hisarlı Bey! Sizin Çınar dergisinin son sayısı bana ulaşmadı, onu gönderir misiniz?” Hay hay efendim, göndeririz dedim.

Biyografi (Yaşam Öyküsü): Herhangi bir alanda başarılı olmuş, tanınmış kişilerin hayatını, düşüncelerini ve eserlerini anlatan yazılardır. Eski edebiyatta “tercüme-i hâl” kavramıyla karşılanır.
¤ Kişi’nin hayatı başkası tarafından anlatılır
¤ Üçüncü kişi ağzından aktarılır
¤ Belgelerden yaralanılır
¤ Kronolojik (zaman dizinsel) sıra izlenir
¤ Kişi’nin hayatı, düşünceleri ve yapıtları anlatılır

Örneğin;

Tanzimat’tan sonra gelenler arasında “öz şiir” yolunun en güçlü şairi olan Yahya Kemal Beyatlı 2 Aralık 1884’de Üsküp’te doğmuştur. Rakofça kırlarına çok eskiden yerleşmiş akıncı beyleri’nin soyundan Yahya Kemal’in asıl adı Mehmet Agâh’tır. Babası Nişli İbrahim Bey: annesi, divan şiirinin son üstadlarından Leskofçalı Galib Bey’in yeğeni Nakiye Hanım’dır.

Günlük (Günce): Kişinin gördüklerini, yaşadıklarını, düşündüklerini tarih belirterek günü gününe yazdığı yazılardır. Eski edebiyattaki karşılığı “ruzname”dir. Batılı anlamdaki ilk günlükler Tanzimat’tan sonra yazılır. Direktör Ali Bey’in Hindistan gezisini anlattığı Seyahat Jurnali adlı yapıtı bu türün ilk örneğidir.
¤ Yaşananlar günü gününe aktarılır
¤ Her yazının tarihi belirtilir
¤ Birinci kişinin ağzından aktarılır
¤ İçten bir anlatım benimsenir
¤ Yazarın iç dünyasını yansıtır

Örneğin;

Cumartesi, 6 Mart 1920
Öğle üzeri fakülteye gittim. Doğru Ömer’in (Seyfettin) odasına girdim. Bitap (güçsüz) yatıyordu. Elini elime aldım. Ter içindeydi. Burnumun delikleri kararmış gibiydi. Nefesi de intizamsızdı (düzensizdi). Hizmetçi kadınlara sordum. Gece çok sayıklamış, “Burası hastane değil, tımarhane… Ben Canip’e gideceğim!”demiş. Dalgındı, “Ömer! Ömer!” diye seslendim. Gayet fersiz (ışıksız) gözlerle bana baktı: “Tanıdın mı?” dedim. Kendine mahsus (özgü) çabuk ifadeyle kafasını sallayarak “Canip!” dedi, yine daldı.

Mektup: İnsanlar arasında haberleşmeyi sağlayan mektup, edebi değer taşıdığında edebi türlerden sayılır. Birbirinden uzaktaki kişilerin haberleşmek amacıyla kullandıkları yazı türüdür. Yoksa iş mektubunun ya da belli kurumlardan şahıslara gönderilen mektupların edebiyat sahasındaki mektuplardan sayılması gerektiğini bilmeliyiz. Latin edebiyatında ilk örnekleri görülen mektup türünün asıl geliştiği dönem 18-19. yüzyıl’dır. Balzac “Vadideki Zambak”ı, Goethe “Genç Werther’in Acıları”nı ve Rousseau bazı eserlerini mektup türünde yazmıştır. Türk edebiyatında Fuzuli’nin Şikayetname adlı mektubu bu türün bilinen ilk örneklerindendir.

Örneğin;

Kardeşim,
Günler geçiyor. Hayattan memnunum, zaten ondan hiç bir vakit şikayetçi olmadım. Hayattan korkmuyorum ki şikayetçi olayım ve ondan ümidimi kendim için ve kendimden önce insanlarım, sevgilerim için her zaman kesmiş değilim ki şikayet edeyim.
Gözlerinden öperim kardeşim. Sıhhatli, ümitli ve iyimser olmanızı dilerim.

(NAZIM HİKMET)

 

Öğretici Türlerin Genel Özellikleri;

Bilgi vermeye ve açıklamaya dayalıdır
Yazar, anlatacaklarını doğrudan aktarır
Bilgi, belge, gözlem ve gerçeklerden beslenir
Kurgu, hayal, olağanüstülük içermez
Açıklama, tanımlama, tartışma, karşılaştırma, örneklendirme gibi teknikler kullanılır
Nesne bir anlatım benimsenir
Dil, ağırlıklı olarak göndergesel işlevde  kullanılır
Bir konusu, ana düşüncesi ve yardımcı düşünceleri vardır
Açık, anlaşılır, sade bir dil kullanılır
Mesaj, doğrudan yazar tarafından verilir
Çok anlamlı değildir, yoruma kapalıdır
Sanat yapma amacı taşımaz

 

Metinler Aşağıdaki Ölçütlere Göre Sınıflandırılır;

» Gerçeklikle ilişkileri
» Kullanılan anlatım tekniği
» Kullanılan anlatım türü
» Dilin kullanımı ve işlevi
» Metin içeriği
» Biçimsel özellikler
» Yazılış amacı

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here